Mavi Kurdele
-
Kimi zaman bir anlık içgörü bir hayat boyu
edinilen deneyime bedeldir.
—Oliver Wendell Holmes
Sonbahar günleri her zaman mükemmel olur ve bu gün de
istisna değildi. Tembel güneş hâlâ cildinizi ısıtıyordu; saçların
arasından geçip giden rüzgâr da hâlâ öfkeli değildi. Nereden
geldiği belirsiz rüzgâr ara ara büyük; sarı, altın rengi ve kahverengi
yaprak kümelerinin peşine takılıyor, görünüşte uyuklayan
bu küçük kasabanın dar yollarında amaçsızca geziniyordu.
Düzenli bahçelerin içindeki son derece bakımlı
evlerin arkasında saklı duran, artık sonbaharın canlı renkleriyle
bezenmiş yaşlı ve görkemli ağaçların olduğu bu Doğu
kasabasına göre bir gündü. Her şey mükemmel bir fotoğraf gibi
görünüyordu.
"Çocuklar ve öğretmenler harikadır, veliler de öyle," dedi.
"Burada geçireceğiniz zamanın sizi memnun edeceğini biliyorum."
Okulların babacan yöneticisi havaalanından, lise son
sınıf öğrencileri için düzenlenen bir grup çalışması yapacağım
okula kadar yol boyunca dostane (ve durmaksızın) sohbet etti.
Bu cennet parçasının kasaba, burada yaşayan aileler ve çocuklar
için masumiyeti bir anlamda korumuş olması mümkün
olabilir miydi? Bu nazik ve yardımsever lider bu çocukları ekonominin,
bozulan ahlâki anlayışın ve değişen aile değerlerinin
tehlikelerinden ve kendilerinden korumayı başarabilmiş miydi?
Okula giderken farkettiğim ilk şey ilân panolarıydı. Daha
dün okulun bir sonraki futbol karşılaşması ilân ediliyordu.
Şimdi ise "Hoşgeldiniz, Dr. Youngs" yazısı vardı.
"Hoş bir hareket," dedim içtenlikle. "Teşekkür ederim."
"Bana teşekkür etmeyin." dedi yönetici. "Robby Ballen'a,
Öğrenci Konseyi Başkanına teşekkür edin."
"Fırsat olursa lütfen beni tanıştırın." dedim.
"Oh, Robby zaten oralarda olacaktır. O her yerde. Bu
çocuk gerçek bir lider. Arka arkaya üç yıl Öğrenci Konseyi
Başkanı seçildi. Bu çok nadir rastlanan bir durum. Okul liderliğinde
geçen onca yılımda sadece birkaç defa böyle bir durumla
karşılaştım. Bu temsil ettiğin kişilerden son derece destekleyici
oy aldığını gösterir."
"Tahmin ederim." diye ona katıldım.
Okul binasına yaklaştık ve yönetici hızla birkaç adım önüme
geçerek kapıyı açtı. İçeri adımımı atar atmaz bir grup müzik
yapmaya başladı! Başımı yukarı kaldırdım ve orada okul orkestrası
üniformalarının içinde küçük bir grup öğrencinin
benim şerefime biraraya gelmiş olduğunu gördüm. Heyecanlanmıştım,
onların bu takdirini karşılamak için durdum.
Gülümseyen ve yüzleri kızaran öğrencilere bakarak, "Wow!"
dedim. "Çok etkilendim! Bu harika selâmlama için çok teşekkür
ederim." O sırada başlarının üzerinde duran afişi gördüm.
Benim son derece ilginç bir karikatürümün yanı sıra okuldaki
her öğrenci beni selâmlamak için küçük bir not yazmış,
isimlerini, yaşlarını ve tarihi eklemişlerdi.
Başımı çevirip yöneticiye baktığımda sadece gülümsedi ve
omuzlarını silkti. Son sınıf öğrencileri için programın yapılacağı
oditoryuma doğru yürüdük. Hol boyunca yürüdük, sola döndük,
karşımıza çıkan holü de geçtik, sağa döndük, bir sonraki
koridor boyunca yürüdük, kafeteryayı geçtik ve sağ tarafta sondan
bir önceki kapıdan içeri girdik. Ve afiş tüm bu yol boyunca
devam ediyordu!
