Mustafa Kemal Atatürk
-
bi kelime bulmussunuz yobaz yobaz...tutturdunuz gidiyosunuz..kazın ayagıda öyle gider.
EDİT : ---------------Atatürkümüzün 2 yudum rakısında gözü kalanlara kafasından tutup okutmak lazım.Onca iş yapmış kafayı rahatlatması gerekiyor nasıl yapacak bunu rakıyla yapmış.Rakıyı zevkinden sefasından sürekli zevk için içmemiş.Bir çok insan var böyle rakı içip kafa dağıtan eğlenmesinden içen değil. ---------------
Bi OSmanlı Tarihi Oku Derim..bakalım onlar ne yapmış.. -
Mustafa Kemal Atatürk bir milletin kaderini kendi elleriyle çizmiş bir büyük önderdir. Satrnç biliyorsanız Şah gibi. Ama asla piyonların arkasında değil her zaman önünde yer almış bir insandır. Onu burda ruhunu sevgi ve saygıyla anmak için ben yazı ekliyorum. Sen gidip Osmanlıdan bahsediyorsun. Osmanlı ya laf atan oldu mu? Osmanlı yı yıkılmaktan kurtaran ve Türkiye Cumhuriyetini kuran insan kimdir. Osmanlı ya Atatürk gelmeseydi ne olurdu halimiz.? Konuyu başka yerlere çekmeye çalışmayalım. Burda Osmanlı değil Mustafa Kemal Atatür ten bahsediyoruz. Sen eğer Osmanlı dan konuşmak istiyorsan kendin bir konu aç, bizde gelip fikrimizi yazalım.
-
ben sana yada actıgın konuya bisey demedim ztn..konu üzerine bazı yapılan yorumlar o kadar saçma geld ki..onlara yorum yaptım..sen işine bak.
-
Bilmeden Atama ;
Dil Uzatma Sepebsiz !
Sen Anandan Yine Çıkardın Ama;
Baban Kimdi Bilemezdin Şerefsiz....
Neyzen Tevfik
-
BiGGest bunu yazdı:
-----------------------------bi kelime bulmussunuz yobaz yobaz...tutturdunuz gidiyosunuz..kazın ayagıda öyle gider.
EDİT : ---------------Atatürkümüzün 2 yudum rakısında gözü kalanlara kafasından tutup okutmak lazım.Onca iş yapmış kafayı rahatlatması gerekiyor nasıl yapacak bunu rakıyla yapmış.Rakıyı zevkinden sefasından sürekli zevk için içmemiş.Bir çok insan var böyle rakı içip kafa dağıtan eğlenmesinden içen değil. ---------------
Bi OSmanlı Tarihi Oku Derim..bakalım onlar ne yapmış..-----------------------------
konuşmayayım diyorum ama ne mi yapmış osmanlıyı kurmuşlar topraklarını genişletmişler sonra yine aynı osmanlı türkiyeye kadr topraklarını küçültmüşler.Padişahlar bile geleceği anlayıp tatürke destke vermiş sen ne osmanlısındna konuşuyorsun.
Allahım yarabbim Atatürk konusunda nerden bulmuşsun açıyorsun osmanlıyı osmanlı ne ya endir osmanlı.Eğer geçimişten ders almıyorsak ki kimse ders almıyor osmanlının benim için önemi yok.Bneim için önemli olan şu anda bulunduğum durum ve bundan sonrası.Çokta sallarım osmanlıyı.Keni büyümüş kendi kendini yıkacakmış.
Düşün bakalım Atatürk olmasaydı son ne olurdu acaba tekrar mı beyliklere geri dönerdik.?
Saçma sapan yerden bana osmanlıyı çevirme sevmem ben osmanlıyı.
-
Osmanlıyla çok büyük topraklara sahip olmamız gurur verici olduğu gibi o kadar toprağı kaybetmekte utanç vericidir.Geçmiş geçmişte kaldı kimse buraya gelipte Osmanlıyı savunmasın.Eğer bugün Osmanlı olsaydı büyük ihtimalle İran'dan farkımız olmayacaktı ki Osmanlının işi zaten bitmişti.Eğer Türk halkını örgütleyecek birisi olmasaydı.Şu an sömürge olarak yaşayacak.Ezik bir halk olarak anılacak.Başka ırklar ne istiyorsa o olacaktı.Böyle Atatürk'e laf atan, olmayan Osmanlıyı savunan insanlar için İran gibi alternatiflerimizde mevcut.Bu ülkenin havasını dahi almasınlar boş yere buralarda yer işgal etmesinler.Defolup gitsinler.
-
bir ilk okul öğrencisi bunu yazabiliyor,anlıyor içine sinidirebiliyorda;
Dini istismar edecek o.evlatları,dinden gelir sağlıcak gevur tohumları,Kuran-ı önlerine cephe edip 'Din elden gidiyorrr'. diye bağıran cazgırlar,vatanı karış karış satan p.ç kuruları anlayamıyor,anlamak istemiyor,yada içerlemiyor...
