folder Tahribat.com Forumları
linefolder Genel
linefolder Türkçe Üzerine Bir Matematik Modelleme



Türkçe Üzerine Bir Matematik Modelleme

  1. KısayolKısayol reportŞikayet pmÖzel Mesaj
    tatarramazan
    tatarramazan's avatar
    Kayıt Tarihi: 08/Ekim/2003
    Erkek

     Türkçe üzerine bir matematik modelleme ve bunun olası sosyal yansımaları 
    üzerine bir zihin jimnastiği. 
     
    "Victor Hugo şiirlerini 40.000 kelime ile yazdı. Türkçeyi en zengin 
    kullananlardan Yasar Kemal'in romanları 3.500 kelimeyi geçmez" görüsü çok 
    yaygındır. Bu görüş haklidir zira Türkçe'nin Fransizca'ya oranla daha az 
    sözcük içerdigi dogrudur. Ingilizce'ye, Almanca'ya, Ispanyolca'ya oranla
    da 
    daha az sözcük içeriyor olmasi gerekir. Ne var ki bu Türkçe'nin daha 
    yetersiz bir dil oldugu anlamina gelmez! Çünkü Türkçe az sözcük ile çok
    sey 
    anlatabilen bir dildir! Daha fazla sözcük içerse bunun kimseye zarari 
    dokunmaz ancak, geregi yoktur. 
     
    Baska bir dilden Türkçe'ye çeviri yapan herkes sözlügü açtiginda,
    aralarinda 
    minik anlam farklari olan bir çok sözcügün Türkçe karsiliginda çogu zaman 
    ayni kelimeyi okur. Bu, ilk bakista bir eksiklik gibi görünebilir, oysa
    öyle 
    degildir. Çünkü yukarida adi geçen diller kelimelerin statik olan 
    anlamlarini ögrenmeye, Türkçe ise bu anlamlari bulup çikarmaya, yani
    dinamik 
    anlamlandirmaya dayalidir. Türkçe'de anlamlari sözlükteki tanimlar degil, 
    kelimelerin cümle içindeki konumlari belirler. Tam bu noktada, Türkçe'nin, 
    referans olmak üzere sadece gerektigi kadari sözlüklere alinmis, sonsuz 
    sayida kelime içerdigi bile öne sürülebilir. 
     
    Ingilizce-Türkçe sözlükte "sick", "ill" ve "patient" in karsisinda hep 
    "hasta" yazar. Bu baglamda Ingilizce'nin üç kat daha fazla sözcük içerdigi 
    söylenirse bu dogrudur. Ancak, aradaki farklarin Türkçe'de vurgulanamadigi 
    söylenmeye kalkilirsa bu yanlis olur: "doktor falanca beyin hastasi
    olmak", 
    "böbrek hastasi olmak", "Internet hastasi olmak", "filanca sarkinin
    hastasi 
    olmak" arasindaki farki Türkçe konusan herkes bir çirpida anlar. Bunun
    nasil 
    olabildigini görmek zor degildir. Bir kalem alip, alt alta: 
     
    3 + 5 = 
     
    12 + 5 = 
     
    38 + 5 = 
     
    yazmak, sonra da bunlari toplamak yeterlidir. Hepsinde ayni "+ 5" yazdigi 
    halde sonuçlar farkli çikiyorsa, Türkçe'de de hepsinde ayni "hastasi
    olmak" 
    ifadesi geçtigi halde sonuçlar farkli olacaktir. Türkçe'nin az araç ile
    çok 
    is yapmasinin sirri matematikte yatar. 0 dan 9 a kadar 10 tane rakam,
    arti, 
    eksi, çarpi, bölü dört islem isareti ve bir ondalik ayraci virgül, yani 
    topu, topu 15 simge ile sonsuz sayida islem yapilabilir. Türkçe de benzer 
    özellikler gösterir. Türkçe matematige dayali olmaktan da öte, neredeyse 
    matematigin kilik degistirmis halidir. 
     