"Çok büyük bir iş!" dedim heyecanla. Ayrıca çok fazla kağıt,
diye de düşündüm. "Ben söyleyeyim," dedim. "Bunu Rob düşündü
değil mi?"
"Aslında öyle," diye cevap verdi yönetici. "Yapılmasına
bütün öğrenciler katıldı tabii ki ama fikir Robundu ve bu iş
onun liderliğinde gerçekleşti."
Mikrofonu test ediyordum ve yerleşiyordum ki yakınlardan
bir ses "Herhangi bir şeye ihtiyacınız var mı? Yardımcı olabileceğim
bir şey var mı?" diye sordu.
Kesinlikle yöneticilerden birini, müdür yardımcısını, danışmanı
ya da program boyunca ihtiyaçlarımla ilgilenmek üzere
görevlendirilen herhangi bir yetişkini görmeyi bekliyordum.
Bunun yerine, karşımda duran yakışıklı, kaslı ve iyi giyimli genç
bir adamdı. "Merhaba!" dedi. "Ben Rob Ballen."
"Tanıştığımıza sevindim Rob," dedim. "Senin hakkında güzel
pek çok şey duydum. Ben Bettie Youngs ve evet yardımcı
olmak için yapabileceğin bir şey var. Yakın arkadaşım Helice
Bridges, ödül törenine benzeyen küçük bir alıştırma geliştirdi.
Bir şey söylediği ya da yaptığı için, senin üzerinde bir farkyaratan bir kişiye teşekkür etmek üzere, üzerinde Sen Benimİçin Fark Yaratıyorsun
yazan mavi bir kurdele veriliyor.Bugün sizin sınıfınızla yapacağım çalışmada bazı öğrencilerle
bu çalışmayı yapacağım ama başlamak için bir gönüllüye ihtiyacım
var. İlk olarak seni çağırmam mümkün mü?"
"O, bu eğlenceli olur!" dedi, bir an için bile çekinmeden ya
da kendisinden tam olarak ne yapmasını istediğimi sormadan.
"Güzel," dedim. "O halde sana güveniyorum!"
Son sınıf öğrencileri farklı ölçülerde hoşgörüyle ve beklentiyle
oditoryumu doldurdular. "Kimi zaman yüreğimizde
olanları tam olarak ifade edemeyiz." diye söze başladım. "Özellikle
de başkalarına, "Yanımda olduğun için, hayatımda fark yarattığın
için teşekkür ederim." demeye gelince. Bunu yapmamız
önemlidir. Öncelikle bu kişinin yapmış olduğu şeyin
sizin için önemli olduğunu bilmesini sağlar. İkincisi bu kişiye
aynı şeyi hayatı boyunca sizin için ve başkaları için yeniden
yapması konusunda cesaret verir ve motivasyon kazandırır.
Büyük bir olayın gerçekleşmesini beklememize gerek yoktur.
Başkalarına nazik davranışlarından dolayı, özellikle farklı davranmanın
daha popüler olduğu zamanlarda dürüst davranışlarından
dolayı ve değerli bir hedefe ulaştıklarında, değer
verdiğimizi gösterebiliriz. Hayatınızda değişiklik yaratan bir kişiye
şükranınızı belirtmenize yardımcı olabilecek küçük bir alıştırma
göstermek istiyorum. Bu süreçten geçerken duygularınıza
özellikle dikkat etmenizi istiyorum. Aranızdan bir
gönüllüye ihtiyacım olacak. Aranızda..." Robun eli havaya fırlamıştı.
"Gönüllü olmak isteyen var mı? Evet, Rob, buraya gelebilir
misin lütfen?" Sınıf arkadaşları olumlu anlamda seslendiler,
bağırdılar ve ıslık çaldılar. Onun sevilen biri olduğunu
kolaylıkla söyleyebilirdiniz.
