folder Tahribat.com Forumları
linefolder Gündem - Güncel Konular
linefolder Türklerin İsrail Ile Olan Tarihi İlişkisi



Türklerin İsrail Ile Olan Tarihi İlişkisi

  1. KısayolKısayol reportŞikayet pmÖzel Mesaj
    PriesTBT
    PriesTBT's avatar
    Kayıt Tarihi: 19/Mayıs/2008
    Erkek

     Fark ettimde birçoğumuz kimin suçlu kimin suçsuz olduğunu tam olarak bilmiyor. Ortalarda dolaşn "Filistinliler zamanında topraklarını sattı." gibi sözlerin nereden geldiğini ve olayların nasıl geliştiğini aramızda bilmek isteyen bir çok mürit olduğunu tahmin edebiliyorum. Gürkan hacır, Türklerin İsrail Ile Olan Tarihi İlişkisini kaleme almış. Buyrun;

    ---------------------------------------------

    I. Dünya Siyonist Kongresi 1897’de Basel’de toplandı. Siyonizmin fikir babası gazeteci Theodor Herzl aynı zamanda kongreye başkanlık ediyordu. Dünyanın dört bir yanından toplanan 200’e yakın zengin ve güç sahibi Yahudi, ilk defa bir Siyonist kongreye katılmanın heyecanı içindeydiler.

    Herzl, kongrenin ilk gecesi Basel’de kaldığı otelin balkonuna çıktı. Sigarasından derin bir nefes çekti ve kendi kendine mırıldandı:

    “Bugün İsrail’i kurdum. Bunu şimdi yüksek sesle söylersem herkes bana güler. Ama 5 yıl ya da en geç 50 yıl içerisinde haklılığımı görecekler!”

    Theodor Herzl bir kâhin gibi konuşmuştu. Ama öngörüleri harfi harfine yerine geldi.

    Nasıl mı?

    Önce Basel Kongresi’nin yapıldığı 1897 yılından 5 yıl sonrasına gidelim. Yani 1902’ye. Bir grup Yahudi (ki heyettekilerin hepsi beş yıl önce yapılan Siyonist Kongre’nin delegeleriydiler) Padişah II. Abdülhamid’den randevu istediler. Niyetleri Osmanlı topraklarından bir bölümünü altın karşılığı almaktı. İstedikleri yer ise Filistin topraklarıydı.

    Taahhütleri üç maddeydi:

    1. Osmanlı Devleti’nin 33 milyon İngiliz altınına ulaşan borçlarının tamamını ödeyelim.

    2. İmparatorluğu korumak için 120 milyon altın Frank’a mal olacak deniz filosu yaptıralım.

    3. Devletin mali durumunu canlandırmak için 35 milyon altın lira faizsiz borç verelim.

    Heyetteki iki ilginç isim, Selanik Mebusu (Emmanuel Carosso) Emanuel Karasu ve Hayim Nahum’du.

    Sultan Abdülhamid bu teklifi geri çevirdi. “Osmanlı toprağı asla satılamaz” dedi. Yani Herzl’in beş yıllık planı tutmamıştı.

    Hemen bir yıl sonra Emanuel Karasu’nun başını çektiği İttihat Terakki hareketi Selanik’te filizlenmeye başladı. Hem de Karasu’nun Üstad-ı Azam olduğu mason locasında. İtalyan Rizorta Locası, İttihat Terakki’nin ilk kuruluş nüvesinin atıldığı yer oldu. İttihat Terakki’ye göre Sultan II. Abdülhamid özgürlüklerin düşmanıydı ve tahttan indirilmeliydi.

    Tabii bunu anlatınca İttihat Terakki’nin içerisinde millici düşünenler yok sanılmasın. Sadece şunu belirtmek istiyorum: Cemiyet, siyonist etkiye oldukça açıktı.

    Sonrası malum...

    İttihat Terakki’nin özgürlük taleplerine Abdülhamid direnemedi ve II. Meşrutiyet’i ilan etti. Ardından gelen 31 Mart Vakası ile de tahtına veda etmek zorunda kaldı. Emanuel Karasu ve ekibi artık iktidarın bir parçasıydılar. Ama imparatorluğun en uzun 10 yılı Osmanlı için büyük kayıplarla geçti. Önce Balkanlar kaybedildi, ardından Arap Yarımadası’ndan çekilmek zorunda kalındı.

    Yunanlılar, Bulgarlar, Ermeniler; hepsi imparatorluktan toprak koparmaya başlamıştı. Bir tek millet Osmanlı’nın yanında kalmıştı: Yahudiler!

    Bir yandan da Filistin’e, Yahudi göçü sürüyordu. Dünyanın dört bir yanından gelen Yahudiler, kutsal topraklara yerleşiyorlardı.

    Bu arada milli mücadele çoktan kazanılmış ve Cumhuriyet kurulmuştu. Ancak Cumhuriyet döneminde de Türkiye’den ve Türkiye üzerinden Yahudi göçü sürüyordu. Bir başka yazımızın konusu olacak “Struma Deniz Faciası” Türkiye üzerinden yapılması planlanan Yahudi göçü sonucu meydana gelmişti. 768 Yahudi, Karadeniz’de boğularak öldü. Ama göç devam etti. On binlerce yahudi Filistin’deki topraklara göç etmeyi sürdürdü.

    Uzatmayalım...

    II. Dünya Savaşı’nın ertesinde İsrail kuruldu. Tarih 1947. Yani Theodor Herzl’in Basel’de bir kâhin gibi ilan ettiği tarihten tam 50 yıl sonra...

    İsrail’e dokunan lider yanar!

