

Karabıyık Ve Kurdoğlu - 1 - Kurtuluş Savaşı Dönemi
-
Hacılar olayları abartmadan yazıyorum ,yazı tamamen bana aittir daha ilk bölüm bu,bugün dedem geldi sohbet ettik,eskileri anlattı(cumhuriyet mitingini izledikten sonra sohbet koyulaştı ) ....taa çocukluguna gittik.Oradan yaşadıklarını anlattı ,anlattığım olaylar yüzde yüz gerçektir,sadece isimleri biraz değiştirdim...Bu 1.bölüm daha giriş :) olaylar bundan sonra başlıyor ,siz okuyun ben yazıyorum :)
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Karabıyık ve Kurdoğlu'nun Hikayesi - 1
Buğday arklarının arasında çamurlu ayakları,nasırlı elleri ve beyaz saçlarıyla su kanalının başına doğru yürümeye başladı Ömer Ağa’nın oğlu Nafiz,yaş onbeş daha ,babası cepheye gitmiş ama henüz bir haber gelmemişti.Babası gitmişti ama gidecek daha çok şey vardı,tarladaki buğdaylar,un,arpa…Çukurova sıcağının altında yorulmadan tarladaki buğdayla uğraşıyordu Nafiz,beyaz saçlarıyla birlikte buğday başakları arasında parlıyordu ,gözleri.Genç yaşına rağmen saçları beyaz olduğu için,köyde “Gır Nafiz” olarak çağırırlardı onu…Kardeşi Cevdet yemesi için azığını getirmişti,bir ıslık sesiyle abisine işaret etmiş sonra köye doğru yola koyulmuştu.Gır Nafiz ,arkların arasından geçip ,suyun başına geldi,azık çaputunu açıp yemeğini çıkardı, somun,soğan ve kuru fasulye…Karnını doyurduktan sonra ucunu çamura batırdığı küreğini tekrar eline aldı,kafasını suya sokup serinledi ve tekrar buğday başaklarının arasına daldı…Hava iyice kararmaya başlamıştı,Nafiz hala tarlanın içerisinde suyun yönünü çeviriyordu ,karanlık iyice çökmeden bütün su arklarının ağzını ayarlayıp suyun başında uykuya çekilmesi gerekti.Yaklaşıl bir haftadır köye hiç gitmemişti ,tarlalar işlenmek zorundaydı ,tarladan çıkan cepheye gitmeliydi…Nihayet Gır Nafiz işi bitirmiş suyun başına varıp birkaç lokma ekmek yedikten sonra uykuya geçmişti,babasının filintası da koynunda ,kendisini değil cepheye gidecekleri korumak için.İnce bir battaniyenin altına girip yorgunluktan eser olmayan gözlerini kapattı,bir süre sonra birden ayağa fırlayarak,bastı küfrü sivri sineklere sonra su kanalına elini daldırıp çamur çıkartarak bacaklarına,kollarına ve boynuna sürdü ve tekrar uykuya koyuldu…
Aradan geçen birkaç ay sonra hasat zamanı gelmiş,kadınlı erkekli bütün köylüler hasata başlamıştı.Buğdaylar çuvallara doldurulup at arabaları ve kağnılarla Kozan’a götürülüp bir kısmı un yapılıyor diğer kısmı olduğu gibi bırakılıp Kuvayı Milliye’ye teslim ediliyor ve cephelere dağıtılıyordu…Nafiz’de tarladan ilk hasadı almış atları koşmuş ve kardeşi Cevdet ve amcaoğlu Mehmet ile hasadı teslim etmek için yola koyulmuşlardı,bellerinde filintalarıyla.Kozan’ın girişinde at arabaları ve kağnılar kuyruk oluşturmuşlardı,herkes hasadı teslime gelmişti…İmamoğlu’nun Camili Köyünden Ahmet , Kadirli’nin Çotlu Köyünden Bekir ,Ceyhan’ın Kurtkulağı köyünden Cemal ,Kozan’ın Hamamköyünden Gır Nafiz…. Hasatlar Kuvayı Milliyeye teslim edilmeyi beklerken,Kuvvacılar cephelerden ve çevre dağlık köylerdeki Fransız ve Ermeni çetecilerin katliamlarını ve çatışmaları köylülere anlatıyordu,gençlerin gözü