Rob yukarı geldi ve yanımda durdu. Başımın tepesi bile
ancak omuzlarına geliyordu. Benim yanımda ve onların karşısında
olması sınıf arkadaşlarının gülüşmelerine ve
kıpırdaşmalarına neden oldu. Sonuçta, yakışıklı sınıf arkadaşları
elinde mikrofon olan ve arkadaşlarının yanında kendilerini de
sahneye çağırabilecek bir ziyaretçinin yanında duruyordu. Yine
de bu onların okuluydu ve dikkatlerini gürültülü bir biçimde yöneltme
ya da saygılı bir biçimde dinleme gücüne sahiptiler. Güç
onlarla benim aramda mükemmel bir dengeyle dans ediyordu.
"Rob," dedim, "bugün okula geldiğimde arkadaşlarının harika
karşılamasının beni son derece mutlu ettiğini, onurlandırdığını
ve bana kucak açıldığını hissettirdiğini bilmeni istiyorum.
Bunun organize edilmesinden sen sorumlu olduğun
için, böyle düşünceli olmandan dolayı sana teşekkür etmek istiyorum."
Sözlerim karşısında alkışlar, ıslıklar ve tebrik sesleri
duydum. Buna rağmen yanımda onların değil Robby'nin olmasından
mutlu olduklarını biliyordum. Şimdi sadece birkaç arkadaş
arasında geçen sessiz sohbet duyuluyordu. "Gördüğün
gibi elimde, üzerinde Sen Benim İçin Fark Yaratıyorsun
yazan mavi bir kurdele var. Senin liderliğindeki bu davranışlar
benim içimde bir fark yarattı. Teşekkür ederim. Beni takdir
etmiş olduğundan, bir bakıma seni takdir etmemi istedin. En
güzeli de, davranışların seninle ve sınıf arkadaşlarınla bağ kurmayı
istememe neden oldu. Bu kurdeleyi gömleğine iğneleyebilir
miyim?" Gençlerden oluşan dinleyiciler arasında
soluk alıp vermeler, gülüşmeler ve iyi niyetli ve ılımlı konuşmalar
yükseldi.
Rob önce bana baktı, sonra dinleyicilerin yüzlerine göz gezdirdi.
"Evet, tabii," diye teşekkürümü kabul etti. Ağzı kulaklarına
vararak, gömleğinin cebine ulaşmam ve kurdeleyi takmam için
bana doğru eğildi. Tüm gözler şimdi Robby'nin üzerindeydi, gerginlikten
herkesin hareketleri donmuştu. İnsanların dokunuşu ile
ilgili sosyal kuralları öğrenmekte olan bu genç insanlara göre,
rahat hissetmek için fazlasıyla yakın duruyorduk. Bu deneyimin
çok fazla içinde olmaktan kaçınma isteğiyle, arkadaşlar birbirlerini
dürtüyorlardı ve hiç şüphe yok ki bunu kendilerinin değil
Robun yaşamasından dolayı rahatlamışlardı.
Törene devam ettim. "Bu gömleği çıkardığında, Robby,"
dedim sesimi biraz yükselterek çünkü bu "müstehcen" sözler
kalabalığın uğuldanmasına neden olmuştu; "kurdeleyi çıkarmanı
ve banyoda aynanın yanına koymanı istiyorum, böylece
her sabah okula gelmek için hazırlanırken düşünceli davranışının
içtenlikle kabul gördüğünü hatırlayacaksın. Özenli
davranışın benim için önemliydi."
Birkaç adım geri çekildim. Az önce kullandığım kişisel, bire
bir enerjinin yerine şimdi bir konuşmacının enerjisini kullanarak
Robby'ye baktım ve "Bu şekilde takdir edilmek nasıl bir
his?" diye sordum.
"Oh," dedi içtenlikle. "Güzel bir his. Kimsenin bugüne kadar
yaptığım herhangi bir şey için bana "teşekkür ederim" dediğini
hatırlamıyorum." Ağırbaşlı ve tepkisini gösterir bir haldeydi.
Başını sallayarak sessizce tekrarladı, "Kimsenin bana 'Teşekkür
ederim' dediğini sanmıyorum." Bu konuyu daha fazla irdelemek
bana uygun görünmedi ama dinleyicilerin "anladığından"
emindim. Burada duruma göre başkaları için dikkate
değer pek çok şey yapmış genç bir adam vardı. Buna
rağmen Robby'ye teşekkür edilmemişti ya da o bunu duymamıştı.
