KURRUK ACISI
-
Vatandaşından muhalefetine varana dek, Türkiye günlerdir Başbakan Erdoğan' ın; kendilerini “aydın” olarak tanımlayan on iki “meslek erbabı” ile yaptığı görüşmeyi ve sonrasında beş bin kolluk kuvveti arasında, altı yüz kişiye yaptığı Diyarbakır Mitingini konuşuyor. Biz de Başbakan' ın “Karen Fogg Çocuklarının Kabesi” olan Diyarbakır ziyaretinin beynimizdeki aks-i sedalarını geçen hafta bu sütunlardan dile getirmiştik.
Bu ziyaretin sonrasında terör örgütü PKK/KONGRA-GEL' in başkanı, halen T.C Devletinden ayda üç buçuk milyar lira maaş alan, TBMM emeklisi Zübeyir AYDAR tarafından Belçika'da yazılı bir açıklama yapıldı. Ve terör örgütü “jest” olarak (!) bir ay süreyle (!) ateşkes ilan ettiğini duyurdu.
Terör örgütünün tüm gayreti Türkiye' nin terörle mücadelesine, yani “adı konulmamış bu savaşa” uluslar arası arena da bir isim koyabilmek. Geçen haftalarda bir askerin ve belediye başkanının kaçırılmasından sonra HPG tarafından yapılan açıklamalarda da bu gayret açıkça görülüyordu. HPG kaçırdığı askeri uluslar arası savaş hukukuna göre her türlü hakkının sabit olduğunu ve “savaş esiri” muamelesi gördüğünü söylüyordu. Yani “biz terör örgütü değiliz, ortada bir savaş var ve bu savaşın tarafıyız” mesajını veriyordu.
Başbakan' ın bu ziyareti zamanlama ve içerik açısından, kısıtlanmış yetkileriyle manevra sahaları zaten iyice daralan ve ancak, terör örgütüyle canı pahasına mücadele eden Türk kolluk kuvvetlerini moral motivasyon açısından olumsuz olarak etkilerken, teröristleri ve milisleri cesaretlendirmiştir.
Öyle ki, terör örgütünün ateşkes kararını açıkladığı günden bu yana eylemler artarak devam etmekte, üstelik metropollerde yüzleri maskeli gruplar adeta TÜRK DEVLETİ ile alay edercesine ellerinde Molotof kokteylleri olduğu halde, kameralara sırıtarak poz vermektedirler. Bu kadar cüretkar olmalarına sebep şüphesiz iktidarın dirayetsizliği ve AB sürecidir.
Vatandaşın malını, mülkünü, devletin otosunu taşlayan, Molotof kokteylleriyle ateşe veren bu köpek sürüleri, biliniz ki kıskıvrak yakalanmakta ve lakin AB uyum yasaları çerçevesinde Terörle Mücadele şubelerinde misafir edilmekte, daha bu hainler emniyet müdürlüğüne ulaşmadan, avukatları gözaltını yapan polislere karşı işkence davaları açmakta ve manevra sahalarını iyice daraltmaktadırlar. Ve bu vatan hainleri ancak birkaç saat süren zorunlu misafirlikten sonra serbest bırakılmaktadırlar.
Daha önceki gün Tunceli Pülümür'de sıcak temas yaşanırken, dün gece de Maçka'da yaşananlar bu düşüncelerimizi doğrular mahiyettedir. Terör örgütü öylesine cüretkar bir tavır takınmaktadır ki, Maçka'ya kadar gelip, eylem yapabileceğini düşünmektedir. Buna neden olan tek şey de şüphesiz AB sürecidir. Sistem resmen taşları bağlayıp, köpekleri salmıştır.
Başbakan Diyarbakır ziyaretinde “Büyük devletler geçmişiyle, hatalarıyla yüzleşmekten kaçınmaz, hatalar yapmış olabiliriz” diyordu. Bu cümleyi kurduğuna göre, Türk Devleti' nin Güneydoğu konusunda hatalar yaptığını düşünüyor olmalı. Sayın Başbakan bu şekilde düşünüyorsa, kendi gibi düşünmeyen bizler için yani meselenin KÜRT SORUNU değil, TERÖR SORUNU, GÜNEYDOĞU SORUNU olduğunu düşünenler için bu hataların neler olduğunu bir bir sıralamalı ve bir bir anlatmalıdır.
Bu ülkede TÜRK kimliğinden, TÜRK varlığından, TÜRK dilinden rahatsız olanlar bilmelidirler ki;
- BU ÜLKENİN ADI TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİDİR..
- DİLİ TÜRKÇEDİR..
