Perileri Unutun
-
Yeni yazım arkadaşlar; uzun süredir senaryo, kısa ve gotik yazılar yazıyorum. Ara sıra da yeraltı edebiyatı tarzında deneme ve öyküler. Bunu uzun bir aradan sonra yazdım. Arada öyle ufak tefek kelime yazımlarında hatalar olabilir; yaz ayları, sıcağın etkisi bir de uzun süredir yorgun hissediyodum kendimi, tam atlatmış sayılmam. Uzatmayayım, umarım beğenirsiniz.
PERİLERİ UNUTUN
Tahta bir kukla olan Pinokyo’nun yalan söylediği anda uzayan bir burnu vardı. Yıllardır bize masallarda tanıtılan Gepetto usta, bir dâhiydi. Peri anneyi, perileri unutun. Pinokyo sadece ve sadece bir makineydi, tıpkı Asimo gibi. Tahtadan bir Asimo. Nasıl yapıldığı, hangi teknoloji ile yapıldığı açıklanamazdı, tıpkı Mısır Piramitleri gibi. Tüm bunlara rağmen Gepetto; hem sanatçı, hem teknisyen, hem mühendis hem de bir bilim adamıydı. Fahrettin, kısaca Fahri. Okul arkadaşları ise Fare diye çağırırdı onu, ağlayıp öğretmenlerine şikâyet ederdi. Öğretmene şikâyet etmek, ilkokul çağlarında bir çocuğun yapabileceği en tehlikeli şeydi. Müthiş bir itibar kazandırır şikâyet edene çünkü o dönemler, öğretmenin tam bir öğretmen olduğu dönemlerdi. Elinde bir cetvel ya da o boyutta bir sopa ile terör estiren o yaratığın yanına sokulup bir de şikâyette bulunabilmek herkesin yapabileceği türden bir şey değildi. Şikâyet etmenin kişiye kazandırdığı itibar, ortaokul ve lise yıllarında yerini acizlik ve eziklik duygusuna bırakır. Yapılan şikâyetin hemen ardında öğretmenler, “Şikâyetiniz kaydedilmiştir, ilgileneceğiz,” demez, önce şikâyet edilen kişinin yanağının tam ortasına o meşhur beşkardeşi yerleştirir daha sonra da savunmasını dinlerdi. Tokadı yiyen çocuk, bir şekilde kendini savunur ve suçsuz olduğunu kanıtlarsa şikâyet edenin iki yanağına uğrardı bu beş farklı piç. Fahri genelde haklı çıkardı. Fahri’yi, Fahri yapan bir diğer özelliği de dürüstlüğü daha doğrusu asla yalan söylememesiydi. Dürüst insanlar mı asla yalan söylemez yoksa yalan söylemeyen insanlar mı dürüsttür? Fahri de bunlardan biriydi işte. Sebebi ise babasıydı.
Gizli bir bölme içinde gizli bir sandık. Gizli bir sandık içinde iyi saklanmış bir kavanoz. Kavanozun içinde ise yüzlerce, binlerce hatta daha fazla peri… Sarı, parlak, ateş böceğini andıran fakat daha belirgin yüze ve daha görkemle kanatlara sahip olan periler. Babasının söylediğine göre; gizli bölme, gizli sandık, kavanoz ve periler yaşadıkların evin içindeydi. Yine babasının söylediğine göre, Fahri her yalan söylediğinde o kavanozun içinde bir peri ölüyordu. Bu fikir uzun süre yön vermişti Fahri’nin hayatına. Sırf bu sebepten ötürü de başına çok bela almıştı. Çok şey bilmemesine rağmen, “bilmiyorum” demeyi de unutmuştu Fahri. Hayatına giren periler, maymunları unutmasına sebep olmuştu. Gerek öğretmeni, gerek arkadaşları onun bu dürüstlüğünü –onların tabiri ile boşboğazlığını- cezasız bırakmazdı. Bir periyi kurtarmak, ölmesini engellemek için söylediği doğrular yüzünden binlerce hücresi ölürdü yediği yumruk ve tokatların etkisiyle.Yaşı ilerledikçe daha çok peri öldürmeye başladı. Öldürmek, bir seri katilin rutinidir. Onlar elektrikli sandalye ya da darağacından korkmazlar. Demir parmaklardan da… İçeride çok sayıda insan vardır, onların hobileri doğrudan insanlarla alakalıdır. Fahri de bir seri katile dönüştü. Seri bir peri katili… Artık inanmıyordu perilere ya da babasının anlattığı