    İSRAİL karşıtı politika izleyen hükümetlerin sonu pek parlak olmadı. Bülent Ecevit, İsrail’in Arap saldırısı sonrasında “soykırım” sözcüğünü kullandığı için -belki de- yoğun bir saldırıyla karşı karşıya kalmış ve koltuğunu bırakmak zorunda kalmıştı. Ancak istisnasız bütün hükümetler İsrail’i kınayan ve Arapların yanında yer alan açıklamalar

    yapmalarına karşın İsrail’in genel politikasına hiç karşı durmadılar. Türkiye’de, Siyonizm karşıtlığıyla bilinen Necmettin Erbakan bile başbakanlığa geldiğinde İsrail’le Hava Güvenlik Anlaşması’nı imzalamaktan geri durmadı. Ardından onlarca değişik anlaşmaya imza attı. Yani Başbakan Erdoğan’ın “İsrail bize saygısızlık etti” açıklaması sadece zevahiri kurtarmaya yöneliktir. Yoksa İsrail’e karşı gelmeye Türkiye’de hiçbir hükümet cesaret edemez. Olmert de zaten Başbakan Erdoğan’ın gönlünü almakta gecikmedi.


    selam gençlik!
  2. KısayolKısayol reportŞikayet pmÖzel Mesaj
    wert
    wert's avatar
    Kayıt Tarihi: 19/Eylül/2005
    Erkek

    sana bişi demiom aga kusura bakma ama

    buraya kadar okudum

     

    “Bugün İsrail’i kurdum. Bunu şimdi yüksek sesle söylersem herkes bana güler. Ama 5 yıl ya da en geç 50 yıl içerisinde haklılığımı görecekler!”

     

    devamını okumadım

    nedeni ise çok masalsı geldi bana :S

    daha çok sonradan yapıştırılmış gibi geldi

    yüksek sesle söylemediyse nereden biliyorlar öle dediğini :S (belki devamında yazıyordu ama okuma şevkimi yazıya ve yazara olan güvenimi kırdı) 


    |sadece aptalların başarısı ders notu ile ölçülür|
  3. KısayolKısayol reportŞikayet pmÖzel Mesaj
    AmoR
    AmoR's avatar
    Kayıt Tarihi: 14/Nisan/2007
    Erkek

    Yazı, özetin özetinin özeti kıvamında...

    Aynı Nasrettin hoca fıkrası gibi olmuş. 


