Herkes Okumalı(Vatana Hizmet Edenlerin Durumu)
-
Kocası görevdeydi ve 2 çocuğu ile evde yalnızdı polisin eşi... Evi
saran grup önce taş yağdırmaya arkasından kapıyı zorlamaya başladı
Çaresizliğin böylesi
---------------------------------------------------------------------
-----------
Çığlık çığlığa ağlayan çocuklarını alıp banyoya sığındı.
Salonda kalan telefonunu almak için gittiğinde içeri yağmur gibi taş
yağıyordu. Kapı her tekmede esniyor, arkasına dayalı sandığı
zorluyordu. Her an kırılabilir, kalabalık içeri girebilirdi.
Çaresizliğin böylesi
Karakolda bulunan polis memuru, eşinden gelen telefondan sonra
çıldıracak gibi olmuştu. Çünkü karakol da saldırı altındaydı. Tek
başına dışarı çıkmayı başarsa bile evlerini saran ve bir bölümü
silahlı kalabalıkla baş etmesi imkansızdı.
Silah sesleri geliyordu
Polİsİn eşi dehşet içinde dua ederken uzaktan silah sesleri gelmeye
başladı. Gelen emniyetin panzeriydi. Evi saran kalabalığı havaya
ateş açarak dağıtmaya çalışıyordu. Ve Hakkari'de 16 Kasım 2005'te,
10 polisin ailesi aynı dehşeti yaşıyordu.
Dikkat! Bardak taşıyor
Şemdinli'den Yüksekova'ya geçiyoruz. Adını terör ve uyuşturucu
kaçakçılığı ile duyuran, sokaklarında 06, 34 plakalı lüks ciplerin
cirit attığı Yüksekova'dayız.
Tabelasına göre 59 bin nüfuslu Yüksekova'da malikaneler, lüks
villalar, plazalar dikkatimizi çekiyor. Dikkat çeken bir başka şey
ise kentti boydan boya geçen Cengiz Topel Caddesi'ndeki sloganlar..
APO'YA ÖVGÜLER
Apo'ya övgüler, T.C'ye küfürlerle dolu sloganları içimiz acıyarak
okuya okuya caddeyi katettik ve ilçe Emniyet Müdürlüğü'ne geldik.
DEHAP ilçe örgütünden önce buraya gelmemiz, hiç hoş karşılanmıyor..
Bunu ilerleyen saatlerde kentin ana caddesinde yürürken, fırlatılan
nefret dolu bakışlar ve arkamızdan edilen Kürtçe küfürlerden
anlıyoruz.
HEPSİ BİR DEĞİL
Benim amacım, okura şu sorunun cevabını iletmek 'Buralarda polis
olmak nasıl bir iştir'..
Elbette Yüksekova'da yaşayan devletine, bayrağına saygılı pek çok
insan var. Ancak 40 bin kişinin ellerinde PKK bezleri ve Apo
posterleri ile yürüyüş yaptığı, devrilen panzerin altında kalan
polisi bile molotof atarak yakmak isteyenleri barındıran bu kentte,
polis olmak nasıl bir duygudur. Bunu duymak ve duyurmak istiyorum.
PANZERi DELEN TÜFEK
Emniyet Müdürlüğü'nün bahçesine çekilen panzeri inceliyoruz. 10
Kasım'daki büyük isyan provasında atılan kurşunların izleri açık
seçik görülüyor. Hatta camı bile delinmiş.
Yanımdaki polise 'Bu camlar kurşun geçirmez değil mi?' diye
soruyorum. Cevabı şaşırtıcı. 'Çok özel bir tüfekle atılmış..
Kalaşnikof, hatta Bixi (Uzun namlulu suikast silahı) bile delemez.
Muhtemelen Kannas olmalı' diyor. Hakkari Valisi Erdoğan
Gürbüz'ün 'Göstericiler silahlı' açıklaması doğru galiba. Durum
tahmin edemeyeceğimiz kadar vahim.
SİLAH KULLANIRSAN...
Genç bir amir geliyor yanıma. Çok dolu.. Basında çıkan haberlerin
PKK güdümlü kalkışmayı 'Demokratik hak' olarak gösterilmesine isyan
ediyor. Şunları yazmamı istiyor. 'Başımızın üzerinden kurşunlar
vızıldayarak geçiyor. Arkadaşlarımız yaralandı. Çok açık şekilde
nefsi müdafaa durumunda kaldık. Devlet, kendisini korumak için bizi
çalıştırıyor ama, bırakın devleti, kendi canımızı bile korumak için
bile silah kullansak hayatımız kararıyor.
BARDAK TAŞTI ARTIK
Üzerimize taş ve kurşun yağdıran isyancıların hepsi serbest
bırakıldı. Savcı, tek tek polisin silah kayıtlarını inceliyor. Sanki
isyan eden bizmişiz gibi, polis kurban edilmek isteniyor. Şunu
açıkça söylüyoruz. Bu olaylar yüzünden bir tek arkadaşımız
yakılırsa, akla hayale gelmeyecek tepki gelecektir polisten.. Bardak
taştı artık.'
