Hayata Karşı Amaçlar
-
Çevrenin diyalektik ve kendiliğindenci süreci mi davranışlarımızı oluştursun ? Yoksa davranışlarımızı amaçlarımız mı belirlesin ?
Aslında ikisi de aynı yere çıkıyor.Sosyal çevre,toplum,hayat dediğimiz yer para üzerine kurulmuştur.Şu çalıştığın işyerinden çıktığında etrafında ki herşeyin paranın ürünü olduğunu görüyorsun.O kadar geçek ki artık unuttuğun,farkedemediğin birşey.
Yemek yemek istediğinde para kazanmak isteyen bir restoranta gidiyorsun,kafeler böyle.Dans etmek istiyorsan danstan para kazanmaya çalışan birilerinin mekanındasın.Bowling oynayacaksan,ondan.Aslında sosyal çevre dediğimiz şey tamamen paranın ürünü ve hiçbirimizin sosyal yaşamı yok.Hayatta kalmak için yaşıyoruz.Kimsenin umrunda değiliz,bu dünyada bilmem kaç milyar insan var ve bu ülkede insan hayatına saygı bile yok.
İnsanın ürettiği bir değer insana yön veriyor.Her hareketin arkasında para var.
Edebiyat,mizah,müzik,resin ...vs gibi bizi düşündüren para için yapmadığımız şeylerinde ırzına geçiliyor.Günümz kapitalist sistemde sayacağın tüm sanat eserleri,filmler,müzikler metalaştırılmış.Sadece ederi düşünülüyor.Eleştirmenler de onlar.
-
Evet.
yerinde bir bakış açısı. Paranın şekillendirmediği bir kişilik ve buna göre şekillenen bir sosyal yaşam istediğimizde bir bakmışız ki devletin üvey evlatları olmuşuz bir anda. Devlet seni dışlıyor, toplum seni dışlıyor ve sonra bir bakmışsın ki kendi kendini dışlar olmuşsun. Aslında herbirimizin doğal yaşamından çalınıp kafese kapatılan hayvanlardan hiçbir farkı yok. Biraz da olsa düşünebilenlere insan diyoruz ama her insanın düşünebildiği yanılgısı bizi sersemletiyor. Ve bunun böyle sürüp gitmesi ayrı bir can yakıyor.
-
NovalgiN bunu yazdı:
-----------------------------Evet.
yerinde bir bakış açısı. Paranın şekillendirmediği bir kişilik ve buna göre şekillenen bir sosyal yaşam istediğimizde bir bakmışız ki devletin üvey evlatları olmuşuz bir anda. Devlet seni dışlıyor, toplum seni dışlıyor ve sonra bir bakmışsın ki kendi kendini dışlar olmuşsun. Aslında herbirimizin doğal yaşamından çalınıp kafese kapatılan hayvanlardan hiçbir farkımız yok. Biraz da olsa düşünebilenlere insan diyoruz ama her insanın düşünebildiği yanılgısı bizi sersemletiyor. Ve bunun böyle sürüp gitmesi ayrı bir can yakıyor.
-----------------------------
Çağlar boyu biriken "adam ol" kompleksiyle zaten sana yazılanı oynuyorsun. Ülkene baktığında üniversitlerin hangisinde akademik anlamda çalışma var? Halkımızın üniversitelere bakış açısı "iyi bir başlangıç maaşı". Buda zaten ülkedeki insanların halini ortaya koyuyor. Aziz Nesin demişti galiba bu ülkedeki insanların %65 i salak diye, Aziz Nesin, Sen, Ben, Biz, Siz, Onlar, %100 ü salak. Ergenlikte yada gençlikte yalandan isyanlara giriyorsun, şunu söylüyorum hep, Kapitalizmin "insanlar tarafından" yıkılamaz olduğunu Manhattan Geniş bir fotoğrafına bakarak anlayabilirsin. Bize ne düşüyor peki ? En azından idealizmleri, Dinleri, Cinsiyet kavramını bile hatta bir kenara bırakıp bu insanımsılara insan olmayı öğretmek gerekiyor. Aklıma bir örnek gelir ve her gelişinde beni inanılmaz sinirlendirir;1000 kişinin sınava gireceği bir lisede herkesi örgütlersin ve sınava girilmemesi talimatı verirsin. Bunu Ülke genelindede düşünebilirsiniz. %90 örgütlenecek, geriye kalan süper uber zeki yaratıklarda "hadi yararlanalııııımm!" diye bunu fırsat bilecekler.
