Sessiz Dünyalar !
-
SESSİZ DÜNYALAR
Orta halli bir ailenin ilk çocuğu olarak dünyaya gelmişti, 1989 yılının hüzünlü bir Sonbahar sabahında. Başlangıçta her şey güzel gitmekteydi ailesi için. Son derece sağlıklı , güzel bir bebekleri olmuştu çünkü.
Zaman akıp gitmekteydi. Henüz 1.5 yaşına bile gelmeden dünyalar güzeli bir kardeşi olmuştu. Evlerinin içi cıvıl cıvıl olacak , birlikte büyümenin keyfini doyasıya çıkaracaklardı. Ancak her şey düşünüldüğü gibi olmamakta , bu güzel günlerin puslu hatta karanlık sabahlara gebe olduğunu hiçbiri bilmemekteydiler.
Mehmet 2 yaşına geldiğinde her şeyi ile sağlıklı bir gelişim göstermesine rağmen tuhaf giden bir şeyler vardı. Halen konuşmamakta ve kendisine seslenildiğinde , hatta aşırı gürültü yapıldığında bile hiçbir tepki vermemekteydi. Aile Doktora gitmeye ve kontrollerini yaptırmaya karar vermişti . Yapılan tahliller ve kontrollerin sonuçları olumsuz olarak alındığında anne ve babasının dünya başlarına yıkılmıştı adeta. Çünkü Mehmet'cikleri duymamaktaydı. Daha da vahimi , bunun sebebinin kan uyuşmazlığı olduğu ve bu nedenle kardeşi Ahmet'in de aynı şekilde duymaması ihtimalinin yüksek olduğunu söylemişti Doktor'ları.
O akşam evleri cenaze evi gibiydi. Akrabaları da gelmiş , onları teselli etmeye çalışıyorlar , ama başaramıyorlardı. Kolay mıydı , yavruları duymamaktaydı ve onlara bir kez olsun « anneciğim » , « babacığım » diyemeyecekti. Onlarda « canım evladım » dediklerini duyuramayacaklardı. Ya diğeri , Ahmet ne durumdaydı acaba. Yarınki muayenede 8 aylık bebişleri Ahmet de duymuyor denilirse ne yapacaklardı?
Geceyi uykusuz geçirdiler. Sabaha kadar Ahmet'in seslere verdiği tepkileri takip ettiler. Bazen duyuyor gibi geldi onlara , bazen de duymadığını düşündüren tepkisizliği derin üzüntülere kapılmalarına neden oldu. Yine de bir umut vardı içlerinde , bari diyorlardı , bari Ahmet'imiz duyuyor olsa...
Ertesi sabah daha Doktor gelmeden gitmişlerdi Hastaneye. Tüm tetkikler yapıldı ve aynı kara haber bir kez daha yüzlerine söylendi. Ahmet'cikleri de duymamakta idi ve sebeb yine aynıydı, kan uyuşmazlığı. Tamamen tükenmiş halde evlerine döndüler. Ağlamaktan göz pınarları kurumuş , sesleri kısılmıştı. 24 saat içinde yıllarca yaşlanmışlardı.
Çaresizdiler . Tıpta yeni gelişmeler olacağına , yavrularını tedavi ettirebileceklerine , sonunda onların da duyacağına inanıyorlar veya en azından inanmak istiyorlardı . Zaman acımasızca akıp gitmekteydi. Onlar yavruları ile el-kol hareketleriyle anlaşabilmekte , çevrelerindeki insanların çocuklarına gıpta etmekte , her gece yavrularını uyutup onlara sarılarak için için ağlamakta ama yine de umutlarıyla yaşama tutunmaktaydılar.
Okul çağları geldiğinde önce Mehmet , sonra da Ahmet okula başlamışlardı. Normal okula yazdırıncaya kadar epey uğraşmıştı babaları ama deymişti de. İşte diğer çocuklarla aynı okula gitmekteydiler Mehmet ve Ahmet . Hoş kendilerine de , özellikle anneye çok iş düşmekteydi. Normal okulda okuyan çocukları ile her dakika ilgilenmek zorundaydılar. Okuma-yazma öğreninceye kadar anneleri adeta kendini paralamış ama emeğinin ürününü de almıştı. Çocukları son derece zeki idi. Buna şükretmekteydiler. Ya bir de zeka problemi olsaydı yavrularında. Düşünmek bile acı vermekte insana.