- VE TÜRKİYE TÜRKLERİNDİR…
Kendilerini TÜRK' ten farklı hissedenler, BAYRAĞIMIZA VE DEVLETİMİZİN BİRLİĞİNE saygı gösterdikleri müddetçe, folklorik bir zenginlik olarak kültürlerini yaşatma gayreti içerisinde olabilirler. Bundan da kimse gocunmaz.
Ancak her türlü hakka sahip oldukları halde, anlaşılmaz bir şekilde yemek yediği kaba pisleme gayreti içinde olanlar ve söylemleriyle, tavırlarıyla bu hainlere prim verenler, TÜRKİYE' yi ecnebilere jurnalleyerek siyasi ya da maddi rant elde etme gayreti içerisindekiler “sükutumuzu ikrar”dan bellemesinler ve bu kadirşinas milletin ayranını kabartmasınlar.
Hikaye meşhurdur bilirsiniz..
Köylü zehirleyerek oğlunu öldüren yılana hamle edip kürekle kuyruğunu koparır. Yılan ise can havliyle yalvarır:
- Ben ettim sen eyleme. Bu anlamsız kan davasını bırakalım. Bir hatadır ettim.. Köylü yeni bir hamle ile küreğini savurmaya hazırlanırken, bir yandan da söylenir;
- Keşke o kadar kolay olsaydı. Bende bu evlat acısı, sende de o kuyruk acısı oldukça bu dava bitmez..
Kıssadan hisse; TÜRKLERİN ANADOLU' yu vatan tutup yerleşmelerini bin küsür yıldır hazmedemeyen HAÇLI ARTIKLARINA söyleyebileceğimiz tek bir söz var:
GEÇMEDİYSE KUYRUK ACINIZ..
SIRA BAŞINIZDA GERİ KAÇINIZ…
-
Bu meselenin, bölgeye ait 19’uncu asrın ikinci yarısından daha öteye giden tarihî temelleri yoktur. Bölge, daha Hz. Ömer zamanında Müslümanlaşmış ve Emevî-Abbasî dönemindeki önemsiz birkaç isyan dışında İslâmî idarelere bağlı olarak yaşamıştır. K. Burkay gibi bazı Kürt aydınların farklı iddiaları, Kürtleri Medlere bağlama, İslâm’dan uzaklaştırma, Ermenilerle Kürtleri yaklaştırma ve ortaya Kürt-Ermeni meselesi çıkarma gibi farklı maksatlara dayalıdır ve tarihî gerçeklerle bağdaşmamaktadır.
Kürtler, tarih boyu aşiretler halinde yaşamışlardır. Öyle ki, Yavuz bu bölgeyi fethettiği zaman, beylerbeyinin seçimini bölgeye bırakmış, fakat aşiret reislerinin aralarındaki anlaşmazlık üzerine tayini kendisi yapmak zorunda kalmıştır.
Irkçılığa varan milliyetçilik kaygılarıyla Kürtleri ırken en azından Orta Asya menşeli Türklerle birleştirmek, ispatı zor bir iddiadır. İlk dönem İslâm tarihçilerinden Belâzurî, bölgenin fethedilmesini anlatırken Kürtlerden söz eder. Yani Türkler Orta Asya’dan gelmeden önce bölgede Kürtler vardı. (Fütûhu’l-Büldan, K. Z. Ugan terc. 2: 114)
F. Başkaya’nın tesbitiyle, Osmanlı Devleti, gerileme döneminde bilhassa savaşların finansmanı için asker ve para ihtiyacı duydukça bu bölgeye de yüklenmek zorunda kalmış ve bunun neticesinde Kürt beyleri arasında yer yer küçük isyanlar görülmüşse de (Paradigmanın İflası, s. 62) bölge, Osmanlı Devleti içinde Müslümanlık üst kimliğiyle 19’uncu asrın ikinci yarısına kadar sükûnet içinde yaşamıştır. Evliya Çelebi, Seyahatname’sinde, “Arap Irakı ile Osmanlı arasında bu yüksek dağlar içre altı bin Kürt aşiret ve kabilesi güçlü bir set olmasaydı, Acem kavmi için Anadolu’yu istilâ etmek kolay olurdu. Devran tükenene kadar Al-i Osman ile şah-ı Acem arasında Kürdistan ülkesi müebbed olsun. Amin, yâ Muîn!” der. Haricî kışkırtmalara rağmen Kürtler, İslâm’a ve Osmanlı Devleti’ne ihanet etmemişlerdir. 18-26 Nisan 1920 San Remo Konferansı’nda İngiliz Dışişleri Bakanı Lord Curzon, İstanbul’dan Bağdat’a kadar olan bölgede Kürtleri temsil edecek birini bulamadığını, Kürtlerin Türklerle beraber yaşamaya alışmış olduklarını, Kürtlerle Türkleri birbirinden ayırmanın zorluğunu dile getirmiş ve bu işi Fransızlarla ittifak halinde ve manda yoluyla başarabileceklerini belirtmiştir. (E. Ulubelen’den Akrebin Kıskacında Güneydoğu, s. 83) İnönü, “Biz, Lozan’da millî davalarımızı ‘Biz Türkler ve Kürtler’ diye bir millet olarak müdafaa ettik ve kabûl ettirdik” der.
