folder Tahribat.com Forumları
linefolder Derin Konular
linefolder İlk 5 Dakika Ve 1 Ömür (Okumaya Deger)



İlk 5 Dakika Ve 1 Ömür (Okumaya Deger)

  1. KısayolKısayol reportŞikayet pmÖzel Mesaj
    Fikibok
    KaptaN
    KaptaN's avatar
    Üstün Hizmet Madalyası
    Kayıt Tarihi: 30/Ağustos/2005
    Erkek
    Bir arkadaşımdan geldi.Okumaya değer!!! BİRAZ UZUN GİBİ GÖRÜNSEDE OKUMAYNIZI TAVSİYE EDERİM.




    "İLK BEŞ DAKİKA VE BİR ÖMÜR

    a.. .......ili kırsalında teröristlerin dur ihtarına ateşle
    karşılık vermesi sonucu çıkan çatışmada.....güvenlik görevlisi şehit
    oldu.


    Ya da

    a.. .......ilinde devriye görevini yerine getiren
    ...aracına
    açılan ateş sonucu..güvenlik

    görevlisi şehit oldu.



    Ya da
    a.. ........ili kırsalında teröristlerce döşenen mayının
    patlaması sonucu...asker

    yaralandı..





    Bu nasıl başlar biliyor musunuz?



    Hava o kadar sıcaktır ki beyninizdeki sıvının
    buharlaşıp uçtuğunu düşünürsünüz.

    Oluştuğu anda kuruyup giden ter damlacıklarından geriye kalan
    tuzlar yüzünüzün ve hatta

    elbisenizin her yanını kaplamıştır.

    Avucunuzun içindeki ter, yüzünüzdeki gibi kolay kurumadığı
    için
    elinizdeki tüfeğinizin metal
    kısmı avucunuzun içinde vıcık, vıcık oynar. Ter ile ıslanan çeliğin
    kokusu avucunuzun içine ve
    elinizi sürdüğünüz her yere siner. Önünüzde yürüyen adamın, ayağının
    kuru
    toprakla her temas edişinde çıkan toz, ağzınızın kupkuru olmasına ve
    zor
    nefes almanıza sebep olur.

    Sırt çantanızın askı kayışları yüzünden omuzlarınızı
    hissetmezsiniz. Kült ağrıları ancak çantayı sırtınızdan
    çıkardığınızda
    fark edersiniz.

    Bastığınız her taş parçası, her çalı ve bir ayağınızın
    kaplayabildiği her yeryüzü parçasından çıkan sesi duyarsınız.
    Yürüdüğünüz yerdeki her Ağustos böceğinin sesini, dallardaki
    kuşları, yüzünüzün etrafında ürkütücü devriye uçuşları yapan
    arıların
    kanat seslerini, ağzınıza ve yüzünüze ya da herhangi bir yerinizdeki
    küçük yaraların üzerine konmaya çalışan sineklerin vızıltılarını,
    ayağınızı bastığınız yerden havalanan yeşil çekirgenin küçücük
    cüssesine
    rağmen çıkardığı tok kanat sesini en ince ayrıntısına kadar
    duyarsınız.

    Sonra, kendi teçhizatınızın ve önünüzdeki arkadaşınızın ve
    arkanızdaki arkadaşınızın teçhizatlarının çıkardığı düzensiz
    seslerin her
    birini ayrı ayrı duyarsınız.

    Ve aynı anda önünüzdeki arkadaşınızın nefes alışlarını
    duyarsınız,
    öksürmesini ve hapşırmasını da duyarsınız.
    Telsizinizden çıkan seslerin ve cızırtıların her biri ayrı
    ayrı
    katılır bu senfoniye.

    Ter ve tozun birleşmesinden oluşan kaygan çamur, postalın
    içindeki
    tüm ayağınızı kaplamıştır, çoraplar önce su toplayıp sonra patlayan
    yerlere adeta bir deri gibi yapışmıştır.