    Türkçe'deki herhangi bir fiilin çekiminin ve kelimelerin nasil çogul 
    yapilacaginin ögrenilmis olmasi, henüz varligi bile bilinmeyen, 5 yil
    sonra 
    Türkçe'ye girecek fiillerin nasil çekileceginin ve 300 yil önce unutulmus 
    kelimelerin çogullarinin ne oldugunun biliniyor olmasi demektir. Bu tipki 
    birinci dereceden 2 bilinmeyenli bir denklemin nasil çözülecegi 
    ögrenildiginde, sadece x = 6, y = 23 olan denklemlerin degil, ayni
    dereceden 
    bütün denklemlerin nasil çözüleceginin ögrenilmis olmasi gibidir. Oysa 
    sözgelimi Ingilizce'de "go", " went" olurken "do", "did" olur. Çogul
    ekleri 
    için de durum aynidir: "foot", "feet" olurken "boot", "beet" degil "boots" 
    olur. Bunun tutarli bir iç mantigi yoktur, tek çare böyle olduklarinin 
    bellenmesidir. 
     
    Türkçe'de ise, statik kelimeleri ezberlemek yerine dinamik kurallari 
    ögrenmek gerekir. Türkçe'de neredeyse istisna bile yoktur. Olanlar da ses 
    uyumu geregi alma olmasi gereken meyve isminin elma biçimine dönmesi gibi 
    birkaç minör istisnadir. Kurallar ise neredeyse, bu dili icat edenlerin
    Türk 
    olduguna inanmayi zorlastiracak kadar güçlü ve kesindir. 
     
    Bu noktadan sonra, anlatilanlari matematik olarak formüle etmek, aradaki 
    iliskiyi somutlastirabilmek açisindan yararli olacaktir. Bunu yapmanin en 
    kolay yolu ikili sayi sistemini kullanmak oldugu için de yalnizca 0 ve 1 
    leri kullanmak yeterlidir. Izleyen örneklerde [1 = var] ve [0 = yok] 
    anlaminda kullanilmislardir. 
     
           KELIME KÖKÜ 
          ÇOGUL EKI 
          MATEMATIK IFADE 
     
           ev 
     
          1.0 
     
           ev 
          ler 
          1.1 
     
     
          ler 
          0.1 
     
     
     
     
    Türkçe'deki bütün kelimelerin 2 bit oldugu varsayilabilir (ileride bit 
    sayisi artacak). Tekil olan bütün kelimeler 1.0 (kelime kökü var; çogul
    eki 
    yok), çogul olanlar ise 1.1 dir (kelime kökü var; çogul eki var). Bu kural 
    hiç degismemek bir yana, öylesine güçlüdür ki Türkçe'de baska hiç bir
    dilde 
    yapilamayacak bir sey yapilip, olmayan bir kelimenin çogulu dahi 
    söylenebilir (0.1). Birisi karsisindakine sadece "ler" dediginde, alacagi 
    tepki: "anladik ler de, neler?" türünden bir cevap olacaktir. Bir seylerin 
    çogulunun söylendigi bellidir de, neyin çogulunun kastedildigi açik 
    degildir. 
     
           VURGULAMA 
          SIFAT KÖKÜ 
          ZAYIFLATMA 
          MATEMATIK IFADE 
     
     
          kirmizi 
     
          0.1.0 
     
           kip 
          kirmizi 
     
          1.1.0 
     
     
          kirmizi 
          msi 
          0.1.1 
     
           kip 
          kirmizi 
          msi 
          1.1.1 
     
     
     
     
    Türkçe'deki sifatlarin anlamini kuvvetlendirmeye veya zayiflatmaya yarayan 
    bu kural da hiç degismez. Hatta istenirse bu kurala uyan ama hiç bir 
    sözlükte bulunmayan, hem kuvvetlendirilmis hem de zayiflatilmis garip 
    sifatlar bile türetilebilir. "Günes dogma[z]dan[sic] az önce ufuk 
    kipkirmizimsi (kip + kirmizi + msi; [1.1.1]) bir renk aldi" dendiginde, 
    herkes neyin kastedildigini anlayacaktir. Çünkü ayaküstü türetilen bu
    sifat, 
    hiç bir sözlükte yer almaz ama, Türkçe konusan herkesin çok iyi bildigi bu 
    kurala uygundur. 
     
