Mavi Kurdele

  1. KısayolKısayol reportŞikayet pmÖzel Mesaj
    AnTiSoZeL
    AnTiSoZeL's avatar
    Kayıt Tarihi: 23/Ağustos/2005
    Erkek

    Kimi zaman bir anlık içgörü bir hayat boyu

    edinilen deneyime bedeldir.

    —Oliver Wendell Holmes

    Sonbahar günleri her zaman mükemmel olur ve bu gün de

    istisna değildi. Tembel güneş hâlâ cildinizi ısıtıyordu; saçların

    arasından geçip giden rüzgâr da hâlâ öfkeli değildi. Nereden

    geldiği belirsiz rüzgâr ara ara büyük; sarı, altın rengi ve kahverengi

    yaprak kümelerinin peşine takılıyor, görünüşte uyuklayan

    bu küçük kasabanın dar yollarında amaçsızca geziniyordu.

    Düzenli bahçelerin içindeki son derece bakımlı

    evlerin arkasında saklı duran, artık sonbaharın canlı renkleriyle

    bezenmiş yaşlı ve görkemli ağaçların olduğu bu Doğu

    kasabasına göre bir gündü. Her şey mükemmel bir fotoğraf gibi

    görünüyordu.

    "Çocuklar ve öğretmenler harikadır, veliler de öyle," dedi.

    "Burada geçireceğiniz zamanın sizi memnun edeceğini biliyorum."

    Okulların babacan yöneticisi havaalanından, lise son

    sınıf öğrencileri için düzenlenen bir grup çalışması yapacağım

    okula kadar yol boyunca dostane (ve durmaksızın) sohbet etti.

    Bu cennet parçasının kasaba, burada yaşayan aileler ve çocuklar

    için masumiyeti bir anlamda korumuş olması mümkün

    olabilir miydi? Bu nazik ve yardımsever lider bu çocukları ekonominin,

    bozulan ahlâki anlayışın ve değişen aile değerlerinin

    tehlikelerinden ve kendilerinden korumayı başarabilmiş miydi?

    Okula giderken farkettiğim ilk şey ilân panolarıydı. Daha

    dün okulun bir sonraki futbol karşılaşması ilân ediliyordu.

    Şimdi ise "Hoşgeldiniz, Dr. Youngs" yazısı vardı.

    "Hoş bir hareket," dedim içtenlikle. "Teşekkür ederim."

    "Bana teşekkür etmeyin." dedi yönetici. "Robby Ballen'a,

    Öğrenci Konseyi Başkanına teşekkür edin."

    "Fırsat olursa lütfen beni tanıştırın." dedim.

    "Oh, Robby zaten oralarda olacaktır. O her yerde. Bu

    çocuk gerçek bir lider. Arka arkaya üç yıl Öğrenci Konseyi

    Başkanı seçildi. Bu çok nadir rastlanan bir durum. Okul liderliğinde

    geçen onca yılımda sadece birkaç defa böyle bir durumla

    karşılaştım. Bu temsil ettiğin kişilerden son derece destekleyici

    oy aldığını gösterir."

    "Tahmin ederim." diye ona katıldım.

    Okul binasına yaklaştık ve yönetici hızla birkaç adım önüme

    geçerek kapıyı açtı. İçeri adımımı atar atmaz bir grup müzik

    yapmaya başladı! Başımı yukarı kaldırdım ve orada okul orkestrası

    üniformalarının içinde küçük bir grup öğrencinin

    benim şerefime biraraya gelmiş olduğunu gördüm. Heyecanlanmıştım,

    onların bu takdirini karşılamak için durdum.

    Gülümseyen ve yüzleri kızaran öğrencilere bakarak, "Wow!"

    dedim. "Çok etkilendim! Bu harika selâmlama için çok teşekkür

    ederim." O sırada başlarının üzerinde duran afişi gördüm.