    En çok yapmak istediğiniz şey ayaklarınızı yıkayıp,
    çoraplarınızı
    değiştirmektir. Ama bu çok büyük bir lükstür o anda.

    Çünkü...

    Çünkü hangi çalının dibinde, hangi kayanın arkasında sizi
    beklediğini bilmediğiniz ihaneti arayıp bulmanız ve yok etmeniz
    gerekmektedir.

    Bütün masumların hayatı ve huzuru size emanet diye,
    öğretmenler
    bayrak direğine asılmasın diye, kundaktaki bebekler kurşunlanmasın
    diye,
    binlerce yıllık emanete halel gelmesin diye kahpeliği ve ihaneti yok
    etmeniz gerekmektedir.

    Çünkü bunun için bayrağın, silahın, namusun ve şerefin üzerine
    yemin etmişsinizdir.

    Çünkü önemli olan ayağınız değil, ülkeniz, bayrağınız ve
    onurunuzdur.İşte bu yüzden lükstür ayak yıkamak, çorap değiştirmek.
    İşte
    bu yüzden senfoniye dönüşmüştür bütün o düzensiz sesler güruhu.

    Sonra!..

    Sonra birden tüm sesler kesilir, bıçağın dalı kestiği gibi,
    makasın
    kâğıdı,pensenin bir hoparlör kablosunu kestiği gibi... Bir anda...
    Kuşların sesleri, arıların ve sineklerin vızıltıları, çekirgenin
    kanat
    sesleri; hepsi bir anda biter.

    Gözlerinizi açtığınızda önünüzdeki arkadaşınızı değil,
    gökyüzünü
    görürsünüz,yere düşmüş olduğunuzu anlamanız birkaç saniye sürer.

    Tek hissettiğiniz kesif bir barut ve yanık et kokusudur,
    yüzünüzün
    toprak parçalarıyla kaplandığını fark edersiniz, temizlemek için
    çalışmazsınız.

    Arkadaşlarınızın bağırarak koşuşturduğunu görür ama
    kulağınızdaki
    çınlama ve uğultudan seslerini duyamazsınız. Sesleri yavaş yavaş
    duymaya
    başladığınızda ayağa kalkmaya çalışırsınız ama başaramazsınız.

    Yine birkaç saniye sonra arkadaşlarınızın sesleri arasında
    "mayın" kelimesini ayırt eder ve kalkmaya çalıştığınızda
    ayağınızdaki
    yoğun ağrıyı fark edersiniz.
    Ayağınız yoktur ama yine de ağrıdığını hissedersiniz.
    Ne olduğunu anlamak için baktığınızda ise parçalanmış
    pantolonunuzun ve kopmuş ayağınızın farkına varırsınız. İşte her şey
    o
    anda başlar.

    Avazınız çıktığı kadar bağırırsınız. Sonra, nefesiniz biter.
    Sonra, yeniden nefes alırsınız ve yeniden bağırmaya başlarsınız.
    Sonra
    yine nefesiniz biter ve yeniden, yeniden ve yine...

    Yanınıza ilk gelen arkadaşınız size, "fazla bir şey yok,
    sadece
    küçük bir yara"gibi telkinlerde bulunur. Ama siz arkadaşınız
    konuşurken
    de, helikopterle hastaneye götürülürken de artık bir ayağınızın
    olmadığını biliyorsunuzdur. Hep bir soru çınlar kafanızın içinde
    "neden
    ben, neden ben, neden ben ?"

    Hastanede geçen aylar, tedavi ve terapilerde geçen yıllar
    sonunda,dizkapağınızın on iki santim altından takılı olan ve her
    akşam
    yatarken veya banyoya girerken çıkarıp kenara koyduğunuz takma bacak
    artık bir uzvunuz olmuştur.

    Ama bunun önemi yoktur çünkü bu fedakârlığınız sayesinde vatan
    var
    olacaktır.Sizin bir bacağınızın ne önemi vardır ki!