     
     
    Fiil çekimlerinde de isler farkli degildir. Burada zorunlu olarak kisi
    için 
    3, zaman için 2 bitlik gruplar kullanilacak. Çoklu bit gruplari sunlari 
    ifade edecek: 
     
    011 = ben 
    010 = sen 
    000 = o 
    111 = biz 
    110 = siz 
    100 = onlar 
    ------------- 
    00 = genis zaman 
    11 = simdiki zaman 
    10 = gelecek zaman 
    01 = geçmis zaman 
     
     
     
           KÖK 
          ETERLILIK 
          OLUMSUZ 
          ZAMAN 
          HIKAYE 
          RIVAYET 
          KISI 
          MATEMATIK IFADE 
     
           oku 
          (y)abil 
     
          di 
     
     
          m 
          1.1.0.01.0.0.011 
     
           oku 
          (y)a 
          ma 
          z 
     
          mis 
          sin 
          1.1.1.00.0.1.010 
     
           gel 
     
          me 
          (y)ecek 
          ti 
     
     
          1.0.1.10.1.0.000 
     
           git 
     
          me 
          di 
     
     
          k 
          1.0.1.01.0.0.111 
     
           sasir 
          abil 
     
          ecek 
          ti 
     
          iz 
          1.1.0.10.1.0.110 
     
           bil 
     
     
          (i)yor 
     
     
          lar 
          1.0.0.11.0.0.100 
     
     
     
     
    Tabloda zaman ile ilgili küme 3 bit yapilip geçmis zaman "di'li geçmis" ve 
    "mis'li geçmis" olarak ikiye ayrilabilir, soru bileskeni için ayri bir bit 
    eklenebilir, emir ve sart kipleri de isin içine katilabilir ancak, sonuç 
    degismezdi. 
     
     
     
    Cümleleri olusturan ögelerin (özne, nesne, yüklem, vb...) siralamasi da 
    rastgele degildir. Türkçe cümleler bir tür "crescendo" (siddeti giderek 
    artan dizi) izlerler. Bütün vurgu en sonda yer alan yüklem (fiil) 
    üzerindedir. Diger ögelerin önemi, yükleme olan yakinlik/uzaklik konumlari 
    ile belirlenir. Yükleme yakinlasildikça önem artar. Gene matematiksel
    olarak 
    ele almak gerekirse, cümleyi olusturan her bir ögenin toplam öge sayisi 
    kadar haneden olusan bir matematik degere sahip oldugu varsayilabilir.
    "Dün 
    Ahmet cami kirdi" cümlesi 4 ögeden olusmaktadir; o halde her öge 4 haneli 
    bir degere sahip olacak, ilk öge en düsük, son öge ise en yüksek degeri 
    tasiyacaktir. 
     
     
     
     
     
           CÜMLE 
          MATEMATIK DEGER 
          MATEMATIK DEGER 
          MATEMATIK DEGER 
          MATEMATIK DEGER 
     
     
          0001 
          0011 
          0111 
          1111 
     
           1 
          Dün 
          Ahmet 
          cami 
          kirdi. 
     
           2 
          Dün 
          cami 
          Ahmet 
          kirdi. 
     
           3 
          Ahmet 
          dün 
          cami 
          kirdi. 
     
           4 
          Ahmet 
          cami 
          dün 
          kirdi. 
     
           5 
          Cami 
          dün 
          Ahmet 
          kirdi. 
     
           6 
          Cami 
          Ahmet 
          dün 
          kirdi. 
     
     
     
     
    Simdi tablodaki cümleler tek, tek ele alinabilir: 
     
    1. cümle: Dün Ahmet bir is yapti ve bu cami kirmak oldu. 
    2. cümle: Dün kirilan cami baskasi degil Ahmet kirdi (suçlu Ahmet!). 
    3. cümle: Ahmet'in dünkü isi cami kirmak oldu (belki önceki gün kitap 
    okumustu). 
    4. cümle: Ahmet cami herhangi bir zaman degil, dün kirdi (yarin kirmasi 
    gerekiyor olabilirdi). 
    5. cümle: Cam düne kadar saglamdi, kirilmasinin suçlusu ise Ahmet. 
    6. cümle: Cami Ahmet zaten kiracakti, bunu dün yapti. 
     
