folder Tahribat.com Forumları
linefolder Derin Konular
linefolder Agarta Ve Şambala Yeraltı Uygarlıkları



Agarta Ve Şambala Yeraltı Uygarlıkları

  1. KısayolKısayol reportŞikayet pmÖzel Mesaj
    PsychoDawn
    PsychoDawn's avatar
    Kayıt Tarihi: 01/Nisan/2007
    Erkek

    Öncelikle söylemek istediğim birkaç şey var . ilgimi çeken bir konu olduğu için sizler le paylaşmak istedim. yazılar tamamen alıntıdır. biraz uzun olabilir ama ilgi çekici bulan arkadaslar olacakır diye düşünüyorum. içerisinde birbiriyle çakışan şeyler olabilir hemen "burada böyle burada böyle nasıl olacak" diye atlayacak arkadaşlar atlamasınlar iki ayrı yazının birleşimi oluyor .bunu savunmuyorum yada illa böyle birşey var diye idda etmiyorum ve olayın dini boyutlara taşınması halinde konunun silinmesi yararlı olur diye düşünüyorum.

    Agarta ve Şambala , teozofik ve ezoterik kaynaklara göre önceki "devre" nin sonlarına doğru Mu ve Atlantis' ten göç eden bilim-rahipleri tarafından kurulmuş yeraltı organizasyonlarıdır.

     

    Önceleri beşeriyetle açık temas halinde olan bu organisazyon, bu "devre" nin koşullarından ötürü gizlenme gereği görmüş ve ikamet yeri olarak birbirinden tünellerle bağlanan, dağlar içindeki yeraltı kentelerini tercih etmiştir. Agarta, dünya insanlığının tekâmülüne sorumluluk sahibidir. İlahi Hiyerarşi' ye hizmet eder. Dünyanın Efendisi ve "Kutup" olarak ifade edilen ve "Brahatma" veya "Brahitma" adıyla belirtilen Agarta' nın lideri, Dünya' ya sevk ve idare eden İlahi Hiyerarşi' nin fizik âlemdeki temsilcisidir. Rene Guenon' a göre tradisyonlarda "Kutsal Dağ", "Dünyanın Merkezi" olarak ifade edilen yer, dünyanın tüm geçmiş, yitik kıtalara indirilmiş dinler ve kozmik öğretiler, Agarta arşivinde kayıtlıdır ve birçok peygamber (Musa, İsa), dinlerini kurmadan önce, bu arşivleri incelemişlerdir ki, bazıları burada "inisiyasyon" dan da geçmiştir. Agarta' nın yeryüzüne açılan 7 (kimi kaynaklara göre 4) ana çıkış noktası bulunmakla birlikte, mağaralarda inzivaya çekilen bilgelerin ve inisiyatik toplulukların Agartalılar ile ilişki içinde oldukları ileri sürülür. Rene Guenon' a göre, bu durum en çok, Türkler' in yaşadığı Orta Asya' da görülmektedir. Kimi yazarlara göre, Göktürk, Uygur ve Hun masallarındaki, "ataların kutsal mağaraları" ve bir mağaradan geçilerek ulaşılan "gizli ülke" inanışında Agarta' nın sembolizmi bulunmaktadır. Tibet tradisyonlarına göre, Agartalılar şimdiki devrenin sonunda dışarı çıkacak ve Agarta' nın lideri yeryüzündeki menfiliği yenecektir.

     

    Yeraltı Evreni-1

     

    Kapadokya bölgesinde açıkçası sayısını bilemediğimiz kadar irili ufaklı bir sürü yeraltı şehri mevcut. Bunların bazıları gezilebiliyor, bazılarıysa ağzına kadar taş toprak dolu. Bölgedeki yeraltı şehirlerinin yapısını en iyi şekild şu benzetme ile tarif edebiliriz. İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyük şehirlerimizi düşünün. Büyük binalar ve aralarında serpiştirilmiş gecekondular var. Örneğin İstanbul' daki bir Akmerkez binasının bir iki kilometre uzağında derme çatma gecekondular görünür. Kapadokya' daki her yeraltı şehri bir bina olarak kabul edersek, yeraltı şehirlerinin bazıları İstanbul' daki Akmerkez ya da Galleria gibi, bazıları da bizim gecekondularımız gibi derme çatma sayılabilecek yerlerdir. Bölgedeki son derece büyük, tanınmış ama bugünkü teknolojik imkanların üzerinde olması gereken bir teknolji ile açılmış yeraltı şehirlerinin yanısıra daha mütevazi yeraltı şehirleri de var. Burada akla gelen şey bir iki, hatta sadece bir özgün örneğin çevresinde daha sonraki dönemlerde ve daha ilkel kimselerce bazı taklit kazılar yapıldığıdır. Kapadokya' daki yeraltı şehirlerinin en fazla tanınanları Kaymaklı ve Derinkuyu yeraltı şehirleridir. Bu iki şehir birbirinden yaklaşık olarak 9,10 Km kadar uzaktadır. Gerek konuyla ilgili arkeologlar, gerekse yöre halkı tarafından bu iki yeraltı şehrini birbirine bağlayan bir tünelin varlığı bilinmektedir. Yeraltı şehirlerindeki tüneller tabii ki, Kaymaklı ve Derinkuyu arasındaki ile de sınırlı değildir. Mesela Kaymaklı' nın 12-15 Km doğusunda kalan Mazı Köyü yeraltı şehrinin Kaymaklı ve Derinkuyu' ya bağlayan tünellerin oluğu da bilinmektedir.

