folder Tahribat.com Forumları
linefolder Derin Konular
linefolder Herkes Okumalı(Vatana Hizmet Edenlerin Durumu)



Herkes Okumalı(Vatana Hizmet Edenlerin Durumu)

  1. KısayolKısayol reportŞikayet pmÖzel Mesaj
    AntiOksidan
    AntiOksidan's avatar
    Kayıt Tarihi: 03/Ekim/2005
    Erkek
    Kocası görevdeydi ve 2 çocuğu ile evde yalnızdı polisin eşi... Evi
    saran grup önce taş yağdırmaya arkasından kapıyı zorlamaya başladı

    Çaresizliğin böylesi

    ---------------------------------------------------------------------
    -----------

    Çığlık çığlığa ağlayan çocuklarını alıp banyoya sığındı.
    Salonda kalan telefonunu almak için gittiğinde içeri yağmur gibi taş
    yağıyordu. Kapı her tekmede esniyor, arkasına dayalı sandığı
    zorluyordu. Her an kırılabilir, kalabalık içeri girebilirdi.

    Çaresizliğin böylesi
    Karakolda bulunan polis memuru, eşinden gelen telefondan sonra
    çıldıracak gibi olmuştu. Çünkü karakol da saldırı altındaydı. Tek
    başına dışarı çıkmayı başarsa bile evlerini saran ve bir bölümü
    silahlı kalabalıkla baş etmesi imkansızdı.

    Silah sesleri geliyordu
    Polİsİn eşi dehşet içinde dua ederken uzaktan silah sesleri gelmeye
    başladı. Gelen emniyetin panzeriydi. Evi saran kalabalığı havaya
    ateş açarak dağıtmaya çalışıyordu. Ve Hakkari'de 16 Kasım 2005'te,
    10 polisin ailesi aynı dehşeti yaşıyordu.

    Dikkat! Bardak taşıyor
    Şemdinli'den Yüksekova'ya geçiyoruz. Adını terör ve uyuşturucu
    kaçakçılığı ile duyuran, sokaklarında 06, 34 plakalı lüks ciplerin
    cirit attığı Yüksekova'dayız.
    Tabelasına göre 59 bin nüfuslu Yüksekova'da malikaneler, lüks
    villalar, plazalar dikkatimizi çekiyor. Dikkat çeken bir başka şey
    ise kentti boydan boya geçen Cengiz Topel Caddesi'ndeki sloganlar..

    APO'YA ÖVGÜLER
    Apo'ya övgüler, T.C'ye küfürlerle dolu sloganları içimiz acıyarak
    okuya okuya caddeyi katettik ve ilçe Emniyet Müdürlüğü'ne geldik.
    DEHAP ilçe örgütünden önce buraya gelmemiz, hiç hoş karşılanmıyor..
    Bunu ilerleyen saatlerde kentin ana caddesinde yürürken, fırlatılan
    nefret dolu bakışlar ve arkamızdan edilen Kürtçe küfürlerden
    anlıyoruz.

    HEPSİ BİR DEĞİL
    Benim amacım, okura şu sorunun cevabını iletmek 'Buralarda polis
    olmak nasıl bir iştir'..
    Elbette Yüksekova'da yaşayan devletine, bayrağına saygılı pek çok
    insan var. Ancak 40 bin kişinin ellerinde PKK bezleri ve Apo
    posterleri ile yürüyüş yaptığı, devrilen panzerin altında kalan
    polisi bile molotof atarak yakmak isteyenleri barındıran bu kentte,
    polis olmak nasıl bir duygudur. Bunu duymak ve duyurmak istiyorum.

    PANZERi DELEN TÜFEK
    Emniyet Müdürlüğü'nün bahçesine çekilen panzeri inceliyoruz. 10
    Kasım'daki büyük isyan provasında atılan kurşunların izleri açık
    seçik görülüyor. Hatta camı bile delinmiş.
    Yanımdaki polise 'Bu camlar kurşun geçirmez değil mi?' diye
    soruyorum. Cevabı şaşırtıcı. 'Çok özel bir tüfekle atılmış..
    Kalaşnikof, hatta Bixi (Uzun namlulu suikast silahı) bile delemez.
    Muhtemelen Kannas olmalı' diyor. Hakkari Valisi Erdoğan
    Gürbüz'ün 'Göstericiler silahlı' açıklaması doğru galiba. Durum
    tahmin edemeyeceğimiz kadar vahim.