    Benim son derece ilginç bir karikatürümün yanı sıra okuldaki

    her öğrenci beni selâmlamak için küçük bir not yazmış,

    isimlerini, yaşlarını ve tarihi eklemişlerdi.

    Başımı çevirip yöneticiye baktığımda sadece gülümsedi ve

    omuzlarını silkti. Son sınıf öğrencileri için programın yapılacağı

    oditoryuma doğru yürüdük. Hol boyunca yürüdük, sola döndük,

    karşımıza çıkan holü de geçtik, sağa döndük, bir sonraki

    koridor boyunca yürüdük, kafeteryayı geçtik ve sağ tarafta sondan

    bir önceki kapıdan içeri girdik. Ve afiş tüm bu yol boyunca

    devam ediyordu!

    "Çok büyük bir iş!" dedim heyecanla. Ayrıca çok fazla kağıt,

    diye de düşündüm. "Ben söyleyeyim," dedim. "Bunu Rob düşündü

    değil mi?"

    "Aslında öyle," diye cevap verdi yönetici. "Yapılmasına

    bütün öğrenciler katıldı tabii ki ama fikir Robundu ve bu iş

    onun liderliğinde gerçekleşti."

    Mikrofonu test ediyordum ve yerleşiyordum ki yakınlardan

    bir ses "Herhangi bir şeye ihtiyacınız var mı? Yardımcı olabileceğim

    bir şey var mı?" diye sordu.

    Kesinlikle yöneticilerden birini, müdür yardımcısını, danışmanı

    ya da program boyunca ihtiyaçlarımla ilgilenmek üzere

    görevlendirilen herhangi bir yetişkini görmeyi bekliyordum.

    Bunun yerine, karşımda duran yakışıklı, kaslı ve iyi giyimli genç

    bir adamdı. "Merhaba!" dedi. "Ben Rob Ballen."

    "Tanıştığımıza sevindim Rob," dedim. "Senin hakkında güzel

    pek çok şey duydum. Ben Bettie Youngs ve evet yardımcı

    olmak için yapabileceğin bir şey var. Yakın arkadaşım Helice

    Bridges, ödül törenine benzeyen küçük bir alıştırma geliştirdi.

    Bir şey söylediği ya da yaptığı için, senin üzerinde bir fark

    yaratan bir kişiye teşekkür etmek üzere, üzerinde Sen Benimİçin Fark Yaratıyorsun

    yazan mavi bir kurdele veriliyor.

    Bugün sizin sınıfınızla yapacağım çalışmada bazı öğrencilerle

    bu çalışmayı yapacağım ama başlamak için bir gönüllüye ihtiyacım

    var. İlk olarak seni çağırmam mümkün mü?"

    "O, bu eğlenceli olur!" dedi, bir an için bile çekinmeden ya

    da kendisinden tam olarak ne yapmasını istediğimi sormadan.

    "Güzel," dedim. "O halde sana güveniyorum!"

    Son sınıf öğrencileri farklı ölçülerde hoşgörüyle ve beklentiyle

    oditoryumu doldurdular. "Kimi zaman yüreğimizde

    olanları tam olarak ifade edemeyiz." diye söze başladım. "Özellikle

    de başkalarına, "Yanımda olduğun için, hayatımda fark yarattığın

    için teşekkür ederim." demeye gelince. Bunu yapmamız

    önemlidir. Öncelikle bu kişinin yapmış olduğu şeyin

    sizin için önemli olduğunu bilmesini sağlar. İkincisi bu kişiye

    aynı şeyi hayatı boyunca sizin için ve başkaları için yeniden

    yapması konusunda cesaret verir ve motivasyon kazandırır.

    Büyük bir olayın gerçekleşmesini beklememize gerek yoktur.

