Örste Demir Dövme Vakti
-
Nevruz, Türklerde aynı zamanda Ergenekon bayramı olarak da kutlanmaktadır. Bu efsaneye göre Çinliler tarafından bozguna uğratılan Türklerden Nuhuz ve Koyan adlı iki hakanzade ile iki kız kurtulurlar. Dereler aşar, tepeler aşar, karanlıklarda yürürler. Nihayet bir sabah önlerinde bir iz görürler. Bu bir insan izi değildi. Koşturlar, izin üzerinden saatlerce koştular Kızın birisi sevinçle, işte diyerek haykırdı. Bu bir alageyik idi. Kovalamağa başladılar. Yol pek dar ve sarp idi. Nefes nefese koşarlarken dik bir yardan aşağı yuvarlandılar. Kendilerine geldikleri zaman şaşırdılar. Burası yeşillik ve ağaçlık bir yerdi. Güzel çiçekler açmıştı. Renkli kelebekler uçuşuyor, kuşlar ötüyordu. Girdiler, dolaştılar.Burası adeta cennetti. Öyle bir cennet ki, kapısı yok. Hiç insana rastgelmediler. Başlarını yere eğdiler. Ümitlerini kesmediler, yine bir gül gelir buradan kurtulur, vatanımıza kavuşuruz diyorlardı. Akşama doğru alageyik göründü. O da bir çukurda yalnız kalmıştı. Şimdi kaçmıyor, hatta sokuluyordu. Kızlar bu geyiği okşadılar, kendilerine alıştırdılar. Nuhuz ve Kayanla birlikte sütünü içerek karınlarını doyurdular.
Tam dörtyüz sene etrafı büyük ve geçilmez kaf dağlarıyla çevrilen bu gizli yurdun içinde geçti. Bağ artık tamamıyla şenlenmiş, Türk yavruları çoğaldıkça çoğalmış, geyikler artmıştı. Ve herkes bir işle meşgul, çalışıyordu. Turanla ve tüm dünyayla ilişkilerini kesen bu gizli yurttan artık kurtulamayacaklarına hükmeden Türkler yine asla meyus olmuyorlar, yine Turana kavuşmaktan ümitlerini kesmiyorlardı. Bir gün bu gizli yurtta bir kurt göründü ve geyiklerden bir tanesini parçalayarak geçti. Bir çoban bu kurdun nereden geldiğini merak etmişti, arkasını bırakmadı ve küçük bir delikten çıktığını gördü. Koşa koşa yurda döndü. Gördüğünü anlattı. Hepsi birden deliğin başına geldiler. Bu delik dardı. Uğraştılar uğraştılar. Bir insan geçemeyecek kadar dardı. Nihayet içlerinden bir demirci çıktı. Ocak yaktı. Örs kurdu. Çekici örse vurarak taşları parçaladı. Ve yol açtı. Bu küçük dünyaya dörtyüz sene içinde çoğalarak sığamayan Türkler birdenbire taştılar, en önde elinde bayrak deliği açan demirci Türk çıktı.
Türkler bugün çok sevindiler. Tekrar Turana kavuştukları için yeni gündiye bu çıkışlarını milli bayram adettiler. Ve deliği açan demirciye Bozkurtnamını vererek kendilerine Han yaptılar.Bozkurt kelimesini Moğollar kendi lisanlarına tercüme ederek Börteçinedediler. Ve bu milli bayramı onlar da tanıdılar.
Artık her yıl yeni günde demir ayini yapmak kaide haline geldi. Yeni günde Hakan milli ocağın önüne gelir, bir demir parçasını kızdırır, sonra örs üzerine koyarak çekiçle döverdi.