    Those who speak know nothing,And find out to their cost, Like those who curse their luck in too many places, And those who fear are lost...
  4. KısayolKısayol reportŞikayet pmÖzel Mesaj
    sirpence
    sirpence's avatar
    Banlanmış Üye
    Kayıt Tarihi: 04/Mart/2007
    Erkek
    Abdülhamid'in Kurtlarla Dansı Kitabından alıntıdır. e-book dan direk alıntı yaptım. bazı yerleri eksik ve harf hataları var. bide aralarda kaynakçalar ve sayfa noları vardı . onları sildim. normalde kitabın en alt sayfasında oluyor. burda çok karışık olmuştu. neyse işte öle bişe. 
    -------------------------------------------
    İsrail'i 'bizim' Yahudiler mi yönetiyor?
    Bugünkü srail'i kuranların ve yönetenlerin 'bizim' Yahudilerimiz degil, Avrupalı Yahudiler, yani Eskenazlar
    oldugunu hatırımızdan çıkarmayalım. Zaten bu yüzden de israil'de "Dogu Yahudileri" üvey evlat
    muamelesi görmekte, bu tavır tarihçilik alanına da sirayet etmis bulunmaktadır. Bu yüzden Avrupa
    Yahudileri incelemeleri yanında 'bizim Yahudilerin incelenmesi, henüz emekleme safhasında sayılmalıdır
    uzmanlara göre Osmanlı tarihi, nasıl tarihçiligin üvey evladı muamelesi görüyor ise, Osmanlı Yahudilerinin tarihi de Yahudi
    tarihçiliginde aynı kaderi paylasıyor demek ki!
    sonlarına kadar bu tür tacizlerde Jezoish Question denilen "Yahudi sorunu" etkili olur. Böylece Avrupa
    Yahudileri, yani Eskenazlar içerisinde bir bilinçlenme, güçlerini birlestirme ve modern bir kimlik olusturma
    çabası filizlenir.
    Theodor Herzl'in Filistin harekâtı
    1897 yılında İsviçre'nin Basel sehrinde, Dünya Siyonist Kongresi, bir yıl önce Der Jugcnstant ("Yahudilerin
    Devleti") adlı bir kitap telif etmis olan Theodor Herzl baskanlıgında toplanır. Bu yıllarda Filistin, bir Osmanlı
    topragı olan Suriye'nin vilayeti konumunda olup burada 20 bin civarında Sefarad Yahudisi, yani
    spanya'dan göç etmis Yahudi cemaati yasamaktadır. Avrupa ülkelerinde artan baskılar, Siyonistlerin
    Yahudilere yeni bir yurt bulma çabalarını acil hale getirir. Öncelikle kimsenin kendilerine yurt vermeyecegini
    düsündükleri için ünlü banker ailesi Rothschildlerin de aralarında bulundugu
    Yahudi zenginler bir araya gelerek bir ülkeden toprak satın almak ve Yahudileri yerlestirmek için harekete
    geçerler. Tabiatıyla öncelikli vatan adayı, "Arz-t Mev'ûâ", yani Vaad Edilmis Topraklar adını verdikleri
    Filistin'dir.y
    Bir ara Theodor Herzl, belki de Yasef Nassi'den ilham alarak10 Kıbrıs adasını Yahudilere yurt yapmayı
    düsünür. Siyonist Kongresi'nde, o sıralarda Fransa'nın sömürgesi olan Uganda'nın da adaylar arasında
    adının geçtigini yazar kaynaklar. Uganda toprak satısı taleplerini kabul etmesine ragmen, Siyonistler fikir
    degistirip gözlerini yeniden Filistin'e dikerler. Filistin söz konusu olunca da, tabiabyla "Hasta Adam" bile
    olsa, en güçlü slam devletinin basındaki Osmanlı yönetimini ve Sultan Abdülhamid'i bulacaklardır
    karsılarında.
    II. Abdülhamid'in Filistin hassasiyeti
    Mim Kemal Öke'nin Siyonizmden Uygarlıklar Çatısmasına Filistin Sorunu11 adlı kitabını okurken bu Son
    Padisah'ın, Siyonizm konusunda Düvel-i Muazzama'nın srail devletinin kurulması yolundaki riyakârca
    baskılarına nasıl direndigini daha etraflı bir sekilde ögrenme fırsatını buluyorsunuz.
    Siyonizmin ve aslında srail Devleti'nin kurucusu ve teoris-yeni Theodor Herzl, stanbul'a 1896-1902 yılları
    arasında yaptıgı 5 ziyaretten yalnızca birisinde Padisah'la görüsebilmistir. Bütün gücüyle Sultan'ı Yahudilerin Filistin'e
    iskânına ikna etmeye çalısan Herzl'in çabaları her seferinde akim kalmıs ve sonunda Abdülhamid tahtta
    kaldıgı sürece Filistin'de bir srail devletinin kurulamayacagını anlamıstır.
    Theodor Herzl, ilk girisimini danısmanlarından Kont New-linski aracılıgıyla yapar. II. Abdülhamid'in gözüne
    girebilmek ve kendisini etkileyebilmek için meseleye söyle yaklasmayı dener:
    Herzl, Newlinski aracılıgıyla nakit 5 milyon altınlık teklifini yapar (bu paranın büyük kısmını Baron Edmond
    Rothschild karsılamaya söz vermistir). O vakitler Osmanlı hazinesinin içinde bulundugu sıkınblı vaziyeti
    düsünürsek, toplam 20 milyon sterlini bulacak bu cömert teklif, gerçekten de ciddi ve su kadar ihtiyaç
    duyulan bir meblagdır. 1881 yılındaki Muharrem Kararnamesi'yle Osmanlı hazinesi dıs borçlarını
    ödeyemeyecegini, yani iflasını ilan etmis ve müteakip yıllarda Düyun-ı Umumiye'ye devredilen borçların
    tasfiyesi, devleti agır bir malî sıkıntıya sokmustu.
    Abdülhamid'in tepkisi
    Tam da bu sıkıntılı döneme rastlamasına ragmen, Herzl'in teklifi Sultan Abdülhamid tarafından
    gösterilebilecek en sert tepkiyle reddedilir. Cevabın tonu, gerçekten de serttir:
    Eger bay Herzl benim arkadasım oldugun gibi bir arkadasın-sa ona söyle: Bu meselede ikinci bir adım
    daha atmasın. Ben bir karıs dahi olsa toprak satmam. Zira bu vatan bana degil, milletime emanettir.