diğer masallara. İnanması da pek bir şey değiştirmezdi. Periler artık umurunda değildi. Babası da öyle… Bir karısı ve bir çocuğu vardı. Onların hayatlarını idame ettirebilmek için de yalan söylüyordu. Her pazarlama elemanı gibi sattığı ürüne olmayan özellikler ekliyor ve sırf satabilmek için basit bir elektrikli süpürgeye, “Temizlik Robotu” diyordu. Biyonik Buzdağı, Minyatür Güneş, “Sinemayı değil, oyuncuları evinize getiriyoruz,” diyerek sattığı televizyonlara bir de, “Jimi Hendrix artık odanızda çalacak,” dediği ses sistemini ekliyordu. Patronu da ona biraz prim biraz ikramiye… Periler artık hayatında yoktu. Oğluna anlattığı masallar da tıpkı hayatı gibi dijital olmuştu. Pinokyo’yu canlı yapan bir peri anne değil, Gepetto ve icatlarıydı. Yalan söyleyen bir robottu Pinokyo.
O sabah ev ve cep telefonları ısrarla çalıyordu. Tatil yapıp dinlenebildikleri tek gündü cumartesi. Tam on iki kere çalan telefonu kapatmak için kalkan Fahri, arayanın annesi olduğunu görünce cevap verdi. Apar topar evden çıktılar. Fahri; yıllar sonra büyüdüğü, içinde periler olan eve gitti. Kapıyı açan annesi değil, kız kardeşiydi. Hüngür hüngür ağlayan kıza ilk sarılan Gizem, –Fahri’nin eşi- oldu. Koşar adımlarla evin üst katına çıkan Fahri, anne ve babasının iki çocuğunu da emektar yaptığı yatakta yatan babasının cansız bedenini görünce, ağlamaya başladı yıllar sonra. Babasının başucunda, yüksek sesle okunan Yasin’den daha çok; Erkin Koray’ı, Zeki Müren’i, Barış Manço’yu duydu Fahri. Çok özlüyordu onları… Çok özleyecekti ona, onları özleten adamı… Bazı şarkılar, birileri ile dinlenince güzel olur, bazı anlara fon olur o şarkılar. Kaskatı olmuş ellerinin arasında bir de zarf vardı. Üzerinde, “Oğluma…” yazan bir zarf… Cenaze, defin ve başsağlığı dileklerinden sonra, içi figüran dolu olan fakat başrol oyuncusunun olmadığı fonsuz bir sahne halini alan odanın bir köşesinde okumaya başladı babasından kalan son mektubu.
“Her yalan söylediğinde bir peri ölür. Sana bırakacağım tek şey bu belki. Fazla bir maddi varlığım yok. Sürekli öğüt veren o babalardan da değilim ya da içinde bir sürü mesaj barındıran öyküler anlatan. Ben sana sadece yalan söyleme, ‘sen her yalan söylediğinde bir peri ölür’ dedim, ben de çok yalan söyledim. Yalanın ta kendisi hayattır zaten oğul, hayattır oğlum. Sen, ben, annen ve kız kardeşin yemek yerken ya da beraber çay içip dizi izlerken hiç böyle süslü cümleler kurmadım size. Süslü bir bakışım vardı benim. Süslü, derin bir bakış. Yatağıma kök saldığım şu uzun süre içerisinde düşündüm bu yazacaklarımı. Yazım çok iyidir benim, sırf ödevlerini bana yaptırma, kendin yap diye göstermiyordum sana. Siz hep iyi olun diye çabaladım, istediğiniz şeylerin sadece birkaçını verebildim. Seni çok merak ediyorum, uzun süredir görüşemiyoruz. Arayamıyorum da, geçmişim boktan. Sen çocukken her şey güzeldi, gençken ise berbat. Ben berbattım çünkü. Finali pek güzel yapamadık anlayacağın. Seni çok merak ediyorum dedim en son. Arayamıyorum, bu mektup da sana ‘Nasılsın?’ desem; ben sorduğumda ayrı, sen cevap yazdığında ayrı, ben okuduğumda ayrı bir halde olacaksın, en iyisi sormayayım. Eğer gözümü karartırsam arar sorarım. Odanı hatırlıyorsun dimi? Üst kattı, bizim annenle olan odamızın çaprazında kalan. Yerler hala parke… Bir kaldır derim o parkeleri ben. Ya da yorulma, kaloriferin çevresindekileri kaldır.