    Başkalarına nazik davranışlarından dolayı, özellikle farklı davranmanın

    daha popüler olduğu zamanlarda dürüst davranışlarından

    dolayı ve değerli bir hedefe ulaştıklarında, değer

    verdiğimizi gösterebiliriz. Hayatınızda değişiklik yaratan bir kişiye

    şükranınızı belirtmenize yardımcı olabilecek küçük bir alıştırma

    göstermek istiyorum. Bu süreçten geçerken duygularınıza

    özellikle dikkat etmenizi istiyorum. Aranızdan bir

    gönüllüye ihtiyacım olacak. Aranızda..." Robun eli havaya fırlamıştı.

    "Gönüllü olmak isteyen var mı? Evet, Rob, buraya gelebilir

    misin lütfen?" Sınıf arkadaşları olumlu anlamda seslendiler,

    bağırdılar ve ıslık çaldılar. Onun sevilen biri olduğunu

    kolaylıkla söyleyebilirdiniz.

    Rob yukarı geldi ve yanımda durdu. Başımın tepesi bile

    ancak omuzlarına geliyordu. Benim yanımda ve onların karşısında

    olması sınıf arkadaşlarının gülüşmelerine ve

    kıpırdaşmalarına neden oldu. Sonuçta, yakışıklı sınıf arkadaşları

    elinde mikrofon olan ve arkadaşlarının yanında kendilerini de

    sahneye çağırabilecek bir ziyaretçinin yanında duruyordu. Yine

    de bu onların okuluydu ve dikkatlerini gürültülü bir biçimde yöneltme

    ya da saygılı bir biçimde dinleme gücüne sahiptiler. Güç

    onlarla benim aramda mükemmel bir dengeyle dans ediyordu.

    "Rob," dedim, "bugün okula geldiğimde arkadaşlarının harika

    karşılamasının beni son derece mutlu ettiğini, onurlandırdığını

    ve bana kucak açıldığını hissettirdiğini bilmeni istiyorum.

    Bunun organize edilmesinden sen sorumlu olduğun

    için, böyle düşünceli olmandan dolayı sana teşekkür etmek istiyorum."

    Sözlerim karşısında alkışlar, ıslıklar ve tebrik sesleri

    duydum. Buna rağmen yanımda onların değil Robby'nin olmasından

    mutlu olduklarını biliyordum. Şimdi sadece birkaç arkadaş

    arasında geçen sessiz sohbet duyuluyordu. "Gördüğün

    gibi elimde, üzerinde Sen Benim İçin Fark Yaratıyorsun

    yazan mavi bir kurdele var. Senin liderliğindeki bu davranışlar

    benim içimde bir fark yarattı. Teşekkür ederim. Beni takdir

    etmiş olduğundan, bir bakıma seni takdir etmemi istedin. En

    güzeli de, davranışların seninle ve sınıf arkadaşlarınla bağ kurmayı

    istememe neden oldu. Bu kurdeleyi gömleğine iğneleyebilir

    miyim?" Gençlerden oluşan dinleyiciler arasında

    soluk alıp vermeler, gülüşmeler ve iyi niyetli ve ılımlı konuşmalar

    yükseldi.

    Rob önce bana baktı, sonra dinleyicilerin yüzlerine göz gezdirdi.

    "Evet, tabii," diye teşekkürümü kabul etti. Ağzı kulaklarına

    vararak, gömleğinin cebine ulaşmam ve kurdeleyi takmam için

    bana doğru eğildi. Tüm gözler şimdi Robby'nin üzerindeydi, gerginlikten

    herkesin hareketleri donmuştu. İnsanların dokunuşu ile

    ilgili sosyal kuralları öğrenmekte olan bu genç insanlara göre,

    rahat hissetmek için fazlasıyla yakın duruyorduk. Bu deneyimin

    çok fazla içinde olmaktan kaçınma isteğiyle, arkadaşlar birbirlerini

    dürtüyorlardı ve hiç şüphe yok ki bunu kendilerinin değil

    Robun yaşamasından dolayı rahatlamışlardı.

