Tarihimizi Hatirlayalim-1.Bolum 6-7 Eylul
-
ilgi ve alakana ayrıca guzel fikrine tesekkurler
insan kendini en iyi insanda tanir....
-
ozsar07 bunu yazdı:
-----------------------------Bir camasirmakinasi kazani mangali veya ne soyledigi anlasilamayan kufurbaz sofor kadar onemli olmayan konuya ilgi gosteren muridlere tesekkurler
konuyla ilgili olarak ingilizlerin ve ruslarin Turk-Yunan savasi cikmasini amaclayan cabalarini aktarmayi dusunuyordum fakat tarihimizin unutturulmaya calisilan kisimlarini herkesin bildigini anladim........
-----------------------------Biliyolar tabi, Bilmezlermi Ne Köftehordurlar. :)
Abi Onuda Eklersen Sevinirim, Şimdiden Teşekkürler...
-
Sockman kardesim tekrar tesekkur ederım
Eklemeyi dusundugum belge dun laptopumda hardiskin mefta olmasi ile birlikte gitti ama en kisa surede bilgileri belgeleri ile toplayip tekrar yaziya dokecegim ispat olmadan itham kalici bilgiye donusememekte.
Ayrıca tarihimizin ( unutturulmaya calisilan) kisimlarini toparladigim dosyanin zarar gormesi tarih dersleri topiclerimi etkiledi ama durmak yok yola devam diyorum ikinci bolumde 12 eylul olacak bu konuya giris olarak su kisa filmi izlemeni isterim.
http://video.google.com/videoplay?docid=-7478162800929111338&hl=tr
selamlar
6-7 eylul olaylari ile ilgili olarak tekrar yaziya dokebildigim ve İngilizlerle bu isten nemalananlarla ilgili kisim
Olaylardan Karlı Çıkanlar ve İngiltere’nin Rolü
6-7 eylül özel harp operasyonunda adı geçenler, olaylar sonrasında ödüllendirildi. Atatürk’ün Selanik’teki evini bombalayarak provokasyonu başlatan Oktay Engin, önce Emniyet Müdürlüğü Güvenlik Dairesi başkanı, ardından da Nevşehir valisi oldu. İstanbul Ekspres gazetesinin sahibi milletvekili; ikinci baskıyı yaptıran editörü ise uluslararası bir haber ajansı sahibi oldu. Atina’dan “Atatürk’ün Selanik’teki evinin bombalandığı” haberini yazan Cemile Korle’nin o tarihte Atina’daki Türk büyükelçiliğinde görevli eşi Sinan Korle, sonradan Birleşmiş Milletler’e protokol müdürü oldu. KTC’nin 6 eylül deklarasyonunu kaleme alan Orhan Birgit, CHP’den milletvekili ve bakan oldu, halen cumhuriyet gazetesinde köşe yazarlığı yapıyor.
Yıkım ve yağmadan müslümanlar rant elde ettiler. Azınlıkların can ve mal güvenliği kalmadı ve azınlıklar, kitlesel olarak göç etmek zorunda kaldı. Devlet, azınlıklara ait malvarlıklarının satışını engelleme yoluna gitti, yağmalanan dükkan ve işyerleri çoğunlukla müslüman komşularına devredildi. Mülkler, vakıflar idaresi aracılığıyla Türklere tahsis edildi.
Kıbrıs İngiltere’nin sömürgesiydi ve İngiltere için, Doğu Akdeniz ve Ortadoğu’daki hegemonya mücadelesi açısından büyük stratejik öneme sahipti. Yunanistan ve Türkiye, adada yaşayan Rum ve Türk nüfus üzerinden adada hegemonya mücadelesi vermekteydiler. Ancak, Türkiye ve Yunanistan’ın NATO’ya üye olmaları ve Balkan Paktının imzalanmış olması nedeniyle Kıbrıs, iki ülke arasında öncelikli sorun değildi. EOKA, 30 Haziran’da Kıbrıs’taki İngiliz kurumlarına yönelik saldırılar başlattı. Diğer taraftan, iki halk arasında gerginliğin tırmandırılmasıyla da Kıbrıs sorunu, uluslararası bir boyut kazandı.
İngiltere’nin 6-7 eylül olaylarındaki rolü, bu tarihten önceki beyanlarına da yansımıştır. Örneğin, 1954 ağustosunda Atina’daki İngiliz büyükelçisinin, “görünürdeki Yunan ve Türk dostluğunun çok kırılgan olduğu ve yıkılması için küçük bir şokun bile yetebileceği. (..) Atatürk’ün Selanik’te doğduğu evin duvarına tebeşirle slogan yazmak gibi önemsiz bir olayın bile bir kargaşanın çıkmasına yeteceği” şeklindeki beyanı, İngiliz Dışişleri Bakanlığı’nın “Ankara’da birkaç ayaklanmanın çıkmasının, İngiltere’nin işine geleceği” yolundaki görüşleri gibi.
İngiliz hükümeti, 1955 yılında 29 ağustos-7 eylül tarihleri arasında Londra'da üçlü bir konferans düzenledi. İngiltere’nin konferansla iki amacı vardı: sorunun sömürgeci İngiltere ile Yunanistan arasında olmayıp, Türkiye ile Yunanistan arasında olduğunu ispatlamak ve Kıbrıs sorununun Yunanistan tarafından Birleşmiş Milletler’in gündemine taşınmasını engellemek. Türkiye’nin, adanın statüsü ile ilgili bir sorunu yoktu; yani İngiltere’nin sömürgeciliğine karşı değildi. İngiliz hükümeti, Türkiye’yi Yunanistan’a karşı sert tutum alma konusunda kışkırtır. “Türkler’in kendi pasifliklerinden uyandırılabilmesi”, İngiltere’nin konferansta ya da daha sonra olası BM görüşmelerinde kendi pozisyonlarını sağlamlaştırmaya yarayacaktır. İngiltere’nin Kıbrıs görüşmelerine Türkiye’yi çağırması, dünya kamuoyunun gözünde Türkiye’nin, Kıbrıs’ın geleceği ile ilgili söz sahibi olduğu düşüncesine yol açtı.
Konferanstan önce Yunanistan dışişleri bakanı, Türkiye’nin Londra büyükelçisine, Yunan hükümetinin Kıbrıs’taki Türk azınlığın haklarını güvenceye almak niyetinde olduğunu bildirir. Türk ve Yunan heyetlerinin uzlaşmaya varma ihtimali karşısında İngiltere dışişleri bakanlığı harekete geçerek, konferanstan önce Türk delegasyonuyla görüşür ve “Türkler görüşlerini müzakerelerin başında ne kadar sert ortaya koyarsa, kendileri için de bizim için de o kadar iyi olur” şeklinde görüş bildirir.(15) Menderes’in açıklamalarını, konferansta Türk dışişleri bakanının sert açıklamaları takip eder. Fatin Rüştü Zorlu’nun konferans sürerken Ankara’ya çektiği şifreli mesaj üzerine İstanbul’da olaylar patlak verir ve konferans dağılır. İngiliz diplomasisi başarılı olmuştur: Kıbrıs sorununun, Türklerle Yunanlılar arasında uzlaşmaz bir sorun olduğu mesajı, dünya kamuoyuna ulaştırılmıştır. Daha da önemlisi, Kıbrıs sorununda Yunanistan’ı destekleyen ABD’nin tutumu değişmiş ve Kıbrıs sorunu Birleşmiş Milletler’in gündemine getirilmemiştir.
