Kültür Karşılaştırması
-
arkadaslar ingilizceden başım belada böyle bişe istiolar ama ben daha kültürü acıklayacak birsey bile anlamadım bide 2 kültürün karşılaştırması isteniyor turk kültürü ile ilgili bişeler yazarsanız sevinirim suandaki kültür önemli gecmişeden gelen ve sadece suanda kalan kültür
isteyenler ingilizce eleyebilir isteyenler türkce hatta karsılastırmalı olarak eklenirse sevinirim mesela konumuz hepimizin bildiği batı ve dogu kültürünün karşılaştırması olsun
-
yokmu hıc yardımcı olabılcek bırı ?
-
Iyi pazarlar ,
once sorunuzu biraz acalim isterseniz ;
Kültür:
Türk Dil Kurumu sözlüğüne göre, kültür (ekin, eski dilde hars) kavramının tanımı şu şekildedir: Tarihsel, toplumsal gelişme süreci içinde yaratılan bütün maddi ve manevi değerler ile bunları yaratmada, sonraki nesillere iletmede kullanılan, insanın dogal ve toplumsal çevresine egemenliğinin ölçüsünü gösteren araclarin bütünü.
Sosyolojik olarak, bir topluma veya halk topluluğuna özgü düşünce ve sanat eserlerinin bütünü o toplumun kültürüdür.
Bireyler için ise yargılama, zevk ve eleştirme yeteneklerinin öğrenme ve tecrübeler yoluyla geliştirilmiş olan biçimine o kişinin kültürü denir. Bireyin edindiği bilgileri anlatmak için de kultur sözcüğü kullanılır.
Kültür sözcüğü Latince culturadan gelir. Cultura, inşa etmek, işlemek, süslemek, bakmak anlamlarına gelen colere'den türetilmiştir. Örnegin Romalılar 'mera işlenmesine' agri cultura demişlerdir.
Uygarlık:
Uygarlık veya medeniyet, bir ülke veya toplumun veya diğer zeki canlı türlerinin, maddi ve manevi varlıklarının, düşünce, sanat, bilim, teknolojiürünlerinin tamamını ifade eder. Uygar kelimesi, yerleşik hayata ilk geçen Türk kavimi olan Uygurlardan gelmektedir.
Medeniyet ve uygarlık kavramları çoğunlukla aynı anlamda kullanılmakla birlikte, uygarlığın daha geniş bir anlam taşıdığını ifade etmek mümkündür.
Medeniyetin, belirli bir insan topluluğu veya topluluklarının belirli bir coğrafya üzerinde ve belirli bir zaman içinde ortaya koydukları değerlerle sınırlı olmasına karşı; uygarlık kavramının, binlerce yıl devam eden gelişmeler sonunda, insan aklının, bilim ve teknolojisinin katkısı ile ortaya çıkan ve tüm insanlığın eseri ve malı olan evrenselliği sözkonusudur. Uygarlığın doğuşuna ve yükselişine Çin'den Uygur ve Orta Asya Türklerine; Hindistan'dan ve Mezopotamya medeniyetinden eski Mısır medeniyetine; Ege kıyılarındaki antik çağ sitelerinden Roma'ya; Batı Avrupa'da aydınlatma çağını yaratan, sanayi inkılabını gerçekleştiren milletlere ve nihayet Amerika ve Uzak Doğu'daki Japonlar'a kadar, tarih boyunca sayılamayacak kadar çok ülkenin ve ulusun katkısı olmuştur ve olmaya da devam etmektedir.Giris ;
Burada bir hastanede Turkleri gormustum , agriyan yerlerini tutup inliyorlardi ve cok agridigi icin inledilerini saniyordum .. Daha sonra baska yerlerde de benzer durum ile karsilasinca bir karsilastirma yaptim , Turkler haricindeki butun hastanedeki insanlar gercekten de cok ciddi ve inletecek bir sey olmadikca ses cikartmiyorlar , butun hastanede insan kalabaliginin icinde bir tane inleme sesi duyulmuyor ..