    Milletim bu vatanı kanlarıyla mahsuldar kılmıslardır. O, bizden ayrılıp uzaklasmadan tekrar kanlarımızla
    örteriz. [Böyle bir toprak parçası bizden kopartılmak istense bile o topragı kanlarımızla kaplarız ve yine
    bizim topragımız olur.] Benim Suriye ve Filistin alaylarımın efradı birer birer Plevne'de sehid düsmüslerdi.
    Bir tanesi dahi geri dönmemek üzere hepsi muharebe meydanında kalmıslardır.
    Türk imparatorlugu bana aid degildir, Türk milletmindir. Ben onun hiçbir parçasını veremem. Bırakalım
    Museviler milyonlarını saklasınlar. Benim imparatorlugum parçalandıgı zaman onlar Filistin'i karsılıksız bile
    ele geçirebilirler. Fakat yalnız bizim cesetlerimiz taksim edilebilir. Ben canlı bir beden üzerinde ameliyat
    yapılmasına müsaade edemem.
    Bu sarsıcı sözlerden, gerçekten de sorumlulugunu müdrik, "insanlıgın son adası"nı yönetme ehliyetini
    haiz, vakur ve vatansever bir hükümdar portresini çıkarmamak mümkün degildir.
    Artık 1901'deyiz ve sonunda Herzl, Sultan'ın karstsmdadır.
    Biz Avrupa'da dıslanıyor ve istenmiyoruz, sürekli eziyetlere maruz kalıyoruz. Bu kıtada haysiyetimizle,
    insanca yasamak hakkına malik degiliz. Siz ki büyük bir devletsiniz; zamanında bize kucak açmıstınız
    (1492 yılındaki Sefarad göçüne atıfta bulunuyor). Yahudiler simdiye kadar sizin kanatlarınız altında mutlu
    ve huzurlu yasadı. Bugün de bizden aynı hayırhahlıgınızı esirgemeyin. Filistin'e gelip yerleselim ve
    sermayemizle, teknik bilgimizle, yetismis insan gücümüzle Osmanlı Devleti'ni sizinle el ele verip
    kalkındıralım. Siz de demiryolu yapmak, egitimi gelistirmek, kalkınmak vs. istiyorsunuz. Pekala bunları
    finanse edebiliriz. Avrupalılarla, özellikle de Almanlarla iliskilerinizi gelistirelim. Ne yapmak istiyorsanız
    yardımcı olalım. Yeter ki, bize Filistin'den bir miktar toprak tahsis edin. Avrupa'daki baskılardan uzak,
    kendi basımıza hür bir sekilde yasayabilecegimiz, dıs islerinde size baglı bir toprak... (Tabiri caizse iki göz
    odamız olsun, baska bir sey istemiyoruz, diyorlar.)
    Bu sırada Sultan Abdülhamid'in kafasındaki sorular ise söyle sıralanmıstır:
    Aslen slam dünyasının meselesi olmayan ve Avrupa'da ortaya çıkan "Yahudi Sorunu", neden Avrupa'nın
    bünyesinde hal-
    Abdülhamid'in adamlarından Newlinski'nin tavsiyesi
    Sultan Abdülhamid'in güvendigi bazı yabancı uzmanları vardır, Polonyalı bir soylu olan Kont Nevvlinski de
    onlardan biridir. Nevvlinski, Abdülhamid'in haber alma, bir baska deyisle "Hafiye" teskilatının üyesidir
    aslında. Bir baska deyisle, zaman zaman Avrupa sosyetesinin kabul salonlarında dolasıp oralarda
    konusulanlan Sultan'a rapor etmekle görevli bir tür 'ajan'dır. Hatta Sultan Abdülhamid ona Avrupa'da
    Osmanlı'nın çıkarlarını savunan bir gazete bile çıkarttırmıstır.
    iste Nevvlinski'nin Abdülhamid'e sundugu 23 Mart 1897 tarihli dilekçesinden üç bes cümle:
    "Hükümet-i seniyyenin ahval-i maliyesi Musevi sermayedarların muaveneti olmadıkça ıslah
    olunamayacaktır. Bu sermayedaran ise hükümet-i Osmanîyenin zir-i idaresinde olarak arz-ı Filistin'in bir
    kısmında müstemlekât tesisi müsaadesinden baska bir sey istemiyorlar... Yahudiler politikayla asla istigal
    etmezler... Zat-ı sahane Yahudilerin istidasını terviç buyurdukları halde hem cihanın en büyük
    sermayedarının [Baron de Rothschild'i kastediyor olmalı] muavenet-i nakdiyesini, hem de Avrupa'nın
    Musevi elinde bulunan en büyük gazetelerin m muavenet-i maneviyesini elde etmis olacaklardır. Bu da
    hususiyle su zamanda nazaT-ı istihkar ile bakılacak bir sey degildir."13
    ledilemiyor da, ısrarla Osmanlı topraklarına transfer edilmek isteniyor? Neden ille de Osmanlı bünyesinde
    çözülmek isteniyor mesele? Soykırımlar Avrupa'da yasanmakta, ayrımcılık yine oralarda vuku
    bulmaktaydı. Hal böyleyken faturanın slam dünyasına kesilmis olması düsündürücü degil midir?14
    Aynı görüsmeyi bir de Mim Kemal Öke'nin kitabından okuyalım:
    II. Abdülhamid'e Batı ülkelerinde ırkdaslannın ugradıgı haksızlıkları ve çektikleri zulümleri anlatan Dr.
    Herzl, Musevi uyruklarına göstermis oldugu iyilik ve adaletten dolayı Padisah'a dünya Yahudiliginin
    sükranlarını iletti... Osmanlı ülkesinin Mezopotamya'da bulunan petrol yatakları, altın ve gümüs madenleri,
    verimli toprakları ile ileri düzeyde iktisadî potansiyelinin oldugunu hatırlattı. Fakat tüm bu zenginlikler
    Avrupa devletleri tarafından sömürülmekteydi.
    Görüldügü gibi, Siyonizm'in babası, Batı'yı Padisah'a sikayet et-mekte(!) ve Musevilerin selametinin ancak
    Osmanlı topraklannda mümkün olacagını, hatta topraklarına çekecegi Musevilerin bilgi, yetenek ve
    imkânlarıyla imparatorlugun dagılmaktan kurtulabilecegini söylemektedir. Herzl, tekliflerini Hatıralar'mda
    söyle özetler:
    Türk maliyesini saglıgına kavusturabilmek için yirmi milyon sterlin ayırmalıydık. Filistin için de her sene