    Törene devam ettim. "Bu gömleği çıkardığında, Robby,"

    dedim sesimi biraz yükselterek çünkü bu "müstehcen" sözler

    kalabalığın uğuldanmasına neden olmuştu; "kurdeleyi çıkarmanı

    ve banyoda aynanın yanına koymanı istiyorum, böylece

    her sabah okula gelmek için hazırlanırken düşünceli davranışının

    içtenlikle kabul gördüğünü hatırlayacaksın. Özenli

    davranışın benim için önemliydi."

    Birkaç adım geri çekildim. Az önce kullandığım kişisel, bire

    bir enerjinin yerine şimdi bir konuşmacının enerjisini kullanarak

    Robby'ye baktım ve "Bu şekilde takdir edilmek nasıl bir

    his?" diye sordum.

    "Oh," dedi içtenlikle. "Güzel bir his. Kimsenin bugüne kadar

    yaptığım herhangi bir şey için bana "teşekkür ederim" dediğini

    hatırlamıyorum." Ağırbaşlı ve tepkisini gösterir bir haldeydi.

    Başını sallayarak sessizce tekrarladı, "Kimsenin bana 'Teşekkür

    ederim' dediğini sanmıyorum." Bu konuyu daha fazla irdelemek

    bana uygun görünmedi ama dinleyicilerin "anladığından"

    emindim. Burada duruma göre başkaları için dikkate

    değer pek çok şey yapmış genç bir adam vardı. Buna

    rağmen Robby'ye teşekkür edilmemişti ya da o bunu duymamıştı.

    "Rob," diye devam ettim, "artık herkes bu alıştırmanın nasıl

    işlediğini gördüğüne göre, dinleyicilerin arasından birini çağırmanı

    ve hayatında fark yarattığı için ona teşekkür etmeni istiyorum."

    "Oh," dedi Rob, etkileyici olmak için maço bir duruşla, "bu

    kolay. Chad, buraya gel." En iyi arkadaşı Chad zıpladı. Sınıf arkadaştan

    bir kez daha çığlıklar atıp alkışladılar. İki genç neşe

    içinde bir ya da iki kez selâmlaştılar, sonra karşımda hazır ol vaziyetinde

    durdular. Takip edebilmek ve törende yardımcı olmak

    için Rob'un yanında durdum, başımla başlamasını işaret ettim.

    "Hey, dostum!" diye cesaret dolu bir ses ve ruhla söze başladı

    Rob, "burada bir kurdele var, görüyorsun, üzerinde

    Sen Benim İçin Fark Yaratıyorsun yazıyor." Sonra bana döndü ve

    "Şimdi ne söyleyeceğim?" dedi.

    "Benim için nasıl bir fark yarattığını bilmeni istiyorum." diye

    onu yönlendirdim.

    "Evet, benim için ne kadar önemli olduğunu söylemek istiyorum."

    dedi taklit ederek ve sonra ekledi, "ve neden önemli olduğunu."

    İzledim ama bir şey söylemedim.

    "Benim için önemlisin," diye söze başladı; önce Chad'e

    baktı, sonra yere, sonra tavana, sonra bana, "çünkü...". Durdu,

    boğazını temizledi ve tekrar denedi. "Benim için önemlisin

    çünkü"; yine önce Chad'e baktı, sonra yere, sonra tavana,

    sonra odanın arka taraflarına ve tekrar bana, "çünkü...".

    Durdu, boğazını temizledi, burnunu çekti ve bu defa Bay Futbol

    "altın kolunun" elini kullanarak gözlerini dolduran yaşları sildi.

    Dinleyiciler inanamaz bir halde dinliyorlardı, belki de korkuyla.

    Yo, hayır, kahramanlarının, üstün insanın ağlıyor olması mümkün müydü?

