İçi Doldurulmuş Hayatlar Arıyorum.
-
Uzun zamandır yazmıyorum. Bunun türlü sebepleri var elbette ancak, en belirgin ve en koyu kıvamlı olanı şu ki;
Artık insanlara bazı şeyleri anlatmaktan usandım. Düz mantık, yerini karmaşık düşüncelere bıraktığı zaman yanılmak çok kolaydır. Duygularınız heryerinizi sarmalar ve düşünemezsiniz, göremezsiniz hatta duyamazsınız.
Benim bu satırları yazmamdaki amaç gayet düz mantıktan doğan bir neden-sonuç ilişkisine dayalı dostlarım. Birşeyler anlatıp sizi kızdırdığım oldu. Birşeyleri yuhalayıp takdir edildiğim de öyle. Ama şunu çok iyi biliyorum ki, ağzımdan çıkan her harf yanyana dizilerek kelimeleri, o kelimeler ise cümleleri ve son olarak da o cümleler sizinle paylaşmaktan büyük keyif aldığım paragraflarımı meydana getirdi. Günler geçti, devranlar döndü ve artık doğru ile yanlışın hakkından gelmiş biri olarak, canınızı sıkmadan birşeyleri tartışabileceğim sonucuna vardım.
Olay şu ki dostlarım, anneciğimin güzel kokusunu koklamaya başladığım o andan bugüne toplam 21 sonbahar taddım. Yaşadığım bu 21 sonbaharın herbiri, birbirinden güzeldi. Ancak hayatta en büyük ilizyon şu ki, sonbaharlarınızın birbiri ardına tükendiğini gördüğünüz zaman, herbirini özlemeye başlıyorsunuz. Geçmişte yaşanmış onca anı bir film şeridi gibi gözünüzün önünden geçiyor ansızın.
İşte burada yapmaya çalıştığım şeyde bu dostlarım. Şimdi, içinizdeki o yumuşacık insanı ortaya çıkarabileceğine inandığınız bir melodi seçin kendinize. Öyle çok yüksek sesle değil de, derinlerden gelircesine tıngırdasın enstrümanları ve içinize işlesin her bir notası. Daha sonra klavyenizi kendinize doğru çekin ve en rahat konumunuza geçin. Yüzünüzün en çok güneş alan yerine bir tebessüm yerleştirin ve anlatmaya başlayın dostlarım.
Burada anlatacağınız anılarınızın kimsenin umrunda olmayacağını düşünmeyin. Benim için çok önemli. Durun şimdi. Ben ilk adımı atayım ve başlayayım anlatmaya;
Ben diyeyim 12 siz deyin 13 yaşında bir ergenlik çağı adayı velettim. İlk okul döneminde herşey sıvı kıvamdaydı. Katı bakış açısı, benim yaşımda bir çocuk için keşfedilmemiş bir adaydı. O yaşta bir çocuk için insanları tanımak her zaman geri planda kalıyor. Bir arkadaşım vardı. Bir de onun arkadaşı. Zaten arkadaşlıklar da bu kadar rastgele meydana geliyordu. Mustafa ile Anıl'dan bahsediyorum. İlk okul yıllarımı neredeyse hatırlamıyorum ancak, bazı belirgin hatıralarım da yok değil. Orta okul denilen ve forma renginizin değişmesine çılgınlar gibi sevindiğiniz dönemleri hatırlayın. Ben ilk kez o dönemde eve tek başıma dönmeye başlamıştım.
Okuldan evime gitmek için 2 kilometreye yakın yol yürürdüm. Ancak arkadaşlarımlayken bu yol bana hevesle yediğim dondurmam kadar az gelirdi...
Birgün aynı rutinin koynundan çıkıp evimize doğru yola koyulduk. Yolda ayakkabımın bağcığının çözülmüş olduğunu fark ettim. Eğildim ve bağlamaya başladım.
Durun burada bir mola verelim. Çok daha önceleri, bağcıklı bir ayakkabıya gönül vermiştim. Ortalığı birbirine katmama engel olamayan annem, sadece bir kere bağlamayı göstereceğini ve bir daha asla göstermeyeceğini, ancak bu şartla bağcıklı bir ayakkabı almayı kabul edeceğini söylemişti. Ayakkabıyı aldık :) Eve geldiğimizde annem sadece bir kere bağcık bağlamayı gösterdi...
