Şiddete Meylolan Toplum
-
türkiye toplumu fransız ihtilalinin getirdiği milliyetçilikten epeyce etkilendi. zaten milliyetçi bir topluma birde fransız ihtilali ve sınırlarımızın dibinde kurulan yeni devletler, türk toplumunu havadaki buluttan nem kapan bir topluma dönüştürdü. bunun üzerine işgaller geçiren türkiye kenetlenmenin yolunu ancak savaşta becerebildi. çok geçmedi rusyanın komünizmi ile artık bir sağ olduk birde sol. milliyetçi türkiye, milliyetin bokunu çıkardı ırkçılığa dönüştürdü.
eğitim sisteminin rezilliği, topluma kendi fikrini üreten değil, kulaktan dolma yaşayan inekler bağışladı. bu ineklerimizin, dış kaynaklı medyamızın yarattığı popülist kültürü benimsemesi zor olmadı. nitekim arkası arkasına gelen "doğu dizisi" bu ineklere bizim kültürümüzmüş gibi araptan kırma kürt kültürünü benimsetti. bu zamanlarda birisiyle yattı diye polisten yardım isteyen kızlar mı çıkmadı haberlere? yeğenini kardeşini vuranlar mı haber olmadı?
bütün bunların üzerine güya derin devleti konu alan ve süper milliyetçi olduğu iddia edilen kurtlar vadisi diye bir dizi ile yaratılan bu bilincin üzerine şiddet tohumları atıldı. şu an bile hâla yayında olan bir kısım dizi filmler ard arda yayına verildi.
bu sadece ineklerimizi değil, inek eğitmenlerimizi de kapsayan bir öğreti oldu çünkü onlar da aynı sistemden çıkma.
popüler kültür artık günlük hayatımızın varsayılan kültürü hâline gelmiş. çekirdek eğitimin verildiği ailemizde, okullarımızda, sokaklarımızda bu kültüre aşina insanların sayısı almış gitmiş.
sonuç olarak, tiyatro, sinema gibi şeylere olan ilgi tükenmiş. pozitif gibi görünse de aslında nedeni ve doğrultusu çok daha boktan yere giden müzik alışkanlığımız rock ve poptan halk ve sanat müziğine kaymış. sanat müziği alanında yarışmalar yapan programlar, bunu sanat müziği sevilsin diye mi yaptı? hangi kanalda oldu bu? format nereden alındı? bu kanal kimin? daha dün birbirini bırakıp, polise dayak atan taraftar hangi ideolojinin taraftarıdır? "emniyet dışarı" diyen zihniyet, "dışarı" kelimesinin önüne başka hangi kelimeleri koyabilir? artık saçı uzun kulağı küpeli erkekler neden dayak yiyor? bu sadece hoş görülmeyen bir davranış değil miydi? bizim kültüre mi tersti? bizim kültür dediğimiz şey şu başına poşi sarıp, elinde tesbih, sırtında keleş alıp dağa çıkanlar dimi?
toplumun neden hiçbir şeye sabrı kalmamış? neden her olayda mantıktan önce şiddet?
türkiye toplumu, gurur duyulacak bir serseri toplumu haline gelmiştir. bu noktadan sonra, çözüm yoktur. benim nezdimde türk kültürü, modern dünyanın psikolojik unsurlarıyla arap kültürünün içine gömülerek, bundan pay kapmayı bekleyen bir kürt azınlığını modern radikal bir toplum olarak gösterebilecek bir noktaya gelmiştir.
geçmiş olsun.
-
Dogru konulari ele alan güzel bir yazi Eline saglik.