    Artık koşamayacak olmanızın, yazın herkes gibi havuza,
    denize
    giremeyecek olmanızın da hiç önemi yoktur. Vatan sağ olsun yeter.

    Sonra birilerinin, sizin ödediğiniz vergilerle Fransız
    televizyonlarında, uğruna yarım kaldığınız vatan hudutlarını hiçe
    sayan
    programlara finans sağladığını okursunuz. Aynı dillerin bundan
    pişmanlık
    duymadıklarını söylediklerini de okursunuz.

    Pamuk'ları, Dink'leri, okursunuz, Bizans çocuğuyum
    diyenleri
    duyar, Ali Kemallere tanık olursunuz, "koçlar gibi satanları"
    görürsünüz. .

    Türk Bayraklarının yakıldığını, görürsünüz. Başlarına
    çuvallar
    geçirilip aşağılanarak elleri arkalarından bağlanan Türk askerlerini
    görürsünüz.

    Bu aşağılanmaya cevap verecek tankların motor seslerini,
    helikopterlerin kanat seslerini, piyadelerin intikam yeminlerini
    duymayı
    beklersiniz ama duyamazsınız.

    Onun yerine hainlerin cesetlerinin üstüne örtülen çaputlara
    "bayrak" diyenleri görürsünüz, "uçaklarını çek", "valiyi çek" diyen
    başkanları ve karşılarında kekeleyen riyaseti görürsünüz.

    Bu da yetmez Türk askerlerinin kendi mahkemeleriniz
    tarafından,"çete" diye suçlandığını,yargılandığını görürsünüz.

    Yok, yok bu da yetmez. Askere, polise,öğretmene ateş eden,
    yol kesip soygun yapan, köy yakan, okul yıkan, mayın döşeyen
    teröristlerin sadece "ben bir şey yapmadım" demelerinin esas kabul edilip,
    "suçsuz" sıfatıyla serbest bırakıldığını görürsünüz.

    Susanları, konuşması gerektiği halde susanları görürsünüz,
    konuşanlar her konuştuğunda, kekeleyenler her kekelediğinde ve
    susanlar her sustuğunda siz yeniden vurulursunuz,yeniden ölürsünüz her
    defasında.

    Gövdenizden o toprağa akan kan, bu defa içinize akar,
    inandıklarınıza, uğrunda savaşarak kendi kanınızı akıtmak pahasına
    tertemiz tuttuğunuz değerlerinize akar.

    Sizin kaya arkalarında, çalı diplerinde aradığınız ihanet
    gelir aklınıza, o mayınları yerleştiren eller gelir. Sorgulamaya
    başlarsınız: "Biz bu ihaneti doğru yerde mi aradık, kuyruğunda dolaştığımız
    yılanın başı, hep gözümüzün önünde miydi yoksa?"diye sorarsınız kendinize.

    Onlara verilen maaş'ın sizin vergilerinizden ödendiğini,
    içinize Sindiremezsiniz, uykularınız kaçar, neden bu vatanı sizin kadar
    sevmediklerini düşünürsünüz.

    Bu vatan onların da vatanı değil mi?

    Onlar da, tıpkı benim gibi namusun ve şerefin üstüne yemin
    etmedi mi? diye sorarsınız kendi kendinize.

    Sinirlenirsiniz, üzülürsünüz, on beş yaşında bir askeri okul
    öğrencisi iken her adımda söylediğiniz, beyninize ve yüreğinize
    nakşettiğiniz sözler gelir aklınıza": VATAN, SANA CANIM FEDA"

    Geri kalan tüm hayatınızın ilk beş dakikası,böyle başlayacak
    işte ve hayatınız böyle devam edecektir. Son nefesinize kadar savaşacaksınız ihanetle, her şeye ve herkese rağmen,bu yolda ölene ya da bu ihaneti
    bitirene kadar.