    seksen bin altın gelir getirmesi esası üzerinden iki milyon sterlinle Türkiye'yi "Düyun-ı Umumiye"den, yani
    Avrupa'nın tasallutundan kurtarmalıydık.
    Düyun-ı Umumiyenin A, B, C ve D hisse senetlerinin sahiplerini, faizleri artırarak, yahut amortisman
    müddetlerini uzatarak Düyun-ı Umumiyenin feshini temin edebilirdik, bu da Osmanlı Devleti'ni bir beladan
    kurtarmak demek olurdu.'5
    Herzl'in daha 13 Agustos 1899'da Basel'den Sultan Abdülhamid'e çektigi telgrafın tam metni söyleydi:
    Hasmetlu Sultan Abdülhamid Han,
    Yahudi tebaasına karsı gösterdigi âlicenaplıktan ötürü Sultan Abdülhamid Han Hazretleri'ne içten gelen
    minnet ve sükran duygularını arz etmek, görev olmustur. Siyonistlerin arzusu Avrupa'nın çesitli ülkelerinde bulunan
    talihsiz kardeslerinin imdadına kosmak ve [onları] Osmanlı mparatorlugunun büyüklük ve cömertligine
    tevdi etmektir. Onlar bu maksadın sadakatinin, Halife'nin hakim sahsiyeti tarafından da
    cesaretlendirilecegine samimiyetle inanmaktadırlar.1'1
    .
    Mantık, gerçekten de mükemmel kurulmustur ve Padi-sah'ın bu zekice kurgulanmıs yaklasım karsısında
    teslim olması beklenmektedir.
    Fakat beklenen olmaz. Herzl'i dikkatle dinleyen Abdülhamid, Yahudilerin Filistin'e yerlesmeleri ve özerk bir
    idare kurmaları karsılıgında Musevi bankerlerin Avrupa'daki Osmanlı borçlanma
    tahvillerini toplayarak devlete rahat nefes aldırabileceklerini de içeren bu cazip teklifi, ülkesinin selameti
    bakımından tehlikeli bularak reddeder. (Liberallerimizin, mesela Kıbrıs karsılıgında böyle bir teklif yapılsa
    kabul etmeden önce kaç dakika düsünme ihtiyacını duyacaklarını dogrusu insan merak ediyor.)
    Bir karıs dahi vatan topragını satmam!
    Ben bir karıs datif olsa toprak satmam, zira bu vatan bana degil, milletime aittir. Milletim bu vatanı
    kanlarıyla mahsuldar kılmıslardır...
    Sultan Abdülhamid
    Abdülhamid alarmda!
    s burada da kalmaz. Osmanlı maliyesinin zorda kaldıgı bir dönemde Abdülhamid bu defa kurnazca bir
    karsı teklifte bulunur. Osmanlı borçlarının konsolide edilmesi karsılıgında Filistin haricinde herhangi bir
    Osmanlı topragına yerlesebilirlerdi Museviler. "Kapımız onlara açık" diyordu Padisah. Ama Siyonistlerin
    gözü, "herhangi" bir toprakta degil, Filistin'dedir ve bu karsı teklifi derhal reddederler. Oyun, böylece ortaya
    çıkmıstır.
    Abdülhamid, Sırp Kralı'nın toprak talebini nasıl reddetti?
    Aynı toprak verme teklifi, zvomik kalesi için 1879 yılında Sırbistan Prensi Milan Obrenoviç'den gelmis ve
    Sultan Abdülhamid tarafından su sözlerle reddedilmisti:
    Sizi severim. Arzunuzu da is'af etmek [yerine getirmek] isterim. Ancak, istediginiz yerin her karıs topragı,
    efrad-ı milletin kanı ile alınmıstır. Onu, size ihsan etmeye bende hak ve salâhiyet yoktur.17
    Aynı Sırp Kralı'nın Sultan Abdülhamid'den, ailevî bir konuda yardım istedigi Fransızca mektup. Yıldız
    Evrakı arasında bulunmaktadır ki, istanbul'da yapılan Eurovision finalinde 2. olan Sırp sarkıcı Zeljko
    Joksimoviç'in "Sırpların Türk idaresinde 500 yıl yasadıkları kölelegîn cevabını verecegini" söylemesi
    üzerine 2 yıl önce büyük bir gazetede habere konu olmustur.'8 \
    )
    Hem Yahudileri topraklarından kovmak, hem de onların Filistin'e yerlesmesi üzerinden çıkar saglamak
    isteyen ikiyüzlü Alman ve Rus politikalarının farkında olan Abdülhamid ise karsı politikalar gelistirmekte
    gecikmeyecektir.
    Özellikle de Almanya ve Rusya'nın, Musevilerin Filistin'de bir yurt edinmesi için yaptıkları baskı karsısında
    Avrupa devletlerinin ikiyüzlülügüne dikkat çekmistir Abdülhamid. Bizzat Yahudi Sorunu'nvm kaynagı olan
    bu ülkelerin, topraklarından "tard ve ihraç etmek" istedikleri Yahudileri bir Osmanlı topragına monte etmek
    için baskı yapmalan ve yerlestirdikten sonra da, bu defa yerlesimcileri Osmanlı Devleti üzerinde bir baskı
    unsuru olarak kullanmaları, Abdülhamid'i bu oyunda çok daha dikkatli davranmaya sevk etmis ve Kırmızı
    Tezkere uygulamasından toprak alımının yasaklanmasına kadar pek çok tedbiri ard arda yürürlüge koymustur.
    Sultan Abdülhamid, bu biriken borçlan sistemli bir sekilde tasfiyeye çalısmıs ancak tamamını ödeyememis
    durumdadır.
    Abdülhamid, o sıralarda otuzlu yaslarında bulunan bu genç adamın çalıskanlıgını ve vatanı ve milleti
    ugrunda gösterdigi bu halisane gayreti takdir eder. Hatta kendisine bir nisan-ı zisan takdim eder. Bu bile
    yeter Herzl için. Avrupa'da gittigi kabullerde gögsüne gururla asar. Ancak bu nisan 'rüsveti' karsılıgında
    Herzl'den neler istendigini de biliyoruz: 1) Ermeni meselesinde Türkiye'nin elini rahatlatacak girisimlerde
    bulunmak, 2) Yeni bir borçlanma projesi olan Rouvier mali teklifinde Herzl'in de çagrılarak Fransızlara
    rakipsiz olmadıklarını göstermek (Herzl Abdülhamid tarafından borç pazarlıgını kızıstırmak üzere
