Bir Ask Hikayesi

  1. KısayolKısayol reportŞikayet pmÖzel Mesaj
    Rmk
    Rmk's avatar
    Kayıt Tarihi: 27/Ağustos/2005
    Erkek

    Bir otobüs durağında karşılaşmışlardı ilk kez.... Biri tıpta okuyordu,
    öbürü
    mimarlıkta. O ilk karşılaşmadan sonra, bir kere, bir kere, bir kere
    daha
    karşılaşabilmek için, hep aynı saatte, aynı duraktan, aynı otobüse
    bindiler.
    Gençtiler, çok genç... Birbirileriyle konuşacak cesareti bulmaları
    biraz
    zaman aldı ama sonunda başardılar. İkisi de her sabah otobüse
    bindikleri
    semtte oturmuyorlardı aslında. Delikanlı arkadaşında kaldığı için o
    duraktan
    binmişti otobüse, kız ise ablasında.... Sırf birbirilerini görebilmek
    için,
    her sabah erkenden evlerinden çıkıp, şehrin öbür ucundaki o durağa,
    onların
    durağına geldiklerini, gülerek itiraf ettiler bir süre sonra...
    Okullarını
    bitirince hemen evlendiler. Mutluydular hem de çok mutlu... Bazen
    işsiz,
    bazen parasız kaldılar ama öylesine sıkı kenetlenmişti ki yürekleri ve
    elleri hiçbir şeyi umursamadılar. Ayın sonunu zor getirdikleri günlerde
    de
    ünlü bir doktor ve ünlü bir mimar olduklarında da hep mutluydular.
    Zaman
    aşımına uğrayan, alışkanlıklara yenik düşen, banka hesabında para
    kalmadığı
    için ya da tam tersine o hesabı daha da kabarık hale getirmek uğuruna
    bitip-tükeniveren sevgilerden değildi onlarınki... Günler günleri,
    yıllar
    yılları kovaladıkça sevgileri de büyüdü, büyüdü... Tek eksikleri
    çocuklarının olmamasıydı. Zorlu bir tedavi sürecine rağmen çocuk sahibi
    olmayınca, ?bütün mutlulukların bizim olmasını beklemek, bencillik
    olur?
    diyerek devam ettiler hayatlarına. Çocuk yerine, sevgilerini
    büyüttüler...
    ?Senin için ölürüm? derdi kadın, sımsıkı sarılıp adama ve adama ?Hayır,
    ben
    senin için ölürüm? diye yanıt verirdi hep... Bazen eve geldiğinde,
    aynanın
    üzerinde bir not görürdü kadın, ?Bir tanem, kütüphanenin ikinci rafına
    bak....? Kütüphanenin ikinci rafında başka bir not olurdu, ?Mutfaktaki
    masanın üzerine bak ve seni çok sevdiğimi sakın unutma? Mutfaktaki
    masadan,
    salondaki dolaba sevgi dolu notları okuya okuya koşturan kadın, sonunda
    kimi
    zaman bir demet çiçek, kimi zaman en sevdiği çikolatalar, kimi zaman da
    pahalı armağanlarla karşılaşırdı... Aldığı hediyenin ne olduğu önemli
    değildi zaten.... Hayat ne kadar hızlı akarsa aksın, işleri ne kadar
    yoğun
    olursa olsun hep birbirlerine ayıracak zaman buluyorlardı bulmasına ama
    kırklı yaşların ortalarına geldiklerinde, daha az çalışmaya karar
    verdiler.
    Adam, hastaneden ayrıldı ve muayenehanesinde hasta kabul etmeye
    başladı.
    Kadın da mimarlık bürosunu kapadı ve sadece özel projelerde görev aldı.
    Artık daha fazla beraber olabiliyorlardı. Bir gün sahilde dolaşırken,
    harap
    durumda bir ev gördü kadın, üzerinde ?satılık? levhası asılı olan. ?Ne
    dersin, bu evi alalım mı?? dedi adama. ?Bu viraneyi yıktırır, harika
    bir ev
    yaparız. Projeyi kafamda çizdim bile. Kocaman terası olan, martıları
    kahvaltıya davet edeceğimiz bir deniz evi yapalım burayı...? ?Sen
    istersin
    de ben hiç hayır diyebilir miyim?? diye yanıt verdi adam. ?Amerika?daki
    tıp
    kongresinden döner dönmez ararım emlakçıyı... Kaç para olursa olsun,
    burası
    bizimdir artık....? Sadece bir hafta ayrı kalacaklarını bildikleri
    halde,
    ayrılmaları zor oldu adam Amerika?ya giderken. Her gün, her saat
    konuştular
    telefonla. Gözyaşları içinde kucaklaştılar havaalanında. Fakat birkaç
    gün
    sonra, kocasında bir tuhaflık olduğunu fark etti kadın. Eskisi kadar
    mutlu
    görünmüyor, konuşmaktan kaçınıyordu. Onu neşelendirmek için, sahildeki
    evi
    hatırlattı ve çizdiği projeyi verdi kadın ama hiç beklemediği bir cevap
    aldı: ?Canım, o ev bizim bütçemizi aşıyor. Sen en iyisi o evi unut...?
    Mutsuzluk, mutluluğun tadına alışmış insanlara daha da acı, daha da
    çekilmez
    gelir. Kadın, hiç sevmedi bu beklenmedik misafiri. Derdini söylemesi
    için
    yalvardı adama, ?Senin için ölürüm, biliyorsun, ne olur anlat? diye dil
    döktü boş yere... Yıllardır sevdiği adam, duyarsız ve sevgisiz biriyle