Bunun sebebini sordugum bir Turk arkadasim eskiden kalma bir aliskanlik olabilecegini , doktor ve hemsire yetersizligi gibi durumlarda genellikle hastalari basvuru sirasiyla degil ciddiyetlerine gore kabul ettiklerini ve en cok inleyen hastanin da genellikle oncelik kazandigini soyledi .
Konu kultur farki bakimindan biraz benziyor diye bende katilip kendi goruslerimi yazdim , bu baslik altinda bu konuya da sizlerden yorum yapmanizi rica ediyorum .
Gorusler ;
Nereye giderseniz gidin gununuz nasil gecti diye soruyorlar. Bir de bugun icin planiniz ne diyorlar. Kuaforde bana ilk sorduklarinda nasil yani falan olmustum planimi niye soruyor diye, adet oyle. Mutlaka nezaketen bisiler soruyorlar. Marketlerde, dukkanlarda cafelerde heryerde...
Polis durdurdurdugu zaman arabanizdan cikmamalisiniz. Polis size gelecek. Bizde tam tersidir polis durdurunca araban inip polise gideriz degil mi? Bunu bilmeyen bir arkadasim araban inmeye kalkismis, neredeyse vuruluyordum diyor!
Mesela burada hapsirirken vs. elinize degil de dirseginizin ic kismini agziniza getirerek hapsiriyorsunuz. Hem el kirlenmesin hem de etrafa gelmesin diye. Biz halbuki elimizi yumruk yapar agzimiza gotururuz oksururken yada elimize hapsiririz degil mi?
Burada birsey soruldugunda mutlaka verilen cevaba ek "sordugun icin cok tesekkur ederim" deniyor nezaket icabi. Mesela aaa senin okul isi ne oldu diyorsun, onu hallettim cok tesekkur ederim sordugun icin diyor karsidaki mutlaka. "Thanks for asking" yani...
Corbalari bizdeki gibi blender'dan gecmis halde yani akici degil bayagi koyu, hatta yemek kivaminda. Bizim corbalara sasiriyorlar, su gibi geliyor.
Opusmek degil de daha cok sariliyorlar samimiyetleri varsa o kisi ile.
Isminiz ne olursa olsun cok ilginc, soylediginizde "Ne guzel bir isim" diyorlar. Ece'ye de Berk de defalarca dediler anlamini bilmedikleri halde.
Bebekleri eger illaki seveceklerse ayagindan seviyorlar, oyle makas almak , minciklamak, kafasini oksamak falan yok.
Spor soyunma odasinda anadan dogma geziyorlar. Cok ciddiyim. Erkeklerde de durum ayni imis. Bazilari o sekilde sohbet ediyor nereye bakacagini sasiriyor insan.
Restaurantlarda kutuphanelerde orda burda nerede olursa olsun cocuklarin oyle arsiz bir sekilde bagrismasi yada yerlerde yuvarlanmasina asla gozyummuyorlar. O konuda cok dikkatliler.
Evlenme teklifini nasil aldiginiz da cok onemli. Bizde yere diz cokme, romantik bir sekilde masallardan firlamis gibi teklifler sozkonusu degil biliyorsunuz.Beni de bir alan olursa :) Paris'de diyecegim aaaaa ooooo diye sevinip tezahurat yapsinlar. Ne yapabilirim baska carem yok.
Sokaktaki dilenciler mutlaka bir kartona birkac cumle birsey yaziyor. Oyle sozlu dilenme yok. Genelde trafik isiklarinda duruyor evsizler. Siz isiklarda durunca pankarti kaldiriyorlar. Ustunde " Anything helps" (Yani ne verseniz olur diyor) genelde. Bazisi " God Bless You" (Tanri sizi korusun) yaziyor.
Refill diye bir olay var. Restaurantlara cafelere gittiginizde bardaginizi istediginiz kadar doldurabiliyorsunuz. Bedava. Isterseniz 10 bardak icin. Ben mesela su an 3. kahvemi iciyorum.
