İşte Size Bir Türk Subayının Başına Gelen Olaylar...
-
İşte size bir Türk subayının başına gelen olayların akıllardan kolay silinmeyecek çarpıcı öyküsü...
Senaryosu, Kandil'de yazıldı bu oyunun... Kandilin gaz yağı ile aydınlatılan kör bir mağarasında... İçeridekilerin gece olunca ancak silahların mekanizmalarıyla oynayarak vakit geçirebildikleri sıradan bir mağara işte...
Ellerindeki kalemlere kürtçe yazı yazmayı bile öğretemeyecek kadar cahil bir avuç insan... Sayıları 10'u geçmiyor... Onlar, dağın dört bir yanında devriye gezen, zaman zaman gittikleri mezra ve köylerde hakkını aradıklarını iddia ettikleri halka her türlü işkence ve kötü muamele yapıp sonradan "Biz TSK'nın askerleriyiz" diyerek alçaldıkça daha da alçalan, yalanla dolanla ve hainlikle neyin mücadelesini bile verdiklerini bilmeyen bir avuç çapulcu...
Onlar teröristler... Bir diğer adıyla onlar; ismi lazım değil bir terör örgütünün, canları Mehmetçiğin huzur ve barışın korunması adına zaman zaman kullanmak zorunda kaldığı 'mermiye' ipotekli günübirlikçiler... Yani bugün olup yarın olmayacak olanlar...
KÜRTLER VADİSİ, KURTLAR VADİSİ'NE BENZEMİYOR
Bomba atmaktan ziyade yiyen, yiyip şehit düşen, şanslıysa gazi olan askerimiz üzerinde, geçtiğimiz günlerde tekmil şeytanların bile akıl erdiremeyeceği bir oyun oynandı... Eski bir PKK'lı olan kitapçı Sefer'in dükkanına atılan bomba dükkandan çok Silahlı Kuvvetler'in kalbinde patladı... Bombanın patladığı sırada tesadüfen orada bulunan iki subay suçlandı ve bu işlerden çok iyi anlayan birilerinin kışkırtmasıyla galeyana gelen halk subayları linç etmek istedi... Aslına bakarsanız ettiler de....
Patlamayla birlikte olay yerine gelen yardımcı kuvvetler kızgın kalabalığın tekme ve yumruklarla ayaklarının altına aldığı iki savunmasız subayı kurtararak güvenli bir yere götürdü...
Şemdinli'de bunlar olurken BHDHABER burada olanların bununla kalmayacağından hareketle bölgeye beni gönderdi... Günlerce Şemdinli, Hakkari (Merkez) ve Yüksekova'yı kapsayan ve bir diğer adı da 'Kürtler Vadisi' olan bölgede meydana gelen olayların en doğru ve yansız haberlerini geçmeye çalıştım sizlere...
Ama bir olay vardı ki ; bu bölgede görev yapan basın bunu resmen atlamaya zorlandı... Çünkü haberin yapılması, gazete ve televizyonlarda yayınlanması Kandil de kilerin pişirdiği aşa su katmak gibi bir şey olacaktı... Belki de maskeleri düşecek, yalanları ortaya çıkacaktı... Meslektaşlarım dahil burada yaşayan herkes yaratılan kaos ortamının da etkisiyle terör örgütünden inanılmaz derecede korkuyordu... Hatta konuştuğum bazı sağduyulu vatandaşlar ürkerek de olsa, yarım ağızla da olsa şunun altını açık bir biçimde çiziyordu... "Bacı, aha şimdi devlet burada güçlü olsa ben neden örgütün lafını dinliyem ki? Biz bilmiyik mi burada her şeyi yapanın dağdakiler olduğunu... Aha gör! Kendi adamlarını bile az kalsın kurtaramiydiler... "
Bu açıklama aslında çok şeyinde açıklamasıydı belki de... Ama kim biliyordu ki bunu benimle Haso dayıdan başka?
İŞTE SİZE HERKESTEN SAKLANAN GERÇEK!
Yüreğimde hüzünle dolaştım sokaklarında Şemdinli'nin, Hakkari'nin ve Yüksekova'nın... Pek çok şey oldu da aslında ama ben bir tanesini yazacağım bugün burada... Askerliğin sanıldığı kadar kolay bir meslek olmadığını anlatacağım sizlere... Subay olmakla her şeyin bitmediğini asıl subay olduktan sonra her şeyin başladığını belgeleyeceğim sizlere...
Burası Hakkari'nin gözde ilçelerinden Yüksekova... Bakmayın adının köy adı gibi olduğuna... Hızla kentleşen, kent modelini iyiden iyiye benimsemiş bir yer burası... Çarşısındaki dükkanlardan tutunda cadde üzerindeki evlere kadar mimarisi 'geleceğin bir büyük kentiyim' mesajını veriyor adeta... Halkı biraz kuşkulu. Hatta gereğinden fazla kuşkulu... Kadın da olsanız erkekte olsanız yabancıysanız sizi tahlil edene kadar size uzaylıymışsınız gibi bakıyorlar...
