folder Tahribat.com Forumları
linefolder Genel
linefolder Mimar Sinan Vefatı Ve Çeşme Olayı



Mimar Sinan Vefatı Ve Çeşme Olayı

  1. KısayolKısayol pmÖzel Mesaj
    hbgrstyle
    hbgrstyle's avatar
    Kayıt Tarihi: 17/Haziran/2007
    Erkek

     

     

    İstanbul devamlı bir su problemi içerisindedir. Bu problemin çaresi
    asırlar önce Kanuni zamanında, Mimar Sinan’ın günlerinde konuşulmuş
    ve en büyük çare Sinan’la bulunmuştur. İstanbul’un o günkü nüfusu
    çoğalınca Kanuni Sultan Süleyman, Sinan’ı çağırır, der ki:
    “Mimarbaşı, halkımız su ihtiyacı içinde. Bir at yükü suya çok miktar
    akçe ödüyorlar. Acaba halkımızın bu su ihtiyacını karşılamak için
    bir şeyler düşünmez misiniz?”

    Mimarbaşı der ki:

    “Sultanım siz müsaade buyurun, ben İstanbul’un çevresini bir
    dolaşayım, dışarıda mevcut sulan İstanbul’a getirmenin mümkün olup
    olmadığını bir inceleyeyim ve ondan sonra size bir cevap veririm.”

    Ve Sinan Ağa atına biner, yanına yardımcılarını da alır, Çekmece’den
    başlayarak kıyılan dolaşır, Beşiktaş’a kadar İstanbul’un kıyılarında,
    dereleri, akan sulan tespit eder. Bu suların önü örüldüğü, baraj
    yapıldığı takdirde nereye kadar yükselir, nereden nereye kemer
    yapılarak İstanbul’a getirilebilir, bunun günlerce hesabını yapar ve
    Kanuni’nin huzuruna çıkar. Sultan sorar:

    “Mimarbaşı, İstanbul’a su getirmek mümkün müdür?” Mimarbaşının cevabı:

    “Beli sultanım, mümkündür. Ancak çok ağır bir şartı var.”

    “Nedir o mimarbaşı?”

    “Sultanım, altın dolu keseleri uç uca dizmek şartıyla ancak
    İstanbul’a su gelebilir.”

    Kanuni’nin cevabı şu olur:

    “Mimarbaşı sen İstanbul’a su getirmenin mümkün olup olmadığını söyle.
    Eğer mümkünse ben keseleri uç uca değil, yan yana dizmeye razıyım.”

    Bunun üzerine Mimar Sinan kolları sıvar ve İstanbul’un dışındaki
    sulan Kağıthane civarında belli yerlerde toplar, oradan da dere
    içlerine büyük geçitler yaparak İstanbul’a getirir ve şehrin belli
    meydanlarında umumi çeşmeler yaparak suyu akıtır. Bu çeşmelerin
    tamamı da kırkı bulur. Ve Kırk Çeşme suları akmaya başlar.

    O güne gelinceye kadar, musluk gibi bir adet olmadığı için sular boşa
    akıp gitmektedir. O gün çok pahalıya mal olan suyu artık bostanlara,
    yollara akıtmak istemiyorlar ve ilk defa İstanbul’da lüle dedikleri
    musluğu çeşmelere koyuyorlar.

    Su böylesine pahalıya geldiği ve kıymet kazanmaya başladığı için
    Kanuni bir ferman çıkarır, der ki: “İstanbul meydanlarındaki umumi
    çeşmeler halkın malıdır. Hiç kimse bu çeşmelerden gizlice yeraltından
    evine su alamayacaktır.”

    Bu umumi kaidenin bir istisnasını da koyar Kanuni. O da özel olarak
    Sinan’a iletilir. Denir ki: “Sen İstanbul’a böylesine güzel bir
    çalışma sonunda kırk çeşme sularını getirdin. Sen evine özel olarak
    bir lüle su alabilirsin.”

    Ve Süleymaniye civarındaki meydan çeşmesinden Sinan’ın evine özel
    olarak yol yapılır ve su akıtılır. Böylece Mimar Sinan evinde özel
    suyu olan tek kişi olur.

    Mimar Sinan Şehzadebaşı Camiini, Süleymaniye Camiini ve Edirne’deki
    Selimiye Camiini yaptıktan -sonra yaşlanır. Devir hep öyle
    geçmemiştir. İtibarının yüksekte olduğu devirde, kendisinin kıymetini
    takdir edenler bir bir bu dünyadan göçmüşlerdir. Kanuni vefat
    etmiştir, yerine başka padişahlar geçmiştir. Ve Sinan 99 yaşına
    gelmiştir. Çevresindeki dostları göçtüğü için de kendisi İstanbul’da
    adeta yapayalnız kalmıştır. Ve yeni bir nesil yetişmiştir.

    Bir gün Sinan’ın kapısına birisi gelip dayanır. Kapıyı çalar. Sinan
    bastonuna dayanarak kapıyı açar, “Buyurun” der.

    Gelen meçhul ihsan, “Ben Topkapı Sarayı postacısıyım. Sizi divana
    çağırıyorlar. Herhalde bir soruşturmaya tabi tutulacaksınız” der.

    Sinan Ağa, bu ihtiyar halinde, dostlarının tümünün göçüp gittiği,
    kendisini eserleri inşaat halindeyken görenlerin kalmadığı bu ihtiyar
    dünyada, “Acaba Topkapı Sarayına niye çağırılıyorum?” diye bastonuna
    dayana dayana gider.