-
benim eski çalıştıgım yerde yandaki kahvenin sahibi bi abimiz wardı hep derdi bu ülke geleceğe yönelik ekonik siyasi yönde ilerlemekisterse yapılması gereken tek şey;
7 yaşından küçük çoçuklar öldürülecek ve medya basın yayın organları temizlenecek derdi galiba haklı adam:S bugün 3 yaşındaki çocuk polat ile büyüyor töre filmleri ile büyüorS:
-
İlkokul çağındaki erkek evladına mafya,silah,şiddet,hırsızlık temalı bilgisayar oyunu alan ebeveynin suçunu bu çocuk, beyninde uğradığı “kişilik çatışması” ile çekmeyecek midir? Her anne baba küçüklüğünde yapamadığı,yaşayamadığı şeyleri “kendi evlatlarında” görebilmek için çocuk yetiştirmez mi? Lafın kısası; “çocuk, ebeveynin ego tatmini” değil midir? Psikolojide bu durum “yumuşatılmış rol modeli” kavramı altında incelenir ama sosyal bir kurum, toplumun en küçük yapı taşı, yaşamın başladığı bu örgütlenme bu kadar “basit” başlıklar altında irdelenebilir mi? Çocukluğunda “barbie” oynayamamış bir anne kızına “barbie” alırken aslında “İşte büyüyünce bu bebek kadar ince,sarı saçlı,bronz tenli,mavi gözlü ve kıyafet değiştirdikçe kişilik değiştirebilen bir genç kız olmalısın” diye bilinçaltından “dayatma” yapmıyor mudur? Aslında annenin istediği bu mudur, bunu anne bile bilmiyordur çünkü toplumda özellikle medya aracılığı ile ona dayatılan budur. Bu kesimin okuduğu günlük gazetelerde “kadın eki” kisvesinde “büyüklere barbie olmayı dayatmak” yok mudur? Büyük puntolarla yazılmış “5 günde 3 kilo verin” diyetlerini gören kadının ağzının sularının akması, “tek tip insan” olmayı ilkokulda giydiği önlüğün rengiyle öğrenmeye başlamasının sonuçlarından biri değil midir? Kadını bu şekilde aşağılayan medyanın erkeklere öğütleri de “bu tip kadınlara ayılın, bayılın, bu tip olmayan kadınlara bakmayın bile” değildir de nedir? Plazaların yükselen gölgesinde kapitalizmin gönüllü dişlilerini oluşturan güruh, İclal Aydın ve Tuna Kiremitçi’ nin gamzelerindeki sularda boğulurken, “kişisel eğitim” zırvaları hakkındaki seminerlere avuç avuç para dökerken, “Ferrarisini Satan Bilge” kitabını beleşe Ferrari dağıtılıyor gibi kapışırken, içmeye ayranları yokken 14 Şubat’ta kredi kartına 12 ay taksitle karısına tektaş pırlanta yüzük alırken ve daha saymaya üşendiğim birçok eylemde bulunurken, kendi çocuklarına alttan alta “kişilik sömürme politikası” uygulamıyor mudur? Tüm toplumların rüyası olan (özellikle “gelişmekte olan ülkeler yalanı altında az gelişmiş ülkeler”in toplumları) gerek sosyal gerek ekonomik her anlamda “insanca” yaşamak, medyanın beyin yıkama seanslarıyla başka yollardan algılanmaktadır. İşine geleni algılama yetisine sahip insanın, bu riyakar “sistem özentiliğini” tıpkı bir besin zinciri gibi nesillerce aktarmaya devam edip etmeyeceği bilinmez. Tüm bunlara rağmen yine de biliriz ki toplumları şekle sokan tarihleridir. Biz gençlik üzerinden tarihimize baktığımızda 1980 sonrası “apolitik genç nesil”in yükselişini çıplak gözle izleyebiliriz. Tıpkı gamsız bir Adam Smith edasıyla “bırakınız yapsınlar,bırakınız geçsinler” diyen Özal dönemi sonrası üretmeyip sadece tüketen genç neslin oluşmasında “sistem” kadar “aile”nin de suçu yok mudur? “Tabii aile de Özal’a bayılırdı zaten neden çocuğunu eğitmekle uğraşsın, o da ebeveynleri gibi o yolun yolcusu olma yolunda hızla ilerlemekte” dediğinizi de duyuyorum. Şimdiye kadar gelmiş tüm iktidarların yalakalığını yapanlara zaten söylenecek söz yoktur fakat demokrasi dediğimiz “neo-liberal güdümlü siyaset arenası”nda “olmayan muhalefet”in bağırtısı da kulakları tırmalamaktadır. Bu bağırtıların en büyük kaynağı da “sahibine” bakmadan “sahibinin sesi” olan medyayı hedef göstererek yaptıkları “yönü saptırılmış muhalefet”tir. Ve bununla beraber televizyonlarının karşısında pelte gibi yayılmış “babadan gelme muhalefet”lerin haz tebessümleri vardır.
Bu ülkede yaşanması geç kalmış bir “değişim” ve bu değişimin getireceği “güzel günler bizi bekler” psikolojisi, muhalefet yapamayan muhalefete mi aittir sadece kendileri de bilmez. “Topyekün devrim”den bahsetmek dili yormaz iken, bir sabah tüm insanların “gururla güneşe dönmüş başları” ile uyanacağı hayalini kurmak ütopya mıdır? Tüm çabalara rağmen görüleni göze sokarcasına göstermek yetmiyorsa, bir sonraki faz olarak “değnek ile dürtmek” mi gereklidir bir halkı? -
konu da ayrıca tartışma unsuru yaratacak yerlere de değinmişsin ama barthez, genel anlamda değindiğin noktalar gerçekten hoşuma gitti. ama umarım bir gün realkurd'ler hakkında ki fikirlerin hususunda seninle sohbet edebiliriz.
-
Her kelimesine tamamen katılıyorum , harika bi yazı hocam saoL.