İlçede gerginlik hakim... Bir çok parti binasında in cin top oynarken Dehap'ta fark edilir bir hareketlilik var... Sanırsınız ki iktidarda olan AK Parti değil Dehap... Binaya 'giriş çıkışlar'da serilik dikkat çekiyor... Ben bunu biraz da şuna benzettim... Hani karıncalar; üzerlerine attığınız ekmek parçacıklarını yuvalarına götürmek için birbirini ezercesine gider gelirler ya... Eh buda onun gibi bir şey...
Örgütün varlığını ve gücünü burada da otomatikman hissedebiliyorsunuz... Yani nereye bakarsanız bakın Şemdinli gibi burada da zafiyetin emareleri görülüyor... Ama bu geçici bir durum... Bunun çok yakın zamanda düzeleceğini ve her şeyin eskisi gibi olacağına inanıyorum... Ya da buna inanmak istiyorum...
Cengiz Topel Caddesi üzerinde biraz yorgun, biraz şaşkın vaziyette yürüyorum... Kaymakamlığı geçtim... Dedim ya bir gözüm Dehap İlçe binası önünde (ne için toplandıklarını bilemediğim) kalabalıkta... Gazeteciler var... Ama kimin gazeteci kimin değil çözemiyorum... İnsanların yüzündeki sert ve sinirli ifade 1 kilometre öteden anlaşılıyor... Arada bir alaycıl gülenleri de var... Sanki içten içe başarılmış bir işin zaferi yansımış yüzlerine... Ama bir çoğu yay gibi gergin... Kuşkulu ve biraz da korkulu.. Neye kızgın, neye sinirli ve neden korktuklarını anlamam mümkün değil... Cadde boyunca karmaşık düşünceler içinde ağır ağır yürürken bir anda karnımın acıktığını hissediyorum... Dükkanlara bakıyorum... Her tarafta yabancısı olduğum yemekler... Bölgeye özgü ama İstanbul'dan tanıdık bir yüz ilişiyor gözüme.. "Lahmacun"... Tam ustaya camdan "Bana iki lahmacun yapar mısın?" diyecektim ki;
"ANSIZIN ORTALIK KARIŞIYOR"
O da ne? 25 30 yaşlarında üzerinde gri mont olan biri Dehap önünde bekleşen yaklaşık 150 ila 200 kişinin saldırısına uğruyor... Tek hatırlayabildiğim içlerinden birinin kürtçe "Bu da onlardan biri!" diye bağırdığı... Henüz bir şey anlayabilmiş değilim... Kalabalık bir anda tek kişinin üzerine hücum ediyor... Seyrederken bile insanın dayanmakta zorlandığı böyle bir olayda ağızlarından salya akarcasına saldıranların arasında, hatta altında kalan o insanın o an ki durumunu düşünemiyorum bile...
Ortalık ana baba günü... Bağrışmalar, küfürler ve bu arada sloganlar dikkatimi çekiyor... Altlarına aldıkları genç adamın sesini duyamıyorum... Prinaların saldırısı gibi bir şey bu... Öyle bir hal alıyor ki, yerdeki adama vuracaklarına yanlışlıkla birbirlerine vuruyorlar... Aralarında ellerinde resimlerinden bilip tanıdığım kalaşnikof tüfeklerin bulunduğu insanlar var... Arada bir onlarda tüfeğin dipçik denen bölümüyle vuruyorlar genç adama... Eylemi görüyorum, vurduklarını görüyorum ama kalabalık arasında ayaklar altında kalan adamı göremiyorum... Yüzlerce tekme, yüzlerce yumruk ve arada yukarıdan aşağıya büyük bir nefretle inen tüfek dipçikleri...
Gözlerimi kapıyorum... Kaskatı kesilmişim... "Dövülen insanın bu kalabalık arasından sağ çıkması mümkün değil" diyorum kendi kendime... "Ölmüştür, kesin ölmüştür!" diyorum büyük bir kızgınlıkla... Sonra kaldırıyorlar yerden genç adamı... O sırada yoldan geçmekte olan bir taksiyi durduruyorlar... İçindeki yolcuları zorla indirip kanlar içindeki genç adamla birlikte yanına binen üç kişi hızla oradan uzaklaşıyor...
Tüylerim diken diken oluyor... Dövülenin kim olabileceği konusunda tahminler yürütüyorum... Her şey geliyor da dövdüklerinin Türk Silahlı Kuvvetler mensubu olacağı gelmiyor aklıma... Çünkü onların bu şekilde dövülebileceği düşüncesini beynime yakıştıramıyorum... Ama doğru...