"Rob," diye devam ettim, "artık herkes bu alıştırmanın nasıl
işlediğini gördüğüne göre, dinleyicilerin arasından birini çağırmanı
ve hayatında fark yarattığı için ona teşekkür etmeni istiyorum."
"Oh," dedi Rob, etkileyici olmak için maço bir duruşla, "bu
kolay. Chad, buraya gel." En iyi arkadaşı Chad zıpladı. Sınıf arkadaştan
bir kez daha çığlıklar atıp alkışladılar. İki genç neşe
içinde bir ya da iki kez selâmlaştılar, sonra karşımda hazır ol vaziyetinde
durdular. Takip edebilmek ve törende yardımcı olmak
için Rob'un yanında durdum, başımla başlamasını işaret ettim.
"Hey, dostum!" diye cesaret dolu bir ses ve ruhla söze başladı
Rob, "burada bir kurdele var, görüyorsun, üzerinde
Sen Benim İçin Fark Yaratıyorsun yazıyor." Sonra bana döndü ve"Şimdi ne söyleyeceğim?" dedi.
"Benim için nasıl bir fark yarattığını bilmeni istiyorum." diye
onu yönlendirdim.
"Evet, benim için ne kadar önemli olduğunu söylemek istiyorum."
dedi taklit ederek ve sonra ekledi, "ve neden önemli olduğunu."
İzledim ama bir şey söylemedim.
"Benim için önemlisin," diye söze başladı; önce Chad'e
baktı, sonra yere, sonra tavana, sonra bana, "çünkü...". Durdu,
boğazını temizledi ve tekrar denedi. "Benim için önemlisin
çünkü"; yine önce Chad'e baktı, sonra yere, sonra tavana,
sonra odanın arka taraflarına ve tekrar bana, "çünkü...".
Durdu, boğazını temizledi, burnunu çekti ve bu defa Bay Futbol
"altın kolunun" elini kullanarak gözlerini dolduran yaşları sildi.
Dinleyiciler inanamaz bir halde dinliyorlardı, belki de korkuyla.
Yo, hayır, kahramanlarının, üstün insanın ağlıyor olması mümkün müydü?
"Oh Chad, eski dostum," diye tekrar başladı Rob, "sana hiçbir
zaman söylememiştim, asla bilmeni istemiyordum... ama
sen... sen... benim hayatımı kurtardın. Bunu farketmiş miydin,
bilmiyorum; ettiysen bile belli etmedin. Geçen yıl gece saat
ll:30'da sizin evinize geldiğim ve sarhoş olduğum zamanı hatırlıyor
musun? Benden arabanın anahtarlarını almıştın ve bu
konuda tartışmamıza rağmen anahtarları bana vermemiştin.
Araba kullanamayacağımı bildiğin için annemi aramıştın ve
ona uyuyakaldığımı söylemiştin, sizde kalıp kalamayacağımı
sormuştun. Sana hiçbir zaman söylemedim ama o gece annem
ve babam çok kötü kavga etmişlerdi ve babam gideceğini söylemişti.
Boşanma davası açmıştı. Deliye dönmüştüm ve çok incinmiştim
ve okuldaki arkadaşlarım ne düşünürlerdi? Annem,
Okul Aile Birliği Başkanıyken, babam da futbol maçlarında ilerlememize
yardım ederken, arkadaşlarıma onların boşandığını
nasıl söylerim? Şimdi annemi terkediyor ve başka bir yere taşınıyor.
Sınıf arkadaşlarım artık beni başkan olarak istemezler...
diye düşündüm." Rob bir eliyle yüzüne çeki düzen
verdi, sonra derin bir iç çektikten sonra devam etti; "Benim hayatımı
kurtardın Chad." Dinleyicilerin sessizliği herhangi bir
sözcüğün çıkarabileceğinden daha büyük bir gürültüyle haykırıyordu.
Robby, şimdi şoka uğramış olan Chad'in gözlerine
bakarak, "O gece niyetim eski 164. Karayolundan uçmaktı.