    Siz diyorum, çünkü bu vatan için bedel ödeyen insanların neler
    yaşadığını, neler hissettiğini, size rağmen ve sizin için neler
    yaptıklarını, neler yapabileceklerini bilin istiyorum. Okuduğunuz ya
    da televizyonda duyduğunuzdan daha fazladır yaşananlar.

    Yani aslında gazetelerin iç sayfalarındaki, minicik karelerde
    okuduğunuz; "...ili kırsalında teröristlerce döşenen mayının patlaması
    sonucu, bir güvenlik görevlisi yaralandı!" haberi aslında o kadar da kısa
    değildir.

    Sizin, daha okuduğunuz gazetenin arka sayfasına geçerken
    unuttuğunuz, falanca mankenin otel odası maceralarına, ya da
    uyuşturucu komasından ölen oğluna "şehit" deyip Türk bayrağı örten kadının
    haberine ayırdığınızdan daha uzun zaman ayırmadığınız bu küçük haber,
    birileri için bir ömür boyu sürecek ve asla unutulmayacaktır.

    Ve siz unuttuktan sonra da başka birileri, "ne için?"
    dendiğinde "vatan için"diyecekleri fedakârlıklarını size rağmen yapmaya devam
    edeceklerdir.

    Sizin uyuşmuşluğunuza, duyarsızlığınıza rağmen, sizin
    rahatlığınıza, sizin vicdanlarınıza rağmen bu kahramanca
    fedakârlıklar ve bu ilk beş dakikalar yaşanmaya devam edecektir.

    Asla unutmayınız başınızın üstündeki egemenlik örtüsünün
    payandası kopan bacaklar, bedeli ise size rağmen bu vatan için akan kanlar,
    feda edilen canlar, sıcak yuvalarını,babalarının yüzlerini unutan küçücük
    çocuklarını düşünmeden vakfedilen hayatlardır.

    Ne kadarını anlayabilirsiniz veya anlamak sizin umurunuzda mı
    bilmiyorum, ama birileri bunları yaşadı, birileri hala yaşıyor ve
    emin olun yaşlı dünya döndükçe, Türk vatanı ve Türk Bayrağı için birileri
    daha tüm bunları yaşayacak.

    Gördüğünüz gibi size bir hayli uzak bir yaşam biçimi bu.

    Masalarda oturup "aydınca" sohbetler etmeye hiç benzemiyor değil mi? Bir an
    için bile olsa kendinizi onların yerine koyasınız diye "siz" diyerek
    yazdım, sizin onlardan biri olamayacağınızı biliyorum.

    "Siz" kim misiniz?

    Siz kendinizi çok iyi biliyorsunuz!
    Biz de, biz de sizi çok iyi biliyoruz.
    "Siz" de bilin ki biz asla unutmayacağız.

    "VARLIĞIM TÜRK VARLIĞINA ARMAĞAN OLSUN"


    alıntıdır...
  2. KısayolKısayol reportŞikayet pmÖzel Mesaj
    BOZO
    BOZO's avatar
    Kayıt Tarihi: 17/Haziran/2002
    Erkek
    Güzel hoja nerden aldıysan okumaya değer
  3. KısayolKısayol reportŞikayet pmÖzel Mesaj
    pc_worm
    pc_worm's avatar
    Banlanmış Üye
    Kayıt Tarihi: 07/Haziran/2002
    Erkek
    Gerçekten okumaya değer, muhteşem ötesi....

    jack daniels 160 yaşında
  4. KısayolKısayol reportŞikayet pmÖzel Mesaj
    teomanyak
    teomanyak's avatar
    Kayıt Tarihi: 03/Eylül/2005
    Erkek

    suan is'deyim ve hickira hickira aglamamak icin kendimi zor tutuyorum,...+++
  5. KısayolKısayol reportŞikayet pmÖzel Mesaj
    Arlong
    Arlong's avatar
    Kayıt Tarihi: 14/Şubat/2005
    Erkek
    harika mcyargic eline sağlık
Toplam Hit: 1734 Toplam Mesaj: 5