Ebu Garib İşkenceleri Vs
-
Emperyalizm Vahşettir Tüm dünya halkları olarak öfkeliyiz... Amerikan emperyalizmine karşı dünden daha bir kinle, kararlılık ve inançla mücadelenin vazgeçilmezliği bütün hücrelerimizi sarmış durumda... Ama şaşkın değiliz. Çünkü biliyoruz ki, işgalin kendisi, işkence, katliam ve aşağılamadır. İşgaller insanlıkdışı uygulamalar olmadan yürümez.
Ve yine biliyoruz ki, emperyalizm dünya üzerinden yok olmadan ne işgaller, ne işkenceler, ne de katliamlar son bulacaktır. Bugün Ebu Garib'den yayılan görüntüler yarın başka bir yerde ortaya çıkacaktır. Ya da, bugüne kadar olduğu gibi emperyalist medyanın sansürü ile gösterilmeyecek, yok sayılacaktır. Ama biz yine bileceğiz ki, emperyalistler bir yerlerde birilerini katlediyor, birilerine insanlıkdışı işkenceler yapıyor, bir halkın onurunu yok etmeye çalışıyor, kadınlarımıza, kızlarımıza tecavüz ediyor...
Ebu Garib İşgalin Resmidir
Irak Ebu Garib Hapishanesi'nden yayılan işkence görüntüleri, işgalci güçlerin son sırmalarını da döktü ve çırılçıplak emperyalizm gerçeği herkesin gözleri önüne serildi.
Üst üste istiflenmiş çıplak Iraklı görüntüleriyle poz veren kadınlı erkekli işgal askerlerinin haleti ruhiyesi kişisel değildir. Onlar, emperyalizmin ahlakının, halklara bakışının resmini vermişlerdir sadece. Ezilen halkların, emperyalistler için "sinek kadar" değeri yoktur. Afganistan kerpiç evlerini bombalayan Amerikan askerinin sözlerini hatırlayın, "kendimi futbol maçında gibi hissediyorum" diyordu.
İşkence görüntüleri aylar önce ortaya çıkmış olmasına rağmen Pentagon sansürledi, ancak, 1968'de Vietnam'ın My Lai Köyü'ndeki katliamı dünyaya duyuran bir Amerikalı gazetecinin çabaları sonucu görüntüler basına yansıdı. Elbette bu görüntüler Ebu Garib ve diğer Irak hapishanelerindeki zulmün küçük bir parçası, buz dağının görünen yüzüdür. Emperyalist vahşet, Irak'ın her karış toprağında, hapishanelerinde, basılan evlerinde, talan edilen ruhlarında, postallarla çiğnenen onurlarındadır. Sadece Irak değil, Afganistan'da, Guantanamo'da da aynı zulüm sürüyor.
Tüm dünya bu görüntülere tepki gösterirken, Bush, Powell, Rumsfeld başta olmak üzere, olayı "münferit" olarak göstermeye, "üç beş askerin disiplinsizliği, ruh hastalığı" gibi yansıtmaya çalıştılar. Tüm dünyanın gözlerinin içine bakarak, "bu Amerika'yı yansıtmıyor" yalanını söylediler. Aksine, tam da gerçek Amerika'yı yansıtıyordu bu görüntüler. Emperyalizm, tekellerin düzeni tam da buydu işte.
Amerika şimdi geçiştirmeye çalışıyor. Alelacele açıkladıkları "Irak ve Afganistan'da 25 mahkumun işkenceyle öldüğünü tespit ettik" raporu bunun sonucudur. Ne 25'i
Sadece Afganistan'ın Cenk Kalesi Hapishanesi'nde binlerce insanı katlettiler.