Kavanozun kapağını açma oğlum. Bir kapı bir kere açıldıysa, sen istediğin kilidi vur, birileri onu yine açar. Yeter ki bir kere açılsın. Ben iyi bir baba olamadım, senin de iyi bir oğul olduğun söylenemez. Sikmişim iyiliği; iyi olmak için yorulman, terlemen lazım. Biz birbirimizi yattığımız yerden sevdik.”
Gözyaşları sayfaları delecek kadar sıklaştı, bunu fark edince mektubu katladı ve cebine koydu. Herkes uyuduktan sonra odasına gitti ve bir köşeye oturdu. Annesi, karısı, kız kardeşi de ağlıyordu, uyumuyordu. Fahri ağlamıyor, düşünüyordu babasıyla geçirdiği güzel günleri. Tahtadan bir gemi yapmışlardı, Fahri direğini kırmıştı, itiraf etmemişti. Ön bahçede top oynarken babası fark etmişti onun asla bir futbolcu olamayacağını ama bunu ona doğrudan söylememişti. Topunu patlatanın kim olduğunu anlayınca güldü Fahri, sonra tekrar gözleri doldu. Evin içindeki boşluk kendini iyice hissettirince annesi; önce kızı ve damadının sonra da Fahri’nin evinde kalmak üzere duvağının ilk açıldığı evden ayrıldı. Fahri de alet çantası ile odasına çıktı.
Kaloriferin tam altındaki parke yığınının altında çıktı sandık, kilidi yoktu direk açıldı. İçinden havlulara sarılı bir kavanoz çıktı. Havlulardan biri, Fahri’nin bebeklik battaniyesiydi. Üzerinde neredeyse tüm gök cisimleri vardı. Hepsi gülüyor, göz kırpıyordu. Son havluyu da açtıktan sonra Fahri, kavanozun içine baktı ve gördü son periyi. Büyük bir yıkım yaşadı o an. Hayatının bir bölümünü, babasının anlattığı teoriye inanmak, bir bölümünü de unutmaya ya da reddetmeye adamıştı. Reddettikten sonra söylediği yalanların, yani öldürdüğü perilerin sayısı o kadar yüksekti ki, kavanozda sadece bir tane kalmıştı babasının sürekli bahsettiği perilerden. Bir süre kavanoza farklı açılardan baktı, yanıldığını ya da günlerdir yaşadığı üzüntü yüzünden halüsinasyon gördüğünü düşündü. Ağlamaya başladı… Mektubu okuduğu ya da babasının naaşı ile ilk karşılaştığı ankinden daha çok ağladı. Babasına inanmamanın, bir seri katil olmanın yükü ağır geldi ona. Annesinin dizine yatıp ağlamak istedi, tıpkı çocukken yaptığı gibi. Bir yetişkinin, annesinin dizinde ağlamak istemesidir çaresizlik. Kalbi, avucun içinde çırpınan bir kelebek gibiydi. Gözleri buhulu, dudakları nemli, kafası ise anti depresan kullanan bir yalnız gibi dağınık, yüzü ise uyuşuk. Elleri tir tir titriyordu, kavanozu düşürmemek için iki eliyle sımsıkı kavramıştı. Bir an kapağa gitti eli, son satır geldi aklına:
“Kavanozun kapağını açma oğlum. Bir kapı bir kere açıldıysa, sen istediğin kilidi vur, birileri onu yine açar. Yeter ki bir kere açılsın.” Sonra da diğeri, “Sen yalan söylediğinde bir peri ölür…” Babası bu cümleyi ilk kurduğunda, soğuk algınlığı yüzünden yatıyordu. İlk öğüdünü, babası hastayken aldı. Son öğüdünü ise ölürken… Hastalık sonrası sokağa atılan ilk adım, yağmur sonrası güneş gibiyken, hastalık sonrası ölüm, yağmur sonrası seldir. Fahri yüzme bilmiyordu, sel sularına kapılıp giderdi. Yaşadığı şoku kaldıramayan bünyesi yorgun düştü. Uyandığında rüyasını hatırladı, hemen kucağındaki kavanoza baktı. Son peri ile göz göze gelince anladı, gerçekti…
