Bok Dolu Türk Televizyonu

  1. KısayolKısayol reportŞikayet pmÖzel Mesaj
    Austen
    Austen's avatar
    Kayıt Tarihi: 13/Ağustos/2012
    Erkek

    Metni okumadım. Başlığa hitaben şunu söyleyeyim; akşamüstü bir televizyon programında bir zamanların ünlü "Caner'i" şu an ne yapıyor diye gösteriyorlardı. Hangi Caner diyenler olabilir. Caner'le - Tülin vs. diye bir süre milleti tiyatro bağımlısı yaptıkları Caner. Yapımcılar kullanıp resmen çöpe atmışlar. O dönem hatırlıyorum çok trenddi, her kanalda, herkesin yanında görünüyordu. O günden sonra çökmüş, taksicilik yapmış şu an tostçuluk yapıyormuş sanırım. Hala daha o tiyatroları gerçekmiş gibi izleyip yorumlayan kafalar var. Oyuncuları bu hale geliyor, izleyenler daha beter hale...

    Hellaven'in paylaştığı şey çok önemli ve doğru tespitlere dayanıyor. Ufacık örnek bile olayı resmetmeye yeterli. Benzer bir okuma yapmak için Roland Barthes - Çağdaş Söylenler kitabını öneririm.

    http://www.idefix.com/kitap/cagdas-soylenler-roland-barthes/tanim.asp?sid=CF6XRQIG8A2YF7GMVXW2

     

    Austen tarafından 07/Kas/15 21:39 tarihinde düzenlenmiştir
  2. KısayolKısayol reportŞikayet pmÖzel Mesaj
    flybatwin
    flybatwin's avatar
    Kayıt Tarihi: 01/Mayıs/2008
    Erkek

    Hocam sizde digiturk alin bir sürü değişik kanal var belgesel izleyin


    www.tekno50.com
  3. KısayolKısayol reportŞikayet pmÖzel Mesaj
    u235
    u235's avatar
    Kayıt Tarihi: 31/Mart/2008
    Erkek

    Hellavenin alıntı süper.Çok doğru olmuş.


    İyi ki varsın Eren.
  4. KısayolKısayol reportŞikayet pmÖzel Mesaj
    kazasker1
    kazasker1's avatar
    Kayıt Tarihi: 15/Ağustos/2012
    Erkek

    Bana soruyorlar "bütün gece balkonda bilgisayar başında ne yapıyorsun" diye...

    Diyemiyorum ki "bilgisayar dünyası, sizin o küçük aptal elektronik kutunuzdan çok ama çok fazla bir dünyadır" diye...


    Anam Türk, Babam Türk, Soyum Türk. Ergenekondan Başlamış Türk'lüğüm. Gerisinin... Türk Oğlu Türk'üm, Onur Duyarım...
  5. KısayolKısayol reportŞikayet pmÖzel Mesaj
    blitzx
    blitzx's avatar
    Kayıt Tarihi: 11/Ekim/2015
    Erkek

    Daha bugün traş olmaya Bayramyeri'ne indim.Denizlide oturanlar bilirler orası baya haraketlidir.Neyse traş oluyorum tv açık çırak kanalı değiştiriyor;Hızlı ve öfkeli geldi.Oo abi şunlara bak ne arabalar var falan filan.Bizimkiler hiç böyle şey yapamıyorlar dedi.Yapamazlar dedim.Neden abi dedi çırak.Yahu orda bu sektör.Yani bu iş milyon dolarların döndüğü bir sektör.Ama buraya baktığında bizim sanki dedim herşeyimiz yerinde gülüm balım bir toplumuz bizim de dedim tecavüzlü,zengin kız fakir oğlan temalı dizilerimiz var dedim.Abi haklısın dedi.