Sopalarla Tecavüz
Aslında ABD tarafından Şubat ayında bir rapor hazırlanmıştı. Irak'taki işkencelerin anlatıldığı 53 sayfalık bu rapor kamuoyundan gizlendi. Ebu Garib'den çıkan resimlerin ardından bu rapordan kimi bölümler de Amerikan basınında yer aldı. Buna göre, "sadistçe, kaba ve gayri ahlaki" diye tanımlanan çok sayıda işkence örneği anlatılırken, "Iraklı esirlere sopalar ve farklı aletlerle tecavüz edildiği, çırılçıplak soyuldukları, kadın çamaşırları giymeye zorlandıkları, günlerce su ve tuvalet bulunmayan hücrelerde tutuldukları ve sürekli olarak dövüldükleri" dile getiriliyor.
İşkencelerden ordu istihbaratının sorumlu tutulduğu rapora ilişkin ne açığa alınan bir subay, ne de yargılanan bir işkenceci oldu. Ebu Garib işkencecilerinden 6 subay ve astsubaya ise, tıpkı Türkiye'deki işkence olaylarındaki gibi komik "kınama" cezası verildi.
Buna rağmen, işgal kurmaylarının kendisini "gözden çıkardığı" telaşına kapılan, Ebu Garib'ten sorumlu Amerikalı kadın general J. Kaprinski'nin anlatımları sistematik işkenceyi açıkça ortaya koyuyor. "Ebu Garib Cezaevi'nin askeri istihbarat tarafından yönetildiğini, taciz ve kötü muamelenin fiilen resmi politika olduğunu ve sorgulamalara CIA ajanlarının da katıldığını" belirten Kaprinski, Irak'taki işgal güçlerinin komutanının her şeyden haberi olduğunu açıkladı.
Aynı Karpinski, Aralık ayında "St. Petersburg Times" gazetesindeki açıklamalarında, Ebu Garib için, "Buralar Saddam döneminde, aşağılama ve işkence merkeziydi. Tutukluların bir kısmı şimdi buradaki yaşam koşullarının evlerinden bile daha iyi olduğunu söylüyor. Korkarım, bir kısmı buradan ayrılmak da istemeyecek" diyordu. (Aktaran Umur Talu) Böyle aldatıyor, böyle yalan söylüyor egemen sınıflar. Ve tüm dünyaya "Irak'ı özgürleştirdik" yalanı söylediklerinde, burjuva medyanın "Saddam işkenceleri" görüntüleri yayınladığında Karpinski yönetimindeki hapishanede işkence sürüyordu.
Hiç kimse bu görüntüler karşısında şaşırmasın. İşgalcilerin orada ne yaptıkları zannediliyordu? Bütün emperyalist işgallerde yaşandı bu manzaralar. Fark şu ki, Irak'ta bu vahşet resimlendi. Bu resim emperyalist işgalin resmidir. Resmi gizleyen, üzerine örtülen "demokrasi ve özgürlük götürme" şalı kalktı, gerçek çırılçıplak herkesin önüne geldi.
Esirin Üzerine İşeyen
İngiliz Demokrasisi
İşkence görüntülerinin ardından, ortalık en az o görüntüler kadar iğrenç riyakarlık gösterileri ile doldu. Başta AKP iktidarı, Türkiye burjuva basını olmak üzere ülkemizde ve dünyada, daha dün işgali destekleyenler, en azgın Amerikancılar, işkenceye en çok karşı çıkanlar rolüne soyundular.
"Avrupa demokrasisinin beşiği İngiltere"nin başbakanı Blair, Amerikan askerlerinin işkence görüntülerini "dehşet verici" olarak niteledi. Şii bölgesinde bir çok insanın işkenceyle İngilizler tarafından katledildiğini unutturmak isteyen, demokrasi havariliğine soyunan İngiltere'nin ikiyüzlülüğü hemen ortaya çıktı. Ertesi günü de İngiliz işgal güçlerinin Iraklı esirlere işkence görüntüleri İngiliz basınında yayınladı.
