

Yazdığım Bir Hikaye(Öneri, Eleştri)
-
Evet sevgili müritler. Yazmaya çalıştığım ilk hikaye tarzı birşey. Eğer beğenilirse böyle konular üzerine uzun bir roman yazmayı düşünüyorum. Görüşleriniz benim için altın değerindedir. Lütfen bir yorum yapın iyi yada kötü.
…” Beni Sakla, Bir Ömür Sev Diye Ölendim ”
“ -Oğlum
-Efendim anne
-Yat hadi, geç oldu
-Yatıyorum anne. “
Saat geç olmuştu. Soğuk yatağına girmek onu biraz ürkütüyordu. Yatağa girip uykuya daldığında o güzel rüyaları görmekten korkuyordu. Neresi korkunç olabilir ki bir rüyanın? Mutluluk…
Düşünürken uyuya kalmıştı. Gözlerini açtığında saat 4.30’du. Müthiş bir lodos esiyordu. Daha önce duymadığı garip sesler duymuştu. Dışarıdan gelen sesleri merak ederek kalktı yatağından. Perdeyi hafif aralayarak dışarı bakmaya başladı. Gökyüzü kan kırmızısı, yıldızlar birer elmas gibi, bütün güzelliğiyle parlayan dolunay. Çok garip bir geceydi. Kafasını gökyüzünden alıp önündeki boşluğa bakmaya başladığında ise gürültünün asıl sebebini gördü. Bir kadın ile bir erkek tartışıyorlardı. Orada ne olduğunu merak etti, çünkü seslerini duyamıyordu. Üstünü değiştirdiği gibi dışarı çıktı. Çalılıkların arasından sessizce ilerleyerek taş duvarın yanında olanları biteni dinlemeye başladı. Çok şaşırmıştı. Aralarında geçen konuşmalar şöyleydi:
-“…”
-“Sen de bu söylenenlere inandın.”
-“İnanmamak elde değil hayatım.”
-“Bana olan güvenine ne oldu, bir tanem?”
-“Sana güveniyorum.”
-“Sorun ne o zaman sadece susuyorsun, gözlerime bile bakmıyorsun.”
-“Aslında…”
-“ Düşündüğüm şey ise ...”
-“Ayrılmak istiyorum.”
-“…”
-“Uzatmaya gerek yok. Ayrılmak istiyorum senden.”
-“Nasıl uzatabilirim ki. Sen kararını çoktan vermişsin.”
Duyduğu bu laftan sonra orada daha fazla kalamamıştı. Gözleri dolmuştu bu konuşmaları dinlerken. Geldiği gibi usulca evine geri döndü. Yatağına uzandığında aklına şunlar takıldı : “Neden? Neden, neden, neden? Dünya bu kadar acımasız olamaz”. Bu soruların cevabını düşünürken uyuyakaldı. Nafile, zaten bulamıyordu cevaplarını da.
Sabah olduğunda dışarıdan tekrar gürültü sesleri yükseliyordu. Bu sefer ki gürültünün sebebi ne lodos, ne de tartışmaydı. Dışarıdan polis ve ambulans sirenlerinin sesi yükseliyordu. Heyecanla üstüne değiştirerek olay yerine gitmeye başladı. Olay yerine geldiğinde ise şok geçirdi. Gece tartışan iki sevgili, kız olan yerde kanlar içinde yatıyordu. Bir an ne yapacağını düşündü. Soğukkanlı olmaya denedi, biraz daha yaklaştı. Yaklaştığında ise kızın elinde bir kâğıt olduğunu gördü. Kâğıtta ise şöyle bir şey yazıyordu : “Beni Sakla, Bir Ömür Sev Diye Ölendim”. Biraz düşündükten sonra evine döndü. Acaba “Polise gitmeli miydim? Yoksa onu öldüren kişiyi bulmalı mıydım? “ soruları geçti kafasından. Çok düşünmedi, cinayeti işleyen kişiyi bulacaktı.
İyice kafasını toplayıp, kendine geldikten sonra olay yerinin yatışması beklemeye başladı. Akşama doğru olay yeri sakinleşmişti. Herkes işine gücüne dönmüş, polis memurları son kanıtları toplayarak gitmişlerdi. Ortalığın sakin olduğunu görünce oraya doğru yürümeye başladı. Birden gece duydukları aklına geldi, tereddüt etti. Düşündü yola devam etti. Evet, olay yerine gelmişti, etrafa bakındı. Yerde duran ufak bir kart dikkatini çekti. Üzerinde “Yeşil Kuruyemiş” yazıyordu, kartı aldı cebine koydu. Biraz daha gezdikten sonra işine yarayacak başka bir şey olmadığını fark etti. Elinde sadece bir adet kuruyemişçi kartı vardı. Ne yapabilirdi ki bir kart ile diye düşündü.