Bölge ekonomisi, 20’nci asrın başına kadar, Osmanlı ülkesinin diğer bölgelerinden kötü değildir. İki asra yakın süren Celâlî isyanlarına rağmen, 17 ve 18’inci asırlarda bölgeyi gezen Polonyalı Simeon, Fransız Poullet ve Tavernier, Danimarkalı Niebuhr, refah içinde bir Güney Doğu tasvir ederler. 1907’de bile Doğu-Güneydoğu ile Ege arasındaki kişi başına düşen gelir miktarı arasındaki fark, bölge aleyhine yaklaşık sadece 1,5 kat, İstanbul ile 2 kattır.
Türkiye Cumhuriyeti resmî sisteminin ulusçu karakteri ve üniter yapıyı koruma kaygısı, bu çerçevede Kürtlere millî kimlik kazandırma siyaseti, İslâm’a ve Müslümanlığa karşı takınılan tavır ve bu yönde bölgede uygulanan politikalar, Şeyh Sait isyanı, Sason ve Ağrı ayaklanmaları, Dersim isyanı ve en son PKK terörünü bastırmada, bu arada Raçkotan ve Raman “te’dip harekâtları”nda şiddete varan ve bölge halkında küskünlüğe yol açan uygulamalar, 1925’te kabûl edilen Şark Islahat Planı, 1930 ve 1934 yıllarında çıkarılan mecburî iskân kanunları, ekonomik yönden bölgenin uzun bir süre ihmal edilmesi ve eğitim sistemindeki çarpıklıklar, bölgenin gelecek hafta ele almayı düşündüğümüz özellikle haricî etkilerle bir Ortadoğu meselesi, hattâ beynelmilel bir mesele haline getirilmesinde zemin teşkil etmiştir.
alıntıdıtr
-
bende kürdüm inanki kürtlerin yüzse doksanın öyle bi yarası yoktur
-
dengesiz'e tamamen katılıyorum.
-
yönetemeyeceğin kadar büyükse böl, bunu başardıktan sonra yönetmekle yetinebilirsen helal olsun (sömür, öldür, soykırım bile yap hem de herkesin gözü önünde-bosnada olduğu gibi-) bu politika, ayrılıkçılara "nasıl olsa bölünecek bunun önüne geçilemez, bari siz bi pay kapın" şeklinde söylenmekte ve ne yazıkki aptal, aç gözlü ayrılıkçılar da bunun gerçekten böyle olduğu hissine kapılarak dış güçlere yardakçılık yapmaktadırlar. şu an ne yazıkki bu senaryo kürtlere, defaatle anlatılmaktadır. (en yakın arkadaşımdan biliyorum)aslında tarihe bi göz ucuyla baktığıumızda ayrılıkçıların neler çektiği ayan beyan gözükecektir. bırakın tarihi, günümüze bakın.. Filistin ve Çeçenistan bunun en büyük örnekleridir. Filistin hepimizin bildiği konu Çeçenistan olayından ise önce özerklik ( rusya çeçenistana özerklik verilmesini talep etmiş çeçenler de "bizim kendi devletimiz, cumhuriyetimiz olucak daha ne istiyoruz " şeklinde düşünen bi kaç beyinsiz yüzünden bu hale gelmiştir ) sonra da kölelik gelmiştir. tarih in tekerrürden ibaret olduğu herkesce bilinen bi gerçektir. tek yapmamız gereken biraz gözümüzü açmaktır. bu söylediğim bu ülkede yaşayan herkes için geçerlidir. bu şerefsiz dış güçlerin kürtlerin kara kaşına kara gözüne hayran olduğu için veya "yazık bunlara biraz para harcayalım da kendilerine devlet kursunlar, bağımsızlıklarına kavuşsunlar" ın derdinde olduklarını sananların beyin taşıdığından şüphe ederim. asırlar boyunca koyun koyuna yaşamış, kültürleri, gelenekleri birbirinin aynı olan iki kardeşin yapacağı tek şey birbirlerine daha çok kenetlenmektir ve gavur a bunu göstermektir.
