Sadece Bir Kaç Paragraf
-
Aşağıda paylaştığım paragraflar yeni kitap çalışmamdan alıntıdır. Okuyup değerlendirmenizi rica edeceğim.
Batı Trakya’da ki her Müslim azınlık gibi Müslüman okuluna gitmiştim. Okula başlamadan önce evden kaçar etrafı seyrederdim. Genelde akşama doğru polisler bulur ve artık tanıdıkları için külüstür motorlarına bindirip eve götürürlerdi. Denizi, dağları ve üstümde sebepsizce duran o uçsuz bucaksız gökyüzünü seyrederdim. Yüzmeyi bilmediğim için denizi seyrederken ürperdiğimi hatırlıyorum. Tanrı canlıları yanlış yaratmış olmalıydı. Karada ve suda olan biyolojik yaşamın en azından birazını gökyüzünden esirgememeliydi. Bir yıldızdan bir yıldıza uçabilmeliydik ya da başka bir gezegenden misafir gelmeliydi yatıya… Çocukça hayallerim uzayda hava olmadığını ve canlıların sadece atmosferin içinde yaşayabileceklerini öğrenene kadar sürdü. Benim o hayallerimde biri Jüpiter’den diğeri Satürn’den iki dostum vardı, bize gelirler mısır ekmeği yerler ve benim gibi sıcak Türk çayı içerlerdi. Ben onlara gider ayçöreğinin yanında Neptün suyu içer, Mars’ta pikniğe gider, saklambaç oynarken kara deliğe saklanırdım…
3 yaşına kadar konuşmayı reddettiğim için dilsiz, çok soru sorduğum için geri zekâlı sanıldım. Benim tek merakım buydu, soru sormak. Aldığım cevapları düşünmek ve başka sorular sormak. Hukukla barışık ve polislerden nefret etmeyen bir adam olsaydım iyi bir sorgu polisi olabilirdim. Ancak her seferinde annemden veya babamdan polis nezaretinde ayrıldığım, ayırıldığım için dünyanın tüm polis teşkilatlarına karşı bitmez bir kine sahip olmuştum. Sırpça, Boşnakça, Yunanca, Türkçe, İngilizce ve İtalyancadan oluşan 6 dil biliyordum ama tek bir dilde düşünüp soru sorabildiğimi fark etmiştim. Yamanca!
Dersler ile ilgim olmadığını fark etmeleri çok sürmedi. Çünkü yer küre üzerinde olduğu gibi bu ülkede de öğrencilerin hangi pistte daha hızlı koştuğunu ve nasıl bir yarış atı olduğunu gösteren sistemi mevcuttu. O sisteme göre yani çocukları birbirine rakip eden salyalı yarışın nal toplayıcısı bendim. Bundan hiçbir zaman utanmadım. Damarlarımda ki kan hatta alyuvarlarım bile birbirini reddederken, ruhum ile bedenim birbirinden ayrılmak için her şeyi yapacak kadar düşmanken kendim ile çelişiyor olmam gayet normaldi. Hayatında bir sınav olduğunu söyleyen hocamı hatırlıyorum. Kırık Türkçesi ve tuttuğu takımın renklerine dönen saçları, madalya olduğunu söylediği kırışıklıkları ve göz çukurları ile. Ben sadece adımı yazıp çıkmıştım o mühim sınavda. 0 çekme başarısını bile gösterememiş direkt disiplin kuruluna sevk edilmiştim yani. Hayatlar hakkında karar vermenin ne kadar boktan bir iş olabileceğini o gün anladım. Kafa kafaya veren 4-5 kişinin daha ne olduğunun bile farkında olmayan insan yavrularına hüküm vermesi ya da azat etmesi. O gün oracıkta azat edildim hayattan ve bir daha hiçbir resmi kurumun hiyerarşisine uymayacağıma yemin ettim…