Cocuklari ile konusmalari hayret uyandiricak kadar nazik ve ogretici. Hani biz bagirir anlamiyorsa kizariz. Asla! Cocuklarina buyuk bir insanmis gibi konusuyorlar. O konuda cok takdir ediyorum tutumlarini.
Yas, maas gibi seyler sormak ayip. Bir de konusurken mesafenizi korumalisiniz. El kol hareketi cok fazla yapmiyorlar cunku.
Potluck diye bir kavramlari var, mesela yemek potluck usulu ise her giden bir cesit yemek yapip goturuyor. Piknikler mangal partileri falan o sekilde oluyor genelde.
Hamile olan kisilere bizde dogumdan sonra gidilir hediyesi de o zaman goturulur. Burada onceden Baby Shower denen bir parti yapiyorlar ve partiye gelen herkes hediyesini goturuyor.
Gift Receipt denen bir kavram var. Birine bir hediye aldiginizda geri degistirebilsin diye fisi ile veriyorsunuz. Fiyati yazili degil sadece barkodu var. Alan kisi isterse iade edebilsin diye. Yada bazisi hediye ceki istiyor. Hangi magazadan istemisse oradan kendinize uygun rakamda bir hediye karti aliyorsunuz. O kisi sonra gidip karti ile ne isterse seciyor.
Diger Gorusler =
türkler ile batı kültürü arasındaki bütün farklar denilebilir. mesela 18 yaşından sonra amerika da baba çocuğundan kiraya ortak olmasını ister ama burada yapanı linç ederler herhalde. bir de amerikalılar hazıra konmaya alşmış bir millet, çalışmasalar bile asgari ücret alıyorlar. türkler ise her ne kadar tembel bir millet olsa da çalışan bir topluluktur. tembel de olsak boş gezmeyi sevmeyiz.
insana insan olduğundan dolayı değer verme ortalamasının bizden çok yüksek olması.. ve ister 10 yaşında olun ister 50 her insanı apayrı bir birey olarak ele alıp ona göre yaklaşımlar sergilemek.. burda 25 yaşına da gelsen ailen sana hala ailenin küçük bebişi muamelesi yapmayı sürdürür.. ve bir karar aldığın zaman birazda baskıcı bir aileyse onu yüzüne vurmaktan geri durmaz.. yav tamam aldığım karar seni mutlu etmeyebilir hatta kötü bir kararda olabilir de... ben farklı bir insanım unuttun heralde.. artık senin içinde değilim yani.. dışarı çıkalı yıllar oldu dimi yanii. işte en büyük farklardan biri de budur..
amerikali obezdir, turk obez olma yolundadir,
amerikali dindardir, turk dindar olma yolunda seriate kosar adim gitmektedir,
amerikali genc dunyadan bir haberdir, turk genci sadece ermenistan sorunu one ciktiginda dunyadan haberdar olur
amerikali seksi rahat yapar, turk genci seksi rahat yapmak icin delirir
amerikali dolari sever, turk dolari sever
yoktur aslinda farkimiz, birizdir biz.amerikalilar ulkelerinin siyasetini, politikacilarin adini, kime ve niye oy vereceklerini bilmezler, onemsemezler. turklerin cogunlukla inandiklari belli bir sey vardir, siyaseti daha iyi bilirler, turklerde sag ve sol cevreler birbirlerinden kesin bir surette ayrilir. amerikalilara gore politika politikacilara birakilmalidir, turkiye'de ise hemen hemen herkesin belirli politik bir gorusu vardir ve cekinmeden goruslerini savunurlar.
amerikalilar sadece filmlerde cesurdur, turkler ise her daim cesurdur.
amerikalilar su an bulunduklari yerde gercek amerikalilara soykirim yaparak amerikali olmuslardir. turkler ise ezelden beri turktur.
amerikalilar turkler gibi iclerinden yukselen birini assagaya cekmeye calismazlar.
