Kıbrıs Gidiyor-Bir Diplomasi Rezaleti
-
arkadaşlar ilk önce şunu söyleleyim yıllarca sloglan atılan uğrunda şehitler verilen kıbrıstan topraklar gidiyor bu da yetmezmiş gibi bir diplomasi rezaleti yaşanıyor.tayyip ve ekibinin göz boyaması nasıl bir bakalım.ilk önce rumlar tüm istediklerini alıyor limanlar açılacak vs vs kıbrısa hiçbirşey yok daha sonra arkadaşlarıyla tayyip yeni bir şeyler istiyor kıbrısa izolasyon kaldırılsın.afedersiniz rumlar salak mı.nedden istediklerini almışken versinler geri.
kimlere kaldık ak
-
rumlar salak deil tayyip salak lise mezunu mongol bi adamdan basbakan olursa bole olur adam basa geldi devletin kadrosunu tamamen deiştirdi belediyedeki hademeyi hazinenin basına gecirdi vs. amerikanın ab nin kopegi oldu vatanın topraklarını satısa cıkardı ozellestircez dedi devletin mulklerini ozellestirdide hepsi yabancılara gitti ayrıca cok guzel gundemi mesgul ediyor bir yandan kıbrısı satıyor bir yandan yaptıgı piçlikleri ortmek için gundem yaratıyor.ör: agaca yı salıyor 1hafta bekliyor butun salaklar onla ilgilenirken o işini yapıyor 1hafta sonra artık agaca bayatlayınca bu sefer agaca yı geri yakalatıyor al sana 1hafta daha gundem oda gecior yapcak bisey yok cuma namazı olayını cıkarıyorlar simdide gundem o bakalım bundan sonra ne yapıcaklar yaptıklarını ortmek için.TSK nın artık sessiz kalmaması lazım kıbrıs konusuna turkmenlere bunlara sessiz kalan bi TSK dan suphe etmeye basladı artık insanlar bu kadar açıkça kıbrıs verilirken milletin izlememesi gerekiyor TSK nın izlememsi gerekiyor uyanın artık vatan elden gidiyor
-
bilime giden parayı bırak askere giden para azaltıldı egitime ayrılmıs gunya o para ole bile olsa yasadıgımız cografya ve zamanında dunyayı kendimize secde ettirdigimiz için dunyanın %95 i bize dusman bizim herseyden cok askeriye ye yatırım yapmamız lazım tayyip in savunmaya gelince soledigi laf ''KALEM KILIÇTAN KESKİNDİR''MADEM ÖYLE SEN ELİNE KALEM AL BENDE KILIÇ DENİYELİM TAYYİP EFENDİ
-
Tarihten bir örnek . Yıl 1974, aylardan Temmuz. Havalarla doğru orantılı olarak; Türkiye'de siyasi ortam, uluslararası arenada ise diplomasi trafiği iyiden iyiye ısınıyor. Yanıbaşımızdaki Kıbrıs'ta, Atina destekli bir operasyonla Makaryos devrilmiş ve Samson liderliğinde bir cunta iktidarı ele geçirmiş. Bununla birlikte adadaki Türk soydaşlarımıza saldırılar artmış ve sivil katliamları da hat safhaya ulaşıyor.
İşte böyle bir ortamda Amerika ve İngiltere, Türkiye'ye "Aman bir şey yapmayın!" diyor. Bu arada Amerika, Dışişleri Bakan Yardımcısı Sisco'yu yolluyor; ama dönemin Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Bülent Ecevit'in tavrı son derece net; "1960 Londra ve Zürich Anlaşmaları'na göre; Türkiye, Yunanistan ve İngiltere garantör devletlerdir. Bu meselede Amerika'nın söz hakkı yoktur."
Sonrasında Ecevit, İngiltere'ye, "Kıbrıs'ta olanlara beraber çözüm üretme" önerisiyle gidiyor. Ama bir yandan dönemin İngiltere Başbakanı Wilson, diğer yandan da Dışişleri Bakanı Callaghan ağız birliği etmişçesine Ecevit'e "Hiç bir şey yapma!" telkininde bulunuyorlar. Ecevit, İngiltere'nin bu olumsuz tutumu karşısında çözümü yalnızca Türkiye'nin üreteceğini kafasında kesinleştiriyor ve yaptığı kısa Londra gezisinde bir kütüphaneye uğruyor. Tabii yanında ona iştirak eden İngiliz güvenlik görevlileri de var. Kütüphane müdürünü bularak, masanın üzerine 20 Sterlin bırakıyor ve "Telefonunuzu kullanabilir miyim? Ankara'yla görüşmem lazım." diyor. Kütüphane müdürü bu ricayı kabul ediyor.
Ecevit, Ankara'yı arıyor ve telefona dönemin CHP Genel Sekreteri Orhan Eyüboğlu çıkınca, şifreli olarak soruyor; "Mersin İl Kongresi nasıl gidiyor? Şu anda ne aşamada?"(Çünkü harekatın ilk ayağı Mersin'di.) Orhan Eyüboğlu ise; "Şu anda kongre salonundaki koltuklar tamir ediliyor." şeklinde bir yanıt veriyor (Bu cevapta ise koltuklar denilerek helikopterler kastediliyor. Çünkü, o dönemde ordunun elinde yalnızca, 1-2 adet savaş helikopteri bulunuyordu ve bu yüzden elde bulunan hizmet helikopterlerine makineli tüfek montajı yapılması gerekmişti.)
Daha sonrasında ise Ecevit, Ankara'ya dönmüştü. Bütün gözler meclisteydi. Harekat önerisinin TBMM'de oylanması bekleniyordu. Ama unutulan bir şey vardı. O da 1967'de Demirel Hükümeti'ne TBMM'nin verdiği, adaya müdahale izniydi. Demirel buna cesaret edememişti. Ama Ecevit'in bu izni yürürlüğe koymaması için yasal bir engel yoktu ve büyük bir gizlilik içinde, ünlü parolayı dönemin Genelkurmay Başkanı Semih Sancar'a iletti; "Ayşe tatile çıksın."
Böylece Amerikan 6. Filosu'nun da önümüzü kesme ihtimali de ortadan kalkıyordu. Harekat sonunda da malumunuz, Türk Silahlı Kuvvetleri başarılı bir operasyon sonunda, Kıbrıs'ın kuzeyinde Maraş'ın güneyine kadar olan bölgeyi kontrol altına alarak adadaki soydaşlarımızın can ve mal güvenliğini sağlamışlardır.
Toplam Hit: 1414 Toplam Mesaj: 4