İşte Türkler davullarla, ciritlerle, oyunlarla bu yeni günü takdis ve taziz ederlerken, Acemler de (İran) onlara imrendiler, bu bayramı kabul ettiler. Ve hatta yeni gün ismini kendi lisanlarına tercüme ederek Nevruz dediler. Acem tarihinde Nevruza esas olabilecek bir vaka bir masal, bir anane bir rivayet yoktur. Halbuki Türk tarihinin, Türk ananesinin devam eden akisleri Acemlerin Nevruz dedikleri şeyin tamamıyla bizim Yeni gün, biz Türkerin milli bayramıdır. Tarihimiz, mazimiz, masallarımız, ananelerimiz ve nihayet ergenekon demir ayinimiz bu milli bayramımızın bir efsane değil, milli ve içtimai bir hakikat olduğunu ortaya koymaktadır.
Türklerin Ergenekondan çıktıkları bu günün güneş takvimine göre yeni yıla yani Martın dokuzuna (Miladi 21 Mart) rastlaması bu güne ayrı bir mana kazandırmıştır.
Türklerde Nevruz/Yeni yıl bayramının hazırlıkları 40 gün önceden başlar. Evler temizlenir, silinir, süpürülür, her şey baştan aşağı yıkanır, bütün yatak, yprgan, döşek, kilim, halı, yolluk ve benzeri şeyler güneşe çıkarılıp serilir. Kış boyunca içine sinen nemden arındırılır, ve bol bol güneş alması sağlanır. Sonra bunlar sopalarla dövülerek (çırpılarak) tozdan arındırılır. Bu esanada uyanan doğayla, bahçe işleri de büyük bir hızla yapılmaya çalışılır; bahçede biriken çöpler ocaklardan çıkan küllerle karıştırılarak, gübre olarak toprağa verilir. Ark ve kanallar toprak ve çamurlarından arındırılır. Ağaçlar budanır, fazla dallar kesilir ve ağaçların dibi havalandırılır.
Nevruzla gelen yeni günle beraber, herkes kendisine yeni bayramlık elbiseler alır, dost ve akrabalara hediyeler alınır. Nişanlı kızlar bey çorabı örerler.
21 marttan önceki dört Çarşamba günleri daha bir eğlenceli geçer. Bunların ilkine haberci veya güllü Çarşamba, ikinci, üçüncü, Çarşamba veİl ahır yani son Çarşamba denir. İlk Çarşamba hazırlığa başlamanın işaretidir. Bu günde evlerde aş pişirilir, tongal kalanarak ateş yakılır. İkinci ve üçüncü Çarşambalar hazırlıklar hızlandırılarak devam ettirilir, semeni konulur. Sıra son Çarşambaya gelir. Son Çarşamba, Salı gecesini Çarşambaya bağlayan gecedir ki, bu, bayram günlerinin en şenliklisidir. Buna ilahır Çarşamba da denilir. Ahır (son) Çarşamba ölüleri anma günüdür. Bu günde mezar ziyaretlerine gidilir. Yemek ve helva hazırlanarak mezarlığa götürülür ve orada bulunanlara bilhassa fakirlere vefat eden hayrına dağıtılır.
Bayram günlerinde ikinci Çarşambadan sonra sokaklarda, köşe başlarında ve belirli mekanlarda toplanan çocuklar, gençler soğan kabuğu veya samanla boyanan yumurtaları dövüştürüler
Üçüncü Ahır Çarşamba ve bayram gecesi -bu Salıyı Çarşambaya bağlayan gecedir- alav alav gecesidir. Bu gecede tongal denen ateşler yakılır, üzerinden atlanır. Eskiden bu ateşler evlerin damında yakılırdı. Ancak, yaşam şartlarının değişmesiyle bu ateşler şimdilerde bahçelerde veya boş meydanlarda, sokak aralarında yakılmaktadır. Ateşin yakılmasıyla içlerinden bir dilek turarak ateşin üzerinden atlayan kimseler bu dileklerinin gerçekleşeceğine, tüm hastalıklarının bu ateşe dökülüp yanacağına, yeni yıla bu hastalık ve kötülüklerden arınarak girileceğine inanılır. İnanışa göre, ateşin üzerinden bazı yerlerde üç bazı yerlerde ise yedi defa atlanılması gerekir.
Toplam Hit: 969 Toplam Mesaj: 1