Daily Mirror Gazetesi'nde yayınlanan fotoğraflarda, başına kukuleta geçirilmiş Iraklıya yapılanlar görülürken, 18-20 yaşlarındaki Iraklının işkencede öldürüldüğü açıklandı. Gazeteye konuşan İngiliz askerleri, bir gencin Basra'daki toplama kampına alındıktan sonra vahşice dövüldüğünü, başına ve kasığına dipçikler ve tekmelerle vurulup üzerinde tepinildiğini, ağzına tabanca sokulduğunu ve daha sonra da askerlerin gencin üzerine işediklerini anlattılar. 8 saat süren işkencenin ardından, çenesi ve burnu kırılıp dişleri dökülmüş halde, bir kamyona atılan Iraklı gencin öleceğini anlayan askerler, onu kamyondan aşağı attılar. Bir asker o anı şu sözlerle anlattı gazeteye: "Adam ölüyordu. Subay geldi ve 'Ondan kurtulun. Onu hiç görmedik' dedi. Belgelerini yırttık. Başında çuvalla, attık".
Tüm bunlara rağmen, İngiliz hükümeti "resimler gerçek mi değil mi araştırıyoruz" diye dünyayla dalga geçiyor. AB ise "şok olduk" diyor! Onlar zaten ya "aşırı güç kullanılmasını" kınarlar ya da şok olurlar! Ne AB'den ne de BM'den İngiltere'ye, Amerika'ya karşı hiçbir yaptırım, kınama dahi yok. Hani nerede o meşhur "uluslararası mahkemeleriniz"?
Ne İngiltere, ne de Amerika gerçek yüzünü gizleyemez. Bush, Arap medyasından Arap halkına seslenecekmiş de, bunların Amerikan politikası olmadığını, gerçek Amerikan değerlerini yansıtmadığını anlatacakmış... Suçlu askerleri bulmak için her taşın altına bakılacakmış... Gerekenler yapılacakmış... Halkları aptal, sadece kendilerini akıllı zanneden zavallı barbarlara özgü bir çırpınış.
Küreselleşme Ebu Garib'de!
Üstüste yığılmış Iraklı esirlerin en büyük suçu, ülkelerinin bağımsızlığını savunmaktı. Emperyalizm, "küreselleşme çağında" büyük suç ilan etmiş, aptallık, geri ideolojilerin propagandaları demişti vatan savunmasına. Aşağılanan, onurları yokedilmek istenen, (Arap toplumu gelenek ve değerleriyle birlikte düşünüldüğünde) çırılçıplak soyularak kişiliği, namusu yok edilmek istenenler küreselleşmeye (emperyalizm diye okuyun) direnme suçunu işlemişlerdi.
O küreselleşme ki, tüm halklara büyük nimetler sunacak, kimi aksaklıkları olsa da düzeltilebilecek bir dünya düzeni yaratmıştı. Özgürlükler bir uçtan öteki uca tüm dünyaya bir salgın gibi yayılacak ve geri, baskıcı rejimler, diktatörlükler yok olacaktı. Ve bu küreselleşen dünyaya direnenler, Amerika (ve Yugoslavya'da olduğu gibi bazen de Avrupa ortaklığıyla) demokratikleştirilecekti. İşgaller mübahtı. Hatta kutsal ve gerekliydi, "değişmeyeni değiştirirlerdi". Beyinlerin bu düşüncelerle teslim alınması için milyon dolarlar dökülen propaganda kampanyaları örgütlendi. "Sol" kimliği taşıyan aydıncıklardan propagandistler satın alınıp "emperyalizmin değiştiği" vaaz edildi. Küreselleşme propagandistleri ne emperyalistlerle ne de birkaç aydıncıkla sınırlı kaldı. Dün, emperyalizme karşı mücadeleden söz eden kimi siyasi gruplar da Avrupa solunun rüzgarıyla küreselleşme savunuculuğuna soyundular.
Irak işgali işte böyle bir dünya düzeninde gerçekleşti. Katliamlar, tecavüzler, vahşet sansürlendi, direnenlere terörist denildi, gerçekleri dile getiren devrimciler "zamanı geçmiş emperyalizm teorilerine takılı kalmakla" suçlandı. Zaten küresel dünya teröre karşı savaşıyordu. Terör "batının değerlerine" saldırıyor, onlar bu değerleri koruyordu. Hani şu "insanlığa nimet" diye sunulan batı değerleri! Ebu Garib zulmü karşısında susan "uluslararası hukuk, standartlar, Kopengah kriterleri" şu bu diye de karşımıza çıkarılan o meşhur değerler!