Ertesi gün elindeki kart ile gezmeye başladı. Birkaç tanıdık dükkâna uğrayarak başladı araştırmasına. Bunlardan olumlu sonuç alamayınca tanınmış birkaç kuruyemişçiye uğradı. Üç, dört derken tanıyan yaşlı bir adam buldu. Yaşlı adamın anlattığına göre bu kart çok eski bir kuruyemişçiye aitti. Zamanın en meşhur kuruyemişçiyken haksız suçlamalar ve iftiralara daha fazla dayanamayarak intihar ettiğini söyledi yaşlı adam. Fakat bu bilgiler yetmiyordu. Biraz daha özele inmesini istedi. Bir karısı iki çocuğu olduğunu söyledi yaşlı adam. Karısı ölmüştü, çocuklarından biri yurtdışında biri ise nerede olduğu bilinmiyordu. Yaşlı adamın söyledikleri ile bir çıkmaza girdiğini düşündü. Dükkândan çıkmak üzereyken:
-“Peki, adamın ismi neydi?” diye sordu.
Yaşlı adam:
“-Süleyman Yeşil” dedi. Teşekkür ederek çıktı dükkândan. Şimdi elinde iki ipucu vardı. Adamın ismi ve yaşayan iki tane çocuğu.
Yorucu bir gün geçirmişti. Kendi dertlerini unutup bu ilginç cinayeti çözmeye çalışıyordu. Eve geldi yemeğini yedi, biraz uzandıktan sonra camın önüne geçip beklemeye başladı. Acaba katil tekrar döner miydi geriye… Bir iki saat bekledikten sonra hiçbir kıpırdama olmadığını fark etti ve tekrar içeri döndü. Ertesi gün aramaya devam edeceği için yatağına uzandı. Düşünmeye başladı tekrar : “Bu kadar çok seviyordu, neden onu öldürdü …” delirmek üzeydi. Bu soru kafasını çok karıştırıyor, başka ihtimallere yönlendiriyordu. “Acaba katil başkası mıydı?” ama orda, o anda onlardan başka kimse yoktu.
Gün doğar doğmaz yine araştırmalarına başladı. Dükkânın bulunduğu yere doğru hareket etmek üzere trene bindi. 1 saat süren tren yolculuğunun ardından ulaşmak istediği yere gelmişti. Dolambaçlı yollarda ilerlerken bulduğu her kıraathaneye giriyor, adam ve çocukları hakkında bilgi arıyordu.
Akşama doğru dükkânın bulunduğu yere geldiğinde ise bir saatçi dükkânı ile karşılaştı. Biraz durduktan sonra selam vererek dükkândan içeri girdi. Buyur etti saatçi, birer çay söyledi, başladılar sohbet etmeye. Hal hatır derken asıl konuya geldi.
-“Süleyman Yeşil, tanıyor muydunuz dükkânın bulunduğu yerin eski sahibi” dedi.
Saatçi “Merhum, çok iyi bir adamdı. İftiralara kurban gitti” dedi. Bunları zaten biliyordu, yine elinde hiç bir şey olmadığını düşünürken elindeki kartı göstermek aklına geldi.
-“Bu kartı biliyor musunuz” dedi.
Saatçi kartı görür görmez:
-“Bu kart, dükkân ilk açıldığında dağıtılmıştı, pek fazla kişide yoktur“ dedi.
-“Peki” dedi,
-“Kimlerde vardı karttan”.
Saatçi biraz düşündükten sonra “Eş, yakın dostlarına ve akrabalarını dağıtmıştı. Benim bildiğim son oğlunda vardı bir tane, babasından hatıra saklıyordu” dedi.
-“Oğlunda mı” dedi.
-“Evet” dedi yaşlı adam.
-“Oğlunu da uzun zamandır gören yok” diye ekledi. Teşekkür ederek çıktı dükkândan.
Saatçiden aldığı bilgilerle kafası iyice karıştı. Ortada işlenmiş bir aşk cinayeti, bir kart, kızın elindeki kâğıtta yazan “Beni Sakla, Bir Ömür Sev Diye Ölendim” notu. Trende eve dönerken elindekileri değerlendirdi.