Hayatımı kurtardın." Chad uzandı ve onu kollarının arasına
çekti. İki çocuk oldukça uzun bir süre birbirlerine sarıldılar.
Dinleyiciler şaşkındı ve kahramanlarının bir zaman aklından
böyle düşünceler geçmiş, hatta bunları yapabilecek duruma
gelmiş olması karşısında donakalmıştı.
Şimdi başka bir genç, Robby, omuzlan çökmüş bir vaziyette koltuğa oturmuştu.
Chad, kafası hâlâ bu olanlarla meşgul, olarak yanımda hareketsiz duruyordu.
"Chad," dedim sakince. "Burada senin için mavi bir kurdele
var. Senin hayatında fark yaratan birine teşekkür etmeni istiyorum."
Son derece sakin davranan Chad, Bay Hudson'ı çağırdı.
"Ben atölye öğretmenini çağırmak istiyorum." dedi. Sahnede,
arkada diğer öğretmenlerin arasında ikinci sırada oturan
bir öğretmen, bakışlarında şaşkınlık ifadesiyle kalktı, öne çıktı
ve Chad'in yanında yerini aldı.
"Biliyorsunuz geçen dönem atölye dersinde size zorluk çıkardım."
diye mırıldandı Chad. Dinleyicilerin arasındaki bütün
öğrenciler nefeslerini tutmuşlardı. O anda durumun ne olduğunu
bilmiyordum ama onlar atölye öğretmeninin kim olduğunu
biliyorlardı. "Sanırım özür dileyerek başlamam gerek,"
dedi Chad. "Sadece..." durdu, sanki kelimeleri dikkatle seçiyordu.
Ben de şaşırmıştım çünkü Chad sözlerine şöyle devam etti;"Baba, diğer çocukların kollarına ya da omuzlarına dokunuyordun
ya da onlara projelerinde yardım ediyordun ama
bunu bana yapmıyordun. Bunu çok kıskandım. Ben yedinci sınıftayken
bana dokunmayı bıraktın. 'Neden bu çocuklar dokunulmayı
hakediyor da ben haketmiyorum?' diye düşündüm.
Her neyse, sana zorluk çıkardım ve bunun için özür dilerim.
Çok iyi bir öğretmen olduğun için, bütün çocuklar seni sevdikleri
ve harika olduğunu düşündükleri için sana hayranım.
Ben de böyle düşünüyorum, Baba. Bu mavi kurdeleyi sana vermek
istiyorum çünkü senin gelmiş geçmiş en iyi öğretmen olduğunu
düşünüyorum. Ayrıca, harika bir babasın. Ve seni seviyorum.
Bunu üzerine iğneleyebilir miyim?"
Mavi kurdeleyi alan alçakgönüllü ve gözleri yaşlı bir babaydı.
"Sıra sizin Bay Hudson," dedim.
"Ben Suzee Merril'i çağırmak istiyorum." dedi okulun en iyi
öğretmeni.
"Suzee," dedi, "gördüğün gibi elimde üzerinde Sen Benimİçin Fark Yaratıyorsun yazan bir kurdele var. Benim hayatımdanasıl fark yarattığını söylemek istiyorum. Atölye sınıfındaki
ilk kız öğrencim sendin ve bu çok büyük cesaret gerektiriyordu.
Bunu sana vermek istiyorum..."
Suzee Bob'ı, ağabeyini çağırdı. Ağabeyi de Tammy'yi çağırdı.
"Tammy," dedi Bob, "gördüğün gibi elimde üzerinde SenBenim İçin Fark Yaratıyorsun yazan bir kurdele var. Benimhayatımda nasıl fark yarattığını söylemek istiyorum. Ben Einstein
değilim ama buradayım işte, nihayet son sınıfta ve bu
senin sayende. Son üç yılda sabah kalktım ve okula geldim, sırf
senin burada olacağını bildiğim için. Ayrılmış olmamıza ve artık
çıkmıyor olmamıza rağmen," yeni kız arkadaşı Rebecca'ya bakmak
için durdu, kız sınıf yüzüğünü boynuna asmış, omzuna
onun paltosunu almıştı; "Biliyorum ki, sen olmasan okulu bırakmış
olurdum ya da belki daha da kötü..." Yeni kız
arkadaşının kaşlarının çatıklığını ve bu davranışı açıkça onaylamadığını
farkettiği halde görmezden geldi. Tekrar Tammy'ye
baktı ve tekrar etti, "Sen olmasaydın."