Doğulular "barbardı", hele Iraklılar insan bile değillerdi. Medeniyet götürülmeliydi onlara. Türkiye iktidarı bu "medeniyet götürme" operasyonuna katılmak için çırpındı. Hava, deniz, karayollarını açtı medeniyet Irak'a ulaşsın diye.
Ve medeniyet ulaştı Irak'a!
"Tam gaz Bağdat" (Hürriyet) manşetleriyle dolu dizgin giden zırhlı araçları gözümüze sokarak, ölüm kusan emperyalist silahların nasıl mükemmel ve dahiyane olduklarının çizimlerle propagandalarını yaparak, düştüğü yerde yüzlerce insanı yok eden füzelere "akıllı füzeler" adını takarak ulaştı medeniyet Irak'a.
Büyük bir yalan ve aldatma kampanyası eşliğinde girdi Bağdat'a Batı Medeniyeti. Öyle bir hava yaratıldı ki, sanki insani bir işgaldi yaşanan. Ve bugün "şaşırma" numaraları ile aynı oyunu sürdürüyorlar. Halbuki şaşılacak hiçbir şey yok; işgal altındaki bir ülkede o görüntülerden doğal hiçbir şey yoktur. 1920'lerde İngiliz işgalcileri Anadolu'da ne yapmışsa, Amerika Vietnam'da, Fransa Cezayir'de ne yapmışsa, bugün Irak'ta da bunlar yaşanıyor.
"Değişen emperyalizm" kendisini anlatıyor. Basbas bağırıyor tüm dünyaya; "ben değişmedim; barbarlık, işkenceler, katliamlar, en büyük vahşet benden sorulur" diyor. Kafalara vura vura, o resimlerle mideleri bulandıra bulandıra, öfkeleri büyüte büyüte anlatıyor.
Ebu Garib (ve tüm Irak hapishanelerinde) sorgular özelleştirilerek bir Amerikan tekeline verilmiş bulunuyor. Yani "serbest piyasacı, girişimci, hür teşübbüsçü" kapitalist düzen ve onun çocuğu özelleştirmecilik, kapitalizmin para babalarına işkenceden bile para kazandırıyor.
İşte size küreselleşmenin, kapitalizmin, serbest piyasa ekonomisinin ve değişen emperyalizmin resimleri.
Buyurun izleyin! Utanmadan, sıkılmadan, yüzünüz kızarmadan izleyin! Bu resimler sizin de eserinizdir.
Küreselleşmeyi, kapitalizmi savunan; Amerikan propagandaları yapan; İşgale şu veya bu nedenle destek veren; "batı özgürlükleri, demokrasisi" hayranlığı yaratan herkes; birbirine cinsel ilişkiye zorlanan üst üste yığılmış çırılçıplak esirlerin görüntülerine katkı sunmuştur.
Emperyalistlerin "İnsan Hakları"
Şovuna Prim Verilmemelidir
İster Amerika, isterse Avrupa; emperyalistlerin "insan hakları, özgürlükler" şovuna, halkları aldatmasına izin verilmemeli, alet olunmamalıdır. Ebu Garib'deki görüntüleri yaratan Amerika'nın aynı zamanda düzenli olarak ülkeler hakkında insan hakları raporları hazırlayanların başında yer aldığını unutmayalım. Aynı Amerika, Birtan Altunbaş davası nezdinde işkenceye karşı olma şovu yapmıştı. O mahkeme önünde "Amerika'nın yeri sanık sandalyesidir" diyenlerin, ne kadar haklı oldukları bugün daha nettir. Emperyalizmin, "insan hakları, demokratikleşme, özgürlükler" maskesi takmasına bir biçimde hizmet edenler, bunun propagandasına alet olanlar, unutmasınlar ki, emperyalistler pervasızlığını bu aldatmalarla gizliyor.