     
     
    Cümleyi olusturan ögeler kesinlikle ayni kalirken (cam hep 'i' haliyle 
    'cami' olarak kaldi; fiil hep 3. tekil sahis, di'li geçmis zamanda
    çekildi, 
    vb.) sadece yerlerinin degismesi cümlelerin anlamlarini da degistirdi. Her 
    cümlede 0011, 0001'den daha fazla, 0111 bu ikisinden daha fazla, 1111 ise 
    hepsinden daha fazla önem tasidi. Anlami belirleyen de zaten her bir
    ögenin 
    matematik degeri oldu. 
     
     
     
    Kelimelerin statik anlamlar tasidiklari dillerde, zaman belirtecinin (dün) 
    yeri degistirilerek elde edilebilecek 2 çesitlemenin disinda diger
    anlamlari 
    vermek için kip degistirmek (edilgen kip - passive mode kullanmak) veya 
    araya açiklayici baska kelimeler eklemek gerekir. Türkçe konusanlar ise
    her 
    bir cümlenin digerinden farkini derhal anlarlar. 
     
     
     
    Matematik ile olan alis-veris yalnizca verilen örneklerle sinirli
    degildir. 
    Türkçe'nin ne tarafi ele alinsa bu iliski ile yüz, yüze gelinir. 
     
     
     
    Türkçe'nin bu özelligini "Insanlar kendilerine ulasan mesajlari nasil 
    anlarlar? Bunun kullanilan dil ile bir ilgisi var midir? Bir Fransiz, bir 
    Ingiliz, bir Türk ayni mesaji kendi ana dillerinde alsalar, birbirleri ile 
    ayni sekilde mi, yoksa farkli mi algilarlar? Eger dilin algilamayla ilgisi 
    varsa, isin içine bir dil karismadiginda yani sözgelimi bir pantomim 
    gösterisi izlenir veya üzerinde hiç yazi olmayan bir afise bakilirken, dil 
    ile ilgili bu aliskanliklar nasil etki ederler?" türünden sorulara yanit 
    ararken fark ettim. Bu özellik konuya ilgi ve sabirla yaklasip, bakmayi 
    bilen herkesin görebilecegi kadar açik. O nedenle, bu güne kadar
    kesinlikle 
    baskalari tarafindan da görülmüs olmali. "Türkçe çok lastikli, nereye
    çeksen 
    oraya gidiyor" diyenler de aslinda, hayal meyal bu özelligi fark eder gibi 
    olup, ne oldugunu tam adlandiramayanlardir. 
     
     
     
    Türkçe teknik açidan mükemmel bir dildir. Bu mükemmelligin nedeni
    matematik 
    ile olan iç içeliktir. Keza, ne yazik ki Türkçe'nin, bu dili konusanlara 
    kurdugu tuzak ta buradadir. 
     
     
     
    Kentli - köylü, egitimli - egitimsiz, dogulu - batili, vb... kültür 
    çatismalari dünyanin her yerinde vardir. Gene dünyanin her yerinde iyi,
    kötü 
    isleyen bir "asimilasyon" ve/veya "adaptasyon" süreci bu çatismayi kendi 
    içinde bir takim sentezlere götürür. Türkiye bu açidan dünya genelinin
    biraz 
    disindadir. Bizde "asimilasyon" ve/veya "adaptasyon" süreci ya hiç
    çalismaz, 
    ya da akil almaz bir yavaslikta çalisir. Sorun, baska sebeplerin yani sira 
    kullandigimiz dilden de kaynaklanmaktadir. Düsünme, kendi kendine sözsüz 
    konusma olarak kabul edilirse (bence öyledir), anadilin kisilerin düsünce 
    yapisi üzerinde etkili oldugunu da kabul etmek gerekir; insanlar kendi 
    anadillerinde düsünürler. Türklerin büyük paradoksu iste buradadir. Teknik 
    açidan mükemmel bir dil olan Türkçe, kendi disimizdaki dünyayi kendimizce 
    degistirmeden, oldugu gibi algilamaktaki en büyük engelimizi 
    olusturmaktadir. 
     