     

    Diyeceğim şudur ki;Herkes bundan şikayetçi ama bunun için çaba harcayan yok.Ben mesela oturduğumda salona ailemle birlikte tv'yi kapatırım.Azıcık dahi olsa insanların telefona,televizyona ne bileyim internet koparabilirsem büyük bir şey başarmış sayarım.Çünkü toplum şu anda zombileşmiş durumda.Bu zombilere bende dahilim maalesef.Neden mi?Bir şey yapmıyorum veya yapamıyorum.Akşam eve geldiğimde işin yorgunluğu ile başka şeyler arıyorum.Bazen de kitap okuyorum.Ama mümkün olduğunca internet bakmamaya gayret ediyorum.

  6. KısayolKısayol reportŞikayet pmÖzel Mesaj
    marad10a
    marad10a's avatar
    Kayıt Tarihi: 21/Temmuz/2013
    Erkek
    Hellaven bunu yazdı

    1989 yılı...

    Türkiye ilk defa pizza dükkanlarıyla tanışır.

    Türkiye’ye birkaç dükkan açarak pazarın nabzını yoklayan ünlü marka aldığı sonuçla şoka girer.

    Bekledikleri gibi olmaz.

    Boğazına düşkün olduğu için pizzayı seveceğini düşündükleri Türk tüketicisi, pizzayı sevmez.

    Dükkanlar kapatılır.

    Geri dönülür.

    * * *

    1991 yılı.

    Murakami-Wolf-Swenson Productions’ın ürettiği bir çizgi film dünyada büyük ilgi görür.

    Yapımcı şirket Türkiye’deki bir özel kanala bu çizgi filmi teklif eder.

    Kanal şaşkındır, fiyat gerçekten olması gerekenin %10’udur.

    Adeta kapandaki peynir gibi duran bu teklifi kaçırmaz özel kanal.

    Yayınlanmaya başlar.

    Çizgi film Türkiye’de de çok tutulur.

    Oyuncakları, rozetleri, kartpostalları, defterleri ve kitap kapları ile müthiş bir pazarlama da beraberinde gelir.


    * * *

    1994 yılına gelindiğinde çizgifilm dizisi milyonlarca çocuğu ve genci etkisi altına almıştır.

    Bu çocuklar tuhaf  bir biçimde annelerinden pizza pişirmesini istemeye başlar.

    Türk anneleri pizzayı nasıl yapacağını bilmez.

    Talep gitgide artar.

    Derken pizza zinciri dükkanlarını yeniden aktif hale getirir, yeni dükkanlar açar.

    Çocuğu yemek yemeyen anneler mecburen pizza sipariş eder.

    Liseli, üniversiteli gençler arasında bir itibar nesnesi haline gelir. Türk mutfağının demode lahmacunu, pidesi terk edilmiş, gençler gruplar halinde pizza dükkanlarına gider hale gelir.

    Tesadüfen (!) pizza talebini patlatan bu çizgifilmi çoktan tahmin ettiniz değil mi?

    Bravo! O çizgi film “Ninja Kaplumbağalar”!

    O pizza zincirini de tahmin ediyorsunuzdur, onu da buraya yazmayayım.

     

    Şimdi o çocuklar büyüdü, çizgifilmi ilk izleyenler 30’larına geldi.

    İlk jenerasyon genç evli, yeni nesil aile oldu.

    Onlardan sonraki jenerasyon şimdilerde üniversite öğrencisi, ya yurtta ya da öğrenci evinde kalıyor.

    İlk jenerasyondaki evliler evde yemek pişirmek yerine sık sık şöyle diyor : “Pizza mı söylesek?

    Bir sonraki jenerasyon da yurt odasına ya da öğrenci evine neredeyse her akşam pizza sipariş ediyor.

    * * *

    İşte algılarımız böyle yönetiliyor.

    20-30 yıllık stratejiler çiziliyor, uygulanıyor.

    Bizim eğlenceli diye olarak izlediğimiz masum çizgifilmler, diziler, sinema filmleri birtakım fikirlerin beyinlerimize çok daha hızlı zerk edilmesini sağlayan katalizörlerden ibaret.

    Ve emin olun, bu bilinçaltı pazarlamacıları, bu algı sihirbazları bize sadece pizza yedirmiyor…!

    * * *

    Bu sadece bir örnekti,

    Her Amerikan filminde Apple bilgisayarların görünmesi bugünkü Apple çılgınlığının temeliydi.

