
Şarkıların nabzı durdu, melodi artık ses vermiyor…
Kelimelerimin tam anlamıyla ucube gibi ortada ser sefil kaldığı tam şu noktada ve arkadan da bangır bangır Sagopa’nın “Kötü insanları tanıma senesi” albümünün çalması.. Sanırım bu da bana kaderin bir cilvesi olsa gerek ya! Ardından da “Böyle gelmiş böyle gidecek korkarım vallaaa.. Yok mu çaresi dostlar fesuphanallah” gelmesini beklerim ama hayal de kurmamak gerek. Ta ki geçirilen bir 6 buçuk ay gibi.. Durumum sanıldığı kadar hiç öyle içler acısı değil efendim….
Ben zaten insanların türlü türlü çin malı olan pembe ruj kıvamındaki basitliklerini bünyeme kaydetmiştim. Demek ki bu kadar basit oyunları bünyem bile kaldırmıyor ki kaydedememişim. Hatta errör vermeyi bile unutmuş ki iyi adam Erkan’ın 6 ay sonrası karşısına tekrar çıkmış. Buradan da EROS’un sadece ve sadece prezervatif markası olmasının en mantıklı kullanım şekli olacağının kanaatine vardım. Aşk tanrısı olan EROS ‘a ise buradan seslenmek istiyorum! “Oğlum EROS. Seni mitolojide çok pohpohlamışlar ki artık kiminle kimi eşleştireceğini sanırım telefonuna yüklediğin application larla rasgele seçiyorsun. Bırak olm bu ayakları, harcanacaksın bak benden söylemesi!. Bu arada alllaaaaağ 993234235235 sayısının pi sayısı kadar da belanı versin emi..”
Sadece sinirliyim, reklamlardaki Ayşe teyzeye, manav Hüsnü amcaya, televizyondaki Aref’e, Bakşabkan Ercep Tapyiy Erdoğan’a. Sinirim sadece ve sadece sizlere! Başka kime sinirlenebilirim ki? Diğerlerinin üzerine litresini 25 kuruştan satılan benzinden alıp çoktan yaktım zaten. Hatta ohh missss..
Sorarım kim bugüne kadar Entel Magandayı yıkmış ki bir melodi devirebilsin. Hayal gücüm 6 buçuk ayda o kadar gelişti ki şimdi de dinlediğim büyülü bir masal gibi gelen şarkının içindeki melodinin nabzını durdurdum. Hayati fonksiyonlarının tümü durdu. Adeta topraktaki fasulye gibi baktı gözlerimin içine. Daha sonra gözleri de kapandı, nefesi tükendi sesi çıkmıyor. Evvet işte tam da böyle.
Geride kalan ise saçma sapan bir boş günlüğün içinden, bacağımda mimlenen birkaç mürekkep damlası ile yazılmış bir melodi parçası. Bakış açımı genişlettim de şimdi fark ettim. “Melodi şarkılarda bitermiş… Önemli olan şarkılardaki SÖZlermiş. Şarkılardaki gibi. Daha da betimleyici davranıp ilişki yapalım bunu. Şarkıda söz bitince melodi ne kadar tek başına ilerleyebilir ki?” Yani bakınız Melodi ruhun gıdası olsa da melodiyi melodi yapan sanatkarı imiş. Mış –miş evet evet geçmiş zaman eki.
Efendim aslında biz nerede kalmıştık? Ben entel bir magandayım. Bundan birkaç yazı öncesinde dediğim gibi “lümpen” değil “entel”. Tekrar eskisi gibi mavi velespitimi alıp gezgin olur cami avlularında cemaatle pogo dahi yaparım. Magandayım olum ben, haydi eller haaa-vaaaaa-yaaaa….