amerikalilar olmayan kulturlerini bir seymiscesine benimsetmeye calisirlar, turkler ise varolan kulturlerine laf atip baskalarinin gerizekali kulturune ozenirler.türkiye'de erkekler, amerika'da kızlar teklif eder
amerikalılar türklerin çoğunluğuna göre daha görgülüdür
ayrıca türkiyedeki abaza sayısı amerikadakinin iki katıdıramerikalıların hepsi koyun bir cobanı vardır, biz türklerin koyunumuz olmasa bile cobanızdır.
onların ekmek kültürleri yoktur bizde ekmek çok tüketilir
onlarda parti fln vermek bir şereftir büyüklüktür bizde böyle birşey yoktur
her evde en az bir tane köpek beslerler bizde bu yoktur
huzurevi geleneği onlarda daha yaygındır aile büyüklerine fln pek evde bakmazlar huzurevlerine gider aile büyükleri bizde büyüklerimiz bizimle kalır
eti çok tüketirler bizimde onlardan aşağı kalır yanımız yok bu konuda fakat onların hemen hemen her yemekleri etli olur
fast food kültürü çok yaygındır bizde bu pek yaygın değildir gerçi bizdede kebap mebapçocukları 18 yaşına geldikleri zaman aileleri çocuklarına beş kuruş para vermez genelde bu böyledir çocuklar kendileri kazanırlar sabah olduğu zaman evde kimse kalmaz
onlarda ev hanımı kültürü yoktur orada kadın çalışmasa bile mutlaka çeşitli derneklere üyedir ama genelde çalışırlar bizde ev hanımlığı gibi birşey var (böyle iyi ben memnunum)
onların evlerinde en az iki tane araba vardır bizde tahmin ettiğiniz gibi ve onlar gerçek arabalara binerler biz arabaya bindiğimizi sanırız
kütüphane kültürü çok yaygındır öyle ki istediğiniz bir filmin vhs kasetini bile bulabilirsiniz bizde böyle birşey YOK olsada malum
orda çöpler çöpe atılır bizde sokağa atılır
orda genelde sporla bodyle uğraşırlar bizde böyle birşey yok
çok su tüketirler istisnasız bizde bu kişiden kişiye değişiyor
orada herkes ibadetini özgürce yapar herkes kiliseye havralara gider burada kimse adam akıllı gitmez gidende yadırganır kendi ülkesinde kendi dinini gerçekten yaşayamazhttp://www.bobiler.org/k.asp?id=1506&s=1&nee=_guzideler
2 - Fethiye Temiz
Türk Kültürü vs Amerikan Kültürü
Hani demiştim ya, “kültür şoku yaşadınız mi? diye sorarlar” diye.. Yaşadım aslında. O kadar çok alanda farklıydık ki birbirimizden. Sizin Türkiye’de herhangi bir arkadaşınıza, hiç bir kötü niyet taşımadan sorduğunuz bir soru, söylediğiniz bir şey, burada “hakaret” bile sayılabiliyor bazen.
College’da okuduğum zamanlar, hergün 8-5 Mortgage şirketinde çalışıp, 5:50’da okula yetişip derste olmak zorundaydım. Eğer bir dönemde 5 kere okula gitmezseniz, kaydınızı siliyorlar. O kadar ciddi yani. Haa, bu arada Amerika’nın en sevdiğim yanlarından biri bu.. kaç yaşında olursanız olun, eğer eğitiminize devam etmek istiyorsanız, bu mümkün ve daima özendiriliyor. Öyle ÖSS sınavlarına falan da girmeniz gerekmiyor. Bu güzel bir şey. Onu da başka bir yazıda anlatırım size, nasıl öğrenci olduğumu.