    Her filmde sabah işe giderken elinde Starbucks kahve ile koşturuyor olması bugün bir kahveye 15 lira ödüyor olmamızın müsebbibi.

    Afrika’da ayağında ayakkabı olmadığı için petşişe bağlayan Afrikalı gençlerin elinde içine su doldurulmuş Coca-Cola kutularıyla gezmeleri ve bununla sınıf atladıklarını düşünmeleri de yıllardır Coca-Cola’nın yaptığı “MUTLULUK” reklamlarının sonucu. Gerçekte mutlu olmayanlar içtikleri içecekten mutluluk akıtmaya çalışıyor işte, başka bir şey değil.

    Biz hatırlamayız ama babalarımızın hayranı olduğu Western (Vahşi batı) filmlerindeki karizmatik kovboyu. O kovboyun ağzındaki Marlboro sigarayı babalarımız bugün hala bırakabilmiş değil. Etkiye bakar mısınız?

    İşte bu yüzden unutmayalım;

    Bize sunulan görüntülerin, reklamların, film ve dizilerin %99’u bir amaca hizmet ediyor.

    İnanmadan, etkilenmeden, kendimizi kaptırmadan önce iki kere düşünelim.

    “Bütün uyuyanları uyandırmaya bir tek uyanık yeter” diyordu Malcolm X,

    Uyanık olmayana pizzayı da yedirirler, kolayı da içirirler üzerine de bir sigara yaktırırlar…

    Afiyet olsun!

     

    http://haber.star.com.tr/yazar/dikkat-zihinlerimizin-kumandasi-kimlerin-elinde/yazi-1061523

    Offf bu yazı çok iyiymiş dostum... 


    "Galata'da, Yelkenci Hanı bitişiğinde ikamet eden Uzun İhsan Efendi mi, yoksa bugünden tam üç yüz sekiz yıl sonra, sözgelimi İzmir'de oturan mahzun ve şaşkın adam mı? Hangimiz düş ve hangimiz gerçek? Düşünüyorum, o halde ben varım. Düşünen bir adamı düşünüyorum ve onun, kendisinin düşündüğünü bildiğini düşlüyorum. Bu adam düşünüyor olmasından varolduğu sonucunu çıkarıyor. Ve ben, onun çıkarımının doğru olduğunu biliyorum. Çünkü o, benim düşüm. Varolduğunu böylece haklı olarak ileri süren bu adamın beni düşlediğini düşünüyorum. Öyleyse, gerçek olan biri beni düşlüyor. O gerçek, ben ise bir düş oluyorum."
  7. KısayolKısayol reportŞikayet pmÖzel Mesaj
    Olgunisik
    Olgunisik's avatar
    Kayıt Tarihi: 11/Ocak/2010
    Erkek
    C-GEX bunu yazdı

    En son 2006 da kovboy bara selamun aleykum diyerek girmişti stv vardı o zaman.Bayağıdır tv izlemedim.

    Hadi ya. Şirin babaya namaz kıldıranı vardı ama ben bu sahneyi kaçırmışım. Sonra ne oldu. Kovboy barda sütmü içti. 

     

    Olgunisik tarafından 07/Kas/15 22:01 tarihinde düzenlenmiştir
  8. KısayolKısayol reportŞikayet pmÖzel Mesaj
    sakabey
    sakabey's avatar
    Banlanmış Üye
    Kayıt Tarihi: 12/Aralık/2009
    Erkek

    Dur şimdi yarama parmak bastın. Nefret ediyorum, reklamlarını bile izlemek sinirlerimi bozuyor.  Basit, sığ, suça özendirici, psikoloji bozucu, bağrış çağırış binbir pislik.. taş çatlasın bir sene oynatılabilecek konu basit senoryo eklemeleri yeni oyuncu katmalarla 3-4 sene millete kakalanıyor. Uzun ve yavaş diyaloglar, tekrar eden bağırtılar, dram müzikleri....  Bu diziler izleniyor ki çekiliyor. Buda halkın psikolojik yapısının ne halde olduğunun göstergesi. hadi bu dizileri arap ülkelerine pazarlarsında doğu avrupaya nasıl gagalıyorlar onu anlamadım. Yeter ulan tv de film seyretmeyi özledik.