Artık evlerinde tüm eşyaların üzerinde etiket olmalıydı. «Televizyon» , «Koltuk» , «Ütü» , «Sandalye» , «Masa» , «Buzdolabı» , «Çamaşır makinesi» ve diğerleri. Eşyaların isimlerini , her şeyi ama her şeyi büyük bir çaba, ekstra bir emek ve destek olmadan öğrenmeleri mümkün değildi. Öğretmenlerinin tavsiyesi doğrultusunda her şeyi yapacaklardı, yaptılar da.
Sınıflarını başarı ile geçmekteydiler. Aslında zor dönemlerden geçiyorlardı. Artık yaşları da büyümekteydi ve Mehmet 9 yaşına gelmişti. Bu yaz tatilinde sünnet olacaklardı. Ailesi çocuklarının durumuna alışamasa da kabullenmişlerdi. Mehmet'in bütün hırçınlığına , bağırmasına , ağlamasına rağmen Ahmet son derece sakin , etrafına gülücükler atarak sünnet olmuştu. Zaten Ahmet'cik yüzüne bakıldığında sürekli gülen , hem de gözlerinin içi gülen sevimli mi sevimli , bir o kadar da güzel bir çocuktu.
Babalarının sosyal güvenlik kurumu vasıtası ile almış olduğu kulak arkası cihaz ile büyümüşlerdi. Ama artık arkadaşlarının meraklı bakışlarından rahatsız oluyorlar ve cihazları takmamak için adeta çırpınıyorlardı. Ancak çok az da olsa bu cihazlar sayesinde bir miktar duyabilmekteydiler. Eniştelerinin arabasına bindiklerinde müziğin sesini alabildiğine açıp bir şeyler duymanın sevinci ile kulaklarını hoparlöre dayamaları azımsanacak bir mutluluk değildi.
Her şeyden habersiz o acı gün de hızla yaklaşmakta ve kimseler fark etmemekteydi.
2000 yılını 23 Nisan Çocuk Bayramı kutlamalarında minik Ahmet Yavrukurt olmuştu. Hayatının son bayramı olduğunu bilmeden neşe saçmaktaydı etrafına. Törendeki fotoğrafları bile henüz tab edilmemişti , takvimlerin 2 Mayıs'ı gösterdiği gün geldiğinde.
Babası da evdeydi, işten erken gelebildiği nadir günlerden birini yaşamaktaydı. Hava alabildiğine güzel ve fakat içinde nedenini bilemediği bir sıkıntı ile evinde akşam yemeğinin hazırlanmasını beklerken televizyonu izlemekteydi. Akşam saat 6 sularında birer elma alarak çıkmak istemişlerdi sokağa , küçük kardeşler. Annesi karşı çıkmış ama başaramamıştı. Aradan henüz 5 dakika ya geçmişti ya da geçmemişti ki , müthiş bir TREN düdüğü sesi kaplamıştı evlerinin içerisini ve ardından rayların üzerinde kızaklayarak kayan o korkunç uğultu. Korkuyla baktılar evlerinin balkonundan. Tren birisine çarpmıştı , kimdi acaba. O an annenin içi parçalandı , dünyası karardı , baba şuursuzca koştu , kim olduğunu bilmeden. Korkunç gerçekle yüzleştiler , bir kez daha yıkıldı dünyaları , bu kez bir daha telafisi mümkün olmayacak bir şekilde . Küçük Ahmet'cik 3 gün misafir oldu Hastaneye . Daha sonra tüm sevdiklerine ve kendisini canından çok sevenlere bir Allahısmarladık bile diyemeden ebediyen veda etti .