SONUNDA ÖĞRENİYORUM
Bir süre sonra dövülenin Efeler Jandarma Özel Harekat Tabur Komutanlığı'nda görevli bir uzman çavuş olduğunu öğreniyorum... Adının Metin Baltacı olduğunu 31 yaşında olduğunu ve Dehap İlçe Binası'nda yapılacağı bildirilen basın açıklaması için oraya görevli geldiğini öğreniyorum...
Dahası da var... Kalabalık arasından üç kişi tarafından taksiye konduktan sonra ilçe mezarlığına götürüldüğünü ve burada da dövüldüğünü öğreniyorum... Daha sonra dövdükleri uzman çavuşu Dehap İlçe veya Belediye Başkanı'na teslim edip karşılığında gözaltındaki arkadaşlarının serbest bırakılmasını istemeyi amaçladıklarını öğreniyorum...
Öğrenmelerimin sonu gelmiyor... Metin Baltacı adlı çavuşun militanların telefonla konuştukları bir sırada bir fırsatını bulup kaçtığını, korunmak için çaldığı evlerin kapısından içeriye alınmadığını ama bir hayırsever vatandaşın kapısıyla birlikte yüreğini de açmasıyla genç adamın kurtulduğunu öğreniyorum...
Sonrası malum...
Hayırsever aile hemen jandarmayı arıyor ve karşısına çıkan görevliye evlerinde yaralı, hatta kan kaybından ölmek üzere olan bir subayın olduğunu söylüyor...
Sonra gelip alıyorlar üzerinde (belki de) binlerce hainin yumruk ve tekme izinin bulunduğu zavallı Metin Baltacı'yı... İlk müdahale birliğindeki revirde yapılıyor genç çavuşa... Sonra, bir helikopterle Van'daki Askeri Hastane'ye naklediyorlar talihsiz adamı...
Sonrası mı?
Bunlar benim öğrenebildiklerim... Baltacı'nın tedavi aşamasında geçirdiği evreleri bilmiyorum...
BİLMEDİKLERİM DE VAR
Bilmediğim daha bir çok şey var...
Bu işin sonu nereye varacak.... Bilmiyorum...
Ülkemin batısında her şey normal giderken neden doğusunda kin, doğusunda nefret var, bilmiyorum...
38 binin üzerinde şehidin verildiği bu ülkede bir şeyler yapılmak için daha ne bekleniyor, bilmiyorum...
Bu çocuklar bizim çocuklarımız... Subayı,astsubayı, uzmanı ve elbette ki genel tanımı ile Mehmetçik bizim...
Mehmetçik sen, Mehmetçik o, Mehmetçik benim erkek kardeşim... Mehmetçik BİZ... Gerekirse kadınıyla erkeği ile hepimiz...
Biz sırtlarında mermi taşıyan Kara Fatmaların torunları değil miyiz?... Ninelerimizin taşıdığını gerekirse biz de taşımaz mıyız? Yapmaz mıyız bunu? Bu vatan için göğsünü siper eden çocuklarımızın önüne kalkan olmaz mıyız? Biz neyiz bu memlekette? Biz vatanız, biz namus, biz bayrağız....
Biz sağduyu sahibi herkes TÜRKİYE'nin ta kendisiyiz...
Ben gittim gördüm, yaşadım... Bunu anlayabilmek için gazetelerde okumak, televizyonlarda seyretmek yetmiyor... Gezerek bilmenin, okuyarak bilmekten daha büyük bir erdem olduğunu gördüm...
Şairinde dediği gibi okuduğumuz ve seyrettiğimiz haberlerde kelimelerin olduğu kadar kamera görüntülerinin de ne denli kifayetsiz olduğunu gördüm...
En önemlisi:
Türk subayının dövülmemesi gerektiğini gördüm...
Artık bir şeyler yapmak zamanımızın geldiğini sizde düşünüyor musunuz?
"Ben.... Düşünüyorum...."
ALINTI -
vatanimiz...bayragimiz...namusumuz..milletimiz...herseyimizi teslim ettigimiz...bizler icin en olmadik yerde nöbet tutan...ay yildizimizi koruyan kutsal varliklara gereken önemi veremiyoruz...
bu devlet olur..halk olur...bu böyle gitmez...hainler artik barindirilamaz/barindirilmamali memleketimde topragim'da...
ha avrupalinin zurnasi göre oynar olmusuz...ha amerikan domuzlari mehmedimin basina cuval gecirmis...ha topragim'daki hain köpekler askerimi linc etmis...
cok taviz veriyoruz cook... -
piçler...
daha bilmediimiz neler var Allah bilir...
Toplam Hit: 1580 Toplam Mesaj: 3