    kullanıldıgını daha sonra anlayacak ve öfkelenecektir), 3) Siyonist kongrelerinde Sultan'a baglılık
    telgraflan çekmek, ve 4) Siyonist kongrelerine gözlemci gönderilerek Osmanlı Devleti aleyhindeki tasanları
    birinci elden ögrenmek.19
    Abdülhamid uzun vadeli düsünür ve Avrupa'ya olan bagımlılıgın, teklifi kabulü halinde bir Yahudi
    bagımlılıgına (Yahudi sermayedarlara bagımlılıga) bürünecegini kestirir ve sonuç olarak böylesine çarpık
    bir iliskiye girmeyi reddeder.
    Ne var ki, teklifler reddedildikten sonra dahi Siyonistlerin Filistin topraklan üzerinde bir Yahudi devleti
    kurma çabalannın arkası kesilmez. Abdülhamid'in köseye sıkısacagı bir gün nasıl olsa gelecektir.
    Karsı hamle
    Abdülhamid'in yukanda sözünü ettigimiz karsı atagı da çok kurnazca tasarlanmıstır.
    Bilmektedir ki, Siyonistler ısrarla Filistin'i istemektedirler ve bir kere girince oradan
    asla çıkmayacaklardır. Yahudiler de onun bu teklifini kabul etmeyecek kadar akıllıdırlar. Nasıl ki, II.
    Bayezid döneminde spanyol Musevileri Osmanlı memleketlerine kabul edilmis, istedikleri yerlere yer-'..
    lesmislerse, bugün de aynı uygulamayı talep etmektedirler. Ancak sartlar tamamen degismistir. Marx'ın
    dedigi gibi, tarih tekerrür ettiginde ortaya çıkan sey komediden (fars) baskası degildir. Bu yüzden hangi
    teklif getirilirse getirilsin, Sultan Abdülha-mid, Filistin'de srail devletinin tohumunu atacak olan bir toplu
    yerlesmeye izin vermemekte direnmektedir.
    Theodor Herzl görüsmelerin tıkanması üzerine, "Abdülha-mid'le bu is olmayacak. Onun tahttan indirilmesi
    ve yerine bizimle uyumlu çalısacak idarecilerin geçmesi lazım" diyor.
    ste 1908'deki Jön Türk devrimine Avrupa'daki Siyonistler bunun için ziyadesiyle sevinmislerdi. II.
    Abdülhamid'i Büyük srail projesinin önündeki en inatçı engel olarak görmelerinden daha dogal bir sey
    olamazdı.
    Siyonistler 1908'deki Jön Türk devrimini desteklemis, hatta ttihatçıların yönetimi ele almasını can u
    gönülden arzu etmislerdi. Abdülhamid'den sonra Osmanlı ülkesinde kendilerine özgürlük kapılarının
    sonuna kadar açılacagını ümit ettikleri için hem muhalefet yıllarında Jön Türklerle, hem de iktidar yıllarında
    ttihatçılarla yakın iliskiler içerisine girmislerdir.
    Söz buraya gelmisken, Sultan Abdülhamid'in Siyasi Hatıratım adlı notlarından bütün bu olup bitenler
    karsısında onun neler düsündügünü okuyalım:
    Siyonistlerin sefi olan Herzl fikirleriyle beni ikna edemez... Herzl dindasları için toprak istemektedir. Fakat
    zekâ, her seyi halletmege kâfi degildir.
    Siyonistler, Filistin'de yalnız ziraat yapmak degil, orada hükümet kurmak, siyasî temsilcilerini seçmek gibi
    seyler de arzu ediyorlar [biz sadece ekip biçmek, karnımızı doyurmak istiyoruz deseler de Abdülhamid'in güçlü haber
    kaynaklan, Avru-pa'dakj Siyonist kongrelerinde bizzat görevlendirdigi adamları var. içeriye bir delegeymis
    gibi giren adamlarından aldıgı bilgiler gösteriyor ki, Yahudilerin Filistin'de dddi ciddi bir devlet kurma niyet
    ve çabalan vardır -M.A.]. Bu haris tasavvurlarının mânasını gayet iyi anlıyorum. Lâkin Siyonistler bu
    tesebbüslerini kabul edecegimi zannetmekle saflık ediyorlar. mparatorlugumuz dahilinde, halkımızın
    fertleri olarak ve Babıâlinin dirayetli hizmetkârları olarak yahudilere ne kadar kıymet veriyorsam,
    Filistinlilere dair kurdukları tasavvurlara da o kadar düsmanım. [Tercüman vs. olarak bürokraside çalısan
    Yahudiler var. Abdülhamid bir srail devletinin kurulması halinde neler olabilecegini o günden bizlere
    söylemis oluyor. M.A.) mparatorlugumuz dahilindeki bos araziyi iskân etmek için münasip sekilde
    muhaceret tertibine ihtiyaç var. Fakat Yahudi muhaceretini münasip telakki etmeyiz. Yabancı dinden
    olanları kıymık gibi etimize kendimiz soktugumuz devirler geçti. Devletimizin hudutları dahilinde ancak
    kendi milletimizden olanları ve bizimle aynı dinî inançları paylasanları kabul edebiliriz.2"
    Sultan'ın bu sözleri, onun Siyonizmle ile iliskisini zannedildigi gibi bir Yahudi aleyhtarlıgına, yani antisemitizme
    degil, tutarlı ve derin bir devlet felsefesine dayandırdıgını göstermektedir. Gariptir, yukarıdaki
    hakimane sözler, Herzl'i kızdırdıgı kadar heyecanlandırmıstır da. Hasmı bile olsa, Abdülhamid'in
    vatanperverligine hak verir, hatta hayranlıgını belirtir. Ve asagıdaki satırları yazmaktan kendini alamaz
    hatıra defterine:
    Sultan'ın gerçek bir devlet adamı büyüklügü yansıtan bu sözleri, her ne kadar o an için bütün ümitlerimi
    söndürse de, bana tesir etti ve heyecanlandırdı. Ölümü ve paylasılmayı kabul eden bu kadercilikte trajik
    bir güzellik vardı ve madalyonun öteki yüzünde ise pasif bir mukavemet seklinde de olsa, son nefese
    kadar mücadele iradesini gösteriyordu.
    Herzl, "yumurtalar" üzerinde dans ettigini yazıyordu. Abdül-hamid ise "kurtlarla dans"a kalkmıstı. Cezası