Ailesi bu defa acıların en büyüğünü tatmıştı. Annesi , babası perişandı , akrabaları perişandı , komşuları , arkadaşları da perişandı. Ama gözden kaçan bir şey daha vardı. Derdini haykıramayan , O'nunla ağlayıp O'nunla gülen , bir elmanın iki yarısı gibi olan , canı ağabeyi Mehmet , işte o bitmişti , tükenmişti ve olanlara hiç anlam verememekteydi. Kardeşinin ne zaman geri döneceğini sorup durdu uzun zaman . Öyle ya , kelimelerle bile insanların birbirine anlatamadıklarını o denli kolay ve çabucak birbirlerine anlatabilen iki küçük insandan biri artık ebediyen yoktu. El hareketleriyle , kaş-göz hareketleriyle anında birbirlerinin adeta beynini okuyan iki insan birbirinden ayrılmıştı. En büyük yıkım galiba Mehmet'e olmuştu . Hayatta kendisinin en kolay anladığı , kendisini de en kolay anlayan kardeşini kaybetmişti ve bir daha hiçbir zaman O'nu göremeyeceğini bile bilmiyordu. Çaresizce için için ağladı yıllarca.
Zaman akıp gitmekteydi , acılar unutulmasa da küllenmeliydi. Mehmet artık Üniversitede okumakta, kendisini bir anda bulduğu boşluktan büyük bir gayretle çıkarmasını bildi ve Gemi Motorları üzerine okumakta. Hedefi ise sene sonunda Makine Mühendisliği branşına geçebilmek ve Mühendis olmak . Yolun açık olsun Mehmet'im.
Peki ya unuttu mu dersiniz Ahmet'i ?
Asla...
Odasında duvarları O'nun O çocuk resimleri ile dopdolu. Bilgisayarında masaüstünü de O süslemekte , ekran koruyucusu da O , hatta ve hatta MSN adresindeki kullanıcı adı da O.
Minik Ahmet'cik de , kucağında rengarenk çiçeklerle her gün annesini , babasını , abisini bekler gibi , gülümseyişi herkesin aklında , tatlı mı tatlı bir uykuya yatmış , bir başka sabaha uyanmak için uyumakta.
Her zaman hatırlandığını bilmekte belki de !
Kim bilir....
Türkçe dersi performans ödevi olarak yazdım.
Etrafımdan , yaşanmış olaylardan alıntıdır...
Berk AYHAN
NoName.
-
yok mu okuyan ...
-
hoca okudum.valla ne diyim ya harika olmuş.tüylerim diken diken oldu bee.
-
Başlığı konuyla bağdaştıramadım, daha anlamlı ve değişik bir başlık seçebilirdin.
Çok fazla devrik cümle kullanmışsın. Olay örgüsü, ortaokul ödevi için fena sayılmaz.
13. paragrafta ki ''Aradan henüz 5 dakika ya geçmişti ya da geçmemişti'' kısmını ''Aradan henüz 5 dakika ya geçmiş ya da geçmemişti'' şeklinde düzeltebilirsin. Benzer hatalar var fakat tez ödevi olmadığı için o kadar önemli değil sanırım.
Tebrikler.
-
yarın okuycaz artık gözlerim yoruldu kaybetmeyelim
-
hocam be duygu olarak baktım,cümle yapılarını incelemedim.duygu olarak olmuş,geçersin yani
-
kardeş naptın sen akşam akşam ya çok güzel olmuş ellerine sağlık arkadaşların dediği ufak tefek anlatım bozukluklarına falan bi bak yeter işte
-
Fena diil ama sanki ölüm olayına geçiş çok ani olmuş.tek bölümlük diziler gibi aniden yaşanıp bitmiş ama performans ödevi demişsin yeterli olur bu ;)
-
performans ödevinedir bilmiyorum ama güzel olmuş hocam...
-
zaten vermiştim ödevi..
Bu aslında ilk yazdığım hali , yani böyle teslim etmedim düzeltmeler falan yapılmamış hali.O sebepten çok var hata :)
Neyse , 100 üzerinden 95 aldım.5 puan sayfa dzeninden gitti elle yazdığım için.
Ayrıca acıyla da belirtiyorum ki , yaşanmış bir olay :(
-
etkiledi anlatım tarzın dramatik yansımasını algıladım.gerçek bir olay demişsin.. böyle gerçekliklerden oldukça çok aslında hayatımızda. benim çok yakın çevremde de var; doğumdan itibaren normalden farklı olan bir insan ve ailesi çok iyi, onun için elinden geleni yapıyorlar. buradan çocuğu normalden farklı diye ona gereken ilgiyi göstermeyen insanları kınıyorum ve onları dışlayanlarıda kınıyorum ve eli ayağı sağlam olupta keyfine uygun iş yok diye işsiz gezip iş bulamıyorum diyenleride kınıyorum.