Okuldan atılmış olmak umurumda değildi. Hoyratça dolaşıyor ve tutunacak bir dal arıyordum ama yoktu. Evde halının üzerine uzanır, ayaklarımı havaya kaldırıp duvara yaslar ve gözlerimi kapatarak düşünürdüm; hem de neyi düşündüğümü bile bilmeden… Sebebini bilmediğim öfkem artıyordu ve bunu bir yerlere yönlendirmem gerektiğine karar verdim. Bir tomar saman kâğıdı, HB kalemler ve silgi ile tasvir etmeye başladım öfkemi. Kesilmiş, işkence edilmiş insan başları çiziyordum. O yıllarda çok ses getiren Kuzuların Sessizliği filminin aktörünü gerçekten sanatçı ruhlu bir katil sanıyor ve kendime rol model alıyordum. Çizgilerimde ki estetik ve kan kokusu bundan dolayıydı. Kaba ve küt çizgilerim hayal dünyamın karışıklığını gösterince ilk defa o yıl doktora götürüldüm. Karşımda gözlük silme tiki olan çocuk psikiyatristinin sorduğu sorulara cevap veremeyişim bilmediğimden değil, cevapsız kalan soruların tepenin başında ki kartopu gibi nasıl büyüyeceğini bildiğim içindi ve cevapsız kalan soruların doktorda açtığı yarayı seyretmenin bende yarattığı hazzı. ‘Sinsi bir gülüşü var’ diyordu. Haklıydı. Sanıyorum benim hatam iki kere ikinin dört ettiği analitik bir dünyada natürmort hayaller kurmaktı…Saygılar
-
betimlemeler güzel hocam rda gibi hissettim. güzel olmuş bence edit:yaşadıklarından bazı yerler başka insanların hayatlarıylada uyuşuyor mesela yarış atı yerleri falan ama okuyan insan senin hayatnı okuyor gibi oluyor genede. onu biraz daha genellersen herkesin ortak duygularına yer vermiş olursun bence.
-
bence yine harikalar yaratmışsın cnım:=) başarılarının devamını dilerim..ama yayınlama değilde kitap olarak az gizliyeti olsaydı bence daha bi ilgi çekerdi kitabın çıkınca:=)
-
Güzel olmuş dostum. Kitabın ismide "Bir gerizekalının Anıları" olursa tadından doyum olmaz.
-
güzel.. olmuş arkadaşın da dediği gibi bazı yerlerde geniş kitleye hitap edersen herkes kendini bulabilir.. böylece dahada güzel akıcı olur okuyan için.. bide yamanca dan kasıt nedir.. kusura bakma anlayamadım da :(
-
PLuToNiuM bunu yazdı:
-----------------------------
Güzel olmuş dostum. Kitabın ismide "Bir gerizekalının Anıları" olursa tadından doyum olmaz.
-----------------------------Konusu ile bu isimin uyuşacağını sanmıyhorum ayhrıca ben vermeyhi düşündüğüm adı buldum bile ;)
-
puskullu bunu yazdı:
-----------------------------
bence yine harikalar yaratmışsın cnım:=) başarılarının devamını dilerim..ama yayınlama değilde kitap olarak az gizliyeti olsaydı bence daha bi ilgi çekerdi kitabın çıkınca:=)
-----------------------------Senin okuduğum 7-8 sayfadan sadece 4 paragraf paylaştım canım, bırak o kadar da paylaşımcı olalım ((:
-
FeRoCi bunu yazdı:
-----------------------------
güzel.. olmuş arkadaşın da dediği gibi bazı yerlerde geniş kitleye hitap edersen herkes kendini bulabilir.. böylece dahada güzel akıcı olur okuyan için.. bide yamanca dan kasıt nedir.. kusura bakma anlayamadım da :(
-----------------------------Konu itibarı ile belli bir bölgede sıradışı şeyhler yaşamış birini anlatıyorum. Benden bazı şeyler, çevremden bazı şeyler var. Konu oldukça genel hikayesi veya verdiği mesajı özel...
-
Ellerine sağlık güzel