     
     
    Örnegin, Türkiye disina yabanci isçi olarak giden ilk nesil gerek 
    bulunduklari ülkenin dilini ögrenme, gerekse oradaki yasam biçimine ayak 
    uydurma konusunda muhtesem bir direnis gösterdiler. Bu direnisin boyutlari 

    denli büyük oldu ki, baska hiç bir diasporada gözlenmeyen gelismeler 
    yasandi. Türk diasporasi, gettolasip kendi kültürünü gene kendi içine 
    kapanik bir çevrede yasayacak yerde, kendi kültür kurumlarini o ülkeye
    ithal 
    etti. Asimile olmaya en dirençli kültürlerden biri kabul edilen
    Ispanyollar, 
    gittikleri yere sadece gazetelerini ve bazen de radyolarini tasimakla 
    yetinirken; Türklerin bunlara ek olarak (hem de birden çok) televizyon 
    kanallari ve hatta kendi fast-food'lari (lahmacun, döner, vs...) oldu. 
    Bunlari basaran insanlarin yeteneksiz olduklarina, uyum saglamayi da bu 
    yeteneksizlikleri yüzünden beceremediklerine hükmetmek en azindan adil ve 
    gerçekçi olamaz. Keza, böylesine önemli bir kültür direnisi gösterenlerin, 
    orada dogan çocuklarini egitirlerken, bunca sahip çiktiklari kültürlerini 
    göz ardi etmis olmalari da düsünülemez. Ancak gözlemlenen o ki, orada
    dogan 
    ikinci nesil, gene sözgelimi Ispanyollar arasinda hiç görülmedigi kadar 
    hizla asimile oldu. Bunun nedenini evdeki Türkçe'nin yani sira okulda 
    ögrenilen ve ev disinda yasanan, o ülkenin dili faktöründe aramak çok 
    yaniltici olmayacaktir. 
     
     
     
    Biz Türkler, konusmayi ögrenirken (tipki sick, ill, patient örneginde
    oldugu 
    gibi) farkli durumlarin farkli kavramlar olusturdugunu, bu farkli 
    kavramlarin da farkli adlari olmasi gerektigini ögrenmeyiz. Ayni adi
    tasiyan 
    farkli kavramlari birbirinden ayirmaya yarayacak sezgisel (sezgisel =>
    dogal 
    => matemetiksel) yöntemin kurallarini ögrenmeye baslariz. Sezgisellige 
    sartlanmis beyinler ise dis dünyayi hiçbir degisiklige ugratmadan, oldugu 
    gibi algilamayi bilemediklerinden, bildikleri tek yönteme yani
    kendilerince 
    anlam çikarsamaya veya baska bir ifadeyle "sezdikleri gibi algilamaya" 
    yönelirler. 
     
     
     
    Algiladiklari kavramlarin tümü kendi çikarsamalari dogrultusunda
    sekillenmis 
    olan, kendilerince tanimlanmis bir dünyada yasayan insanlara ulasan 
    mesajlardaki kodlar ne kadar "herkesçe bir örnek" algilanabilir? Üzerinde 
    emek harcanmaya deger temel sorulardan biri budur. Bu sorunun yaniti 
    belirginlestikçe, neden batidaki sistemlerin bir türlü Türkiye'de 
    olusturulamadigi sorusunun yaniti da belirginlik kazanabilir. 
     
     
     
    Türkçe'nin kendi iç dinamiklerinden kaynaklanan bu özel durum kuskusuz tüm 
    iletisim alanlari için geçerlidir. Yunus Emre'nin okumasi, yazmasi olmayan 
    göçebe Türkmen boylari arasinda 700 yil boyunca bir nesilden digerine
    büyük 
    bir sadakatle, sözlü kültür ürünü olarak aktarilmasinin ardinda Türkçe'nin 
    sezgiselligini sonuna kadar kullanmadaki becerisi vardir. Tanzimat ve 
    Cumhuriyet aydinlarinin bir türlü genis kitlelere seslerini 
    duyuramamalarinin nedeni de gene ayni denklemin içinde aranmalidir.
    Fransiz 
    gibi, Alman gibi düsünmeyi ögrenenler, meramlarini anlatirken bunu yeni 
    ögrendikleri düsünce sistematigi içinde yapmaya kalkismis ve Türk gibi 
    anlatmayi becerememis olduklarindan basarisiz kalmislardir. 
     