Arı Maya’ya benziyordu, sarı-siyah bir beden ve görkemli hafif parlak kanatlar. İğnesi yoktu ve biraz iri bir kafası vardı. Yüz hatları da aynı bir insan gibiydi, babası gibi. Kavanozu sandığa, battaniye ve havluların arasına bıraktı ve odadan çıktı. Anne ve babasının yatağına oturup saatlerce bekledi. Küçükken çok sık yapardı bunu, “Biliyor musun anne; buraya böyle oturup, saatlerce bekleyebilirim,” demesine rağmen sadece birkaç dakika sonra kalkıp odasına giderdi. Masalları gerçek dışı yapan, zehirli elma ve periler değil, mutlu sonlardı. İçinde konuşan seslere, “Perileri unutun” dediğini düşündü. Daha sonra vazgeçti, bu fikri pek sevemedi, unutamadı kısacası. İnsanın düşündüğü her şey, içindeki yarısı ya da dostları ile paylaştığı bir fikir niteliğindedir. Bazen iyi, bazen kötü bir fikir niteliğinde. Sonra tekrar odasına girdi, içi buram buram “ilkler” kokan odaya. Oğluna, yeğenlerine ve daha sonra torunlarına tembih etti, “Yalan söylemeyin, siz her yalan söylediğinizde bir peri ölür.” Çocuklar da bu öğüde, her zaman olmasa da uydu ya da uyar gibi yaptı.
O kavanoza zamanla; annesi, halası, kız kardeşi, karısı, kuzenleri ve kendisi girdi. Peşinden de yeni gelenler oldu, hem kavanoza hem de dünya üzerinde bıraktıkları küçük ailelere. Hep dua etti, hep diledi yeni gelenler yalan söylemesin, hem sevdikleri hem de kendisi bir kere daha yaşamasın ölümü diye.
Babasının çok korktuğu ve yenmek istediği ölümü, masallaştırmak için söylediği bir yalana fazlasıyla inanmıştı.
Kerem YÜKSELOĞLU
http://www.facebook.com/notes/irrasyonel-d%C3%BCnya/perileri-unutun/239658339488528
http://irrasyonalist.blogspot.com/2012/07/perileri-unutun.html
-
Dursun okuyacağım tarzında mesajları http://www.tahribat.com/Uyulmasi-Gereken-Kurallar/Yeni-Konu-Ve-Mesaj-2/Kural-107 kuralına göre yasaktır.
-
ilk başta "kim okuyacak bu kadar yazıyı" dedim. Sonra okumaya başladım. Son cümleyi okuduğumda sanki tek satır bir cümle okumuşcasına bitti. Farklı bir hava katmışsın çok hoşuma gitti makalen. Eline koluna sağlık.Mesaj 22 Temmuz 2012 (Pazar) Saat: 11:15'da Uyuz tarafından düzenlendi.
-
ben beğendim :) eline koluna yüreğine sağlık :)
edit: bu arada şunu da söylemeden edemiycem. hiç sıkılmadan okudum. diğer yazılarını da okumaya başladım ^^ bakalım beni etkileyebilecek misin :P
Mesaj 22 Temmuz 2012 (Pazar) Saat: 11:31'da Darkparadise tarafından düzenlendi. -
Ellerine saglik, guzel bir yazi olmus.
-
akıcı, fantastik öyküleri sevmem pek. ama ona rağmen sıkılmadım. etkileyici (:
-
Sağolun arkadaşlar, beğenmenize çok sevindim. :)
-
harika duygulandım ....:))
-
Reskam bunu yazdı:
-----------------------------harika duygulandım ....:))
-----------------------------Eyvallah hocam :)
