folder Tahribat.com Forumları
linefolder Derin Konular
linefolder İçimizdeki ATATÜRK Ve Fareler



İçimizdeki ATATÜRK Ve Fareler

  1. KısayolKısayol reportŞikayet pmÖzel Mesaj
    Fikibok
    KaptaN
    KaptaN's avatar
    Üstün Hizmet Madalyası
    Kayıt Tarihi: 30/Ağustos/2005
    Erkek
    İÇİMİZDEKİ ATATÜRK VE FARELER
    Fareler, davranışlarının sonuçlarını tahmin edebiliyorlarmış. Bugüne kadar, bu yetinin sadece insana özgü olduğu sanılmakta imiş.
    Kafam karıştı doğrusu. Kafamın karışması bir yana resmen endişeleniyorum.
    İnsanlık, yaşadıklarından ders almıyor, alınan bazı dersler ise alanlarla birlikte toprak oluyor, yeni kuşaklara her nedense aktarılamıyor. Yeni kuşakların deneyim hanesinde önceki kuşaklardan yaşamı kolaylaştırıcı dayanışmayı, paylaşımcılığı, sevgiyi, saygıyı, demokrasiyi, laikliği, sosyal hukuk devletinin eşitliğini, adaletini görmek mümkün olmuyor. Kaldı ki, bunların daha da geliştirilmiş olarak gelecek kuşaklara paketlenmesi gerekirdi.
    Ne yazık ki yok...
    Atatürk, Anadolu İhtilali ile çağın gelişmelerini özetleyip anadolu insanına mal etti. Bir ihtilalciydi, bir devrimciydi. Türkiye; Atatürk’ün önderliğindeUlusal Kurtuluş savaşıyla mazlum milletlere örnek oldu. Tarih sahnesinde yes yeni bir milletin yani Türk Milletinin ulusu olarak Türkiye Cumhuriyeti Devleti adıyla onurlu yerini aldı.
    Ulusal Kurtuluş Savaşını örgütleyenler hedeflerini önceden belirlemiş oldukları için her eylemlerinin sonuçlarını tahmin ediyor, ölçüyor, biçiyor öyle harekete geçiyorlardı. Bu anlamda bir sıkıntıları yoktu, ama Ulusal Kurtuluş Hareketine Mustafa Kemel ve arkadaşlarınca katılanların bir bölümünün kafası karışıktı. Onlar saltanat ve halifeyi kurtarmak peşindeydiler ve bunun ancak Mustafa Kemal’in yürütmekte olduğu hareketin sonunda elde edileceğini tahmin ediyorlardı. Bu nedenle kurtuluşa omuz verdiler. Saltanat ve hilafet kurtulduktan sonra Mustafa Kemal’in “icabına” bakacaklardı. Neredeyse nüfusunun tamamına yakını müslüman ve dindar olan bu halkın Mustafa Kemal tarafından örgütlenmesine bu nedenle, bu hesapla engel olmadılar, olamadılar. Karşı çıktıklarında iş işten geçmşti.İnsanlar hem dindar idiler hem de ulusun bağımsızlığını, kurtuluşunu Mustafa Kemal’in gözleriyle görebiliyorlardı.
    Mustafa Kemal’in sağlığında beceremediklerini, o öldükten sonra, özellikle 1950 Menderes iktidarından bu yana becermeye çalışıyorlar.
    Mademki müslüman ve dindarsın laiklik senin neyine diyorlar. Mademki Allahı, peygamberi olan bir ümmetsin bu yurttaşlık senin neyine diyorlar. Şeriat-Siyaset-Ticaret üçlemesinde kanlı kansız niyet ve girişimlerini hep muhafaza ediyorlar.
    Yeterince güçlenebilselerdi ne yaş kararlarda kuru muhalefet şerhleri duyardık, ne de Şemdinli yargısal canlı bombalarını.
    Anadolu İhtilalini de sayarsak ki bence saymak zorundayız, nirengi noktası olarak ele almakzorundayız. Devrim ya da karşı devrim hareketlenmelerinin hepsini anadolu İhtilaline göre tarif etmek gerekir bence.
    27 Mayıs... Önce devrim dedik, törenler yaptık her yıldönümünde... Fakat “devrim”i telaffuzumuzdan çıkardık mahçubiyetle. Her nedense böyle. Siyaset boşluk kabul etmez. Birileri 27 Mayıs Devrimini 27 Mayıs İhaneti olarak adlandırıp yayıverdiler köy köy, mahalle mahalle, semt semt.
    12 Mart’a geldik dayandık. Üçe üçle intikam aldılar da yüreklerinin acısını mı dindirdiler. Hiçbir ilgisi yok. Halkın üzüldüğünü biliyorlardı onlar. Halkı bir kıvama getirmek an meselesi değil elbet. Atatürk’ün ordusu “maşa” gibi dururken el yakmaya ne hacet!..
    Bir on yıl neki, göz açıp kapayıncaya kadar geldik Evren’in domdom darbesine. Sözde Atatürkçülük adına yola düşen Evren, aslında bugünlerin mimarıdır. O istediği kadar resim yaptığını söylesin. O, bu kara günlerin mimarıdır. Domdomun Tontona evrilmesinden belliydi 10 yıl, 20 yıl sonra ne olacağı. Oldu da bitti maşallah işte... Ben yaptım oldularla, kodummu oturturumlarla, şeyini şeyettiğimin şeyleriyle, artistlik yapma lan,ananı al götür lan larla buralardayız işte.
    Çocuktum ama 61 İhtilalini net anımsıyorum. Radyoda Yassıada duruşmalarını kaçırmadan dinledim o çocuk halimle. 12 Mart uyanışı sindirme hareketinde genç bir kamu emekçisiydim. Yemekli bir masada Deniz Gezmiş’le ilgili kaçış maceralarını gözlerim parlayarak dinlemekten sanık oluyordum az kalsın ama karakolda sorgulanmamı asla unutamam.
    12 Eylül DomTon darbesinde genç bir sendikacıydım. Kaç yıllık derseniz, 4 yıllık bir kıdemim vardı ama doğrusu büyük bir istikbal vadediyordum. Sanki 40 yıllık sendikacıydım. DomTon içine etti hayallerimin. Beş kuruşa ve beş saniyelik bir işe bile muhtaç etti DomTon beni.
    Sonrasında yıllar süren yargılama ve BERAAT dedi mahkeme ama benim neyime. Dışım bükülmüş, içim eğrilmiş. Hayallerim yok olmuş. Birilerinin yüreğinde görsem o hayalleri rahatlayacağım ama yok,yook! Bend ede yok!..
    Bütün bunlara rağmen bencileyin bir yurttaş bugün ordumuza söz söyletmek istemiyorsa, bilin ki, bu onun yılgınlığından, korkaklığından değil. Devir devran değişti. Ordu, günümüzün ordusu, kanımca insanın fareden daha yetili olarak hareketlerinin sonucunu tahmin eden bir varlık olduğunu kanıtlatyan, ders olarak sunan bir tutum içindedir bugün. Dün böyle değildi diye beni kösteklemeyin, yarın ne yapacağı belli mi diye de umudumu kırmayın lütfen. Bugün gördüğüm budur. Ordumuz olan bitenin neyle sonuçlanacağını tahminediyor demiyorum, görüyor, görüyor!.. Hareketlerini yine 1919’larda 1920’lerdeki gibi yanlış tahminlerle, hesapsız beklentilerle ortalık yerde sergilemeye başlayanlar var. Kaostan medet umuyorlar.
    Asıl sözüm bize. Fareden ileride olduğumuzu en çok bizim kanıtlamamız gerekiyor. Hareketlerimizin sonucunu tahmin edebiliyor muyuz, edemiyor muyuz?
    Bunu bilmeye ihtiyacımız var.
    Kesin olarak bilmemiz gereken en önemli şeyi söylememe izin verin: YENİ BİR ATATÜRK GELMEYECEK. HERKES İÇİNDEKİ ATATÜRK’Ü SERBEST BIRAKSIN. ATATÜRKLERİ BULUŞTURUN - GERİSİNDEN KORKMAYIN.
    Bahattin Aslan