Dersler arasında okul kütüphanesine koşar, emaillerimi kontrol eder, arkadaşlarımla iki laf eder, sonra tekrar derse koşardım. İlk dönemde birlikte okuduğumuz ama, sonra ek bazı dersler almaya karar verdiğinden aynı sınıfta olmadığımız Cindy’yi görmüştüm. Sanki daha bir güzel göründü gözüme ve “şen birazcık kilo mu aldın?” dedim. Gülümseyerek farkına varmadığını ama ciddi bir değişikliği de olmadığını söyledi Cindy. Cindy ile biz gülüşürken.. “Fethiyaaaaa çok kabasıııııııııın” diye bir ses duydum arkamdan. Adımı bir türlü Fethiye diye telaffuz etmeyi öğrenememiş bu insan yarması diye tarif edebileceğim kızcağız, benim Cindy’ye “biraz kilo mu aldın?” sorumu büyük bir kabalık olarak algılamış ve yüzünde eksi bir ifadeyle bana haddimi bildirmeye çalışıyordu.
Kabalık
Artık okulun sonlarına yaklaşıyorduk, sayıları 5-6’yi geçmeyen ama ciddi olarak beni dışlayan bir kaç kişiden biriydi bu insan azmani. Artık dayanamadım.. “Biz iki kişi burada konuşuyoruz, sen nereden dahil oldun konuşmaya bu biiiiiiir, ben sana anlatayım bak kabalık nedir bu ikiiiiiii” dedim ve başladım saymaya.. “Sen önce tuvalete gidip aynaya bir bak, her gün okula bu lekeli, pis kıyafetlerle gelmektir kabalık, sınıfta ben büyük fedakarlıklar yaparak geldiğim bu okulda dersi dinlemeye çalışırken, o hiç kapanmayan çenenle sürekli konuşup, benim dersimi bölmendir kabalık öğretmen sınıfta bir şeyler anlatmaya çalışırken, ayaklarını önündeki sıranın üstüne uzatmaktır kabalık, daha sayacak bir dolu şey var ama gerek yok.. O yüzden sakın bana nezaket dersi vermeye kalkma zararlı çıkarsın, burada seni ilgilendiren bir şey yok” dedim ve dönüp yürüdüm.
Sadece bu ülkede doğmuş oldukları için, kendilerini sizden bir kaç derece yukarda gören, dünyadan haberi yokken size ders vermeye kalkan kişiler her zaman olacaktır etrafınızda bu sizi hiç etkilemesin.
College Writing
Dedim ya, okulun sonuna yaklaşmıştık ve benim hala en zorluk çektiğim ders “College Writing” idi. Çünkü ben İngilizce’yı özel lisede değil, pratikten öğrenmiştim. Daha doğrusu bizim devlet liselerinde ne kadar lisan öğretiliyorsa o kadar öğrenmiş, sonra kendi çabalarımla ilerletmiştim.
Derse girdiğimizde de öğretmen bir kompozisyonumun eksik olduğunu söyleyerek, bir sonraki derse kadar mutlaka tamamlamam gerektiğini belirtti. “Hangisi eksik?” dediğimde ise “karşılaştırma” dedi. O hafta okula başladığımdan beri hiç olmadığım kadar hızlı giriştim bu kompozisyona. İlk defa satırlar parmaklarımın altından kayıp gidiyor, ben yazıyor, yazıyordum. Çünkü ilk defa içimi dökmek istediğim bir konu bulmuştum. Amerikan Kültürü vs Türk Kültürü. Tam tahmin ettiğiniz gibi, komşuluk, arkadaşlık ilişkilerinden tutun, saygı, sevgi, dünyaya ilgi ve aklınıza ne gelirse karşılaştirdim. Bu kompozisyonu öğretmene verdikten sonra, son hafta dersini iple çektim desem yeridir. Öğretmen sınıfa girdiğinde bana gülümsüyordu. “Fethiye, biliyorum bu derste çok zorlandın ama çok çalıştın. Nihayet A aldın ama bir şartla” dedi.. o şart da; kompozisyonu sınıfta okumamdi. Tabi zevkle yaptım bunu. Hiç kimse sesini çıkarmadan da dinledi.. İçim öyle rahattı ki, anlamak isteyen ya da istemeyen herkese gizli dersimi vermiştim.