     

    TRT belgesel izliyoruz mecburen. Onda bile Türk yapımları saçma sapan.

  9. KısayolKısayol reportŞikayet pmÖzel Mesaj
    Zodiac
    Zodiac's avatar
    Kayıt Tarihi: 07/Mayıs/2010
    Erkek
    Hellaven bunu yazdı

    1989 yılı...

    Türkiye ilk defa pizza dükkanlarıyla tanışır.

    Türkiye’ye birkaç dükkan açarak pazarın nabzını yoklayan ünlü marka aldığı sonuçla şoka girer.

    Bekledikleri gibi olmaz.

    Boğazına düşkün olduğu için pizzayı seveceğini düşündükleri Türk tüketicisi, pizzayı sevmez.

    Dükkanlar kapatılır.

    Geri dönülür.

    * * *

    1991 yılı.

    Murakami-Wolf-Swenson Productions’ın ürettiği bir çizgi film dünyada büyük ilgi görür.

    Yapımcı şirket Türkiye’deki bir özel kanala bu çizgi filmi teklif eder.

    Kanal şaşkındır, fiyat gerçekten olması gerekenin %10’udur.

    Adeta kapandaki peynir gibi duran bu teklifi kaçırmaz özel kanal.

    Yayınlanmaya başlar.

    Çizgi film Türkiye’de de çok tutulur.

    Oyuncakları, rozetleri, kartpostalları, defterleri ve kitap kapları ile müthiş bir pazarlama da beraberinde gelir.


    * * *

    1994 yılına gelindiğinde çizgifilm dizisi milyonlarca çocuğu ve genci etkisi altına almıştır.

    Bu çocuklar tuhaf  bir biçimde annelerinden pizza pişirmesini istemeye başlar.

    Türk anneleri pizzayı nasıl yapacağını bilmez.

    Talep gitgide artar.

    Derken pizza zinciri dükkanlarını yeniden aktif hale getirir, yeni dükkanlar açar.

    Çocuğu yemek yemeyen anneler mecburen pizza sipariş eder.

    Liseli, üniversiteli gençler arasında bir itibar nesnesi haline gelir. Türk mutfağının demode lahmacunu, pidesi terk edilmiş, gençler gruplar halinde pizza dükkanlarına gider hale gelir.

    Tesadüfen (!) pizza talebini patlatan bu çizgifilmi çoktan tahmin ettiniz değil mi?

    Bravo! O çizgi film “Ninja Kaplumbağalar”!

    O pizza zincirini de tahmin ediyorsunuzdur, onu da buraya yazmayayım.

     

    Şimdi o çocuklar büyüdü, çizgifilmi ilk izleyenler 30’larına geldi.

    İlk jenerasyon genç evli, yeni nesil aile oldu.

    Onlardan sonraki jenerasyon şimdilerde üniversite öğrencisi, ya yurtta ya da öğrenci evinde kalıyor.

    İlk jenerasyondaki evliler evde yemek pişirmek yerine sık sık şöyle diyor : “Pizza mı söylesek?

    Bir sonraki jenerasyon da yurt odasına ya da öğrenci evine neredeyse her akşam pizza sipariş ediyor.

    * * *

    İşte algılarımız böyle yönetiliyor.

    20-30 yıllık stratejiler çiziliyor, uygulanıyor.

    Bizim eğlenceli diye olarak izlediğimiz masum çizgifilmler, diziler, sinema filmleri birtakım fikirlerin beyinlerimize çok daha hızlı zerk edilmesini sağlayan katalizörlerden ibaret.

    Ve emin olun, bu bilinçaltı pazarlamacıları, bu algı sihirbazları bize sadece pizza yedirmiyor…!

    * * *

    Bu sadece bir örnekti,

    Her Amerikan filminde Apple bilgisayarların görünmesi bugünkü Apple çılgınlığının temeliydi.

