Kılıcımın Ağzı Kestikçe
-
KILICIMIN AĞZI KESTİKÇE
Rivayete göre Yavuz Sultan Selim kıyafetine pek dikkat etmez, elbisesi eskidiği halde yeniletmezmiş. Bu yüzden devlet ricali gerek saygı dolayısiyle, gerekse kendisinden çekindikleri için huzuruna yeni ve süslü elbiselerle çıkmaya çekinirlermiş.
Padişahın elbisesi gitgide fersudeleşir[1], lakin kimse bunu kendisine hatırlatmaya cesaret edemez. Bir ara padişah ve vezirleri adamakıllı kılıksızlaşırlar. O sırada bir kafir elçisinin geleceği haber alınır. Bunu fırsat bilen sadrazam, binbir korku ile hükümdara:
-Efendimiz, der, bu kafir makulesi[2], akl-i kasirleri muktezasınca[3] zahirbin olup alayişe ziyade nazar ederler. Layıktır ki, siz padişahımız dahi...
Yavuz onun maksadını anlar ve sözünü keser:
-Ha... Evet! öyle yaparız. Hem siz dahi bir hoş ziynetlu libas[4] tedarik eylen!
Vezirler sevinir ve süslü elbiseler diktirip hazırlanırlar. Padişah ayrıca, elçiyi kabul edeceği zaman tahtın ayak ucuna bir yalın kılıç konmasını emreder.
Herşey hazırdı. Vezirler, başta sadrazam bulunduğu halde muhteşem elbiseleriyle tahtın etrafında yer alıp padişahı beklemektedirler. Birdenbire Yavuz gelir, lakin eski kıyafetiyle!...
Vezirlerin korkudan dudakları patlayıp ak sakallı çeneleri gelincik çiçeğine döner. Aynı zamanda elçi de huzuruna kabul olunur. Devrinde dünyayı titreten Yavuz'un önünde korkudan iki büklüm bir halde durur. Mutad[5] merasim ve konuşmadan sonra ise huzurdan çıkar.
O zaman Yavuz vezirlere:
-İmdi varın, elçi beye sorun. Padişahımızın libasını nasıl buldunuz deyin!
Vezirler koşarlar ve bu suali elçiye tekrar ederler. Aldıkları cevap ise şudur:
-Ben şevketli hünkarı göremedim bile.. Tahtının ayak ucundaki yalın kılıç gözümü aldı; sadece onu gördüm!
Bu cevap padişaha naklolunduğu zaman parmağı ile hala tahtın ayak ucunda duran kılıcı göstererek şöyle demiş:
-Hod bunun ağzı kestikçe küffarın[6] gözü anda olup bizi görmezler ve libasımızı farketmezler. Allah anın keskin olmadığı günü göstermeye ki libas ve alayiş o güne mahsustur. Çünkü kafir gözü o zaman yerden kalkıp Âl-i Osman padişahlarına dikilir.
[1] Fersude : Eskimiş, yıpranmış.
[2] Makule : Topluluk.
[3] Mukteza : Lazım gelmek.
[4] Libas : Elbise, Kıyafet.
[5] Mutad : Âdet, Alışılagelmiş.
[6] Küffar : Kafirler, İslamiyeti inkar edenler.
[7] Alayiş : Gösteriş
[NOT] : [Alıntıdır. Mustafa Armağan, "Osmanlı'nın Mahrem Tarihi" s.67]
-
güzelmiş hocam..
-
süper ötesi yani dio ki kılık kıyafet hikaye gençler içinde bişi var mı yokmu
-
anlayana kadar anam ağladı bi alta bi üste sonuç: kafirler tipe bakmaz güce mi bakar ?
-
Yavuz sultan selimin en sewdigim hikayesi;
KISSADAN HİSSE...
Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim, tebdili kıyafetle Kuşlar Çarşısı'nı gezer. Burada, avcılar avladıkları kuşları, tuzakçılar yakaladıkları maharetli, eğitimli, güzelim kuşları satıyorlar.
Bir ara gözü kekliklere ilişir Padişahın. Bir grup kekliğin üzerindeki varakta, "Tane işi satış fiyatı 1 altın" yazıyor. Hemen yanı başlarında asılı, adeta altın kafes içinde bir keklik daha var ki, fiyatı; 300 altın. Padişahın gözü 300 altınlık kekliğe takılır.
"Hayırdır" der satıcıya, "Bunun diğerlerinden ne farkı var ki, bunlar 1 altın, bu 300 altın?"
Satıcı, "Bu keklik özel eğitimli, çok güzel ötüyor, ötmesi bir yana bunun ötüşünü duyan ne kadar keklik varsa hepsi onun etrafına doluşuyor" der. "Tabii bu arada avcılar da o etrafa doluşan keklikleri daha rahat avlıyorlar" diye ekler.
"Satın alıyorum" der Padişah, "Al sana 500 altın..." Parayı verir ve hemen oracıkta kekliğin kafasını keser.
Adam şaşırıp, "Ne yaptınız, en maharetli kekliğin kafasını koparttınız, yazık değil mi" diye dövünürken;
Padişah gürler: "Bu kendi soyuna ihanet eden bir kekliktir. Bunun akıbeti er veya geç ölümdür..." -
TheColtfire bunu yazdı:
-----------------------------Yavuz sultan selimin en sewdigim hikayesi;
KISSADAN HİSSE...
Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim, tebdili kıyafetle Kuşlar Çarşısı'nı gezer. Burada, avcılar avladıkları kuşları, tuzakçılar yakaladıkları maharetli, eğitimli, güzelim kuşları satıyorlar.
Bir ara gözü kekliklere ilişir Padişahın. Bir grup kekliğin üzerindeki varakta, "Tane işi satış fiyatı 1 altın" yazıyor. Hemen yanı başlarında asılı, adeta altın kafes içinde bir keklik daha var ki, fiyatı; 300 altın. Padişahın gözü 300 altınlık kekliğe takılır.
"Hayırdır" der satıcıya, "Bunun diğerlerinden ne farkı var ki, bunlar 1 altın, bu 300 altın?"
Satıcı, "Bu keklik özel eğitimli, çok güzel ötüyor, ötmesi bir yana bunun ötüşünü duyan ne kadar keklik varsa hepsi onun etrafına doluşuyor" der. "Tabii bu arada avcılar da o etrafa doluşan keklikleri daha rahat avlıyorlar" diye ekler.
"Satın alıyorum" der Padişah, "Al sana 500 altın..." Parayı verir ve hemen oracıkta kekliğin kafasını keser.
Adam şaşırıp, "Ne yaptınız, en maharetli kekliğin kafasını koparttınız, yazık değil mi" diye dövünürken;
Padişah gürler: "Bu kendi soyuna ihanet eden bir kekliktir. Bunun akıbeti er veya geç ölümdür..."
-----------------------------Bunu pcye kaydedicem ve bu konu ana sayfadan kalktıktan sonra açıcam bunu konu olarak :D
-
eline sağlık .. çok güzel bir yazı.
-
XpertVision bunu yazdı:
-----------------------------
anlayana kadar anam ağladı bi alta bi üste sonuç: kafirler tipe bakmaz güce mi bakar ?
-----------------------------Biz güçlü oldukça sadece kılıcımızın keskinliğine,gücümüze bakarlar.Ne zaman ki güçsüzleşirsek yüzümüze bakma cesaretini gösterirler.Bunu anladım ben.