Daha bu görüntülerin yayınlandığı günlerde, BM İnsan Hakları Komisyonu'na Sudan'ın seçilmesini "Sudan insan haklarını ihlal eden bir ülkedir" diye protesto ederek şov yapıyordu Amerika. Tıpkı Küba'ya karşı yaptıkları gibi. Bu oyun sona ermelidir. Emperyalizmin "insan hakları" adına söylediği her şeyin, her yaptığının, kendi vahşetini gizleme aracı olduğu asla unutulmamalıdır.
Ve bu çıplak gerçeğe karşı "bunlar eskimiş emperyalist teorilerinin saplantıları" diyenlere kuşkuyla bakılmalıdır. Emperyalizmin bilinçli-bilinçsiz ajanları değilse, en iyi ihtimalle, emperyalizmi bilmeyen cahiller ya da beyinleri çarpıtılanlardır. Emperyalizmin ne olduğunu Lenin'den bir daha okumalıdırlar.
İşkence resimleri karşısında "sapkınlığın analizini" yapanlar, "ABD yönetimini göreve çağıranlar" yanılıyor. Amerikan emperyalizminin resmi sindirme, teslim alma, aşağılama politikasını kişiselleştirmesine, üç beş askerin münferit işkencesi yalanına hizmet ediyorlar.
Olay sınıfsaldır. Emperyalist tekellerin çıkarları için yaşanan işgalin doğrudan sonuçlarıdır. Tekeller onyıllardır cuntaları destekleyerek, ülkeleri işgal ederek, işkence eğitimleri vererek bu suçu onyıllardır işliyorlar. Böyle bir dünyada, ne "Cenevre sözleşmesi"nin ne de BM'nin hiçbir anlamı olmadığı açıktır. Emperyalist tekeller dünya imparatorluğunu kurmak, piyasa ekonomisinin dışında kalan alanları dahil etmek istiyorlar. İster işkenceyle, ister katliamla, isterse "ılımlı islam"ı kullanarak!... Bunun karşısında da halkların her türlü aracı kullanarak direnmekten başka tutacağı hiçbir yol yoktur. Ebu Garib'den Iraklı kadının çığlığı bile tek başına bunu anlatmaya yetmelidir.
İ Başka ne bekliyordunuz? İşgalciliğin doğal sonucu, işkencecilik, katliamcılıktır. İşgali, 'akıllı bombaları' şirinleştirenler şimdi "şaşırma" oyunu oynuyor.
İ Gördüğünüz işkence resimleri, kapitalizmin, serbest piyasa ekonomisinin geleceği için yapılıyor. Her işkencede piyasalar yükseliyor, borsa coşuyor, parababaları mutlu oluyor. Kapitalizmi savunanlar, Amerikan vahşetinin de savunucularıdır.
İ İşkencecilik, katliamcılık emperyalizmin karakteridir. Ebu Garib işkenceleri, "sapık askerleri"n değil, emperyalizmindir. Amerikası, Avrupası ile emperyalizm halklara düşmandır. Çırılçıplak tepecikler oluşturulan, aşağılanan, üzerine işenen Irak halkının, emperyalistlerin gözünde hiçbir değeri yoktur.
İ Amerikan imparatorluğunun, İngiliz sömürgeciliğinin halkların iradelerini yok etmesine, aşağılamasına, katletmesine, işgale karşı çıkan sadece devrimcilerdir. Bu görüntüler devrimcilerin haklılığını bir kez daha ortaya koymuştur.
İ Sağdan ve 'Sol'dan "emperyalizmin değiştiği, demokratikleştiği, diktatörlükleri yıkıp özgürlük ve demokrasi getirdiği" teorileri yapanlar, küreselleşmenin nimetlerini anlatanlar; neden susuyorsunuz?
İ Irak halkının direnişine karşı çıkan herkes, bu vahşeti savunuyor demektir.
İ AKP iktidarı eleştiremez; onlar 19 Aralık vahşetine 'devlet üstün hizmet madalyası' takan ve vahşeti, işkenceli ölümü F tiplerinde sürdürenlerdir. 111 insanın katilleridir.
İ Irak halkı bu vahşete, işgale karşı direnecek ve işgalcileri topraklarından defedecektir.