    "Oh Chad, eski dostum," diye tekrar başladı Rob, "sana hiçbir

    zaman söylememiştim, asla bilmeni istemiyordum... ama

    sen... sen... benim hayatımı kurtardın. Bunu farketmiş miydin,

    bilmiyorum; ettiysen bile belli etmedin. Geçen yıl gece saat

    ll:30'da sizin evinize geldiğim ve sarhoş olduğum zamanı hatırlıyor

    musun? Benden arabanın anahtarlarını almıştın ve bu

    konuda tartışmamıza rağmen anahtarları bana vermemiştin.

    Araba kullanamayacağımı bildiğin için annemi aramıştın ve

    ona uyuyakaldığımı söylemiştin, sizde kalıp kalamayacağımı

    sormuştun. Sana hiçbir zaman söylemedim ama o gece annem

    ve babam çok kötü kavga etmişlerdi ve babam gideceğini söylemişti.

    Boşanma davası açmıştı. Deliye dönmüştüm ve çok incinmiştim

    ve okuldaki arkadaşlarım ne düşünürlerdi? Annem,

    Okul Aile Birliği Başkanıyken, babam da futbol maçlarında ilerlememize

    yardım ederken, arkadaşlarıma onların boşandığını

    nasıl söylerim? Şimdi annemi terkediyor ve başka bir yere taşınıyor.

    Sınıf arkadaşlarım artık beni başkan olarak istemezler...

    diye düşündüm." Rob bir eliyle yüzüne çeki düzen

    verdi, sonra derin bir iç çektikten sonra devam etti; "Benim hayatımı

    kurtardın Chad." Dinleyicilerin sessizliği herhangi bir

    sözcüğün çıkarabileceğinden daha büyük bir gürültüyle haykırıyordu.

    Robby, şimdi şoka uğramış olan Chad'in gözlerine

    bakarak, "O gece niyetim eski 164. Karayolundan uçmaktı.

    Hayatımı kurtardın." Chad uzandı ve onu kollarının arasına

    çekti. İki çocuk oldukça uzun bir süre birbirlerine sarıldılar.

    Dinleyiciler şaşkındı ve kahramanlarının bir zaman aklından

    böyle düşünceler geçmiş, hatta bunları yapabilecek duruma

    gelmiş olması karşısında donakalmıştı.

    Şimdi başka bir genç, Robby, omuzlan çökmüş bir vaziyette koltuğa oturmuştu.

    Chad, kafası hâlâ bu olanlarla meşgul, olarak yanımda hareketsiz duruyordu.

    "Chad," dedim sakince. "Burada senin için mavi bir kurdele

    var. Senin hayatında fark yaratan birine teşekkür etmeni istiyorum."

    Son derece sakin davranan Chad, Bay Hudson'ı çağırdı.

    "Ben atölye öğretmenini çağırmak istiyorum." dedi. Sahnede,

    arkada diğer öğretmenlerin arasında ikinci sırada oturan

    bir öğretmen, bakışlarında şaşkınlık ifadesiyle kalktı, öne çıktı

    ve Chad'in yanında yerini aldı.

    "Biliyorsunuz geçen dönem atölye dersinde size zorluk çıkardım."

    diye mırıldandı Chad. Dinleyicilerin arasındaki bütün

    öğrenciler nefeslerini tutmuşlardı. O anda durumun ne olduğunu

    bilmiyordum ama onlar atölye öğretmeninin kim olduğunu

    biliyorlardı. "Sanırım özür dileyerek başlamam gerek,"

    dedi Chad. "Sadece..." durdu, sanki kelimeleri dikkatle seçiyordu.

    Ben de şaşırmıştım çünkü Chad sözlerine şöyle devam etti;

    "Baba, diğer çocukların kollarına ya da omuzlarına dokunuyordun

    ya da onlara projelerinde yardım ediyordun ama

    bunu bana yapmıyordun. Bunu çok kıskandım. Ben yedinci sınıftayken

    bana dokunmayı bıraktın. 'Neden bu çocuklar dokunulmayı

    hakediyor da ben haketmiyorum?' diye düşündüm.

    Her neyse, sana zorluk çıkardım ve bunun için özür dilerim.