doluyordu ama yaşlılar ağlıyordu sadece,gençler biliyordu daha güçlü olmaları gerektiğini...Bir süre sonra Çavuş Reşat gelerek köylüleri yüreklendirmek için,cepheden kahramanlık hikayeleri anlattı,namus dedi,hürriyet dedi ,ekmek dedi…bu sefer gençlerinde gözlerinden düştü bu kutsal topraklara yaş…Akşam üstü hasat teslim edilmişti,teslim sırasında her köyden bir kişiye Hakimiyet-i Milliye gazetesi veriliyor köyde ahaliyi toplayıp gazeteyi okumaları isteniyordu,Gır Nafiz’de gömleğinin altına yerleştirmişti gazeteyi…Köye vardıklarında sabah olmak üzereydi,imam Hamdi sabah ezanı için caminin çatısına çıkmış hazırlanıyordu,yolun diğer ucundan birkaç yaşlı namaz için camiye doğru geliyordu,amca oğlu Mehmet at arabasından atlayarak namaz için camiye girdi,Nafiz ve Ömer eve doğru yol aldılar.Evin önüne geldiklerinde ablaları Ayşe evin önündeki ateşi yakmış,hamuru hazır etmiş çörek pişirmek için hazırlanıyordu ki ,kardeşlerini görünce “Ana” diye seslenince ,Anaları Fatma kadın dışarı çıktı, sağ salim görünce oğullarını,içindeki telaş kayboldu.Karınlarını bir güzel doyurduktan sonra uykuya çekildiler…
Öğleye doğru Cevdet ve Nafiz gazeteyi de alarak köyün kahvesine gittiler,köyde besleme olarak kalan yetim Oğuz ,bir koşuda köyün bütün erkeklerini kahveye çağırdı.Cevdet gazetenin ilk sayfasından başladı okumaya “Geldikleri gibi giderler” …”Erzurum’da Ermeni çeteciler katliamlara başladı” …”Efeler ayağa kalktı”…”Çeteciler Çukurova’ya iniyor…” …saatlerce okudular,konuştular…Kurtuluş diyordu her satırda,direnmek diyordu,hürriyet ve namus için şehit olmak diyordu…Kahvede bir süre sessizliğe büründü ,İmam Hamdi ,akıllı adamdı ve konuşmaya başladı. “Namusumuz için,topraklarımız için Kuvayı Milliye’nin yanında olmalıyız gardaşlar ,çeteciler bu tarafa geliyormuş,köyün girişine nöbetçiler koymalıyız…”
Sonraki günlerde her gece köyün girişinde nöbetçiler bekledi,üç kişide atlarla köyün çevresinde nöbet bekledi,dualar Kurtuluş için edilmeye başlandı.
Tarladan ilk hasadı alalı birkaç hafta geçmişti,artık ikinci ve son hasadı almanın vakti gelmişti.Gır Nafiz gece gündüz kardeşi ve bacılarıyla hasadı bitirmek için çalışıyordu,tarlada ürün kalmamıştı artık,buğdaylar çuvallanmış ve tarlanın bir köşesine yığılmıştı.Ertesi sabah Cevdet at arabasıyla gelip yükleyeceklerdi buğdayları.Nafiz filintasına sarılıp kurumuş su arklarından birisinin içerisinde uyumaya başladı.Henüz ortalık aydınlanmamıştı Cevdet atları arabaya koştu ve tarlaya doğru yol aldı,Nafizde uyanmış yolu gözlüyordu ve Cevdet göründü.İki genç adam hiç yorulmadan yüklediler buğdayları,sonra Cevdet dayıoğlunu çağırmak için yürüyerek köye doğru yol aldı,Nafiz dinlenmek için babasının diktiği dut ağacının gölgesine uzanıp beklemeye başladı,yorgunluktan halsiz düşen bedeni uyuya kalmıştı kısa sürede…Sonra silah sesleriyle fırladı yattığı otların arasından,diz çöktü şaşkındı,filintasını aldı eline,hiç tetiğine basmadığı filintasını…Üç tane atlı üzerine doğru geliyordu,arka taraftaki ağaçların arasından dumanlar yükseliyordu,Ermeni çetecilerdi bunlar…Nafiz kendisini su hendeklerinin içine atıp siper aldı,bastı