-
Ya Arkadaşlar Bu Avrupalılar Tarif Edilemeyecek Kadar Aşşağalık insanlar Bunlar Kürtleri Kandırıyorlar Geçenlerde Bir Komutanımızın Televizyonda Söyledikleri Gerçekleri Ortaya Çıkarıyor
Avrupalılar Vede Kürtlere Destek Veren Görüken Ülkeler Kürtleri Eğitip Hadi Türkiyedeki Savaşa Diyorlarmış Bu Saf Kürtlerde Şavaşa Gidiyoruz Diye Türkiye Saldırmaya Giderken Bu Bahsi Geçen Ülkelerde Türiyeye Sınırdan Şu Kadar Kaçak Olarak Terorist Geçti Bunların icabina Bakın Temizleyin Diyormuş Yani Bu Dünyanın Yaptığı Hem Kürtlerden Kurtulmak Hemde Türklerden
Ama Malesefki Kürtler Çok Saf Oldukları için Bu Oyuna Geliyorlar Eğer Saf Olmasalar Bu Oyunlara Gelmezler Bu Ülkede Kendilerini ikinci üçüncü Sınıf vatandaş Sınıfına Koymazlar Benim Kürtlerle Bir Alıp Veremediğim Yok Ama Böyle Oldukları için Nefretimi Vede Bu Ülkede Böyle Kötü Durumlara Düşüyorlar Bizim Bir Lafımız Vardır Gavurun Ekmeğini Yiyen Gavurun Kılıcını Sallar
Bu Ülkede Yaşamak istiyorsanız Bu Ülkeyi Savunmayı Korumayı Bileceksiniz Yoksa Bu Ülkede
Daha Fazla Kalacağınızı Sanmam Kendinize Vatan Kurmaya Çalışırken Tamaman Vatansız Kalırsınız
-
Avrupalıların aşağılık oldukları bır gercektır. Ne ıdugu belırsız anglo sakson genlerınde bu sıfre yerlestırılmıstır. Bu cumlemı ırkcılık olarak anlamayın zıra bu sıfre Haclı zıhnıyetıdır. Yuzlerce ve hatta bınlerce yıllık hrıstıyanlık tarıhınde kendı yaptıklarını bır sekılde gızlemısler ayyuka cıkıncada hanı kenara gecıp pıs pıs sırıtan serrefsızler vardır ya o kılıflara sokmuslardır. Hrıstıyanlık dıorum cunku paplık marıfetıyle bırcok pıslıgın ve ınsanlıga yakısmayan hareketın altına ımzalarını atmıstır bu avrupalılar. E nolmus yanı yaptıysak o gun ıcın yaptıklarımızdan bugun utanıyoruz gıbı kaypakca soylemlerle uluslar arenasında kendılerını paklamaya calısırlar.
Bızım sorunumuz su:
Bırlıkte yasamak rahat ve huzur dısarıdakılere batıyor. Her zaman oldugu gıbı bugunde bır fıtne cıkartmak ıcın var guclerı ıle ugrasıyorlar. Her ıkı tarafta bu fıtneye kurbanlar verıyor. Benım sahsı gorusum bu fıtneye uymamak. Ayagımızı denk almak dusmanı baska yerde aramaktır.
Ayrıca gecen gun pkk.org sıtesını gezdım. Bır yorumda soyle bır cumle gecıyordu aklım almadı. "....Türkiye'nin başbakanı....." bu ıfadede türkiyeyi ve onun degerlerını tanımadıgını algılıyorum ben. yanlısım varsa duzeltın. Bu sıtenın uyelerı var, yaymaya calıstıgı ıdeolojının sempatızanı, fanatıgı var. farazı bır rakam verelım 1 mılyon dıye. bunların 400 bını oy kullanabılmeye musaıt konum ve durumlara haız olsun. bu 400 bın kısı (partı ısmı onemlı degıl ha ak partı ha bok partı farketmez) oy kullanmadımı. Madem kabul etmıyorsun neden benım sıstemıme dahıl olma cabası ıcındesın. Eger bu sısteme bas kaldırıyorsan bunu erkekcesıne yap derım ben.
bu sozlerımden hıc bır mana cıkartmayın her zaman yaptıgınız gıbı. Metın duz yazıdır. Okuyun ve gecın. Irkcılık ayrımcılık kın ve nefrete surukleyen hıcbır alt mana yada ima kullanmadım. Diğer zamanlarda oldugu gıbı dolaylı anlatımlara yada cıft manalara bas vurmadım. Sadece anafıkrını alın yeter. Herkese buyuk bır uyanıs dılıyorum. Bunu basarabılene ne mutlu....
