Böyle İyi. (Deneme)

  1. KısayolKısayol reportŞikayet pmÖzel Mesaj
    NaZi_
    NaZi_'s avatar
    Kayıt Tarihi: 15/Şubat/2010
    Erkek

         Yalnızlıktan mıdır bilinmez, maddeye verdiğim değer giderek artıyor. ''Kendini avutmak'' der geçer biri, diğeri der ki; ''böyle iyi.''. Merak ettiğim kitaplara hediyeler alıyorum, bir kalem beğendiysem en az iki farklı rengini satın alıyorum, yalnız bırakmıyorum. Tek çeşit çerez almaya gönlüm razı olmuyor mesela. Sanki kimya deneyi yaparmışçasına karışımlar deniyorum. Yaban mersini, çiğ badem, çam fıstığı, çekirdekli siyah üzüm kurusu vs. Anlayacağınız poşetin içinde cümbüş yaşanıyor.

         Tıpkı kalabalık bir aile gibi.

         Sadece merak etmek yetmiyor son zamanlarda. Ben de deniyorum ''anasını satayım'' deyip. Hiç oturmadığım, asla da oturmayacağımdan çok kez söz ettiğim kahvehanenin bir bacağı sakat sandalyesinde oturuyorum. Cümbüş çerezimi açmışım -gel buyur- yanına da bir büyük fincan sahlep ısmarlıyorum. İzmir gelişimi kutluyor, bugün yine yağmur yağıyor. Dün gibi, evvelsi gün gibi. Elimi poşete daldırıp bir tane seçiyorum ve daha sonra ne olduğuna aldırmadan ağzıma atıp iri dişlerimle canına okuyorum.

         Leblebi.

         Hemen ardından bir yudum sahlep çekiyorum içime; yüzeyinde ince bir tabakaya dönüşen tarçın dudaklarıma yapışıyor. Sürekli yaladığımdan mıdır bilinmez, dudaklarım kıpkırmızı oluyor. Kimse çakmıyor ama -sanırım- kahvehanenin duvarındaki minik aynadan kendimi kesiyorum.

         Kapının önündeyim şimdi, nefes almak istiyorum biraz. Aşağı yukarı aynı boylarda olan üç ufak çingene kızı, aralarında aşağı yukarı aynı mesafelerle yürüyor, kahvehanenin önünden geçiyorlar. Bir an üçü de dönüp bana bakıyor. Gülümsediğimde çirkinleşiyor muşum, annem hep böyle söylüyor. Gülümsediğimden midir bilinmez, kızların adımları yine aynı anda hızlanıyor ve telaşla uzaklaşıyorlar. İçimden ''ördek yavruları'' diyorum. Daha sonra vizörüme bir çift takılıyor. Sanki odaklama yapıyormuş gibi gözlerimi kısıyorum, sanki yakınlaştırma yaparmış gibi öne eğiliyorum ve sanki daha iyi görüyorum! Yağmur öyle pek şiddetli değil. Damladığı yeri ıslatmıyor ancak, bu çift kapüşonları çekmiş, kollarını da iyice sündürüp, ellerini içlerine gizlemiş, aceleyle adımlıyorlar. ''Çok zaman yok.'' diyorum içimden, ''daha sıcak bir yer bulmalısınız.'' Sonra ansızın sağ elim ısınıyor, bir yüz beliriyor her yerde. Kafamdaki bereden midir bilinmez, yanaklarım kızarıyor. Sinir oluyorum buna. Ben ki, sadece kelimelerde ''özleyen'', ''özledim'' diyorum bir fısıltı gibi içimden. Düşünüyorum; ''papatya'' diyorum, ''yabani bir ot değil midir? Nereden, nasıl çıktığı belli olmayan bu ot, kendi gayreti ile çıkan bu çiçek ne kadar zarif ve ne kadar mütevazidir. Değil mi?'' Şu sıralar gönlümün koca arazisini kaplayan siyah orkidelerimin orta yerinde bir beyaz papatya büyüyor.