İşte bu kadar yüzsüz bir zamandayız,bu zamanda bunu yazan o körpe beyne ne mutlu ki kendini sıyırmış b.k kokan sistemin zihniyetinden...!Helal olsun... -
Anlayabilene cok guzel bir mesaj:
Not:Tamamini okumayacaksaniz hic baslamayin birsey anlasilmaz yoksa :)
arhavili ismail'in hikayesi
ateşi ve ihaneti gördük.
düşman ordusu yine başladı yürümeğe.
akhisar, karacabey,
bursa ve bursa'nın doğusunda aksu,
çarpışarak çekildik...
920'nin
29 ağustos'u
uşak düştü.
yaralı
ve dehşetli kızgın
fakat toprağımızdan emin,
dumlupınar sırtlarındayız.
nazilli düştü...
ateşi ve ihaneti gördük.
dayandık
dayanmaktayız...
1920 şubat, nisan, mayıs,
bolu, düzce, geyve, adapazarı
içimizde hilafet ordusu,
anzavur isyanları.
ve aynı sıradan,
3 ekim konya.
sabah.
500 asker kaçağı ve yeşil bayrağıyla delibaş
girdi şehre.
alaeddin tepesinde üç gün üç gece hüküm sürdüler.
ve manavgat istikametlerinde kaçıp
ölümlerine giderken
terkilerinde kesilmiş kafalar götürdüler.
ve 29 aralık kütahya,
4 top
ve 1800 atlı bir ihanet
yani çerkez ethem,
bir gece vakti
kilim ve halı yüklü katırları,
koyun ve sığır sürülerini önüne katıp
düşmana geçti.
yürekleri karanlık,
kemerleri ve kamçıları gümüşlüydü,
atları ve kendileri semizdiler...
ateşi ve ihaneti gördük.
ruhumuz fırtınalı, etimiz mütehammil.
sevgisiz ve ihtirassız çıplak devler değil,
inanılmaz zaafları, korkunç kuvvetleriyle,
silahları ve beygirleriyle insanlardı dayanan.
beygirler çirkindiler,
bakımsızdılar,
hasta bir fundalıktan yüksek değillerdi.
fakat bozkırda kişneyip köpürmeden
sabırlı ve doludizgin koşmasını biliyorlardı.
insanlar uzun asker kaputluydu,
yalnayaktı insanlar...
insanların başında kalpak,
yüreklerinde keder,
yüreklerinde müthiş bir ümit vardı.
insanlar devrilmişti, kedersiz ve ümitsizdiler.
insanlar, etlerinde kurşun yaralarıyla
köy odalarında unutulmuştular.
ve orda sargı, deri,
ve asker postalları halinde
yan yana, sırtüstü yatıyorlardı.
koparılmış gibiydi parmakları saplandığı yerden
eğrilip bükülmüştü
ve avuçlarında toprak ve kan vardı.
ve asker kaçakları,
korkuları, mavzerleri, çıplak, ölü ayaklarıyla
karanlıkta köylerin içinden geçiyorlardı.
acıkmıştılar,
merhametsizdiler, bedbahttılar.
şosenin ıssız beyazlığına inip
nal sesleri ve yıldızlarla gelen atlıyı çeviriyor
ve bolu dağında ekmek bulamadıkları için
deviriyorlardı uçurumlara
şayak, cıgara kaadı, tuz ve sabun yüklü yaylıları.
ve çok uzak,
çok uzaklardaki istanbul limanında,
gecenin bu geç vakitlerinde,
kaçak silah ve asker ceketi yükleyen laz takaları
hürriyet ve ümit,
su ve rüzgârdılar.
onlar, suda ve rüzgarda ilk deniz yolculuğundan beri vardılar.
tekneleri kestane ağacındandı,
üç tondan on tona kadardılar
ve lâkin yelkenlerinin altında
fındık ve tütün getirip
şeker ve zeytinyağı götürürlerdi.
şimdi, büyük sırlarını götürüyorlardı.
şimdi, denizde bir insan sesinin
ve demirli şileplerin kederlerini
ve kabataş açıklarında sallanan
saman kayıklarının fenerlerini
peşlerinde bırakıp
ve karanlık suda amerikan taretlerinin önünden akıp
küçük,
kurnaz
ve mağrur
gidiyorlardı karadeniz'e.
dümende ve başaltlarında insanları vardı ki
bunlar
uzun eğri burunlu
ve konuşmayı şehvetle seven insanlardı ki
sırtı lacivert hamsilerin ve mısır ekmeğinin
zaferi için
hiç kimseden hiçbir şey beklemeksizin
bir şarkı söyler gibi ölebilirdiler...
karanlıkta kurşunîi derisi kırmızıya boyanan
baltabaş gemi
ingiliz torpitosudur.
ve dalgaların üstünde sallanarak
alev alev
yanan,
şaban reisin beş tonluk takası.
kerempe fenerinin yirmi mil açığında,
gecenin karanlığında,
dalgalar minare boyundaydılar
ve başları bembeyaz parçalanıp dağılıyordu.
rüzgar,
yıldız poyraz.
esirlerini bordasına alıp
kayboldu ingiliz torpitosu.
