Meçhulün Yolcusu
-
Cesaretleri olmasada ''zorlukların üzerine gitmelisiniz'' derler, güçlü görünmeye çalışan insanlar. Belkide herhangi bir zamanda gidememişlerdi ve hüzünle karışık ciddiyetleri bu yüzdendi. Yüzüm her duyguya, farklı mimiklerle cevap verir. Fakat ne hissedeceğine dahi karar veremiyorken, gülümsemek yakışık alırmıydı? Tek şeritli düşüncelerimde trafik hep tıkanıktı. Uzun kuyruklar oluşturan binbirmilyon aracın arasında, en külüstürü gibi hissetsemde, kendimi bir şekilde yuvarladm asfaltın dışına. Orada ne bulacağımı merak etmiyordum. Bilinmezliğin buzdan kucağında, dişlerinize hakim olmaya çalışmaktan başka birşey gelmiyor aklınıza. Yanaklarımda oluşan gamzelerimi hissedince, umutlandığımı anlıyordum. Belli belirsizde olsa biliyorum. Bu, özgürlük... İlk defa yediğim mandalina gibi ekşi geliyor, ama cırcır olacağımı bilsemde binbirmilyonlarca yiyesim geliyor. İnançların bir önemi yok bu uçsuz bucaksız tarlalarda. Hem ne önemi war. İnançsız yaşayamıyormuş insanlar. Ben öleceğim gerçeğini bile kaybediyorum bu kısacık ve seyrek çimen yapraklarının arasında. Büyükannemin o kocaman göğüslerine başımı yasladığım anlar geliyor aklıma, huzur dolu. Tanrı'nınkilerde öyle olmalı diyorum. Başımı kaldırıp göğe el sallasam, sanki inecek nemli toprağa, bana bir öpücük verecek ve sonrada sert esen bir rüzgarın meltemlerine tırmanıp yok olacakmış gibi geliyor. Sanki hiç var olmamışçasına...