         Kahvehanenin kapı önü tenteli ve burada bulunan dayıların yarısı yağmurun dinmesini bekliyor. Minyon bir itin de niyeti bu ancak, elinde şemsiyesi ile ona yaklaşan biri olduğunda atıyor kendini can havli ile tentenin dışına, yağmura. Korkuyor mu, yoksa oraya ait olmadığını biliyor mu da gidiyor bilinmez, her defasında geri dönüyor. ''Dönme dolap.'' diyorum içimden. İt dikmiş gözlerini bana bakıyor. Elimdeki, rulo yapılıp orta yerinden bir ip ile bağlanmış kağıt tomarını havaya kaldırıp sallıyorum ve ite saldırıyorum, bir süre kovalıyorum da ama ite mi kızıyorum, yoksa kendime mi, bilemiyorum. ''Keskin dişlerin var.'' diyorum ite içimden, ''iki dişini gösterip, gözüne güzel gelen bir yere yerleşip de yatsana.'' diyorum. ''İt dediğin havlar, hırlar'' diyorum. Bir garip sohbet geçiyor aramızda ve tam o sırada yabancı bir it çıkageliyor. O ürkek it, bütün gürültüsü ile havlıyor ve saldırıyor da öteki ite. ''Helal be!'' diyorum ite, ''işte böyle!''. Diğer iti gönderiyor ve olanca kasveti ile gelip sandalyemin kenarına yığıyor gövdesini.

         O an defterimin üzerine bir parça güneş ışığı süzülüyor ve ani bir devinimle göğe bakıyorum ki, yağmur dinmiş. Sonra fark ediyorum ki, it gitmiş, sahlep bitmiş. Ben de çıkarıp masaya beş lira bırakıyorum, cüzdanımı kasıklarıma doğru iterken, dilimi ön dişlerimde gezdiriyor, hayali bir kaç kiri temizliyorum. ''Sahlep için teşekkürler dayı!'' Sanat sokağını yürü ve solunda şu tipsiz heykelleri görünce dur ve tam karşına bak. ''Hakiki sahlep bulunur.'' Buraya bir süredir hep geliyorum ama bu sefer bir başka hissediyorum. Gönlümün orta yerinde açan papatyaya eğiliyorum ve bana gülümsüyor. Mutluluktan mıdır bilinmez, ben de ona gülümsüyorum, çirkinleşiyorum. Daha sonra nazikçe koparıp kulağımın ardına asıyorum.

         Sanki biri sesleniyor, ''kendini avutuyorsun.'' diyor.

         Sanki biri fısıldıyor; ''böyle iyi''

         Böyle güzel.


    Kendimi bir akşam toplumun ete kemiğe bürünmüş hali ile yemeğe çıkarken hayal ediyorum şimdi; yemekler gelmiş ve çiğnemeye devam ediyoruz. Tam o sırada topluma doğru bakıyorum, ben aseksüel olmaya karar verdim, diyorum ve toplumun yüzü düşüyor. Başlıyor neden ve sonuçlarını sorgulamaya, felaket senaryoları anlatmaya ve yer yer yaftalamaya. Hayal ediyorum, yerimden kalkıyorum ve masanın etrafında bir yarım tur atıyorum, artık toplumun yanı başında, tabiri caizse ensesindeyim. Bir kolumu masaya dayıyorum ve kısa kollu tişörtümden uzanan kollarım yılların emeği sonucu bir kas yığını şeklinde, tam da toplumun bakacağı yerde duruyor. Kulağına doğru eğiliyorum ve şöyle diyorum; desene sen her bi sikimi çok iyi biliyorsun lan ?!
  2. KısayolKısayol reportŞikayet pmÖzel Mesaj
    MGT
    MGT's avatar
    Kayıt Tarihi: 29/Aralık/2010
    Erkek

    Böyle güzel

Toplam Hit: 762 Toplam Mesaj: 2