    Çok iyi bir öğretmen olduğun için, bütün çocuklar seni sevdikleri

    ve harika olduğunu düşündükleri için sana hayranım.

    Ben de böyle düşünüyorum, Baba. Bu mavi kurdeleyi sana vermek

    istiyorum çünkü senin gelmiş geçmiş en iyi öğretmen olduğunu

    düşünüyorum. Ayrıca, harika bir babasın. Ve seni seviyorum.

    Bunu üzerine iğneleyebilir miyim?"

    Mavi kurdeleyi alan alçakgönüllü ve gözleri yaşlı bir babaydı.

    "Sıra sizin Bay Hudson," dedim.

    "Ben Suzee Merril'i çağırmak istiyorum." dedi okulun en iyi

    öğretmeni.

    "Suzee," dedi, "gördüğün gibi elimde üzerinde
    Sen Benimİçin Fark Yaratıyorsun yazan bir kurdele var. Benim hayatımda

    nasıl fark yarattığını söylemek istiyorum. Atölye sınıfındaki

    ilk kız öğrencim sendin ve bu çok büyük cesaret gerektiriyordu.

    Bunu sana vermek istiyorum..."

    Suzee Bob'ı, ağabeyini çağırdı. Ağabeyi de Tammy'yi çağırdı.

    "Tammy," dedi Bob, "gördüğün gibi elimde üzerinde
    SenBenim İçin Fark Yaratıyorsun yazan bir kurdele var. Benim

    hayatımda nasıl fark yarattığını söylemek istiyorum. Ben Einstein

    değilim ama buradayım işte, nihayet son sınıfta ve bu

    senin sayende. Son üç yılda sabah kalktım ve okula geldim, sırf

    senin burada olacağını bildiğim için. Ayrılmış olmamıza ve artık

    çıkmıyor olmamıza rağmen," yeni kız arkadaşı Rebecca'ya bakmak

    için durdu, kız sınıf yüzüğünü boynuna asmış, omzuna

    onun paltosunu almıştı; "Biliyorum ki, sen olmasan okulu bırakmış

    olurdum ya da belki daha da kötü..." Yeni kız

    arkadaşının kaşlarının çatıklığını ve bu davranışı açıkça onaylamadığını

    farkettiği halde görmezden geldi. Tekrar Tammy'ye

    baktı ve tekrar etti, "Sen olmasaydın."

    Tammy onun yanında duruyordu, kollarını göğsünün etrafına

    sıkıca sarmıştı. Onu hâlâ sevmek zaten yeterince zordu;

    üstelik onun aynı sınıftan başka biriyle çıktığını görmek çok

    daha acı vericiydi. Tammy başka kimseyi istememişti. Bob ile

    evlenmeyi umuyordu. O kadar incinmişti ki gözlerini kaldırıp

    onun gözlerine bakamadı, bu nazik sözlerden sonra bile. "Sen

    benim başıma gelen en önemli şeysin." dediğinde kollan çözüldü

    ve elleri yüzüne gitti, sürdüğü maskara ve göz kalemi yanaklarından

    akıyordu. Yüzünü ellerinin arasına gömdü ve kontrol

    edilemez bir halde ağladı. Hayatı boyunca sevdiği tek erkek,

    alçak gönüllülükle ve içtenlikle kendisi için önemini itiraf etmişti.

    Duygusal olarak sarsıldığı belliydi ama dahası, fiziksel olarak

    da titriyordu. Bob mavi kurdeleyi onun yakasına iğneledi ve

    yaşlı gözlerle, "Benim yanımda olduğun için teşekkür ederim.

    Seni her zaman seveceğim."

    Yürekleri dikkat kesilmiş yetmiş bir öğrenci şaşkın haldeydi.

    Etkilenmişlerdi. Kendi hayatlarının karmaşık olduğunu biliyorlardı

    ama arkadaşlarının da kendilerine göre iç karışıklıklarının

    olması mümkün müydü? Genç bir insan, bu gençlerin

    her biri, diğerleri için nasıl bu kadar özel ve anlamlı

    olabilir?