Kaldırıma dayadığım ayağıma doğru eğilmiş, annemin gösterdiği şekilde bağlıyordum ayakkabılarımı. Tabiki o gönül verdiğim ayakkabı değildi bu. Kimbilir ondan sonra kaç ayakkabıya gönül vermiştim... Bağcık bağlama işlemi süre dursun, serseri takımından bir çocuk gelip henüz olgunlaşmamış popoma bir şamar patlattı. O zamanlar mavi gözlü, boyuna göre oldukça kilolu ve bir o kadar da tatlı bir çocuktum. Kapının önünden asla ayrılmayan, annesi kızdığı zaman asla aksini yapmaya cesaret edemeyen bir çocuk hayal edin.
Bağcık bağlama işlemini yarıda bıraktım ve benden beklenmeyecek bir hiddetle olduğum yerde doğruldum. Çocuk sırıtıyordu. Elimde, henüz tamamını bitiremediğim bir ekmek arası döner vardı. Sanırım harçlığımdan arta kalanları ona yatırmıştım. Elimdeki döneri kaptı ve ağız sıvısını iyi pişmiş ete bulaştırarak yemeye başladı. O kadar sinirlenmiştim ki, o tatlı çocuğun gök mavisi gözleri ıslanmaya başlamıştı. Kendimi tutamadım ve henüz kartlaşmamış pamuk ellerimi sıkıp yüzüne bir yumruk indirdim.
İşte.. Hayatımda ilk kez yanlızdım ve ilk kez bir insanı yumrukluyordum. Daha sonra ne olmuş olabilir tahmin edersiniz. öylesine pişmiş çocuklardan bekleneceği üzere beni bir güzel dövdü. Hatta kevgire döndürdü.
Geçen gün alışveriş yapmaya çıkmıştım ve geri dönüşte tam da bu olayın yaşandığı kavşaktan geçiyordum. Bir anda aklımda beliriverdi. İster inanın, ister inanmayın, yolun ortasında kahkahalar atmaya başladım. Çünkü şöyle bir düşünürseniz, hayatınızda yaşadığınız ilk tecrübeleriniz, daha sonrakilere ışık tutuyor. Hayatımda tam tamına 21 sonbahar yaşadım. Ve bugüne kadar attığım her yumrukta o şirin çocuğun pamuk elleri vardı.
Selametle...
(Adminlere hitaben bu satırı yazmayı uygun buldum. Arkadaşlar ben bir amaç güderek yazı yazıyorum. Sadece Edebi bir kimliğe bürünmeyi hedeflemiyorum. Arkadaşların ilgisini çekerek belli sonuçlar elde etmek istediğim için konuyu genele açıyorum. Eğer uygun görmez ve taşımak isterseniz, canınız sağolsun. ) -
yine harika yazmissin,cok akici ve betimlemelerin super, ama senden sonra yazmak komik oluyor o yuzden okumayi tercih ediyorum :)
-
yarın bakıcam merak ettim rısorvıd
-
Hocam elinde döner varken nasıl bağcık bağlıyorsun onu tam çözemedim ben :)
ve gırgır değil amacım ama Türkiye'de bağcık bağlarken g.tü duvara yaslıycaksın başka türlü sakat :)
-
Umut Sarıkaya
Ersin Karabulut
karıştırsan bu çıkardı herhalde
-
Başlıkla bağdaştırabildiğim tek hayat neyse neyse =)
-
Ellerine sağlık Sıkılmadan okudum. Her insanın illaki senin anlatığın gibi bir anısı vardır lakin herkes senin gibi güzel ve akıcı bir biçimde anlatamaz.
-
bende sahibinden temiz kulanılmış masrafsız fiat tipo arıyorum bilen varmı 8I
dipnot: güzel yazı hocam eline sağlık
-
Potansiyel_Virus - Teşekkür ederim ancak, komik olduğu veya olmadığı önemli değil. Zaten burada bir özgüven takınarak, yaşayarak anlatmak önemli. Komik duruma düştüğünü düşünenler olacaktır. Haklısın. Beni yıllardır komik buluyorlar, buna ne diyeceksin :)
zeratul - Takıldığın noktaya hayran kaldım doğrusu :)
Daft - Ne diyeyim bilemedim. İlk kez karikatürist sanatçılara benzetiliyorum. Teşekkür edeyim de, iyiye yorduğum anlaşılsın. :) -
başlığı İçi Doldurulmuş Hayvanlar Arıyorum diye okuduğumdan konuya girmiyordum, meğer hayatlarmış amk :D