    Bilim Teknik 11.03.2006
    Fareler, davranışlarının sonuçlarını tahmin edebiliyor
    Amerikalı ve Alman bilim adamlarının, Science dergisinde yayımlanan araştırmalarına göre, fareler neden sonuç ilişkisini tahmin etme yetisine sahip. Oysa bilim bu yetinin sadece insana özgü olduğunu sanıyordu. Fareler, deneme fırsatına sahip olmadıkları halde kendi davranışlarının sonuçlarını doğru olarak tahmin edebilmişler.
    Araştırmanın ilk aşamasında farelere, bir ışık uyartısını takip eden bir sinyal sesinden sonra yem verilmiş. Fareler daha sonra da aynı yerde yem beklemişler. Araştırmacılar bu becerinin Pavlov refleksi veya neden sonuç ilişkinin öğrenilmesi olarak açıklanabileceğini söylüyorlar.
    Ancak ikinci aşamada kafeste farelerin daha önce hiç görmedikleri bir kol vardı. Merak nedeniyle bunun üzerine bastıklarında yine bir sinyal sesi duyuluyordu. Çağrışım yasalarına göre hayvanların yine yem beklemeleri düşünülebilirdi.
    Ancak fareler sinyal sesinden kendilerinin sorumlu olduğunu kavradılar diyor bilim adamları. Bu da farelerin davranışlarının sebebini bildiklerini kanıtlamakta. Araştırma bu yetinin insanda sınırlı olmadığını göstermesi açısından önem taşımakta.
Toplam Hit: 1396 Toplam Mesaj: 1