Amiri doğrulayan bir başka başkomiser daha can alıcı gelişmeden söz
ediyor. 'Evlerimiz basılacak diye korkuyoruz' diyor..
Soruyorum.. 'Siz lojmanda kalmıyor musunuz?'.. Lojmanların
yetmediğini pek çok polisin kiralık evlerde oturduğunu söylüyor ve
ekliyor:
'Lojman dışında yaşayan polislerin ailesi açık tehdit altında.
Tamamen tecrit edilmiş durumda yaşıyorlar. İşgalci düşman güçleri
olarak gördükleri polisin ailesine de düşmanlar..'
DUR! ABARTMA
'Bir dakika.. Orada dur' diyerek sözünü kesiyorum.. 'Galiba son
olaylar asabınızı fazla bozdu.. Burası Türkiye Cumhuriyeti'nin bir
ilçesi. Elbette her yerde kötü insan da olur ama,
hepsini aynı kefeye koyarak haksızlık ediyorsun.'
Tepkisi sert oluyor.. 'Hepiniz aynısınız. Yaşamadığınız,
görmediğiniz şeyleri tahminlerle, basma kalıp, şablon fikirlerle
yazıp çiziyorsunuz.. Buradaki son olaylarda 30 polisin ailesi neden
evlerinden alınıp lojmanlara taşındı sanıyorsun. Bir uzman çavuş
nasıl rehin alındı, nasıl ölümden kurtarıldı bilmiyorsun?. Haydi biz
abartıyoruz. Neden Hakkari'de evleri basılan polis aileleriyle gidip
röportaj yapmıyorsun?..'
BU SÖZLER İRKİLTİCİ
Bu son söyledikleri ile irkiliyorum.. 'Sen ciddi misin?' diye
soruyorum.. 'Yok dalga geçiyorum' diyerek sinirli bir şekilde
uzaklaşıyor..
Diğer polise dönüyorum..
Bir şey sormama fırsat vermeden en kutsal şeylerin üzerine yemin
ederek 'Eğer ailemi kaçırıp dağa kaldırırlarsa, eğer çocuğumun
kılına zarar gelirse a.... k.... buranın. K...... y......' diyor.
İşte burasını yazamıyorum. Çünkü yazarsam başım savcılarla fena
halde derde girebilir..
Hepsine tekrar geçmiş olsun diyerek rotayı hemen Hakkari'ye
çeviriyorum.. Yol boyunca 'Abartmıştır, söylentidir.. Bu durumlarda
fısıltı gazetesi çok şey üretir onlardan biridir' diye kendi kendimi
kandırmaya çalışıyorum..
Evimiz taşlanıyor kapı zorlanıyordu
Kent karışıktı.
Kocası görevdeydi. 2 çocuğu ile yalnızdı polisin eşi. Yüzleri poşu
ile sarılı kalabalık kapıyı kırmak üzereydi
Hakkari'deyim. Teferruatla zaman geçirmeyip hemen duyduklarımı
sizinle paylaşmak istiyorum. 2 saat dil dökerek konuşmaya ikna
ettiğim bir polisin eşi ve 11 yaşındaki oğlunun anlattıkları ile siz
de dehşete düşecek, irkileceksiniz.. Temennim, irkilmesi
gerekenlerin de artık uykudan uyanması..
Tarih 16 Kasım 2005 .. Bölücü örgüt, Şemdinli olaylarını bahane
ederek Hakkari'de esnafa kepenk kapattırıyor. Yapılan basın
açıklamasını bir DEHAP klasiği takip ediyor. Kalabalık gruplar
polise, kamu binalarına ve (Bu ilk defa oluyor) polis ailelerinin
yaşadığı evlere saldırmaya başlıyor.. Saldırıya uğrayan 10 polis
eşinden biri 3 çocuk annesi genç kadın yaşadığı dehşeti işte böyle
anlatıyor:
ÇOCUKLARIN ÇIĞLIĞI
'Şehirde eylem vardı. Kocam görevdeydi.. Evde biri 8 ve diğeri 3
yaşındaki 2 çocuğumla yalnızım.. 11 yaşındaki oğlum da okulda.. Saat
11 gibi evimizin etrafında yüzleri siyah poşularla sarılı insanlar
toplanmaya başladı. Sloganlar atmaya başladılar. Sayıları gittikçe
artıyordu. Biraz uzakta elinde keleş (Kaleşnikof) olan iki adam
evimizi gösteriyordu.
'Kürdistan bizim, ülkemizden defolup gidin' sesleri gittikçe
yükseliyordu. Birden camlar aşağı inmeye başladı. Yağmur gibi taş
yağıyordu. Çocuklar çığlık çığlığa ağlamaya başladı. Banyoya
kapandık.