    Mavi kurdele törenini sona erdirmek ve eğitime başlamak

    için iyi bir zamandı; öğrenmeleri gerekenin büyük bölümünü

    zaten almış olmalarına rağmen...

    Yönetici ertesi gün beni havaalanına bırakırken, "Nereden

    başlayacağımı bilemiyorum. Dürüst olmak gerekirse, dün olanlar

    gözlerimi açtı. Bu çocuklar açığa vurduklarından çok daha

    fazlasıyla boğuşuyorlar. Verdikleri "her şey yolunda" izleniminin

    ardında bu çocukların, en iyi öğrencilerin bile böyle yoğun

    duygular yaşadıklarını ve böylesi zor durumlarla karşılaştıklarını bilmiyordum.

    Tüm bunları değiştirmemin yolu yok. Bu genç çocukların

    çoğunun yaşadığı acının derinliği hakkında hiçbir fikrim

    yoktu. Onların hayatlarının gidişini değiştirmemin yolu

    yok. Düşündüğüm farkı yaratmadığımı farkettim. Aslında artık

    bir fark yaratabileceğime inanmıyorum."

    "Tabii ki yaratabilirsiniz." dedim.

    "Nasıl?" diye sordu, biraz mahzun görünüyordu.

    "Bir gün kumsalda koşu yapan bir adam kıyıya vuran deniz yıldızlarını

    alıp çıldırmışçasına okyanusa fırlatan genç bir çocukla karşılaşmış,"

    diye her fırsatta anlatılan bu öyküyü anlatmaya başladım.

    "Koşucu gence yaklaşarak, 'Korkanm çabaların boşuna

    genç adam,' demiş. "Kıyıya vurmuş yüzlerce deniz yıldızı var ve

    hızla güneşin altında kavruluyorlar. İyi niyetli çabalann bir fark yaratmaz.

    Belki de etrafta koşup, oynasan daha iyi olur." demiş.

    Çocuk kumsalda duran bir deniz yıldızını daha eline almış ve elindeki

    bu güzel yıldıza bakmış. Onu okyanusa fırlatarak, iyimserlikle,

    Bu yıldız açısından bir fark yarattım!' diye cevap vermiş."

    "Sahildeki, yıldızların tamamının kurtarılamayacağını bilen

    adamdan farklı olarak," diye karşı çıktı yönetici, "bu nedenle de

    çaba sarfetmeye değmeyeceğini düşünen adamdan farklı olarak,

    ben hepsini kurtarmak istiyorum. Bütün öğrencilerimin,

    hepsinin sağlıklı, başarılı ve her şeyden önemlisi mutlu olmalarını

    istiyorum."

    "Oh, Bay Thomasson," dedim. "Onlan kurtarmak sizin göreviniz

    değil. Sizin işiniz onlara kendilerini kurtarmayı öğretmek ve

    onlan buna hazırlamak. Bu çocuğun tek başına davranışının dokunduğu

    her deniz yıldızı için fark yaratması gibi, dokunduğunuz

    ve hayat koşullarına iyi hazırladığınız her öğrenci, hepsine yardım

    etme hedefinize sizi bir adım daha yaklaştıracaktır."

    "Ama onları nasıl hazırlarım?" diye sordu içtenlikle.