    da agır olmalıydı.
    Siyonistler stanbul basınını satın almaya karar vermislerdi!
    Theodor Herzl henüz 43-44 yaslarındayken ölür. Ancak yerine geçenler, Siyonist mücadeleyi onun
    yolunda devam ettireceklerdir.
    Bütün yetkileri uhdesinde toplamıs tek bir adamla mücadelenin ne denli çetin bir is oldugunu gören
    Siyonistler için ttihad-cıların 1909'da Abdülhamid'i devirip iktidara gelmeleri sevindirici bir gelismedir.
    Mesrutî bir yönetimde, yani Yahudi milletvekillerinin de içinde bulundugu bir Meclis'te Filistin'e yönelik
    taleplerini daha kolay kabul ettirebileceklerini düsünürler. Bu konuda epeyce iyimserdirler. Avrupa
    Siyonistleri, stanbul basınında ticari yatırımları olan Musevilerle iliski kurarak Osmanlı kamuoyunu
    etkilemeye çalısırlar. Hatta stanbul basınını Baron de Hirsh'in parasıyla satın almayı dahi düsündüklerini
    Herzl'in hatıratından ögreniyoruz.
    Sultan Abdülhamid'i tahttan indirmeye giden heyetin içinde yer alan Emanuel Karaso (Carasso), yukarıda
    gördügümüz gibi hem Mason, hem de Arnavut Yahudisiydi; baska Musevi vatandaslar gibi, milletvekili
    olarak Meclis-i Mebusan'a girdi ve bu, Siyonistler adına ciddi bir kazanç sayıldı.
    Ne ki, 1908-1913 arasında tam bir kargasalık hakimdi Babıali'ye. Sözde bir serbestî, bir özgürlük havası
    esiyordu. Ancak Ocak 1913'de gerçeklesen Babıali Baskmı'yla ttihad ve Terakki Fırkası silah zoruyla
    yönetime el koydu ve iktidarı eline geçirdi. Böylece "mutlakıyetçi", "müstebit", "zâlim", "hunhar" yaftalanyla
    devirmeye kalktıkları Sultan Abdülhamid'in yönetiminden çok daha müstebidane bir idare, adeta bir
    gangster çetesi idaresi kurdular. Suçsuz nice insan da "jurnalci", "istibdat
    taraftan" gibi suçlamalarla ibreti âlem için Beyazıt Meydanı'nda asıldı. Cesetleri kokana kadar sallandırıldı.
    Komitacılar tarafından yollarda adam (bazen de gazeteci) öldürülmesinin 'temizlik' sayıldıgı günler
    yasanıyordu imparatorlukta.
    ste bu kargasalık ortamında Filistin'e gizli Yahudi göçlerinin patladıgına tanık olunur. II. Abdülhamid
    döneminde kitlesel göçe yeltenilmisse de, Sultan aldıgı tedbirlerle bunu engellemeyi, en azından
    sınırlandırmayı basarmıstı.21 Yahudiler dogrudan dogruya Osmanlı topraklarına göç etmek yerine, bir
    Avrupa devletinin tâbiyetine geçer, kapitülasyonların verdigi haklardan yararlanarak Filistin'e bir Avrupa
    ülkesinin mensupları olarak adım atarlardı. Ticaret yapacakları bahanesiyle gider ve karaya adım attıktan
    sonra da zinhar çıkmazlardı.
    Böylece Filistin'de 20-25 bin kadar olan yerlesik Yahudi Sefa-rad nüfusu, 15-20 yıl içerisinde Eskenazlarm
    akınıyla 125 bini bulmustu. Giderek hızlanan Eskenaz göçleriyle birlikte Filistinlilerin topraklarına el
    koymalar, köy baskınları, sabotajlar vs. ile tarihin en büyük trajedilerinden birinin fitili ateslenir. Tek
    cümleyle, Ab-dülhamid'in bozulmasını engellemeye çalıstıgı kadim düzenin, emperyalizmin elinde kısa
    sürede raydan çıktıgına sahit olunur.
    Özetleyecek olursak, Osmanlı Devleti'nin basına gelenler Filistin özelinde de sahnelenmistir aslında.22
    Birinci Dünya Savası, 1918 yılında, diger imparatorluklar gibi Osmanlı Devleti'nin de çöküsüyle sonuçlanır
    (Rus Çarlıgı ise
    bir yıl önce veda etmistir tarih sahnesine). Filistin'in de içerisinde bulundugu kutsal topraklar ngiltere
    tarafından isgal edilir. Aralık 1917'de General Allenby komutasındaki ngiliz ordusu Kudüs'e girer ve
    Selahaddin-i Eyyubî'den Haçlıların intikamını aldıgını söyler. Filistin'de bir ngiliz mandası teskil edilir.
    Bundan sonra Yahudi göçü sistemli hale getirilir. Kendilerine her türlü kolaylık saglanır, araziler tahsis
    edilir ve bu sekilde, srail devletinin tohumu atılır. ngilizler gereken altyapıyı hazırladıktan sonra da Yahudi
    sabotajlarını ve terörizmini bahane ederek çekip gideceklerdir.
    Avrupa devletleri Yahudilerin iskânı için kendisine baskı yaptıklarında Sultan Abdülhamid su tepkiyi
    vermisti:
    Kendi topraklarınızda Yahudilerin güvenliklerini saglayamayıp benim ülkeme atmaya çalıstıgınız
    yetmezmis gibi, bir de onlar aracılıgıyla üzerimde baskı kurmaya kalkıyorsunuz.' Yani hem bir eve zorla
    misafir sokmak, hem de 'Neden misafirine iyi bakmıyorsun?' diye ikide bir hesaba çekmek gibi bir tavırdır
    bu...
    Böylesine tarifsiz bir ikiyüzlülük içerisinde olan Avrupa kamuoyu, bugün de aynı ikiyüzlülügün, aynı ikili
    oynama politikasının sıkıntısını çekiyor aslında. Ve derin bir suçluluk kompleksi içerisinde, srail'in Filistin
    halkına yaptıgı zulümleri kılını kıpırdatmadan seyredebiliyor.
    Nasıl olsa bir Avrupa sorunu olan Yahudi Sorunu'nu baska bir bünyeye, slam dünyasına transfer etmeyi
    basarmıslardır. Artık kendilerini, "Vicdan testi"ni basarıyla vermis sayabilirlerdi.
    Velhasıl, çözüm, Abdülhamid'siz bulunmustur!
    -----------------------------------