Kocamı aradım 'Kurtar bizi öldürecekler' diye yardım istedim. Çok
kalabalıklar yalnız gelme sakın' dedim. Bu arada adamlar apartmana
da girmiş, kapıyı tekmeliyorlar, taşlıyorlardı. Çok korkmaya
başladım.. Her yerden silah sesleri gelmeye başladı. Ne kadar zaman
geçti bilemiyorum. Bir panzer geldi beni ve çocuklarımı alıp polis
lojmanlarına götürdü.
Sığındığımız lojmanda bizim gibi saldırıya uğramış bir aile daha
vardı. Büyükler çocuklar herkes ağlıyordu. Burası da saldırıya
uğramış ama ana kapıdan içeri girememişler. Camlar hep kırık. Silah
sesleri kesilmiyor..
BAKAN RAHAT UYUYOR MU ?
3 gün misafir kaldıktan sonra evimize döndük. Aynı korku ile
yaşamaya devam ediyoruz. İçişleri Bakanı'na bir sorum var. O
koltukta rahat oturabilir musun?.. Geceleri rahat uyuyabiliyor
musun?.. Polisi bu kadar sahipsiz nasıl bırakabilirsin? Ya o gün
telefon çekmeseydi. Ya kocama ulaşamasaydım. Ya beni alıp dağa
kaldırsalardı. Ya çocuklarımı öldürselerdi.. Ondan sonra polisi
nasıl zaptedecektiniz. Evladı öldürülen, namusuna leke sürülen hangi
erkeğin gözü bir şey görür.. Bunların mı olmasını istiyorsunuz?..
BU BAYRAK KAVGASI
Bu kadarla da bitmiyor. Şimdi ev sahibi 'Siz mimlendiniz. Evim
bombalanabilir. Çıkın' diye tutturdu. Adam bizim canımızı değil,
kendi malını düşünüyor. Hakkari'de zaten ev yok. Kasım'ın ortasında
nereden ev bulup çıkacağız.
Kocamla oturup konuştuk. Benim çocukları alıp Ankara'ya babasının
yanına gitme fikrini tartıştık. Hiç olmazsa bir süreliğine.. Ama bu
alçaklara arkamızdan 'İşte kaçırttık' dedirtmeyeceğiz. Gitmeyeceğiz.
Bu artık bir bayrak-toprak kavgasına dönüştü. Sonuna kadar kocamın
yanındayım'
Polis çocuğunu asker kurtardı
11 yaşındaki polis çocuğunun olay günü yaşadıkları ise bir ömür boyu
izleri silinemeyecek kadar korkunç.
Bakın küçük M.'nin başına neler gelmiş: Okuldan çıktım eve
geliyordum. 8-10 kişilik bir grup kürtçe ana avrat küfretti.
Sonra '....... polis çocuğu. s...... gidin bizim memleketimizden'
diye üzerime yürüdü. Kaçmaya başladım. Hem taş atıyor hem
kovalıyorlardı.
Askerlik Şubesi'nin önüne geldiğimde 'imdat beni öldürecekler' diye
bağırıp yardım istedim.
Kapıdaki nöbetçi asker havaya ateş açtı. Beni alıp içeri götürdü.
Ben artık burada okula gitmem. Zaten okulda beni hiç rahat
bırakmıyorlar.
Sınıfa Kürdistan haritası asıyorlar. Durmadan 'Burası bizim
ülkemiz.. Defolup gidin. Yoksa biz göndereceğiz' diye hakaret
ediyorlar.'
büyük bir kısmında güvenlik güçlerini anlattık burada geri kalanında fakir enilen bir yeri...
yorum sizin
not:uzun namlulu tüfeklerden kannas marka tüfek bile panzeri delemez.
düşünün artık sokakta eylem yapanlar insan mı -
gerçekten çok önemli bir konuya değinmişsin,bu bir gerçek.gerçekten bazı kesimler yapılan hizmeti haketmiyor,hemen oradan bütün kamu personelini çekmek lazım bunun gibi şerefsizlere hizmet götürmek günahtır.arada bir aklıma geliyor oralarda allah sabır versin o çalışan memura askere polise :((
-
işte devletin polisinin halibu devlete hizmet edenlerin hali bu turkiye cumhuriyetinin sarsılmaz otoritesi sarsılıyo oralarda uc beş piçin yuzunden panzerin camını delin silahta gosteriyoki bu işte doğudaki gotu çıplak kurtlerin parmağı yok sadece keşke iş içişleri bakanıyla bitse
-
tayyipten sonra gelecek adamda büyük ihtimal sistemin köpeği olacaktır.onun için burda yıkılması gereken sistemdir.tayyip ya da bi başkası deil.ama tabi bu a.qoduğumda siktirip giderse bi nebze ii olur
Toplam Hit: 1617 Toplam Mesaj: 4