    SİLAH KULLANIRSAN...
    Genç bir amir geliyor yanıma. Çok dolu.. Basında çıkan haberlerin
    PKK güdümlü kalkışmayı 'Demokratik hak' olarak gösterilmesine isyan
    ediyor. Şunları yazmamı istiyor. 'Başımızın üzerinden kurşunlar
    vızıldayarak geçiyor. Arkadaşlarımız yaralandı. Çok açık şekilde
    nefsi müdafaa durumunda kaldık. Devlet, kendisini korumak için bizi
    çalıştırıyor ama, bırakın devleti, kendi canımızı bile korumak için
    bile silah kullansak hayatımız kararıyor.

    BARDAK TAŞTI ARTIK
    Üzerimize taş ve kurşun yağdıran isyancıların hepsi serbest
    bırakıldı. Savcı, tek tek polisin silah kayıtlarını inceliyor. Sanki
    isyan eden bizmişiz gibi, polis kurban edilmek isteniyor. Şunu
    açıkça söylüyoruz. Bu olaylar yüzünden bir tek arkadaşımız
    yakılırsa, akla hayale gelmeyecek tepki gelecektir polisten.. Bardak
    taştı artık.'
    Amiri doğrulayan bir başka başkomiser daha can alıcı gelişmeden söz
    ediyor. 'Evlerimiz basılacak diye korkuyoruz' diyor..
    Soruyorum.. 'Siz lojmanda kalmıyor musunuz?'.. Lojmanların
    yetmediğini pek çok polisin kiralık evlerde oturduğunu söylüyor ve
    ekliyor:
    'Lojman dışında yaşayan polislerin ailesi açık tehdit altında.
    Tamamen tecrit edilmiş durumda yaşıyorlar. İşgalci düşman güçleri
    olarak gördükleri polisin ailesine de düşmanlar..'

    DUR! ABARTMA
    'Bir dakika.. Orada dur' diyerek sözünü kesiyorum.. 'Galiba son
    olaylar asabınızı fazla bozdu.. Burası Türkiye Cumhuriyeti'nin bir
    ilçesi. Elbette her yerde kötü insan da olur ama,
    hepsini aynı kefeye koyarak haksızlık ediyorsun.'
    Tepkisi sert oluyor.. 'Hepiniz aynısınız. Yaşamadığınız,
    görmediğiniz şeyleri tahminlerle, basma kalıp, şablon fikirlerle
    yazıp çiziyorsunuz.. Buradaki son olaylarda 30 polisin ailesi neden
    evlerinden alınıp lojmanlara taşındı sanıyorsun. Bir uzman çavuş
    nasıl rehin alındı, nasıl ölümden kurtarıldı bilmiyorsun?. Haydi biz
    abartıyoruz. Neden Hakkari'de evleri basılan polis aileleriyle gidip
    röportaj yapmıyorsun?..'

    BU SÖZLER İRKİLTİCİ
    Bu son söyledikleri ile irkiliyorum.. 'Sen ciddi misin?' diye
    soruyorum.. 'Yok dalga geçiyorum' diyerek sinirli bir şekilde
    uzaklaşıyor..
    Diğer polise dönüyorum..
    Bir şey sormama fırsat vermeden en kutsal şeylerin üzerine yemin
    ederek 'Eğer ailemi kaçırıp dağa kaldırırlarsa, eğer çocuğumun
    kılına zarar gelirse a.... k.... buranın. K...... y......' diyor.
    İşte burasını yazamıyorum. Çünkü yazarsam başım savcılarla fena
    halde derde girebilir..
    Hepsine tekrar geçmiş olsun diyerek rotayı hemen Hakkari'ye
    çeviriyorum.. Yol boyunca 'Abartmıştır, söylentidir.. Bu durumlarda
    fısıltı gazetesi çok şey üretir onlardan biridir' diye kendi kendimi
    kandırmaya çalışıyorum..