    yer
    değiştirmişti sanki.Ona ulaşmaya çalıştıkça, beton duvarlara
    çarpıyordu
    kadın, her çarpmada daha fazla kanıyordu yüreği... Bir gün,
    çocukluğunun,
    gençliğinin ve bütün hayatının birlikte geçtiği arkadaşına dert
    yanarken,
    ?Artık dayanamıyorum, sana söylemek zorundayım? diye sözünü kesti
    arkadaşı.
    ?O, seni aldatıyor. İş yerimin tam karşısındaki restoranda genç bir
    kadınla
    yemek yiyiyor her öğlen. Sonra sarmaş dolaş biniyorlar arabaya....?
    ?Sus,
    sus çabuk, duymak istemiyorum bu yalanları? diye bağırdı kadın. Onca
    yıllık
    arkadaşını, kendisini kıskanmakla suçladı.... Ertesi gün, öğle vakti o
    restoranın hemen karşısında bir köşeye sindi sessizce ve peri
    masallarının
    sadece masal olduğunu anladı... Kocasının eskiden aynı hastanede
    çalıştığı
    genç çocuk doktorunu tanıdı hemen. Bazen evlerinde ağırladıkları kadına
    nasıl sarıldığını gördü adamın... Akşam kocası eve gelir gelmez, bazen
    bağırıp, bazen ağlayarak, bazen ona sımsıkı sarılıp bazen de
    yumruklayarak
    haykırdı suratına her şeyi. İnkâr etmedi adam. Zamanla duyguların
    değişebildiği, insanların orta yaşa geldiklerinde farklılık aradığı
    gibi bir
    şeyler geveledi ağzında ve bavulunu alıp gitti evden. Kapıdan çıkarken,
    ?son
    bir kez kucaklamak isterim seni? diyecek oldu ama kadın, ?defol? dedi
    nefretle... İlk celsede boşandılar... Modern bir aşk hikâyesinin böyle
    son
    bulmasına kimse inanamadı. Arkadaşlarının desteğiyle ayakta kalmaya
    çalıştı
    kadın. Adamın, sevgilisiyle birlikte Amerika?ya yerleştiğini öğrendi.
    Bazen
    yalnız kaldığında, onu hala sevdiğini hissedince, ağlama nöbetleri
    geçiriyor, aşkın yerini, en az onun kadar yoğun bir duygu olan nefretin
    alması için dua ediyordu. Aradan bir yıl geçti... Her şeyin ilacı
    olduğu
    söylenen zaman bile, kadının derdine çare olamamıştı. Bir sabah,
    ısrarla
    çalan zilin sesiyle uyandı. Kapıyı açtığında, karşısında o kadını
    gördü.
    ?Sen, buraya ne yüzle geliyorsun? diye bağırmak istedi ama sesi
    çıkmadı.
    ?Lütfen, içeri girmeme izin ver, mutlaka konuşmamız gerekiyor.? dedi
    genç
    kadın. Kanepeye ilişti ve zor duyulan bir sesle konuşmaya başladı:?Hiçbir
    şey göründüğü gibi değil aslında. Çok üzgünüm ama o bir saat önce öldü.
    Geçen yıl Amerika?daki kongre sırasında öğrendi hastalığını ve yaklaşık
    bir
    senelik ömrü kaldığını. Buna dayanamayacağını, hep söylediğin gibi
    onunla
    birlikte ölmek isteyeceğini biliyordu. Seni kendinden uzaklaştırmak
    için,
    benden sevgilisi rolünü oynamamı istedi. Ailesine de haber vermedi.
    Birlikte
    Amerika?ya yerleştiğimiz yalanını yaydı.. Oysa ilk karşılaştığınız
    otobüs
    durağının karşısında bir ev tutmuştu. Tedavi görüyor ve kurtulacağına
    inanıyordu ama olmadı. Gece fenalaşmış, bakıcısı beni aradı, son anda
    yetiştim. Sana bu kutuyu vermemi istedi...? Gözlerinden akan yaşları
    durduramayacağını biliyordu kadın. Hemen oracıkta ölmek istiyordu.
    Eline
    tutuşturulan kutuyu açmayı neden sonra akıl edebildi. İtinayla
    katlanmış bir
    sürü kâğıt duruyordu kutuda. İlk kâğıtta, ?Lütfen bütün notları sırayla
    oku
    bir tanem? diyordu... Sırayla okudu; ?Seni çok sevdim?, ?Seni sevmekten
    hiç
    vazgeçmedim?, ?Senin için ölürüm derdin hep, doğru söylediğini
    bilirdim.?
    ?Fakat benim için ölmeni istemedim? ?Şimdi bana söz vermeni istiyorum.?
    ?Benim için yaşayacaksın, anlaştık mı?? son kâğıdı eline alırken,
    kutuda bir
    anahtar olduğunu gördü kadın... Ve son kâğıtta şunlar yazılıydı:
    ?Sahildeki
    evimizi senin çizdiğin projeye göre yaptırdım. Kocaman terasta
    martılarla
    kahvaltı ederken, ben hep seni izliyor olacağım....

    alinti


    Koyun gibisin kardesim, gocuklu celep kaldirinca sopasini sürüye katiliverirsin hemen ve adeta magrur, kosarsin salhaneye. Dünyanin en tuhaf mahlukusun yani, hani su derya icre olup deryayi bilmiyen baliktan da tuhaf. Ve bu dünyada, bu zulüm senin sayende. Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eger ve hala sarabimizi vermek için üzüm gibi eziliyorsak kabahat senin, -demege de dilim varmiyor ama- kabahatin
Toplam Hit: 607 Toplam Mesaj: 1