     
     
    Mesajlar sadece algilanabildikleri kadar etkili olurlar. Mesajlari 
    üretenlerin kendi konularina ne kadar hakim olduklari mesajin bütünlügü 
    açisindan önemlidir ama, hitap edilen kisilerin kendilerine yönelen 
    mesajlari nasil algiladiklari her seyden daha önemlidir. 
     


    Bu niymiş la?
  2. KısayolKısayol reportŞikayet pmÖzel Mesaj
    renegadealien
    renegadealien's avatar
    Üstün Hizmet Madalyası Savaş Madalyası Başarı Madalyası Üstün Hizmet Madalyası Developer Madalyası
    Kayıt Tarihi: 23/Mart/2003
    Erkek
    Tek Kelime İle Mükemmel bir yazı yaa..

    10.05.2013 tarihli google arama sonucu : Aradığınız - "herşeyin hayırlısı rampanın bayırlısı" - ile ilgili hiçbir arama sonucu mevcut değil. Kendi özlü sözümdür, kaynak belirterek kullanınız.
  3. KısayolKısayol reportŞikayet pmÖzel Mesaj
    tiAgO
    tiAgO's avatar
    Kayıt Tarihi: 10/Eylül/2005
    Erkek

    Türkçeye kısır diyenlere duyrulur, yazan, çözen, araştıran kardeşlerin de alınlarından öpülür.


    Kalın sağlıcakla. (not: burdaki kalın, incenin zıttı kalın değil, ... noluyo lan, kaptırdım kendimi olaya) :))


    -_tiAgo_ -
  4. KısayolKısayol reportŞikayet pmÖzel Mesaj
    zob
    zob's avatar
    Kayıt Tarihi: 10/Ekim/2005
    Erkek

    Turkcenin yerini hic bi dil tutmaz Kisir misir derler ama hic bir dildede insan kendini tam istedigi gibi ifade edemiyo aha ingilizce fuck muck nedir ya agiz tadiyla bi kufur bile edemiyosun :)


    Yasasin Turkce :D


    Zip Zip KAnguru ████»Kangurulara Ozgurluk!!!! «████
  5. KısayolKısayol reportŞikayet pmÖzel Mesaj
    wert
    wert's avatar
    Kayıt Tarihi: 19/Eylül/2005
    Erkek
    aga gerçekten güzel bişi bizim edebiyat öğretmenine okurum oda güzel türkçemiz ne hale geldi günde kullandığım kelime sayısı 200 ü geçmiyor gibi bişiler diyordu

    |sadece aptalların başarısı ders notu ile ölçülür|
  6. KısayolKısayol reportŞikayet pmÖzel Mesaj
    antivir-US
    antivir-US's avatar
    Kayıt Tarihi: 04/Ocak/2006
    Erkek

    AlkýþlayanAlkýþlayanAlkýþlayanAlkýþlayanAlkýþlayanAlkýþlayanAlkýþlayanAlkýþlayanAlkýþlayanAlkýþlayanAlkýþlayanAlkýþlayanAlkýþlayanAlkýþlayanAlkýþlayanAlkýþlayanAlkýþlayanAlkýþlayangerçektende harika ellerine sağlık,böyle birşeyi bizlere sunduğun için sana çok taşekkür ederim.


    beyler ayrıca dilimizden yabancı kelimeleri atmamız gerekiyor,bu gerçekten dilimizi tehdit ediyor zaten bi 50 yıl sonra resmen ingilizce konuşacağız.Bazı düşüncesiz gerizekalılar dilimizde olduğu halde bazı kelimeleri ısrarla ingilizce olarak söyleme gereği duyuyor en çok buna sinir oluyorum.mesela geçenlerde bi galericiyi tv de konuşturdular herif kalkmış "ikinci el araçlarınızı change(çeynç)yapıyoruz"zart zurt diyo.Ulan nasıl sinir oldum,gerizekalı adam bunu bari Türkçe söyle,bir cümlede iki tane fiil olmaz,olsa da biri yardımcı fiil olur.İşte hala böyle aptallar var.daha diyecek birşey bulamıyorum...


    Camınızı kırar, duvarınıza işer, bisikletinize biner, tekerini keser, arabanızı çizer, zilinize basar kaçarım. Kısacası ben annenizin sokağa çıkarken uzak dur dediği çocuklardan biriyim.
Toplam Hit: 1296 Toplam Mesaj: 6