Rahat Batıyor...
-
Rahat batıyor…
Ben çocukken komşumuz bir “büyükhanım” vardı, birisi anlamsız hırçınlıklar yapıp huzursuzluk çıkarttığında, “buna rahat batıyor,” derdi.Son zamanlarda bu deyim hep dilimin ucunda.
Çünkü bu ülkeye rahat batıyor.
Çok uzun yıllardan beri ilk kez enflasyon denetim altına alınmış.
Denk bütçe imkanları doğmuş.
Yabancı yatırım 20 milyar dolara çıkmış.
İhracatımız 80 milyarı geçmiş.
Dünyayla bağlarımız kuvvetlenmiş.
Komşularla sorunlarımız hal yoluna girmiş.
Avrupa Birliği’ne tam üyelik müzakerelerine başlamışız.
Ve, inanılmaz bir huzursuzluk çıkartıyoruz.
Zamanın ruhuna uygun olarak atılacak bir iki adımla çözümlenecek Kürt sorunuyla, doksan yıldır ayağımıza dolaşan Ermeni meselesinden büyük bir bela yaratmaya uğraşıyoruz.
Bu ülkede yirmi milyona yakın Kürdün yaşadığını, onların da bu vatanın ortak sahipleri olduğunu unutup Kuzey Irak’daki Türkmenleri “soydaşlarımız”, Kürtleri de düşmanlarımız ilan ediyoruz.
Bu ülkenin Kürtlerinin zihninde bunun nasıl çınlayacağını düşünmüyoruz bile.
Kerkük meselesinden dolayı Kuzey Irak’taki Kürtleri, onlarla birlikte Amerikalıları tehdit ediyoruz.
İçerde devlet eliyle ırkçılığı pompalıyoruz.
Aynen Osmanlı’yı parçalayan İttihatçılar gibi Türkleri yüceltip bu ülkenin diğer ırklardan ve dinlerden gelen vatandaşlarını dışlıyor, böylece ülkeyi kendi elimizle bölüyoruz.
Gençleri şiddete, cinayete özendiriyoruz.
Güneydoğu’daki köyleri boşaltıp şehirlerde bir işsizler ordusu oluşturuyoruz.
Siyasetten çekilmek istemeyen askeriye sürekli olarak devletin tepesinde kavga çıkarıp gerginlik yaratarak toplumu karamsarlığa itiyor.
Mutlu ve huzurlu bir yoldan bir ümide doğru gidecekken belaya doğru sapıyoruz.
Belayı göre göre de inatla bu yolda ilerliyoruz.
Bu kadar çok istersek o bela kapımızı çalacak.
Rahat batıyor çünkü bize.
Belki belayı kışkırtanlar, canları istediğinde onu önleyebileceklerini düşünüyorlar.
Ama çok ciddi bir sorun var.
İçerde hükümeti sıkıştırmayı amaçlayanlar son zamanlarda bunun için “dış politikayı” araç olarak kullanmaya başladılar.
Generallerimiz her türlü barışçı girişimin önünü kesiyor.
Sorunlarımız böylece “uluslararası” bir özellik kazanıyor.
Sorunun uluslararası özellik kazanması demek “inisyativin” bizim elimizden kaçması demek, denklemin içine birçok faktörün girmesi demek.
Biz “belayla” oynarken, o belanın fitili bizim dışımızdaki aktörler tarafından da ateşlenebilir.
Kuzey Irak’ta patlayacak silahların büyük şehirlere nasıl yansıyacağını ise kimse bilmiyor.
Sınıfsal öfkelerin aniden bir ırk ya da din görüntüsüne bürünmesinin nelere yol açabileceğini düşünmüyoruz bile.
Bağırıyor, çağırıyor, öfkeleniyor, tehdit ediyor, iktidar için rakip gördüklerimizi “dış politika” manevralarıyla sıkıştırmaya uğraşıyoruz.
Kimsenin gidip Kerkük’ü alacağı yok ama sürekli bir Kerkük meselesi gündemimizde bulunuyor.
Ya karşımızdakiler bizi ciddiye alırlarsa, ya bütün bu gürültünün içerdeki iktidar kavgasından kaynaklandığına inanmaz ve bizim gerçekten savaş istediğimizi düşünürlerse.
