

Yeni Çalışmadan Kısa Bir Kesit
-
Kelimeleri özenle seçmeye çalışıyordu. Sağ elinin baş parmağı dışında kalan kısmını cebine iliştirmişti; çalınmasından korkmuş gibi. Bu sırada durumu anlayamayan İpek daha fazla dayanamadı. O sevmiyordu beklemeyi. İnsanları bekletebilirdi. Dakikalarca, saatlerce, günlerce, ömürler boyunca. Ama onu kimse bekletemezdi.
- Buraya seninle soğukta yürümek için gelmedim. Ne söyleyeceksen hemen söyle. Gitmem lazım, dedi.
En az bir kaplumbağa kadar yavaş konuştuğunu unutup, konuşmak istedi. Belki bağırmak veya onu hayatında istemediğini söyleyip oda arkadaşı ile sevişen İpek'i öldürmek. Her parçası ile zarganalara ve martılara ziyafet çekmek. Ama yapamadı. Dilinden dökülmeye hazırlanan ilk hece; kaplumbağanın başı gibi yerine geri girdi. Yutkundu. Ceketinin iç cebinden çıkardığı Samsun'u Harlem'de ki zenci torbacıdan çaldığı Zippo ile buluşturdu. Yanan sadece sigara değildi. İçinde volkanlar patlıyor ama anlatamıyordu. Çocukken kendisine geri zekalı muamelesi yapılmıştı. Oysa konuşma bozukluğu çekiyordu. Bozukluğu konuşmak istememesinden öte birşey değilken; geri zekalılığı kabul etti. Orospu çocuklarının, annelerinin orospu olduğunu kabul etmeleri gibi. Tüm bunlardan habersiz bekleyen ve karşısında ki adamın oda arkadaşı ile yeni bir seks ayini tasarlayan İpek; ''Burada ne bok yiyorsan ye, ama bana da İlhan'a da bulaşma sakın. Seni pişman ederim'' dedi.
Dilinden dökülen ''Hoşçakal'' İpek'in sırtına çarptı, ses dalgaları geri döndü. Ne söylediğini kendisi bile duyamadı. Samsun bitmek üzere iken koca bir nefes daha çekti. Yere düşen kar tanelerinden bir kaç tanesi ağzına ve burnuna girdi. Saf oksijeni sigara dumanı ile seviştirdikten sonra öksürerek yürümeye devam etti. Konuşamıyor olabilirdi; ama yürüyebiliyordu. Geri zekalı olabilirdi; ama herşeyin farkındaydı.
Üstü buzlanmış sokaklarda yürüyor ve düşünüyordu. Farklı olan kimdi? Fark neydi? Kime göre? Cevabı olmayan sorular soruyordu; cevap veremeyecek tek kişiye, kendisine. Sonrasında kimine göre dahiyane, kimine göre ise salakça çözümlemeler üretmeye başladı. Kendisi ile konuşabiliyordu; en azından şimdilik;
''Ben geri zekalı falan değilim. O kendini normal zannedenlerle beyin frekanslarımız farklı. Ben ve ürettiğim frekansları çok yüksek olduğu için sadece ben anlıyorum bunları. O kadar aptalın arasında ki tek akıllı olarak bu benim kaderim. Bunu ben yazdım. Adına kader diyorum. Zaten bu aptalların anlayamadıkları da bu. Kader yok, seçim var. Ben kendim seçiyorum, kendim yazıyorum kaderimi. Ama onlar yazılmışı seçtiklerini sanıyorlar. Eğer bunları bildiklerimi öğrenirlerse beni öldürürler. Dünyaya aptallık egemen olur. Susmalıyım. En az piramitler kadar sessiz. 5000 yıldır ölü yatan Firavunlar kadar...''
Duraksadı. Eski evinin önünden geçiyordu. Değer vermenin sadece matematikte işe yaradığını bilmediği dönemlerde kaldığı ev, kendisini sevdiklerini zanneden ev arkadaşı ve kız arkadaşı ile buluştuğu ev, kız arkadaşını ev arkadaşına oral seks yaparken yakaladığı ev. Sessizce yürümeye devam etti. Eşyalarını toplayarak terkettiği evin ikinci katından sokağı gören o tek penceresinden bakıldığında Yusuf sokak köpekleri kadar sahipsiz ve yalnız görünüyordu. Evin iç duvarlarında ise İlhan ile İpek'in sevişme sesleri, terleri ve ürolojik sıvıları vardı. O evin içinde Yusuf'un hiç sahip olmadığı ve belki dehiç olamayacağı şeyler vardı. Sokak köpeği uzaklaştı, küçüldü, karınca kadar olduktan sonra gözden kayboldu.
Sabah olduğunda ise İlhan ile İpek'i hayatlarının en büyük sürprizi bekliyordu. Çünkü Yusuf delilik ile dahilik arasında ki ipte yürümekten sıkılmış, ipte bağdaş kurmuştu. Oturduğu yerin daha çok dahilik tarafında mı, yoksa delilik tarafında mı olduğu ne İpek, ne İlhan, Ne Yusuf ne de Tanrı biliyordu...
Not: Bu bölüm yeni çalışmadan gençler...