Tammy onun yanında duruyordu, kollarını göğsünün etrafına
sıkıca sarmıştı. Onu hâlâ sevmek zaten yeterince zordu;
üstelik onun aynı sınıftan başka biriyle çıktığını görmek çok
daha acı vericiydi. Tammy başka kimseyi istememişti. Bob ile
evlenmeyi umuyordu. O kadar incinmişti ki gözlerini kaldırıp
onun gözlerine bakamadı, bu nazik sözlerden sonra bile. "Sen
benim başıma gelen en önemli şeysin." dediğinde kollan çözüldü
ve elleri yüzüne gitti, sürdüğü maskara ve göz kalemi yanaklarından
akıyordu. Yüzünü ellerinin arasına gömdü ve kontrol
edilemez bir halde ağladı. Hayatı boyunca sevdiği tek erkek,
alçak gönüllülükle ve içtenlikle kendisi için önemini itiraf etmişti.
Duygusal olarak sarsıldığı belliydi ama dahası, fiziksel olarak
da titriyordu. Bob mavi kurdeleyi onun yakasına iğneledi ve
yaşlı gözlerle, "Benim yanımda olduğun için teşekkür ederim.
Seni her zaman seveceğim."
Yürekleri dikkat kesilmiş yetmiş bir öğrenci şaşkın haldeydi.
Etkilenmişlerdi. Kendi hayatlarının karmaşık olduğunu biliyorlardı
ama arkadaşlarının da kendilerine göre iç karışıklıklarının
olması mümkün müydü? Genç bir insan, bu gençlerin
her biri, diğerleri için nasıl bu kadar özel ve anlamlı
olabilir?
Mavi kurdele törenini sona erdirmek ve eğitime başlamak
için iyi bir zamandı; öğrenmeleri gerekenin büyük bölümünü
zaten almış olmalarına rağmen...
Yönetici ertesi gün beni havaalanına bırakırken, "Nereden
başlayacağımı bilemiyorum. Dürüst olmak gerekirse, dün olanlar
gözlerimi açtı. Bu çocuklar açığa vurduklarından çok daha
fazlasıyla boğuşuyorlar. Verdikleri "her şey yolunda" izleniminin
ardında bu çocukların, en iyi öğrencilerin bile böyle yoğun
duygular yaşadıklarını ve böylesi zor durumlarla karşılaştıklarını bilmiyordum.
Tüm bunları değiştirmemin yolu yok. Bu genç çocukların
çoğunun yaşadığı acının derinliği hakkında hiçbir fikrim
yoktu. Onların hayatlarının gidişini değiştirmemin yolu
yok. Düşündüğüm farkı yaratmadığımı farkettim. Aslında artık
bir fark yaratabileceğime inanmıyorum."
"Tabii ki yaratabilirsiniz." dedim.
"Nasıl?" diye sordu, biraz mahzun görünüyordu.
"Bir gün kumsalda koşu yapan bir adam kıyıya vuran deniz yıldızlarını
alıp çıldırmışçasına okyanusa fırlatan genç bir çocukla karşılaşmış,"
diye her fırsatta anlatılan bu öyküyü anlatmaya başladım.
"Koşucu gence yaklaşarak, 'Korkanm çabaların boşuna
genç adam,' demiş. "Kıyıya vurmuş yüzlerce deniz yıldızı var ve
hızla güneşin altında kavruluyorlar. İyi niyetli çabalann bir fark yaratmaz.
Belki de etrafta koşup, oynasan daha iyi olur." demiş.
Çocuk kumsalda duran bir deniz yıldızını daha eline almış ve elindeki
bu güzel yıldıza bakmış. Onu okyanusa fırlatarak, iyimserlikle,
Bu yıldız açısından bir fark yarattım!' diye cevap vermiş."