    Evimiz taşlanıyor kapı zorlanıyordu
    Kent karışıktı.
    Kocası görevdeydi. 2 çocuğu ile yalnızdı polisin eşi. Yüzleri poşu
    ile sarılı kalabalık kapıyı kırmak üzereydi
    Hakkari'deyim. Teferruatla zaman geçirmeyip hemen duyduklarımı
    sizinle paylaşmak istiyorum. 2 saat dil dökerek konuşmaya ikna
    ettiğim bir polisin eşi ve 11 yaşındaki oğlunun anlattıkları ile siz
    de dehşete düşecek, irkileceksiniz.. Temennim, irkilmesi
    gerekenlerin de artık uykudan uyanması..
    Tarih 16 Kasım 2005 .. Bölücü örgüt, Şemdinli olaylarını bahane
    ederek Hakkari'de esnafa kepenk kapattırıyor. Yapılan basın
    açıklamasını bir DEHAP klasiği takip ediyor. Kalabalık gruplar
    polise, kamu binalarına ve (Bu ilk defa oluyor) polis ailelerinin
    yaşadığı evlere saldırmaya başlıyor.. Saldırıya uğrayan 10 polis
    eşinden biri 3 çocuk annesi genç kadın yaşadığı dehşeti işte böyle
    anlatıyor:

    ÇOCUKLARIN ÇIĞLIĞI
    'Şehirde eylem vardı. Kocam görevdeydi.. Evde biri 8 ve diğeri 3
    yaşındaki 2 çocuğumla yalnızım.. 11 yaşındaki oğlum da okulda.. Saat
    11 gibi evimizin etrafında yüzleri siyah poşularla sarılı insanlar
    toplanmaya başladı. Sloganlar atmaya başladılar. Sayıları gittikçe
    artıyordu. Biraz uzakta elinde keleş (Kaleşnikof) olan iki adam
    evimizi gösteriyordu.
    'Kürdistan bizim, ülkemizden defolup gidin' sesleri gittikçe
    yükseliyordu. Birden camlar aşağı inmeye başladı. Yağmur gibi taş
    yağıyordu. Çocuklar çığlık çığlığa ağlamaya başladı. Banyoya
    kapandık.
    Kocamı aradım 'Kurtar bizi öldürecekler' diye yardım istedim. Çok
    kalabalıklar yalnız gelme sakın' dedim. Bu arada adamlar apartmana
    da girmiş, kapıyı tekmeliyorlar, taşlıyorlardı. Çok korkmaya
    başladım.. Her yerden silah sesleri gelmeye başladı. Ne kadar zaman
    geçti bilemiyorum. Bir panzer geldi beni ve çocuklarımı alıp polis
    lojmanlarına götürdü.
    Sığındığımız lojmanda bizim gibi saldırıya uğramış bir aile daha
    vardı. Büyükler çocuklar herkes ağlıyordu. Burası da saldırıya
    uğramış ama ana kapıdan içeri girememişler. Camlar hep kırık. Silah
    sesleri kesilmiyor..

    BAKAN RAHAT UYUYOR MU ?
    3 gün misafir kaldıktan sonra evimize döndük. Aynı korku ile
    yaşamaya devam ediyoruz. İçişleri Bakanı'na bir sorum var. O
    koltukta rahat oturabilir musun?.. Geceleri rahat uyuyabiliyor
    musun?.. Polisi bu kadar sahipsiz nasıl bırakabilirsin? Ya o gün
    telefon çekmeseydi. Ya kocama ulaşamasaydım. Ya beni alıp dağa
    kaldırsalardı. Ya çocuklarımı öldürselerdi.. Ondan sonra polisi
    nasıl zaptedecektiniz. Evladı öldürülen, namusuna leke sürülen hangi
    erkeğin gözü bir şey görür.. Bunların mı olmasını istiyorsunuz?..

