''AŞK''ın ''SAF'' Hali.
-
...
Ufak bir çocukken işler çok daha basitti. Tombul yanaklarımı insanlara uzatır, çok koşturup terlemez, terliyken su içmezdim. Kapının önünden asla ayrılmazdım. Çok şeker yiyemezdim mesela. İstek bırakmazlardı. Fazla yenen şekerin dişlerimi çürüteceğini, hatta döküleceğini söylerlerdi. Tabiî ki bu durumda basit biyoloji dersleri kaçınılmaz oluyor. Tatlı Suzi, kırmızı yanaklı, ayva göbekli şirin bir kadındı ve dökülen dişlerimi büyük ihtimal yutacağımı söylerdi. Midemi boylayan süt dişim sindirim sistemimde öğütülemez ve beni kabız edermiş. En azından Suzi öyle derdi. Amatör biyoloji öğretmenim. Mesela erken dökülen dişlere küsen diş perileri asla yanınıza gelmezlermiş. Fazlaca kindarmışlar ve onları bir daha asla göremezmişsiniz. Playboy'un kapak kızlarını düşünün. Kaçıp bir daha hiç gelmeyeceklerini. Şekere elinizi sürermiydiniz? Yaramazlık yaparsanız, doktor amca sizi poponuzdan mıhlarmış.
O piç kurusunu bir elime geçirirsem, bulabildiğim en büyük şırıngayı kaba etine monte edeceğim...
Golden Brown yetiştirme yurdunda büyüyen, saf bir velettim. Anlattıklarımdan tahmin edersiniz ki, kolay kandırılanlarından. Her gördüğü kıza aşıkolup, merhaba dahi diyemeyenlerinden. Çatallaşmış bir aşk sonsuzgeni. Yetimhanenin en güzel kızı Love. Radyoda kulağınıza yerleşen, tüm çabalarınıza rağmen bulamadığınız bir melodi gibi. Ulaşılmazım ve vazgeçilmezim.
Gece gördüğüm her rüya, aşık olduğum bir kıza hitaben gerçekleşirdi. Sex benim için öpüşmekten ibaretti. Love, bir kez olsun rüyama girmedi.Sanırım onu öpmek, aşkıma olan bir ihanet anlamına geliyordu. Belkide zarar vermek. Bir gece korktuğum başıma geldi. Koca popomu zar zor sığdırdığım yatağımda, yumuşacık yastığımı gırtlakladım ve uykuya daldım.
O gece bir sorgu odasındayım...
İki polis memurundan biri, elinde saman rengi dosyalarla karşımda duruyor. Şişman olan diğer polis memuru ise sandalyemin arkasında, tabancasını kılıfına bastırıyor. Sanırım orda olduğunu kanıtlama çabası içerisinde. Masa, geniş ve soğuk çelikten yapılma ağır bir şeye benziyor. Sandalyeyle uyumlu renklerde. Sorgu odasının avizesi, polis memurlarının yüzlerini görmemi engelleyecek şekilde alçaltılmış durumda, parlak sarı bir ışık yayıyor. Elindeki saman rengi dosyaları çelik masaya fırlatan ilk polis memuru ‘’ istediğimizi bize vereceksin.’’ diyor. Dosya soğuk yüzeyde kayarak tam önümde duruyor. Şişman olan ikinci polis memuru dudaklarını kulağımın dibine konumlandırarak ‘’ sakın bizimle dalga geçme.’’ diyor. ‘’Pişman olursun. ''Anlayamıyorum'' diyorum. ''Benden ne istiyorsunuz ?''. İlk polis memuru gülüyor. ‘’ Ne istediğimizi çok iyi biliyorsun seni piç kurusu !’’ Işık yüzünden seçemediğim yüz hatları, kollarını çelik masaya dayamasıyla apaçık beliriyor. Sert, ciddi ve tehditkar bir yüz, tam karşımda ve bir Sibirya kurduyla aynı olduğunu tahmin ettiğim gözleri, gözlerime odaklanmış durumda.
‘’ Bize kızın adını söyle.’’ diyor. ‘’Kız mı ? Kimden bahsediyorsunuz ? Aradığınız kişiyi tanımıyorum. Nasıl bir belaya bulaştıysa haberim yok !’’ ‘’ Başının belada olduğunuda nereden çıkardın ? Hemen bildiğin herşeyi öt ! Yoksa henüz olgunlaşmamış pipini kesip, mahallenin kuduz köpeklerine veririm !’’
Şişman olan ikinci polis memuru dudaklarını kulağımdan uzaklaştırıp, sıkı sıkı kapatılmış pencerenin altındaki dolaba doğru yürümeye başlıyor. Elinde tertemiz bir kağıtla geri geliyor ve kağıdı önüme sürüyor.
‘’ Sadece adını istiyoruz. Senin için ne kadar değerli olduğunu biliyoruz. Eğer şimdi adını bize verirsen, seni rahat bırakacağız.’’ ‘’ Ona ? Ona ne yapacaksınız ?’’
Sert ifadeli adam kükrüyor.
‘’ Yaz şu lanet olası kızın ismini !!’’
Kağıt, belirli aralıklarla çizilmiş sayısız çizgileri olan tek bir müsfette. Yan çeviriyorum, elimdeki siyah dolma kalemin arkasına bastırıp, ucunu meydana çıkarıyorum. Ellerim sinirden mi yoksa korkudan mı titriyor, bilemiyorum. Büyük harflerle aynen şöyle yazıyorum.
LOVE WRİTER.
Ciyaklayan sabah ziliyle yerimden zıpladığımda, kan ter içersindeydim...
...