ABD'nin stratejik müttefiki AKP İktidarına;
ABD'nin Irak'a özgürlük götürdüğü yalanlarını yayan ve işgali destekleyenlere;
"Emperyalizm değişti" diyenlere;
Emperyalist demokrasi hayranlarına;
İTHAF OLUNUR!
-ABD'si, AB'si ile emperyalist demokrasinin resimleridir-
Halkları "Barbar" diye aşağılayıp "medeniyet" götürenler; halkların kurtuluş savaşlarına, bağımsızlık ve özgürlük mücadelelerine "terörizm" diyenler yaratıyor bu vahşeti!
KİM BARBAR?
KİM TERÖRİST?
Tecavüzcü İşgalcileri
Savunmak Talabani'ye Düştü!
-İşbirlikçi Milliyetçiliğin Ar Damarı Çatladı-
Irak'taki Amerikan işkencelerini savunan birisi çıktı. Ama bu kişi, Amerikan ordusu içinden, ya da Beyaz Saray'dan biri değildi.
KYB Lideri Celal Talabani, "Olayı abartmamak lazım, dünyanın bütün ordularında kötü muameleler var. Saddam döneminde de vardı. Amerika ülkemizi kurtardı, demokrasi ve insan hakları zemini hazırladı." açıklaması yaparak, tecavüzcü, işkenceci, katliamcıları savundu.
Ne Amerika ne işgalci kurmayları bile savunamıyor, ama işbirlikçi milliyetçilik arsızca savunuyor. Sözün bittiği yer burası. "Kraldan daha kralcı" sözü bile hafif kalıyor.
Nasıl bir ruh hali ki, tüm dünyanın lanetlediği bir vahşeti bile savunabiliyor. Bu işbirlikçiliği "ulusların kendi kaderini tayin hakkı"nı çarpıtarak meşrulaştıranlar, bu kafa yapısına "Irak'taki diğer halkların güven vermesi gerektiğini" söyleyenler ve Kürt milliyetçileri ne düşünüyor?
Kürt aşiret liderliği işbirlikçilik sınırlarını aşmıştır. Sıradan bir işbirlikçiliğin ötesinde bir Amerikancılık bu. Kendini tecavüzcülere siper etmek nasıl "Kürtlerin özgürlüğünü istemekle" açıklanabilir ki?
Bu kafa yapısı, bu politika en başta Kürt halkı için büyük bir utanç olmalıdır. Önce Kürt halkı yargılamalı ve mahkum etmelidir bu işbirlikçiliği. Onyıllardır köyleri yakılan, kızlarına, kadınlarına tecavüz edilen bir halk bu aşağılamayı hak etmiyor. Talabani, "tecavüzcüleri, katliamcıları savunun" diye dayatırken esas olarak Kürt halkını aşağılıyor.
Ey Kürt halkı;
Reddedin bu onursuzluğu!
Reddedin bu Amerikancılığı!
Reddedin bu işgalci avukatlığını!
Ebu Garib'teki Iraklı Kadınların Çığlığı
"Her gün ırzımıza geçiyorlar"
Eğer kalbinizde, ruhunuzda bir zerre insanlık, haysiyet, onur ve şeref varsa, birleşin ve bu hapishaneye saldırın. Gelin ve kurtarın bizi! Elinize geçen bütün silahlarla bu hapishaneye saldırın! Hem onları hem de bizleri öldürün!!! Biz çoktan ölüme razıyız. Burayı yerle bir edin!
Halkıma, Ramadi'nin, Halidiye'nin ve Felluce'nin insanlarına; erdem ve onurlarını kaybetmeyen tüm dünyadaki insanlara...
Bu size, Amerikan-siyonist hapishanesi Ebu Garib'ten kardeşiniz Nur'un mektubudur.