    "Önce kendi deneyiminizden öğretmeye başlıyorsunuz,"

    dedim bu sevgi dolu bakıcıya, bu kasabadaki anne babaların

    çocuklarının böyle babacan bir lidere sahip olmasından dolayı

    ne kadar şanslı olduklarını düşündüm. "Okulun güvenliğini

    sağlamanızın, okuldaki duygusal ortamın, harika velilerin ve

    öğretmenlerin tavırları ve kendilerini adamışlıklarının farkedilmediğini

    düşünmeyin. Siz her öğrenci için bir model, başarılı

    bir toplumun planını ve bu toplumun işlemesi için gerekli

    öğeleri sağlıyorsunuz. Yönetici merkezli değerlerin sizin

    ve çalışanlarınızın günlük hareketlerine yoğunlaşması bu çocukların

    "kayıp" mı olacakları yoksa "güvenli sularda mı yüzeceklerini"

    belirleyen kritik belirleyicilerdir. Bu öğrencilerin

    size sahip oldukları için şanslı olduklarına inanıyorum. Onların

    hayatında her gün bir fark yarattığınızı biliyorum."

    Yüzüme melankolik biçimde baktı ve gülümsedi. "Sözlerinizi

    takdir ediyorum. Dün yetmiş bir yürek açıldı, benimki de dahil.

    Şimdi öğrencilerimi ve işimi farklı bir ışığın altında görüyorum."

    Benden çok kendi kendine, ekledi: "Bu çocukların

    yüzeydeki görünüşlerinin gerisini görmek için biraz daha derine

    bakmanın ve onları gelecekteki kariyerlerine ve kişisel hayatlarına

    gerçek anlamda hazırlamak için fazladan destek ve liderlik

    sağlamanın zamanıdır."

    "Gençlerimize kendini tereddütsüz adayarak bize umut

    veren sizin gibi liderlerle karşılaşmak sevindirici," dedim.

    "Gençler için işine kendini bu şekilde adamış daha çok lider olmasını

    isterdim. İnsanlara inanmamı sağlayan ve yaptığım işi

    benim için değerli hale getiren sizin gibi insanlardır."

    Havaalanına geldik. Ayrılırken, elini sıkmak için elimi uzattım.

    Vedamı karşılayan iki büyük babacan kol oldu.

    Bu nedenle hayatımı sürdürmek için bu işi yapıyorum, diye

    düşündüm. Dünyadaki Bay Thomassons'ları ortaya çıkararak

    yüreğim kendini yeniliyor. Richard Dreyfuss'ın Mr Holland's

    Opus filmindeki şu replikleri ne kadar güzeldi; "Başkalarında

    ortaya çıkmasına yardım ettiğim tüm değişiklikler içinde, en

    önemli değişiklik benim kendi içimde olandır."

     

    http://rapidshare.com/files/111480199/Mavi_Kurdele.pdf.html

    tarayan: ben

     

    Yürekten Armağanlar HYB Yayıncılık

    Dr Bettie B. Youngs

    Çeviren : Nalan Uysal

  2. KısayolKısayol reportŞikayet pmÖzel Mesaj
    BuZuL
    BuZuL's avatar
    Kayıt Tarihi: 09/Eylül/2005
    Erkek
    çok uzunmuş lan anti :D keşke özet çıkarsaydın neyse kaydettim boş bir vaktimde okurum sagolasın.

    DAĞDA ÜÇ BEŞ KOYUN SÜRÜSÜ, TUTTURMUŞ BİR KÜRDİSTAN TÜRKÜSÜ, ELİNE ALMIŞ BAYRAK DİYE BİR MASA ÖRTÜSÜ, SATSAN BEŞ PARA ETMEZ NE DİRİSİ NE DE ÖLÜSÜ, SOYU SOYSUZ OLAN SENSİN TOPRAK SENİN NEYİNE, İTE İTLİK YAPIP KAFA TUTMA BEYİNE, ANLASA DEDİĞİMİ SOKAKTAKİ KÖPEK AĞLAR HALİNE, DUY ULAN SOYSUZ NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE.......
  3. KısayolKısayol reportŞikayet pmÖzel Mesaj
    Kelv1n
    Kelv1n's avatar
    Kayıt Tarihi: 02/Eylül/2005
    Erkek
    verdiği anlam ne kadar derinde olsa boğuldum çok sıkıcı geldi.

    Hatalıysam..... aramızda kalsın ;)
Toplam Hit: 850 Toplam Mesaj: 3