Haftanız aydınlık olsun
Doğu-Batı Kültür Farklılıkları
Basit figürler çok şey anlatır
Blue --> Westerner - Mavi : batılılar
Red --> Asian - Kırmızı : uzakdoğulular
Düşünce/Fikir
Yaşam tarzı/Hayat stili
Dakiklik
İlişkiler
Bekleme sırası
Pazar Günü
Seyehat
Problemleri halletme
Patron
3 Öğün yemek
Doğu ile Batı arasındaki hoşgörü farkı
Batılı ülkeler ile Türkiye’nin ya da Avrupalılarla Türklerin en büyük farkı nedir diye bir soru sorulsa acaba cevabınız ne olurdu? Kuşkusuz herkes kendi bakış açısına, bilgi düzeyine ve deneyimlerine göre farklı cevaplar verecektir böyle bir soruya. Kimileri farklı diller konuşulduğunu, farklı ırklara mensup olunduğunu, farklı coğrafyalarda yaşanıldığını ve farklı dinlere inanıldığını söyleyecektir. Bunların hepsinde gerçeklik payı var. Ama bunların da ötesinde günümüzdeki gelişmeleri ve özellikle Avrupa’daki Türkleri ve diğer göçmen toplulukları doğrudan etkileyen bir fark var Türkler ile Avrupalılar arasında. Nedir peki bu fark?
İLGİLİ İÇERİKBatı’nın Hoşgörüsü İslam’la SınanıyorTalip KüçükcanYorum&Haber, 21.03.2010Anti-Jewish, Anti-Muslim: What is the Connection?İbrahim KalınYorum&Haber, 09.10.2008Avrupa’da Antisemitizm ve Türkiye’de YahudilerTalip KüçükcanYorum&Haber, 07.08.2006Ethics of Living Together:From Indifferent Tolerance to Critical Engagementİbrahim KalınYorum&Haber, 24.07.2006European Encounters with Turkish IslamTalip KüçükcanYorum&Haber, 07.03.2010The Vatican’s encounter with Islamİbrahim KalınYorum&Haber, 13.11.2008A Common Word: Bearing Fruitİbrahim KalınYorum&Haber, 07.08.2008Türkler tarih boyunca farklı milletlerle birlikte yaşama deneyimine sahiptir. Avrupalılar için bunu söylemek bir hayli güçtür. Farklı milletler, gruplar, farklı dil, inanç ve kültür mensupları ile aynı çatı altında yaşamanın Türklere kazandırdığı çok şey olmuştur. Türkler, Orta Asya’dan Anadolu’ya göç ederken kendilerinden farklı dilleri konuşan, farklı dinlere inanan topluluklarla ilişki kurmuşlar ve aynı toprakları paylaşmışlardır. Yani Türkler “öteki” ve “başka” olanlar ile birlikte yaşamaya alışmıştır. Türklerin bu deneyimi yüzyıllar boyunca zenginleşmiş, Selçuklular döneminde gelişerek Osmanlı döneminde zirveye ulaşmıştır.
