

Şizofren Kusmalar Barınağı
-
Yalnızsan ve bütün ömrünün bu yalnızlıkla geçecek olduğunu biliyorsan, düşündükçe daha da büyüyor o olmayan sevgilinin, sevginin vücudunda yarattığı sancılar. Onu öldürmek istiyorsun o onlarda. Boğazına sarılıp öpmek ve sonrasında sımsıkı sarılarak kendi vücudunda yok etmek istiyorsun!
"Elini tuttuğunu düşünüyordu" yalnızca düşünebiliyordu bunu!
Herkesin bir zayıf karnı var;
Zayıflayanlar, bir deri kemik kalanlar, çok sigara içenler, yemek önündeyken, ancak onu buz olup soğuduğunda tesadüfen fark edenler, evet onlar da var! Ne çok varız. Aslında ne kadar da fazlayız! Otobüslerde, otobanlarda, alış-veriş merkezlerinde, parklarda, okullarda, iş yerlerinde... İşe yaradığımızı fark ettiğimizde büyüyen, kocaman olan egolarımız, popolarımız da var! Varız ama, varlığa tahammülümüz yok! Göz önünde, birbirimizin gözünün içine dikip gözlerimizi, öldürmek istiyoruz sevdiğimiz, sevmediğimiz herkesi! En büyük benim, en büyüğüm ben, ben, yalnızca ben! Hep olan bu. "Ben'le" yola çıkan büyük insan modelleri. Birini sevdiğimizde de kullanıyoruz o egoyu. Hüküm kurup, saltanat sürmeye başlayana dek kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez düsturuyla kendimizi kabullendirmeye çalışıyoruz, o dönem sürekli veriyoruz, hem de ne isterse; zaman, güzel sözler, para vesaire. Ve bunun içinde de sevgi var. Bunu söylüyor olabilmekten utanç duyduğumu bilmelisiniz. Sevmek bir nevi öldürmeye teşebbüs! Kendinden kurtulamayan, bir başkasını sevmemeli, hatta bir başkasıyla veya başkalarıyla aynı yerde de olmamalı.
Bunların dışındaydım. Bu olanları gördüğümü biliyorum. Gördüklerimi yazmaya başlayalı çok oldu. Hafızam iyi değil, Buna benzer bir başka yazı yazmış olabilme ihtimalim hep var!
Onun elini hiç tutmadım. Hiç görmedim etiyle buduyla onu! kanlı canlı oturup kahkaha atmadık. Omzumda ağlamadı. Ona bakıp huzur bu demedim. Bir hiçti! Evet, hiçliğin içinde ve gerçekte hiç olmamış, olmayacak biriyle, kendini onun içinde ararken kaybetmek. Buydu olan. Yalnızsan ve bütün ömrünün bu yalnızlıkla geçecek olduğunu biliyorsan, düşündükçe daha da büyüyor o olmayan sevgilinin, sevginin vücudunda yarattığı sancılar. Onu öldürmek istiyorsun o onlarda. Boğazına sarılıp öpmek ve sonrasında sımsıkı sarılarak kendi vücudunda yok etmek istiyorsun! Boş ver bunları da; beş taş oynar mısın? Yanıtın evet mi... Peki git şimdi beş adet taş bul. Beş taş oynamak için, beş adet taş gerekli.( Biliyordum,
Gelmezdin sen.
Suratına atacağım ustura darbesinden korkmazdın,
Ellerini bağlamam umrunda olmazdı.
Sen, beni sevdiğin için gelmezdin.
Ben, seni sevdiğim için ölmeni isterdim.
Sen, ölmeyi denedin.
Ben, sevmemeyi...)( Günaydın mahrem düşüncelerini bir dindar gibi gizleyen, kalabalık yalnızlık!
Manken edasıyla dim dik ve kibirli karşımda duran sahte insan suratları size de günaydın!