şaban reisin teknesi
ateşten diregiyle gömüldü suya...
arheveli ismail
bu ölen teknedendi.
ve şimdi
kerempe fenerinin açığında,
batan teknenin kayığında
emanetiyle tek başınadır,
fakat yalnız değil
rüzgârın,
bulutların
ve dalgaların kalabalığı,
ismail'in etrafında hep bir ağızdan konuşuyordu.
arheveli ismail
kendi kendine sordu:
emanetimizle varabilecek miyiz..
kendine cevap verdi
varmamış olmaz...
gece, tophane rıhtımında
kamacı ustası bekir usta ona:
evlâdım ismail, dedi,
hiç kimseye değil, dedi,
bu, sana emanettir.
ve kerempe fenerinde
düşman projektörü dolaşınca takanın yelkenlerinde,
ismail, reisinden izin isteyip,
şaban reis, deyip,
emaneti yerine götürmeliyiz, deyip
atladı takanın patalyasına,
açıldı.
allah büyük
ama kayık küçük, demiş yahudi.
ismail bodoslamadan bir sağnak yedi,
bir sağnak daha,
peşinden üç kardeşler.
ve denizi bıçak atmak kadar iyi bilmeseydi eğer
alabora olacaktı...
rüzgâr tam kerte yıldıza dönüyor.
ta karşıda bir kırmızı damla ışık görünüyor
sıvastopol'a giden bir geminin
sancak feneri.
elleri kanayarak
çekiyor ismail kürekleri.
ismail rahattır.
kavgadan
ve emanetinden başka her şeyin haricinde,
ismail unsurunun içinde.
emanet
bir ağır makinalı tüfektir.
ve ismail'in gözü tutmazsa liman reislerini
ta ankara'ya kadar gidip
onu kendi eliyle teslim edecektir.
rüzgâr bocalıyor.
belki karayel gösterecek.
en azdan on beş mil uzaktır en yakın sahil.
fakat ismail
ellerine güvenir.
o eller ekmeği, küreklerin sapını, dümenin yekesini
ve kemeraltı'nda fotika'nın memesini
aynı emniyetle tutarlar.
rüzgâr karayel göstermedi.
yüz kerte birden atlayıp rüzgâr
bir anda bütün ipleri bıçakla kesilmiş gibi
düştü.
ismail beklemiyordu bunu.
dalgalar bir müddet daha
yuvarlandılar teknenin altında
sonra deniz dümdüz
ve simsiyah
durdu.
ismail şaşırıp bıraktı kürekleri.
ne korkunçtur düşmek kavganın haricine.
bir ürperme geldi ismail'in içine.
ve bir balık gibi ürkerek,
bir sandal
bir çift kürek
ve durgun
ölü bir deniz şeklinde gördü yalnızlığı.
ve birdenbire
öyle kahrolup duydu ki insansızlığı
yıldı elleri,
yüklendi küreklere,
kırıldı kürekler.
sular tekneyi açığa sürüklüyor.
artık hiçbir şey mümkün değil.
kaldı ölü bir denizin ortasında
kanayan elleri ve emanetiyle ismail.
ilkönce küfretti.
sonra, «elham» okumak geldi içinden.
sonra, güldü,
eğilip okşadı mübarek emaneti.
sonra...
sonra, malûm olmadı insanlara
arhaveli ismail'in âkıbeti....
(nazım hikmet ran)Arhavali Ismail turkusu
Dümende ve baş altlarında insanlar vardı ki
Bunlar uzun eğri burunlu ve konuşmayı şehvetle seven
insanlardı ki
Sırtı lacivert hamsilerin ve mısır ekmeğinin zaferi için
Hiç kimseden hiçbir şey beklemeksizin bir şarkı söyler gibi
ölebilirdiler
Arhavi'den Batum'dan havara etti kalktı
Pupa yelken giderken cigarasını yaktı
Taka yüklü cephane Trabzon'a varacak
Düşmana rast gelirse takayı batıracak
Bak Rize'ye Rize'ye selam olsun gaziye
Elli de sefer ettik Kuvay-ı Milliyle
Of sürmene arandı biz geldik Trabzon'a
Bin kaptan kurban olsun Kurtuluş Savaşına
ve çok uzak çok uzuklardaki İstanbul limanında
Gecenin bu geç vakitlerinde
Kaçak silah ve sker ceketi yükleyen Laz takaları
Hürriyet ve ümit su ve rüzgardılar