Türkiye Cumhuriyeti, jet filosu olan bir düşmanla bugüne dek hiç savaşmadı.
Denizden karaya füze atan gemileri olan bir düşmanla da savaşmadı.
Şehirlerin bombalanması ne demek bilmiyoruz.
Gerçek bir orduyla savaşmak ne demek bilmiyoruz.
Bütün ülkeyi sarabilecek gerçek bir iç savaş ne demek bilmiyoruz.
Yağmalar, katliamlar yaşanırken neler olur bilmiyoruz.
Bunların ne demek olduğunu öğrenmek istiyor musunuz?
Yoksa, her ülke gibi sorunları olan, hükümet politikalarını siyasetin kuralları içinde eleştiren, cari açığı tartışan ve gelişmiş dünyaya doğru zenginleşerek umutla yürüyen bir ülke olmayı mı tercih edersiniz?
Türkiye’nin umutlu bir geleceği var.
Ama belayla oynayıp duruyoruz.
Faşistleşerek, savaşın ve daha da beteri iç savaşın eşiğinde dolaşmak istiyoruz.
İnsan çok ararsa, aradığı belayı bulur.
Ama o bela bir kere patladı mı, o belayı çıkartanlar da dahil kimse kendini kurtaramaz.
O büyükhanımın dediği gibi:
“Rahat mı batıyor çocuğum size?”
Niye belayı böylesine istekle çağırıyorsunuz?
12 Mart 2007, Pazartesi
Ahmet Altan
http://www.gazetem.net/aaltanyazi.asp?yaziid=283edit: üzgün çıkmıosa notepade yapıştırp tekrar kopyalayıp buraya ayın. (spartadan ir2)
-
Doğru tespit
paylaşım için teşekkürler
-
Yazı düzgün görünmüyor, garip bir şekilde...
Mailden kopyalamıştım... Aynı kopyayı Word'e attım sorun çıkarmadı...
Bir gariplik var ama? :))
-
güzel yazı.
not: bendemi sorun yoksa genelmi bütün yazı sağa yığılmış şiir gibi çıkmış. Bi düzenlesen iyi olur caner.
-
" Niye belayı böylesine istekle çağırıyorsunuz? "
Günlerdir, silah sevkiyatı yapılıyor.Bu silahlar, Türkiyemiz üzerinde, kürdistan diye işaretlenmiş yerlere göz diken 'bela' lar için oraya gitmiyormu! Bu belalar ,bir zamanlar vatan diye sırtsırta savaştığımız kardeşlerimize hiçde benzemiyorlar.Daha dün ,onca İsimsiz Kahramanı, binler ,onbinler ziyaret etti.Biz bilmiyoruz ki, bu şerefli insanların torunları mı; şu anda dağda beyni kuruyan! , kürdistan diye , gözlerini, yüreğini, vidanını birine emanet edip, bir koşu türk askeri vurayımda, dedemin ,nenemin, herkese emanet ettikleri bu vatanın orasından burasından, azcıkda ucundan, üzerime tapularım belki ! Sonra gelsin filolu abiler hörmetler...
Ülkeye zarar gelirken,enflasyonu dış geliri, ne tarafıma sokayım! İşte asıl fırsat budur. Enflasyon, dış gelri vs İSTİKRAR TAM İKEN yada en azından Ülkeyi pisten pasaktan arıtırken bizi bertaraf etmiyecek sağlamlıktayken , yürürüm belaya arakadaş ,yürürüm filoya arkadaş! Rahatınıza sokulmuş olmasa ,bu rahatsızlığınız neden arkadaş ...
Kitabında şunccazcıkda olsa bahsettiği anadoluyu çok iyi biliyor ; ) , ama şehvetle ,erotizmle, ulaştığı kimi duyguları anlatabilmiş, aydın gazeteci yazar bozar ...saygılar.
-
harbiden güzel tespit..
tşkrler.
-
Bütün ülkeyi sarabilecek gerçek bir iç savaş ne demek bilmiyoruz.
Yağmalar, katliamlar yaşanırken neler olur bilmiyoruz.
--------------------------------------------------------------------
Düşünüyorumda iç savaşı, yağmalamaları ve katliyamları bizim kadar iyi tanıyan bir millet var mıdır acaba?