Eve döndüğünde saat geç olmuştu, sağanak yağan yağmur epey ıslatmıştı. İçeri girdiği gibi üzerini değiştirerek düşünmeye başladı:
“Çok garip, gerçekten çok garip. Saatçinin bahsettiğine göre adamın çocukları en az 35-40 yaşlarında, o akşam orada tartışanlar ise en fazla 20-23. Ah neden bu kadar karanlıktı, yüzlerini görebilseydim. Acaba polise mi gitmeliyim? Hayır, eğer gidersem suçu benim işlediğimi sanacaklar. En iyisi bu işi çözüp, sır perdesini aralayarak polise gitmek. Araştırmayı bıraksam mı? Of , bu vicdan azabı ile yaşayamam. Ama eminim, cinayeti oradaki işlemedi. Seven insan bunu yapmaz, yapamaz…“
Kış mevsimi, bütün şiddetiyle devam ediyordu. İlk kar taneleri düşmeye başlamıştı. Sabah kalkıp camdan baktığında yeri bembeyaz bir örtü bürümüştü. Düşündü, beyaz saflığı temsil ediyordu temizliği, ama hiç kimse temiz değildi. Lanet okudu bir kez daha dünyaya.
Elindeki kart onu çıkmaza itiyordu. Diğer ipucu olan “Beni Sakla Bir Ömür Sev Diye Ölendim” notunu araştırmak istiyordu. Bu söz ile ilgili biraz bilgi topladıktan sonra bir şarkı sözü olduğunu öğrendi. Ama anlamı neydi? Ölen kızın elinde niye böyle bir not vardı? Oturup bunun üzerine kafa yormaya başladı. Ara sıra dışarıda yağan kara bakıyor fincanındaki çayı yudumluyordu. Telefonla arkadaşını arayarak şarkı ile ilgili bilgi toplamasını istedi. Bir saat kadar sonra telefonu çaldı, arayan arkadaşıydı. İşine yarayabilecek birkaç bilgi toplamıştı. Şarkıyı besteleyen ve söyleyenin ölen kız olduğunu öğrendi. Şarkı pek meşhur değilmiş, gençler arasında biraz yaygınmış. Bir şarkı grubu olduğunu da öğrendi.
Arkadaşından aldığı bilgiler ile gruptan bir kişiye ulaşmayı başardı. Aralarında geçen diyaloglar oldukça ilginçti.
-“Başınız sağ olsun”
-“Teşekkür ederim”
-“Seninle bir konu hakkında konuşmak istiyorum, ölen arkadaşınızla ilgili”
-“Elimden bir şey gelirse mutlu olurum”
-“Bir bestesi varmış”
-“Evet, o besteyi 5 gün boyunca sabah akşam uğraşarak yazmıştı”
-“Anladım. Peki, neden böyle bir beste yazmak zorunda hissetti kendini”
-“Bizimle hiç paylaşmadı, ama unutamadığı bir sevgilisi vardı”
-“Unutamadığı bir sevgilisi mi?”
-“Evet” dedi ve ekledi “Birçok kez ağlarken yakaladık, anlatmadı, aramızda bir kişi onunla çok uzun zamandır arkadaş, o anlatı bize. Unutamadığı bir sevgilisi varmış, onun için bir şarkı yazacakmış”
-“Bu şarkıda onun için o zaman”
-“Evet, bizim düşüncemize göre öyle”
-“Peki, sizden bir ricam daha olacak. Bu unutamadığı sevgilisinin ismini söyleyebilir misiniz?”
-“Söylerim ama pek bir faydası olacağını sanmıyorum”
-“Niçin” dedi
-“Çünkü kısa süre önce bir trafik kazasında hayatını kaybetti”
-“Anladım. Peki, ölen arkadaşınızın bir sevgilisi vardı zaten. Bu konudan onun haberi var mıydı? Yani unutamadığı sevgilisinden”
-“Hayır, kesinlikle anlatmamıştır”
-“Peki, size ayrılacağım gibi laflar söylemiş miydi?”
-“Evet, 1 hafta kadar önce ayrılacağını söylemişti bize, üstüne gitmedik zor günler geçiriyordu”
-“Sevgilisi nasıl bir insandı”
-“Pek tanıma fırsatımız olmadı, anlattığı kadarıyla uysal bir tipmiş”
-“Yani onu öldürmez değil mi?”
