Büyüklere Masallar Part 6 (İsimsiz Hikaye)
-
Daracık parke taşlı bir yolun daracık kaldırımında yalpalaya yalpalaya yürüyordum. Yalnızlığıma öylesine gömülmüşüm ki ne o ânı yaşıyor; nede yaşıyor olmak istiyordum. Kendi boşluğumda kendi başıma gezinmek, kendi kendime –yalnızca kendimin olduğu- hayaller kurmak, kendi eksenim etrafında bir o yana, bir bu yana dönmek istiyordum. İnsanoğlunun vahşiliğinden azıcık da olsa kopmak ve huzurlu olmak istiyordum yalnızca... Sonra bütün bunları unutmama sebep olan bir şey farkettim, bir adam gördüm... Bir bıçak gibi tuttuğu sevdasıyla göğsünü yarıp, yüreğini söken ve yere atan... ve elinde mini minnacık kahverengi tüyleri solgun ölü bir serçe tutan kadın... Kadının elindeki güzel serçeye daldım istemeden... Nerelerden kopup geldiğini, neden o ân orada olduğunu ve neden öldüğünü düşünürken üzerindeki hafif ıslaklığı görüyorum. Bunun kadının gözyaşları mı, yoksa bağrında yetiştiği gökyüzünün, hüzün dolu yoldaşları olan bulutların veda buseleri mı olduğunu düşünüyorum kendi kendime. Sonra kadının yüzüne bakıyorum. Derin iç çekişlerini, burun deliklerindeki o nemi ve gözlerindeki kızarıklığı görüyor, duyuyor, hissediyorum. Kendi kendime isimsiz bir şairin yazmadığı dizelerinden birini, belki de en güzelini mırıldanıyorum. Ve düşünüyorum... Kadının serçeye mi, yoksa yitip giden bir aşka mı ağladığını... Ellerim usulca ceplerimde geziniyor. Ve hangi tarafa gitse kırık kalp parçaları batıyor ellerime. Ceplerimde kırık kalp parçalarından bir hazine (ya da bir mezarlık) olduğunu düşünüp buruk bir şekilde gülümsüyorum ve üzülüyorum çaresizliğime, yalnızlığıma üzüldüğüm kadar.... Sonra kendimle ilgili düşüncelerden kopup az önce kadınla adamın durduğu yere bakıyorum. Benim iç hesaplaşmam esnasında onların oradan ayrıldığını farketmenin kederini yaşıyorum. Sonra yerde duran sevdaya, serçeye ve kırık kalp parçalarına bakıyorum. Yavaş adımlarla yürüyorum onlara doğru... Kırık kalp parçalarını düzenlice cebime sokuyor,sevdayı iç cebime yerleştiriyor ve serçeyi avuçlarıma alıp ağlıyorum... (Ben serçeye ağlıyorum, serçe kadına. Kadın yitip giden adama ağlıyor, ben tüm sevdalara... Yoldan geçen insanlar eski pardösüsünün cebinden şarap şişesi sarkan, bu kirli, saçı sakalına karışmış adama bakıp onun bu hâle gelmesine üzülüyorlar, bense onların benim bu hâle gelmemdeki etkilerini düşünüp gülüyorum kendi aciz yaşamlarındaki zavallı çelişkilerine...)
-
Yazan: Crimin@l
siz parantez içindeki kısmı okuyup okumamamaya karar vereceksiniz :) -
ulan şimdi farkettim, amma bunalım ve imgesel bir hikaye bu ya
kendimi tebrik edesim geldi
sanırım bazen insanın hoşuna gidiyor gururunun okşanması (gurur her ne kadar aptalca birşey olsa da zaman zaman)
Toplam Hit: 1884 Toplam Mesaj: 3