Ben eminim kapitalizm geni olduğuna :) Hayata karşı ne amacın varkı ? Hayat nedir ? Bana göre izafiyettir. Hep bir referans noktası mevcuttur, Bu bir genç kız için mankenler, başarısız ilköğretim çocuğu için komşunun oğlu, İş hayatındakiler için Forbes Kapaklarındaki Puro emen herifler. Kimse "haazzziktir ya" diyemiyor. Çoluğu çocuğu olan adamların eve ekmek götüremediğini gördüm isyan sonucu. Tanrı Para. Valla...
-

işe bundan başlayabiliriz (:
-
sabah yorum geliyor az bekle ....
-
VBDream bunu yazdı:
-----------------------------
1 milyon kişi baş kaldırsa yetecek bu milyarlarca insanın içinde. Kim baş kaldırıyor, kaldırabiliyor ? Sen doğarken 720 derece boynunu büküp bir tarafına sokuyorlar, büyüme ve gelişme döneminde beynini s.kiyorlar,yetişkinlik döneminde 3 kuruşa 12 saat çalıştırıyorlar, öldün, bitti. Klişe lafları kullanmaktan özellikle kaçınıyorum ama konu yine aynı yere geliyor, şikayet eden etmeyen herkes sistemin bekçisi, kimsenin başka bir şansıda yok zaten. Çünkü seni en basit, en zayıf yerinden yakalıyor, açgözlülük ve şüphe. Sürekli tüketmek istiyorsun, baş kaldırıp bu sisteme siktir çekmeye çalışan birinin malına,karısına,kızına,ÖSS sıralamasına bile göz koyuyorsun. En basitinden tayyibin evet kampanyasındaki toplulukların mallığı hiç dikkatini çekmiyor mu? işte o 7 milyar insan. Ve özellikle türkiye dünyayın en çok baskı altındaki ülkesi. Dünyanın en ağır kapitalizmi, burjuvasizi burada yaşanıyor. Bir ülke hayal edin bakalım, çocukların küçük yaşta kitap okuyabilecek ve oyun oynayabilecek zamanları olan, optik formlarla beyninin ırzına geçilmemiş, yeteneğine göre yönlendirilmiş. Lüksemburg gibi çük kadar evangelist bir ülkede asgari maaş 3500-4000 TL iken,herkesin bir şekilde yaşamaya çalıştığı ülkenizde asgari maaşın 600 lira ve ekmeğin neredeyse 1 tl olmadığını. Cinsel özgürlüğü geçtim, en azından otobüste bayan yanına oturabilecek kadarda olsa belirli bir olgunluğun ve hoşgörünün olduğunu, saçınızı uzatıp siyah giyince STV ye malzeme olmadığınızı, Yaşamaktan 1 günde olsa zevk aldığınızı, ailenizi mutlu gördüğünüzü düşünün. İyi düşünün,bu ülkede yaşadıklarınız bunun tam tersi çünkü. ÖSS, İş hayatı, sadece sistemin en iyi köpeği ve bekçisi ben olurum yarışı. Para. Nedir ki para ? 4-5 kağıt parçasına küseriz, kardeşler kavga eder belki, ve sonra yanacak belki rutubetlenecek bile o para. Kağıt işte. Yırtılacak. Ve kimsenin de içi sızlamayacak. Çünkü 7 milyar gollumuz, parada bizim kıymetlimiz. Müstahak bize.
-----------------------------
Hocam süpersin teşekkür ederim. -
bence amac olmamali amac demek SINIR demek.yani kendinize bi SINIR koyuyosunuz. bunun icin benim hic bi amacim yok.