-“Öldürmeyi bırakın, fiske bile atamaz. O kadar çok seviyordu ki onu”
-“Anladım. Birkaç şey daha sorup gideceğim”
-“Sevgilisinin soyadı Yeşil miydi?”
-“Hayır. Öyle bir şey değildi.”
-“Eminsiniz yani, değildi?”
-“Evet, kesinlikle eminim”
-“Bunları benimle paylaştığınız için size teşekkür ederim”
-“Rica ederim” İyi günler diledi ve ayrıldı.
Karların kapattığı yollar yüzünden eve geç kalmıştı. Ama artık bir şeyden çok emindi. Oradaki bulduğu kart ile olayın hiçbir alakası yoktu. Artık tek bir ihtimale yönelmeye başlamıştı. İntihar…
Düşündüğüne göre, eski sevgilisini kaybeden kız bunalıma girdi. Birlikte olduğu erkek arkadaşına ise ayrılmak istediğini söyleyerek, o gittikten sonra kendini öldürdü. Peki ama kan izleri, elindeki not? Nasıl olurda elinde bir silah yokken kendini vurabilir. Bu soruların cevaplarını hep aradı, elinde olan kanıtları da değerlendirmeye çalıştı. 2 yıl boyuna her gün aradı. En sonunda pes etti. Kendi hayatına döndü. Gerçek çok uzun zaman sonra ortaya çıktı. Kız intihar etmişti.
O geceye geri dönelim.
-“…”
-“Uzatmaya gerek yok. Ayrılmak istiyorum senden.”
-“Nasıl uzatabilirim ki. Sen kararını çoktan vermişsin.”
-“Aslında ben karamı vermedim.”
-“Dalga geçme. Ayrılmak istiyorsan…”
-“Aslında…”
-“Bana cevap vereceğin bir konu olacak. Neden ayrılmak istiyorsun?”
-“Kendimi kötü hissediyorum. “
-“Bunu cevaplamadan gitmeyeceksin”
-“Seni sevemedim. Gerçek neden ise unutamadığım sevgilim, onu hala unutmadım, seninle daha fazla oynamak istemedim. Olmadı işte, olmadı. Sevemedim seni”
-“Demek bunca zaman birlikte yaşadıklarımızın hepsi yalanmış”
-“Yalan değil”
-“Sus! Bir tek kelime bile duymak istemiyorum senden” dedi ve ayrıldı oradan.
Kız ise buluşmaya gelmeden önce kendini silahla vurmuştu. Ağır yaralıydı oradayken. Son amacı ona şarkını okumaktı, ama olmadı. Şarkıyı okurken olduğu yere yığılıp kaldı. Şarkısı şöyleydi :
Neyleyim doğan günün,
Neyleyim sensiz günün,
Geceler çoğalırken aydınlık kar getirmez ki,
Sevdalar bahçesindeKurutulmuş bir güldeyimBeni sakla bir ömür sev diye diye ölendimVazgeç gönülVazgeç sesini duyan yokBir yağmurun içindeAteş böceği misali…Bir yanıp bir söndüElindeki not ise eski sevgilisinin ona yazmış olduğu sözdü. O sözü hep saklamıştı…Birisini öyle bir sevki, kimse inanmasın. Seni bırakıp giderse öyle bir unut ki, kendinden utansın… -
hocam güzel hikaye olmuş.Devam et bence ancak;
cinayeti çözme meselesinde biraz kopukluk var gibi sanki.Çünkü silah kullanılmış cinayette,ambulans sesini duyan,tartışma sesini duyan adam silah sesini nasıl duymadı? ikincisi polis bu tip davalarda ilk önce etraftakilerin bilgisini almak ister kanıt toplayıp gitmez olay yerini gören bütün evlere sorarlar.Sadece dikkatimi çekti hocam bunlar yoksa güzel yazmışsın devamını beklerim.
-
'' Gerçek çok uzun zaman sonra ortaya çıktı. ''
NASIL?
-------------------
ilk için ii deneme.. yenilerini pm me link at yada maille...
-
Hocam güzel gidiyorsun ama bişey dikkatimi çekti.Buluşma yerine gelmeden önce kendini vurmuştu yazmışsın o diyaloglar kız ağır yaralıyken mi geçmiş ?
Onun dışında anlatımın sürükleyici insanı sıkmıyor.Devam etmelisin .