tetiğe nişan bile almadan,yabancıydı silah Nafiz’in eline,ateş ediyor barutu basıyordu ve tekrar ateş ediyordu…çeteciler atlarından inip Nafiz’e doğru ellerindeki Fransız yapımı silahlarla ölüm kusuyorlardı ama ölmemesi gerektiğini biliyordu Nafiz,burası onun toprağıydı yaşamalıydı ve savunmalı.Köy tarafından yükselen dumanlar ve ateşler içini acıtıyordu …tekrar bastı barutu filintanın ağzına ve bastı tetiğe bu sefer çetecilerden birisinin bacağına isabet etmişti ama barut bitmek üzereydi,çeteciler ölüm kusmaya devam ediyorlardı,iyice yaklaşıyordu yanlarındaki ölümle birlikte,artık yolun sonuydu,Anası,bacıları ve kardeşi Cevdet ve toprağı ve namusu ve hürriyet’i düşündükçe yaşaması gerektiğini biliyordu ama artık kaçış yoktu…Çetecilerden birisi otların arasından geçerek Nafiz’in arkasına geçmişti…sonra ensesinde sıcak bir namlu hissetti Nafiz,düştü omuzları iki yana,kirden sararmış dişleriyle kahkaha atarak,ona doğru yaklaştı diğer çeteci,hakaretler ve küfürlerle…arkasındaki çeteci filintasını elinden almış sadece yüreği ve yumruğuyla kalmıştı on beş yaşındaki delikanlı. At arabasının yanına doğru yaklaştılar,çetecilerden birisi buğdayları göstererek “Bunları cephedeki itlerinize mi gönderiyorsunuz ?” diye sordu ,”Yiğitlerimize…” dedi Nafiz. Yaralı olan çeteci hasadı tutuşturmak için kuru otları toplayıp,elindeki çakmak taşıyla kıvılcımlar çıkartarak ateş yaktı,bir dal parçasıyla yanan otları alıp at arabasının üzerine atmak üzereydi ki ,birkaç el silah sesi duyuldu ,Nafiz birden kendisini tarlanın kenarındaki otların içerisine attı ve ardından bir el daha silah sesi geldi.Nafiz ,otların arasından kafasını yavaşça çıkarıp baktı ,sarışın zayıf bir adam ve kapkara bıyıklar ve bembeyaz iki tane filinta elinde.Karabıyık bu.Çetecilerin üçü de vurulmuş can çekişiyorlar yerde,Nafiz yerdeki filintasını ve çetecilerin üzerindeki barutları aldı.Karabıyık’ın arkasından birkaç adam daha güründü,telaşa kapıldı birden Nafiz,Karabıyık “Korkma onlar bizden gardaşlık” dedi.Gani,Tahtacı ve Gavurdağlı idi bunlar…Karabıyık Nafiz’e “Gardaşlık sen hasadı yetiştir Kuvvayı Milliye’ye ,Kozan yolu şimdilik temiz ,Ermenilerle biz burada çatışıcık,haydi bekleme,Allaha emanet ol..” dedi Nafiz atladı arabaya,vurdu kamçıyı,daha bir hızlı vurdu ve koştu arabayı “deehhh …dehhh” kamçı hürriyet için,namus için şaklıyordu…arkasına hiç bakmadan koyuldu yola…Gözü arkaya hiç takılmadı babası ve dedesi Karabıyık’ı gece sohbetlerinde hep anlatırlardı,bir uçan birde kaçan kurtulurdu Karabıyık’ın elinden.
Karabıyık,Gani,Tahtacı ve Gavurdağlı köye doğru tarlaların arasından koşmaya başladılar,gökyüzünün yasa boğularak karardığı bir zamanda…
-
Hepsini oturup okudum ve çok güzeldi dostum
-
Abi asil bolumler geliyor :) bu daha giris ...
-
çok güzeldi kardeşim.
devamını dört gözle bekliyorum.
harika yazıyorsun bu arada :D
-
ellerinden öperim o dedenin senınde eline saglık. Ağlamaklı oldum.
-
çok güzeldi saol emeğin için herşey vatan için
-
harika olmuş tebrik ederim
-
vay hocam sen olmuşsun, devamını bekliyoruz...
-
Ya usta eline yüreğine sağlık fevkaladenin fevkinde olmuş devamını dileriz