"Sahildeki, yıldızların tamamının kurtarılamayacağını bilen
adamdan farklı olarak," diye karşı çıktı yönetici, "bu nedenle de
çaba sarfetmeye değmeyeceğini düşünen adamdan farklı olarak,
ben hepsini kurtarmak istiyorum. Bütün öğrencilerimin,
hepsinin sağlıklı, başarılı ve her şeyden önemlisi mutlu olmalarını
istiyorum."
"Oh, Bay Thomasson," dedim. "Onlan kurtarmak sizin göreviniz
değil. Sizin işiniz onlara kendilerini kurtarmayı öğretmek ve
onlan buna hazırlamak. Bu çocuğun tek başına davranışının dokunduğu
her deniz yıldızı için fark yaratması gibi, dokunduğunuz
ve hayat koşullarına iyi hazırladığınız her öğrenci, hepsine yardım
etme hedefinize sizi bir adım daha yaklaştıracaktır."
"Ama onları nasıl hazırlarım?" diye sordu içtenlikle.
"Önce kendi deneyiminizden öğretmeye başlıyorsunuz,"
dedim bu sevgi dolu bakıcıya, bu kasabadaki anne babaların
çocuklarının böyle babacan bir lidere sahip olmasından dolayı
ne kadar şanslı olduklarını düşündüm. "Okulun güvenliğini
sağlamanızın, okuldaki duygusal ortamın, harika velilerin ve
öğretmenlerin tavırları ve kendilerini adamışlıklarının farkedilmediğini
düşünmeyin. Siz her öğrenci için bir model, başarılı
bir toplumun planını ve bu toplumun işlemesi için gerekli
öğeleri sağlıyorsunuz. Yönetici merkezli değerlerin sizin
ve çalışanlarınızın günlük hareketlerine yoğunlaşması bu çocukların
"kayıp" mı olacakları yoksa "güvenli sularda mı yüzeceklerini"
belirleyen kritik belirleyicilerdir. Bu öğrencilerin
size sahip oldukları için şanslı olduklarına inanıyorum. Onların
hayatında her gün bir fark yarattığınızı biliyorum."
Yüzüme melankolik biçimde baktı ve gülümsedi. "Sözlerinizi
takdir ediyorum. Dün yetmiş bir yürek açıldı, benimki de dahil.
Şimdi öğrencilerimi ve işimi farklı bir ışığın altında görüyorum."
Benden çok kendi kendine, ekledi: "Bu çocukların
yüzeydeki görünüşlerinin gerisini görmek için biraz daha derine
bakmanın ve onları gelecekteki kariyerlerine ve kişisel hayatlarına
gerçek anlamda hazırlamak için fazladan destek ve liderlik
sağlamanın zamanıdır."
"Gençlerimize kendini tereddütsüz adayarak bize umut
veren sizin gibi liderlerle karşılaşmak sevindirici," dedim.
"Gençler için işine kendini bu şekilde adamış daha çok lider olmasını
isterdim. İnsanlara inanmamı sağlayan ve yaptığım işi
benim için değerli hale getiren sizin gibi insanlardır."
Havaalanına geldik. Ayrılırken, elini sıkmak için elimi uzattım.
Vedamı karşılayan iki büyük babacan kol oldu.
Bu nedenle hayatımı sürdürmek için bu işi yapıyorum, diye
düşündüm. Dünyadaki Bay Thomassons'ları ortaya çıkararak
yüreğim kendini yeniliyor. Richard Dreyfuss'ın Mr Holland's
Opus filmindeki şu replikleri ne kadar güzeldi; "Başkalarında
ortaya çıkmasına yardım ettiğim tüm değişiklikler içinde, en
önemli değişiklik benim kendi içimde olandır."
http://rapidshare.com/files/111480199/Mavi_Kurdele.pdf.html
tarayan: ben
Yürekten Armağanlar HYB Yayıncılık
Dr Bettie B. Youngs
Çeviren : Nalan Uysal
-
çok uzunmuş lan anti :D keşke özet çıkarsaydın neyse kaydettim boş bir vaktimde okurum sagolasın.
-
verdiği anlam ne kadar derinde olsa boğuldum çok sıkıcı geldi.