    Her filmde sabah işe giderken elinde Starbucks kahve ile koşturuyor olması bugün bir kahveye 15 lira ödüyor olmamızın müsebbibi.

    Afrika’da ayağında ayakkabı olmadığı için petşişe bağlayan Afrikalı gençlerin elinde içine su doldurulmuş Coca-Cola kutularıyla gezmeleri ve bununla sınıf atladıklarını düşünmeleri de yıllardır Coca-Cola’nın yaptığı “MUTLULUK” reklamlarının sonucu. Gerçekte mutlu olmayanlar içtikleri içecekten mutluluk akıtmaya çalışıyor işte, başka bir şey değil.

    Biz hatırlamayız ama babalarımızın hayranı olduğu Western (Vahşi batı) filmlerindeki karizmatik kovboyu. O kovboyun ağzındaki Marlboro sigarayı babalarımız bugün hala bırakabilmiş değil. Etkiye bakar mısınız?

    İşte bu yüzden unutmayalım;

    Bize sunulan görüntülerin, reklamların, film ve dizilerin %99’u bir amaca hizmet ediyor.

    İnanmadan, etkilenmeden, kendimizi kaptırmadan önce iki kere düşünelim.

    “Bütün uyuyanları uyandırmaya bir tek uyanık yeter” diyordu Malcolm X,

    Uyanık olmayana pizzayı da yedirirler, kolayı da içirirler üzerine de bir sigara yaktırırlar…

    Afiyet olsun!

     

    http://haber.star.com.tr/yazar/dikkat-zihinlerimizin-kumandasi-kimlerin-elinde/yazi-1061523

    güzel bir özet, ama dediğim gibi "özet", bugün bu algı yönteminden çok daha korkunç bi kuşatma altındayız ve bu algı yönetiminin hedefinde bu sefer tüketime teşfik yok, egolarımız var, 

     

    tamamen bireyselleşmeye yönelik bir hareketi inkar edecek insanlarla sabaha kadar tartışırım,

     

    medya, sosyal medya, reklamlar, programlar, yarışmalar, sinema kültürü, diziler, moda, tüm bunlar bir bütün olarak kuşatma altında olan egolarımıza bizim bilincimizden bağımsız olarak etki edip bize yön veriyor,

     

    nasıl bir insanla evleneceğimi, nasıl bir tüketime gireceğimi, nasıl bir fiziksel görünüme kavuşacağımı, nasıl düşüneceğimi bana söylüyor, işin acı yanı ego doğası gereği bilinçten önce geldiği için tüm bunları bildiğimiz halde genede biz tüm bunların şekillendirdiği egoyu baz alarak bu leş hayatta kendimize yer ediniyoruz,


    ozaman asıl soru şu, neden toplumların-insanların bireyselleştirilmesi istenebilir? keşke 90ların 2000lerin başındaki gibi arkasında amarika israil var yaa edebiyatı yapabilsek, ama emin olun bunlar bile çok masum düşüncelerdi,

     

    Zodiac tarafından 07/Kas/15 22:14 tarihinde düzenlenmiştir

    mantığın korkunu yenemiyorsa kendini düşünenden sayma,
  10. KısayolKısayol reportŞikayet pmÖzel Mesaj
    elcondor
    elcondor's avatar
    Banlanmış Üye
    Kayıt Tarihi: 28/Mart/2007
    Erkek
    DrKeworks bunu yazdı

    Bi bitmedi amk dizileri bitmedi ya.!

    ya bırak bitirmeyi, bizde prime-time denen zamanda yayında olan en kısa dizi (reklamsız) 100 dk... Yani her dizi = 1 sinema filmi demek.... KV Pusu, Diriliş ve 80leri izliyorum sadece, reklamsız izlediğim halde belli bir süreden sonra sevdiğim dizi bile sıkmaya başlıyor.. Bana kalsa en fazla 50 dk. olmalı...

     

    elcondor tarafından 07/Kas/15 22:14 tarihinde düzenlenmiştir

    .
Toplam Hit: 3852 Toplam Mesaj: 44
tv tv