Ayakkabılar.
-
Bugün yine güne hızlı başlıyorum. Saat 6.30. Telefonumdan o marur bestenin giriş bölümü çalıyor. Ben uyanmaya çalışıyorum. Hiç anlam veremediğim bir konudur ki; gözlerim henüz kapalıyken nasıl üzerimi değiştirebiliyorum ?. Ne monoton olmuşuz değilmi ayakkabı ? İşte o an... Ayakkabılarımı giyeceğim sırada gözlerim açılıyor. Çünkü bağcıklarını bağlamak zorundayım.. 2 çeşit ayakkabım var; biri ara sıra giyindiğim ve özen gösterip koruduğum. Diğeri ise hava koşulları, yer, zaman aldırmaksızın giyindiklerim. Ve ben hayatı çileden ibaret olanlarını tercih ediyorum bu sabah. Yağmur ''bende varım !'' dermişcesine az yağıyor. Ayazda merter durağına doğru yürüyorum. Ayağımda yine o ayakkabılar...
İş dönüşü o tutumlu bulutlar, şimdi bol keseden yağdırıyor nurları başımıza ve tabiki ayakkabılarımıza.. Bir çamur birikintisi çıkıyor karşıma, aldırmadan basıp geçiyorum şap ! şap ! diye. Sonra bir anda yine düşünce sandığım açılıyor. Düşünüyorum yine... Hiç isyan etmiyor bu ayakkabılar, hiç korkmuyor ! Tüm kötülüklere göğüs geriyor, dayanıyor. Mesela bugünde kuru çoraplarım, ayaklarım. Ama o çamur içinde, belliki yorgun düşmüş. İçim acıyor, temizmeleye çalısıyorum. Ama gelin görün ki kapanmayacak yaralar açılmış teninde, bedeninde.. Tüm çabalarıma rağmen olmuyor ilk günki gibi ! Ama o yine hazır, sağlam. Yarın yine giyilecek, tüm kötülüklere göğüs gerecek. Ama o yine dik, ''Hiç önemli değil'' der gibi, dimdik... Evet, ayakkabılarımı kıskanıyorum şu anda. Ben neden bu kadar korkusuz, bu kadar aldırmaz olamıyorum. Neden bu takıntılar, sıkıntılar, dert ve tasalar. Bir ayakkabı kadar bile olamıyor insanlar...