-
Bu kadar güzel yazmayın ya!!!
En azından yavaş yavaş anlatın, pat diye söylemeyin.
Tansiyonum yükseldi,şekerim düştü, ayyy kalpten gidicem şimdi :) -
Opter bunu yazdı:
-----------------------------
"Çevrenin diyalektik ve kendiliğindenci süreci mi davranışlarımızı oluştursun ? Yoksa davranışlarımızı amaçlarımız mı belirlesin ?" Şu cümlenin başı sanki şöyle, ben bir insan programlayacağım ve programı yazarken dikkat etmem kriterler bunlardan hangisi olmalıdır?
Daha geniş açıdan bakmak gerekir olaya ve amaç dediğimiz şeyin temelinde yatanlar önemlidir. Ve o pohpohlayan çevre hiç bir zaman amacınla ilgilenmez. Ulaşıp ulaşamadığın ile ilgilenir
-----------------------------Doğru. Ayrıca başarı dediğimiz olgu insanların bize gösterdiği yoldan ibaret. Birşeyi toplum önünde ve toplumun onaylayacağı bir şekilde yapmışsan bu senin ''başarılı'' ve ''övgüye layık'' olduğunu gösteriyor. Ama acaba bu toplumun başarı çizgisi ve hiyerarşisi ne kadar bbaşarılıdır. Birçok özel şirketlerde ve devlet kurumlarında müdür, müdür yardımcısı, şef ve en son memur; özelde müdür, pazarlama müdürü, pazarlamacı olarak görülen hiyerarşi zincirine baktığımızda benim gördüğüm çoğu memurn şeften iyi olduğu, çoğu şefin müdür yardımcısından iyi olduğu, çoğu müdür yardımcısının da müdürden iyi olduğudur. Yani toplumun başarı ideali ve hiyerarşisi sorunludur. Bu yüzden ''ben niye başarılı değilim? Niye amaçlarımı gerçekleştiremedim? '' diye hayıflanmak saçmadır. Zaten başarı ve amaç modern ve postmodern toplumda uçup buharlaşmıştır.
İşte saçma bir toplum klişesi üzerine antik çağdan bir örnek. Sinoplu Diyojen, pazarda masturbasyon yaparmış. Bildiğimiz 31 işte. Bunu da toplum haliyle ayıplarmış. Ahlaki olarak sorunlu olmakla birlikte bir gün Diyojen yine asılırken :D pazar esnafı karışmış olaya. Hocam ayıp oluyor böyle milletin içinde demiş esnaf. Diyojen güzel bir soru sormuş: Siz spermlerden duyduğunuz iğrençlik duygusu için mi, kurduğunuz saçma nezaket kuralları için mi, yoksa seks konusunda kıskaçlık yaptığınız için mi bana kızıyorsunuz demiş.
Tabi Diyojenin yaptığını savunmuyorum veya milletin içine çıkıp sallayın demiyorum ama arada bir isyankar durmak lazım toplumun nezaket, başarı ve amaç kurallarına.
-
Ayrıca başarı ve amaç; günümüz toplumunda genelde gayri ahlaki yollardan ele geçiriliyor. Ve yukarıda hiyerarşide belirttiğim gibi bu ''başarılı'' şahsiyetlerin çoğu kendini ''başarılı'' olarak addediyor. Yani gayri ahlakilik mesrulaştırılıyor. Ki bu kötü birşeydir. Meşrulaştırılan gayri ahlakiliğin yanında ''şans'' faktörü birden unutuluyor ve yerine kurnazlık, iş bölümü, uzmanlaşma gibi kapitalist ve sözde modern imgeler konuluyor. Bunlarda bireyler tarafından emisyona uğrayınca sistem kendini tekrar feedback(geri bildirim) yoluyla tekrar besleniyor. Bozulma ve çürüme devam ediyor. Şans faktürünün unutulmasına gelince:
- Adil olmayan bir düzende tek adil olan şey şanstır. Bu unutuluyor. Bu unutulunca da ''sözde adil düzen'' kendini mutlak surette meşrulaştırıyor.
Hayırlı işler!