    Saraya girer, orada bir soruşturma heyeti kurulmuştur: Kadılar,
    ulemalar, müftüler, o günün vükelası. Sinan’a şöyle derler: “Sinan
    Ağa, hakkında şikayet var. Eve su almak yasak olduğu, hiç kimse evine
    özel olarak su almasın’ diye padişah fermanı olduğu halde, sizin
    evinizde özel su varmış.”

    “Evet,” der, “Cihan Padişahı bana öyle özel olarak müsaade etmişti.
    İstanbul’a yaptığım, su hizmetinden dolayı sadece benim şahsıma su
    müsaade etmişti de almıştım.”

    “O zaman şu müsaadenizi, ferman görelim de ses çıkarmayalım. Kimseye
    verilmemesine rağmen, sizinki devam etsin.”

    Sinan’ın cevabı şu: “Ben o zaman Cihan Padişahından ferman istemekten
    hicap etmiştim. Fermanım falan yok, ama su benim evimde akıyor.”

    Divan müşkül durumda kalır, konuşmalar olur: “Sinan büyük hizmetler
    etmiştir, evinde suyu aksın.” Oradan başkaları cevap verir: “Bu Âl-i
    Osman’a hizmet eden sadece Sinan mı? Sinan gibi daha nice hizmet
    edenler vardır. Ya onların da evine özel su verilsin, ya da Sinan’a
    da bu ayrıcalık tanınmasın.”

    Divanda uzun münakaşalar olur, son olarak verilen karar şudur: “Sinan
    gibi diğer hizmet edenlerin de evine su bağlanamayacağına göre,
    Sinan’a verilen su kesilmeli, fakat şimdiye kadar kullandığı su
    fermansız kullandığı için bir cezaya mucip olmamalıdır.”

    Ve bu karardan sonra Sinan evine gelir. Üzgün, bezgin, fakat fazla
    müteessir değil. Çünkü Sinan hizmetini Allah için yapmıştır.
    Kendisine bir ayrıcalık tanınsın, özel bir mükafat verilsin diye
    değil.

    Ve Sinan 100 yaşına girerken hastalanır yatağa düşer. Vefat sırasında
    bir bezi suya batırıp da dudağına çalmak isterlerken bakarlar ki,
    evindeki musluktan su akmıyor. İstanbul’a su getiren Sinan, susuz
    evde vefat eder. Vefat sırasında bu olayı başında konuşanlara verdiği
    cevap enteresandır:

    “Biz hizmetimizi dünyada bir bardak suya satacak kadar menfaat
    düşkünü değiliz. Biz hizmetimizi Allah için yaptık ve mükafatını da
    ahirette bekliyoruz. Dünyada evimize su verilmediği için müteessir
    değiliz.”

    Bu olayın bizlere verdiği mesajlar vardır. Dünyaya, şana, şöhrete,
    dosta, ahbaba, arka olmalara fazla güvenmemeli. Dünya öyle
    güvenilecek, insanlar öyle bel bağlanacak kadar vefalı değillerdir.
    Şartlar değişir, bugün sırtımız çok sağlam yerde olur, çok itibarlı
    insanlarla yakınlığımız olur. Ama yarın bir de bakarız ki, onların
    hepsi göçüp gitmiş, biz de dayanacak kimse bulamamışız.

    Derler ya: “Duvara dayanma yıkılır, insana güvenme ölür.” Öyleyse
    fani şeylere dayanmamalı, fani şeyleri gaye edinmemelidir. Allah’a
    dayanmalı, Allah’a güvenmeli ve yaptığımız hizmetleri de Allah rızası
    için yapmalıyız. İnsan bu tecelli karşısında hayıflanmaktan
    kurtulamıyor:

    “Hey gidi dünya hey. İstanbul’u suya kavuşturan Sinan susuz evde
    vefat ediyor.”

     

     

  2. KısayolKısayol pmÖzel Mesaj
    prokto
    prokto's avatar
    Kayıt Tarihi: 03/Ocak/2006
    Erkek
    hbgrstyle bunu yazdı:
    -----------------------------

     

     “Duvara dayanma yıkılır, insana güvenme ölür.”

     

     


    -----------------------------

     

     

     

    kim dediyse çok doğru demiş kardeş.sadece ölse gene iyi. giderken senide götürüyo

  3. KısayolKısayol pmÖzel Mesaj
    mustafacsn
    mustafacsn's avatar
    Kayıt Tarihi: 30/Temmuz/2005
    Erkek

    Derler ya: “Duvara dayanma yıkılır, insana güvenme ölür.” Öyleyse
    fani şeylere dayanmamalı, fani şeyleri gaye edinmemelidir. Allah’a
    dayanmalı, Allah’a güvenmeli ve yaptığımız hizmetleri de Allah rızası
    için yapmalıyız.

    doğru harbi öyle sonumuz hayırlı olsun

  4. KısayolKısayol pmÖzel Mesaj
    blue_dream
    blue_dream's avatar
    Kayıt Tarihi: 04/Mart/2007
    Erkek
    hos va anlamlı bi yazı hocam sagol...
  5. KısayolKısayol pmÖzel Mesaj
    nakamura2
    nakamura2's avatar
    Kayıt Tarihi: 26/Ağustos/2005
    Erkek
    Harika bi yazı Mimar Sinan büyük bir zaattır Allah rahmet eylesin..
Toplam Hit: 2250 Toplam Mesaj: 5