    BU BAYRAK KAVGASI
    Bu kadarla da bitmiyor. Şimdi ev sahibi 'Siz mimlendiniz. Evim
    bombalanabilir. Çıkın' diye tutturdu. Adam bizim canımızı değil,
    kendi malını düşünüyor. Hakkari'de zaten ev yok. Kasım'ın ortasında
    nereden ev bulup çıkacağız.
    Kocamla oturup konuştuk. Benim çocukları alıp Ankara'ya babasının
    yanına gitme fikrini tartıştık. Hiç olmazsa bir süreliğine.. Ama bu
    alçaklara arkamızdan 'İşte kaçırttık' dedirtmeyeceğiz. Gitmeyeceğiz.
    Bu artık bir bayrak-toprak kavgasına dönüştü. Sonuna kadar kocamın
    yanındayım'

    Polis çocuğunu asker kurtardı
    11 yaşındaki polis çocuğunun olay günü yaşadıkları ise bir ömür boyu
    izleri silinemeyecek kadar korkunç.
    Bakın küçük M.'nin başına neler gelmiş: Okuldan çıktım eve
    geliyordum. 8-10 kişilik bir grup kürtçe ana avrat küfretti.
    Sonra '....... polis çocuğu. s...... gidin bizim memleketimizden'
    diye üzerime yürüdü. Kaçmaya başladım. Hem taş atıyor hem
    kovalıyorlardı.
    Askerlik Şubesi'nin önüne geldiğimde 'imdat beni öldürecekler' diye
    bağırıp yardım istedim.
    Kapıdaki nöbetçi asker havaya ateş açtı. Beni alıp içeri götürdü.
    Ben artık burada okula gitmem. Zaten okulda beni hiç rahat
    bırakmıyorlar.
    Sınıfa Kürdistan haritası asıyorlar. Durmadan 'Burası bizim
    ülkemiz.. Defolup gidin. Yoksa biz göndereceğiz' diye hakaret
    ediyorlar.'


    büyük bir kısmında güvenlik güçlerini anlattık burada geri kalanında fakir enilen bir yeri...
    yorum sizin

    not:uzun namlulu tüfeklerden kannas marka tüfek bile panzeri delemez.
    düşünün artık sokakta eylem yapanlar insan mı
  2. KısayolKısayol reportŞikayet pmÖzel Mesaj
    antivir-US
    antivir-US's avatar
    Kayıt Tarihi: 04/Ocak/2006
    Erkek
    gerçekten çok önemli bir konuya değinmişsin,bu bir gerçek.gerçekten bazı kesimler yapılan hizmeti haketmiyor,hemen oradan bütün kamu personelini çekmek lazım bunun gibi şerefsizlere hizmet götürmek günahtır.arada bir aklıma geliyor oralarda allah sabır versin o çalışan memura askere polise :((

    Camınızı kırar, duvarınıza işer, bisikletinize biner, tekerini keser, arabanızı çizer, zilinize basar kaçarım. Kısacası ben annenizin sokağa çıkarken uzak dur dediği çocuklardan biriyim.
  3. KısayolKısayol reportŞikayet pmÖzel Mesaj
    Arlong
    Arlong's avatar
    Kayıt Tarihi: 14/Şubat/2005
    Erkek
    işte devletin polisinin halibu devlete hizmet edenlerin hali bu turkiye cumhuriyetinin sarsılmaz otoritesi sarsılıyo oralarda uc beş piçin yuzunden panzerin camını delin silahta gosteriyoki bu işte doğudaki gotu çıplak kurtlerin parmağı yok sadece keşke iş içişleri bakanıyla bitse
  4. KısayolKısayol reportŞikayet pmÖzel Mesaj
    kokainman
    kokainman's avatar
    Kayıt Tarihi: 22/Ocak/2006
    Erkek
    tayyipten sonra gelecek adamda büyük ihtimal sistemin köpeği olacaktır.onun için burda yıkılması gereken sistemdir.tayyip ya da bi başkası deil.ama tabi bu a.qoduğumda siktirip giderse bi nebze ii olur

    ... sorcerer & musket ...
Toplam Hit: 1617 Toplam Mesaj: 4