İnanın buradaki aşağılanmayı, sefaleti ve haysiyetsizliği size nasıl anlatacağımı, kelimelere nasıl dökeceğimi bilemiyorum. Siz sıcak evlerinizde karınlarınızı doyururken.. bizim maruz kaldığımız aşağılanma ve çektiğimiz açlığı, sizler su içerken çektiğimiz susuzluğu, sizler derin uykuda iken Amerikalılar'ın bize yaşattığı uykusuz geceleri, sizler giyinikken bizim yaşadığımız çıplaklığı, bizi soyup önlerinde sıraya dizmelerini nasıl anlatabilir, nasıl kelimelere dökebilirim...
Ey kardeşlerim; Kamyonlarınızı ve arabalarınızı Amerikan malları taşırken gördüğümüzde kalbimiz sıkışıyor. Çünkü o araçlar benim halkıma ait. Yüreğim kan ağlayarak şöyle diyorum: Allahım! Benim insanlarım, haysiyetlerini ve şereflerini bir avuç Amerikan Doları'na satmış. Yaşadıklarımızı ve kirletilen onurumuzu düşündükçe gözlerimden yaşlar boşanıyor.
Kardeşlerim; Allah'a yemin ederim ki, yaşadıklarımızı dile getirmekten acizim. Bundan ar ediyorum. Ama yine de kelimelere sığınarak size olanları anlatacağım. ...
Hayvani zevklerinin aracı olmadığımızda, kendimizi şehvetlerine teslim etmediğimizde nasıl öldüresiye dövdüklerini ifade etmeme izin verin. Siz ey bizim dini liderlerimiz olarak ortalarda tozup gezenler! Amerikalılar'ın bize reva gördüğü bu cinsel ve hayvani eziyetler karşısında h‰l‰ nasıl oluyor da açık alınla ortalardasınız?
Bizi ve kendinizi birkaç dolar kırıntısı karşılığında pazarlardaki köleler gibi Amerikalılar'a ve Siyonistler'e mi sattınız? Haysiyet ve şerefinizi ne çabuk kaybettiniz? Hani bizleri koruyacak, besleyecek ve namusumuzu asla çiğnetmeyecektiniz?
Mektubumu okuyanları, Allah adına, Ebu Garib'deki vahşiliklere dur demeye çağırıyorum. Buradaki insanlığa sığmayan işkenceleri durdurmak için sesinizi yükseltmeye davet ediyorum. Burada yapılanlar, Siyonistler'in hapishanelerde Filistinli gençlere ve kadınlara yaptıklarından daha berbat. Orada fiziki işkence yapıyorlardı. Oysa burada her gün ırzımıza geçiyorlar. Vahşi, kana susamış hayvanlar gibi bedenlerimize saldırıyorlar. Avazımız çıktığı kadar çığlıklar atıyoruz ama kimsenin bizi duyduğu yok!
Eğer kalbinizde, ruhunuzda bir zerre insanlık, haysiyet, onur ve şeref varsa, birleşin ve bu hapishaneye saldırın. Gelin ve kurtarın bizi! Elinize geçen bütün silahlarla bu hapishaneye saldırın! Hem onları hem de bizleri öldürün!!!
Biz çoktan ölüme razıyız. Burayı yerle bir edin! Hepimizin karnında onların piçleri var! Çoğumuz hamileyiz! Biz dünden ölüme razıyız!
Size yalvarıyoruz; gelin ve kurtarın bizleri! Size, ailelerimize ve ülkemize daha fazla utanç vermemek için ölmek istiyoruz! Bizi öldürün! Size yalvarıyorum; Allah için bizleri, Amerikalılar'ı ve onların piçlerini öldürün!
Allah rızası için! Size yalvarıyoruz....
Bacınız Nur. (10 Nisan 2004)"" -
hangi siteden aldın a.q bu yazıyı
-
ben bizzat ebu garibden çıktım ... alıntı deil çalıntıdır...okuda vicdanın sızlasın;)
-
yaşananlar bir savş gerçeğidir ama savşda dahi insanların onurları vardır hiç bir esire bu şekilde davranılmamalıdır gerçekten çok duygulandım elimde olsa yerle bir ederdim ama şu nada sadece dua edebiliyorum Allah hepimizin yardımcısı olsun
Toplam Hit: 3334 Toplam Mesaj: 4