  5. KısayolKısayol reportŞikayet pmÖzel Mesaj
    PriesTBT
    PriesTBT's avatar
    Kayıt Tarihi: 19/Mayıs/2008
    Erkek

    Kitabı bende okudum teşekkürler dostum.

    Sultan Abdülhamid bu teklifi geri çevirdi. “Osmanlı toprağı asla satılamaz” dedi. Yani Herzl’in beş yıllık planı tutmamıştı. cümlesinin açılımı gibi olmuş.. :) 


    selam gençlik!
  6. KısayolKısayol reportŞikayet pmÖzel Mesaj
    GebesH
    GebesH's avatar
    Kayıt Tarihi: 12/Aralık/2008
    Erkek

    hiç korkmayın biz yavaş yavaş satarız memleketi kimsenin de haberi olmaz...Kuşadası Limanı İsrailli'nin.

     


    Keep Going !
  7. KısayolKısayol reportŞikayet pmÖzel Mesaj
    THT2005
    THT2005's avatar
    Kayıt Tarihi: 08/Eylül/2005
    Erkek

    bende şöyle bilgiler veyeyim biraz yahudiler hakkında..

    Yahudiler hakkındaki âyetlerden bazıları şunlardır:
    1-
    Tevrat’ı değiştirdiler. (Bekara 79)
    2- Peygamberleri öldürdüler. (Âl-i İmran 183)
    3- Hazret-i İsa’yı öldüremediler. (Nisa 157)
    4- Fesat çıkardılar. Allah’a cimri dediler. (Maide 64)
    5- Hazret-i Meryem’e iftira ettiler. (Nisa 156)
    6- İman edenlere en şiddetli düşmanlık edenler Yahudi ve müşriklerdir. (Maide 82)
    7- Üzeyir Allah’ın oğlu dediler. (Tevbe 30)
    8- Kıskançlık ve maddi çıkar yüzünden Kur’ana inanmadılar. (Bekara 146)
    9- Çoğu iman etmeyecektir. (Bekara 100; Nisa 155)
    10- Allah’ı inkârlarından dolayı lanete uğradılar. (Bekara 88-89)

     

    Kur’ana göre Hıristiyanlar
    1-
    Meryem oğlu Mesihe, Allah diyenler, kâfir olmuştur. (Maide 72)
    2- Allah üç ilahtan biridir diyenler kâfir olmuştur. (Maide 73)
    3- Meryem oğlu Mesih bir Peygamber, anası da sadık bir kadındır. (Maide 75)
    4- İsa Mesihe Allah’ın oğlu dediler. (Tevbe 30)
    5- Yahudilere göre, Hıristiyanlar Müslümanlara daha yakındır. (Maide 82)

     

    Yahudi ve Hıristiyanların ortak yönleri:
    1-
    Bilginlerini, rahiplerini Rabler edindiler. (Tevbe 31)
    2- Yahudi bilginleri ve Hıristiyan rahipleri halkın mallarını yediler. (Tevbe 34)
    3- Allah’ın oğullarıyız dediler. (Maide 18)
    4- Bile bile hakkı gizlediler. (Âl-i İmran 71)
    5- Allah çocuk edindi diye iftira ettiler. (Bekara 116)
    6- Allah’ın âyetlerini inkâr ettiler. Âl-i İmran 70)
    7- Allah’a iftira ettiler. (Âl-i İmran 78)
    8- Yahudi ve Hıristiyanlar, birbirinin dostlarıdır. (Maide 51)
    9- Resulullah, dinlerine girmedikçe, Yahudi ve Hıristiyanlar ondan razı olmazlar. (Bekara 120)
    10- Dinlerinde aşırı gittiler. (Nisa 171)
    11- Kitaplarındaki bilgileri gizlediler. (Maide 15)
    12- Ehl-i kitap, “Cennete ancak Yahudi ve Hıristiyanlar girecek” dediler.(Bekara 111)
    13- Ehl-i kitap ve müşriklerden olan inkârcılar, Cehennem ateşinde ebedi olarak kalırlar. Onlar, halkın en şerlileridir. (Beyyine 6)

    Bu âyet-i kerimelerden açıkça anlaşılıyor ki, Yahudiler Tevrat’ı değiştirdiler. Hazret-i Musa’nın dini değişince Allahü teâlâ, İncil ile Hazret-i İsa’yı gönderdi. Hazret-i İsa’nın dini de bozulunca, İncil, İnciller haline gelince, Allahü teâlâ, İslamiyet’i göndermiştir.

     

    not: c\p yaptım..alıntıdır.


    Burası Türkiye... Yaşanacak , Yaşanmış , Yaşanan olayların hepsi normaldir.
  8. KısayolKısayol reportŞikayet pmÖzel Mesaj
    kompetan
    kompetan's avatar
    Kayıt Tarihi: 30/Aralık/2008
    Erkek

    Şimdi bazı şeyler daha iyi anlaşılıyor, görüyoruz ki tüm baskı ve isteklere ragmen toprak vermeyi kabul etmeyen ve direnen bir 2. abdülhamit var.


    "Benimle oyun oynama oyuncağım olursun."
Toplam Hit: 1264 Toplam Mesaj: 8