Tehdit unsuru
Türkler binlerce yıldır “öteki” ile yaşamaya alışık bir millet oluşturmuştur. Kendilerinden farklı dilleri konuşan ve farklı dinlere inanan toplulukları bir tehdit veya düşman olarak görmemiştir. Bunun temel nedeni kuşkusuz Türklerin kendi dil, kültür ve inançlarına olan güvenleridir. “Öteki” ile birlikte yaşama deneyimi Türkler arasında hoşgörü kültürünü bir hayli geliştirmiştir. Bunun bir sonucu olarak ne Hıristiyanlar ne de Yahudiler herhangi bir baskıya maruz kalmamıştır. Hiçbir millet farklı etnik mensubiyetlerinden dolayı ayrımcılığa uğramamış ve zulüm görmemiştir. Türkler “ötekiler” ile dostane ilişkiler yürütmüştür. Hatta Osmanlı sarayının bürokratik katmanlarında çok sayıda Türk olmayan gayr-i Müslim üst makamlarda bulunmuştur. Osmanlı Türkleri içe içe yaşadıkları diğer millet ve inanç mensuplarını aslında “öteki” olarak görmemiş, toplumun doğal bir unsuru olarak kabul etmiştir. İşte bu nedenledir ki Osmanlı topraklarını kimse baskı ve zulüm gördükleri gerekçesi ile terk edip gitmemiştir.Peki ya Batı, ya Avrupalılar? Onların “ötekiler” ile yaşama tecrübesi var mı? Varsa ne zamandan beri böyle bir tecrübeleri var? Türkler ile karşılaştırıldığında Avrupalıların deneyimi ne ifade eder? Hemen belirtmek gerekir ki Avrupalıların Türkler kadar “öteki” ile yaşama tecrübesi yoktur. Avrupa kendi içinde onlarca yıl süren savaşlar yaşamıştır. Bırakın farklı kıtalardan ve inançlardanlerden olanları, Avrupalılar kendi içindeki farklı grup veya milletleri bile bir arada yaşatma başarısını sürdürememiştir. Birinci ve ikinci dünya savaşları bu açıdan çok önemlidir. Bu savaşlar Avrupalıların kendi komşularına ve benzer inançları taşımalarına rağmen birbirlerine tahammül edemediklerinin son iki çarpıcı örneğidir. Halbuki Türkler birlikte yaşadıkları Hıristiyan ve Yahudi topluluklara karşı herhangi bir tahammülsüzlük göstermemişlerdir.
Ötekine saygı
Avrupa “öteki” ile birlikte yaşama deneyimine sahip olmadığı için bugün büyük sorunlar yaşıyor. 1950’lere kadar katı bir homojenlik içinde yaşayan Avrupalılar, göçmen işçilerin gelmesiyle birlikte farklı bir kültür, inanç ve gelenek ile karşı karşıya kaldı. Bu yeni gelenleri hazmedemediği içindir ki bugün Avrupa’da yükselen bir ırkçılık ve ayrımcılık var. Yabancı kökenlilere bir çeşit potansiyel tehdit ve tehlike olarak bakılıyor. Bu insanlar toplumsal hayatın birçok alanında dışlanıyor, kenara ve köşeye itiliyor. Bunun tek nedeni var. O da yabancı kökenli olmaları, farklı dilleri konuşup farklı inançları savunmalarıdır.
Avrupa “öteki” ile birlikte yaşamanın yollarını bulma konusunda Türk tecrübesinden çok şey öğrenebilir. Modern dünyanın yüz yüze kaldığı en büyük sorunlardan biri olan çatışma, sürtüşme ve gerginliklerin önlenmesinde Türklerin tarihi deneyim ve birikimlerinin önemli katkıları olacaktır. Özellikle farklı dil, inanç ve kültürlerin çatışma ve sürtüşmeden uzak bir toplumsal gerçeklikte ortak varoluşuna imkan sağlayan tarihsel pratiklerin önemle üzerinde durulması, bunlardan ders çıkarılması ve önümüzdeki yıllar için de barış ve hoşgörü temeline dayalı bir yönetim kültürü ve toplumsal yapı inşası için pozitif birikimlerden yararlanılması gerekmektedir.
Bu noktada bize düşen görev Türkiye’nin birikimlerini, deneyimlerini ve başarılarını dış dünyaya ve özellikle de Avrupa’ya anlatmaktır. Türkler, inanç ve kültürel farklılıkları zenginlik olarak kabul etmiş, bu farklılıkları tehdit olarak algılamamış, baskı altına alıp yok etmemiştir. Bütün bunları Avrupalılara hatırlatmak gerekiyor.
Şimdi başa dönüp aynı soruyu bir daha soralım: Batılı ülkeler ile Türkiye’nin ya da Avrupalılarla Türklerin en büyük farkı nedir diye bir soru sorulsa acaba cevabınız ne olurdu?