Günaydın çok bildiğini sanarak savrulan, yanlışından dönecek zekâyı/cesareti sahildeki bankta unutmuş ucube hayatlar! )( Üflenti masallar bunlar... Aşk mı? Boşversene yemişim aşkı. Üfle gitsin, her defasında 200 promil yalan çıkacak! )
( İstediğin bir örnek mi? Yani seni nasıl sevdiğimi bir şeye benzetmem gerekiyor. Peki iyi dinle öyleyse; ben seni beş para etmez bir adam gibi seviyorum. Yüzüne tükürülmesi gerekli biri gibi. Hiçbir şey bilmediğimi sanıyorsun. Sen her defasında, fırsatını bulduğun ilk anda beni aldattın. Ben bilmiyormuşum gibi davrandım. Sen utanmadın abarttın, aynı evde birlikteyken, ben diğer odadayken konuştun onunla, aldattın beni ve ben bunların hepsini duydum, gördüm. Sen duyduğumu, gördüğümü bilmedin. Her şeyin bir bedeli var. Ben bir bedel ödüyorum. Sevmiş olmanın ve kaybetmekten korkuyor olmanın bedelini ödüyorum. Dünyadaki hiçbir duygunun devamı yok. Bugün daha iyi anlıyorum bunu. Şu aciz halime baktığımda daha net görebiliyorum. Benim sevdiğim ve kopamadığım bir alışkanlık. Senin benimle olma nedenin de belki de yalnızca alışkanlık ve bir başka insan tarafından benim sevdiğim gibi temiz ve gerçek sevilemeyeceğin korkusu. Çünkü insanlar sürekli kullanırlar birbirlerini. Her defasında, ilk zayıf noktada ve ilk sinir harbinde aldatırlar ve bir sürü insan namus bekçisi gibi gezer sonra ortalarda. Ben seni beş para etmez bir adam gibi seviyorum. Yüzüne tükürülmesi gerekli biri gibi. Belki de tek sorunum hoşçakal diyememek, vazgeçememek. Uzun süre bedenini bir başka adamla paylaştığımı bilerek ve bunu kabul ederek durabildim. Ama işin içine karışan duygular var. Bu belli oluyor. Evdeki bir eşyadan farksızım. Sen de öylesin. Bunun bu hâlâ gelmiş olması yalnızca senin değil benim de eksikliğim biliyorum. Ahmak olabilirim, aşık olabilirim, köpek olabilirim. Bu sevgiye hiçbir şey katmayabilir. Sen yine de bir başkasına aşık olabilirsin. Ama ben hâlâ varken bu olmamalıydı. Oldu. Ben seni beş para etmez bir adam gibi seviyorum. Yüzüne tükürülmesi gerekli biri gibi ve gidiyorum artık; gidiyorum. )
-
Birileri ruhuna tecavüz etmek isteyebilir (bunu genelde yaparlar). Birileri, birileri olduklarını bildikleri halde, birileri gibi davranmayıp, vücuduna sana en yakın olan insandan dahi daha yakın olabilirler! Ve sen bunu "o zamanda" normal karşılarsın!
Bir şeyleri saklamışsındır. Yıllarca, seninle dokunulmaz ve önemli halde yürümüştür onlar. Temsili bir huzurdur o şeyler! Çünkü onlara baktığında temizliği, mutluluğu hissetmişsindir. Yastığa başını bıraktığında "ben hâlâ iyiyim, onlara benzemedim" diyebilmene sebeptir o şeyler. Peki birden bire değişebilir mi hayatlar? Aniden ve beklenmedik bir anda, bütün dengenin aksi yöne dönmesi normal midir? Her hayatın bir dönüm noktası var, tıpkı her hayatın bir ölüm noktası olması gibi ve bazen dönümde misin, yoksa ölüyor musun anlamazsın. Burada en kritik ve bilinmesi gereken nokta, hiç kimse, hiç kimse için, hiç kimseleşmeyi göze almaz! Bilinçli bir cahilliktir yaşamak! Her şeyi bildiğini sanarak, bir kör-sağır gibi geçip gittiğini kabul etmeden, coşkuyla ve bağıra bağıra nefes alıyor olmanın başka bir tanımlaması olamaz! İşte o cahillik sakladığın mutluluğu, içindekini sana göstermeden, uzunca süre yanında durarak ve yavaş yavaş seni işgal ederek teslim almaya çalışır. Ağır ağır ve uzun süre süren eylem zaferle sonuçlandığında anlarsın elinde yalnızca yıkayarak çıkaramayacağın süresiz acıların, ağrıların ve uykusuzlukların kaldığını. İşgalci çoktan gitmiştir! Aynadaki sen, sen olmadığını iddia eder. Sen aynadaki sen olmadığını bağırırsın sana. Kim kimin içinde ve neden çoğul yaşanıyor tek kişilik insan bedeninde, anlayamazsın. Yumruğun nereden geldiğini, ne zaman da bunun olduğunu, kim olduğunu algılamak istediğinde, istediklerinin hepsinin gittiğini, isteyecek olmanın bile anlamının yittiğini anlarsın. Bu anlamak, aslında anlamamaktır. Anlamış olmanın, gerçek bir anlamsızlığa süreklediğini anlıyor olmanın, anlamlı bir şey olmadığını herkes bilir çünkü! Ruhun profosyenel bir tecavüze uğramıştır! Ve yazık ki, "genelde her tecavüz mağduru, tecavüzcüsüyle evlendirilir." -
Bırak deseler de,
"Hadi canım sen de" dercesine umutsuz bakışlarıyla dövseler de suratımı,
Ben inandım bana.
Israrla dayadım kulaklarımı kalbinin üzerine!
Çıkmamış candan nasıl umut kesilmezse,
Nasıl beklenirse,
Telaşlı, ağlamaklı, güçsüz, aciz!
Öyle bekledim!
Canım, çıkacak sandım içimden!
Çıkmadı.
Terk oldu...
Öldü'm.