Zor Olan Hangisi ? (Deneme)
-
İnsanların gece uyuması ve gündüz aktif olması durumunu anlayamıyorum. Bunu kim icat etmiş olabilir ki ? Olayın biyolojik açıklaması tatmin edici olabilir ancak, insan denen varlık için bağışıklık ve mutasyon kavramları da söz konusu. Sağ kulak mememi sıvazlıyorum ve aşağı doğru hafifçe çekiştiriyorum. Kendimi tokatlamaktan çok daha etkili bir yol olduğuna bahse girerim. Yeteri kadar dayanabilirsem, bu gidişatı değiştirebilirmiyim ? Bunun için tüm bir gece uyanık kalmam yeterli. Sonrasında güneşli geçen bir sabahtan habersizce uyurum. Kendi kendime 21 gün diyorum. Bunu 21 gün boyunca yapmam yeterli.
Fazla yağların vücuttan atılması ve bedeni terbiye etmek. Öğlen saatlerine denk gelen bir programda duymuştum. Şu çok bilmiş, bakımlı kadınlardan birinin, emekli bir doktorla olan sohbetini dinliyordum. İnsanın 21 gün boyunca normalden daha az yemek yemesinin mideyi küçülteceği savunuluyordu. Bu sayede vücuda giren kalorinin azalacağı ve zayıflama denen reaksiyonun gerçekleşeceği anlatılıyordu. O güne kadar gördüğüm en kendine güvenen anlamsız konuşmaydı. Sanki hiçbir lisana dahil olmayan, sadece bu adamın kendisi için yarattığı bir alfabeden oluşuyormuş gibiydi. Dolayısı ile çok daha dikkatli dinlemek ve anlamaya çalışmak zorunda hissediyordum. Sonrasında pek inandırıcı gelmeyen röpörtajlar yayınlandı ve olabildiğince ciddi bir hava yaratıldı. Evet, başarıldı. Dikkatle izlediğim için en başında kendimi aptal gibi hissetmiştim ancak, sonrasında biraz düşününce bunun psikolojik bir uyarıcı olduğunu fark ettim.
Palyaçolar şehrin ayyaşlarımıdır ? Yoksa gerçekten duyarlı, mutsuz insanları güldürmek için tüm o maskaralığa göz yuman tutkulu insanlarmıdır? Siz kahkahalar atarken, kat kat boyanın ardındaki suret gerçekten gülüyor mu ? Bu gerçekten bir meslek mi ? Yoksa zorunda kalmışların sırtına yüklenen bir rezalet mi ? Aslında hepsi, kaybettiği mutluluğunu arayan insanlar olabilir mi ?
Amaçladığınız her ne olursa olsun, öncelikle başarabileceğinize inanmanız gerekir. Şişmansınız ve zayıflamanız için yapmanız gerekenler, bir çok kez denenmiş ve %90 başarısızlıkla sonuçlanmış maddeler halinde bir listeden ibaret. Okulda, işte ve sokakta insanlar size bakıp gülüyor. Diyorlar ki;
‘’Biraz kilo versen, aslında çok güzel bir kızsın…’’
Akrabalarınızın tavsiyesi ile sabah koşularına başlıyorsunuz ve teri izole etmesi beklenen kıyafetlerinizin aşırı terden işlevini yerine getiremediğini fark ediyorsunuz. Yokuşun yarısında soluklanmak için durduğunuzda, çıtır bir hatunun yanınızdan koşar adımlarla geçmesi gücünüze gidiyor. Sinirleniyorsunuz ve ilk bulduğunuz lokantada yiyebildiğiniz kadar yiyorsunuz. Bahsettiğim programlar işte bu kitleye hitap ediyor. Kabiliyetini yitirmiş ve ne yapacağını bilemeyen insanlara, inanmayı öğretiyorlar. Beyne yerleştirilen iki basamaklı bir sayı.
21.
En çok gece saatlerini seviyorum. Uzun ve istikrarlı tutumu daha net düşünmeme olanak sağlıyor. Geçen her saat birbirinin aynı. Yaklaşan saatler, içerisinde bir sürpriz saklamıyor. Oturduğum oda, sabahlara kadar bilgisayar oyunu oynayan karşı komşumun odasının ışığı ile aydınlanıyor ve çıkardığı gürültü ile çınlıyor. Hava alnımda boncuk kaydıracak kadar sıcak ve pencerem sonuna kadar açık. Zaten aksi halde kulak tırmalayan bu gürültü çekilecek gibi değil. Mobilya kullanmıyorum. Bana sürekli olarak bir şeylere ihtiyacım olduğunu düşündürüyor. Bunun yerine odamı değer verdiğim, karar verdikten sonra ilgimi çeken herşey ile doldurdum. Karşı komşumun oda lambasından yansıyan o ışık, odamdaki herşeyi alıp birer silüetini şarap rengi duvarlarıma çiziyor. Bu tıpkı kapalı bir havada çimenlere yatıp bulutlara anlamsız manalar yüklemeye benziyor. Geçen hafta nedeni belirsiz bir şekilde kuruyan Bonzai ağacımın cansız bedeni, çam kozalaklarım, ufak da olsa puro koleksiyonum, satranç takımım, kilise tipi mumlarım ve tavanımdan sarkan kitaplarım. Herşey normalinden çok daha büyük ebatlarda ve sinsice aralarında gezen rüzgar ile hareketlenmiş durumda. Sanki cansız bedenleri, panjurun aralıklarından sızan ışık ile duvarlarımda canlanıyor. Sanki bu karanlık odada benden başka her şey yaşıyor.
Aynada zar zor seçebildiğim yüzüme takılıp kalıyor gözlerim. Çıkıntılarına bulaşmış beyaz floresan ışık ve çukurlarına dolmuş karanlık. Sanki mimiklerim yok olmuş. Tıpkı bir palyaço gibi; İnsan yaşadıkça inandıklarının ihanetine alışıyor. Her seferinde almamız gereken dersi alıyoruz ancak, inanmadan da yaşanmıyor. Giderek tenhalaşıyor umutlarımız. Yine de inanıyoruz fakat, geleceğe bile güvenmiyoruz. Her seferinde biraz daha kalınlaşıyor makyajımız. Her seferinde, biraz daha uzaklaşıyoruz kendimizden. Biraz daha saklanıyoruz. Bir de bakıyoruz ki tüm hayatımız; başkalarını memnun etmekten ibaret.
Birazdan kendini boşluğa bırakacak olsan, karanlığın çıkmazında debelenir, ölümü gerçekleştirilmesi kolay ancak karar verilmesi uzun süren bir sonlanış olarak görürdün. Ellerini kaldır ve parmaklarını say! Kendine güvenmek işi taklacı bir kuş gibi. Kimse için henüz adam akıllı uçmayı bile öğrenemedi.
Zor olan hangisi ?
Yaşamak mı ?
Ölmek mi ? -
Eline sağlık hocam buralarda harcanıyorsun :)
-
kartalenes bunu yazdı
Eline sağlık hocam buralarda harcanıyorsun :)
Teşekkür ederim.
-
kartalenes bunu yazdı
Eline sağlık hocam buralarda harcanıyorsun :)
güzel bir konu olmuş sevdim bu kurguları...
-
Yorumları okumasaydım yazıyıda okumayacaktım. Eline sağlık.
-
güzel olmuş hocam.. ellerine sağlık tek solukta okuttu
-
tebrik ederim hocam gerçekten güzel olmuş