     

    Bilinmeyenin Boyutu Nedir?

     

    Bölge haklı mevcut bütün yeraltı şehirlerinin birbirine tünellerle bağlı olduğunu iddia ederler. Bu durumda bölgenin altı bir örümcek ağı gibi tünel şebekeleri ile örtülü oluyor. Bu tünellerin hemen hemen hepsi bugün ya duvar örülerek ya da göçükler yüzünden kullanılmaz durumdadır. Yakın gelecekte de bunların açılması için herhangi bir çalışma yapılmasını beklemek mümkün değildir. Yeraltı şehirlerinin yeniden keşfedilmeleri ve ziyarete açılmaları o kadar eski değil. Mesela, yetkili kimseler Derinkuyu diye bir yer olduğunu ancak 1963' te keşfedebilmişler. Bu şehirleri ilk defa gezen bir kimseyseniz hayretler içinde kalmamanız, hayran olmamanız mümkün değil fakat bilmelisiniz ki, gezdiğiniz yerler yeraltı şehirlerinin bugün bilinen kısımlarının ancak onda biridir. Geziye açık olan ve aydınlatılmış kısımların haricinde çok geniş bir alan ve bir sürü çıkış kapısı daha vardır. Tabii bunlar bilinenler. Bilinemeyen kısımların ne nitelikte olduğu konusu ise doğal olarak meçhul. Ancak, örneğin Derinkuyu' nun altında en 3 ile 8 kat kadar bir derinlik olduğu arkeologlar tarafından tahmin ediliyor. Aslında Kapadokya ve yeraltı hakkında bazıları arkeolojik, bazıları turizm amacıyla yazılmış olan Türkçe ve hemen her dilde yayınlanmış olan yüzlerce kitap mevcuttur. Konuyu bu açıdan merak edenler söz konusu kitapları turistlik eşya satışı yapan her dükkandan alabilirler ve gerek kaya kiliselerinin, gerek yeraltı şehirlerinin bilinen her ayrıntısını, derinliklerini, ölçülerini kısaca herşeyi öğrenebilirler.

     

    İnkalar Hazinelerini Yeraltına Sakladılar

     

    Kaymaklı ve Derinkuyu konularında daha ileri gitmeden önce dünyanın değişik yerlerindeki benzeri yerleri ve bu yer hakkındaki araştırma ve iddaları kısaca hatırlamamız yerinde olur. Bizdeki gibi yeraltı şehri ismi verimemiş de olsa dünyanın değişik yerlerinde bir sürü tünel şebekesi mevcuttur. Bu tünellerini birçoğu günümüzde bilinmektedir fakat hepsi de belli yerden sonra tıpkı bizim yeraltı şehirlerimiz gibi taş, toprakla dolmuş ya da doldurulmuştur. Güney Amerika' da, Ekvador, Peru, Bolivya civarında Eski İnka uygarlığından kalma bir çok tünel olduğu söylenir. İspanyol yağmacılarının en önemlisi olan Pizarro' nun ordusundaki bir asker rahip olan Cieza de Leon, son İnka imparatoru olan Atahualpa' nın, Pizarro tarafından öldürülmesinden 4, 5 yıl sonra yazdığı notlarda, İnkalar' ın, İspanyol soygununda korkarak hazinelerini bugün dahi bulunamamış olan gizli yerlere taşıdıklarını yazar. Bu gizli yerler dağların altında oyulmuş olan tünel sistemleriydi. Bu fikri aslında İngiliz Arkeoloğu Harold Wilkins' in de buşunduğu birçok bilimadamı desteklemektedir. Başka br görüşe göre ise, söz konusu tünel sistemleri son derece ileri bir uygarlık tarafından binlerce yıl boyunca oyulmuştur. Güney Amerika' daki tünel sistemleri çok fazladır ve sadece İnka ülkesinde değildirler. En fazla bilineni, Lima' yı, Peru' nun eski başkenti olan Cuzco' ya bağlayan ve sonra da Bolivya sınırına kadar uzanan bir tünel şebekesidir. Eski belgelere göre bu tünellerde çok zengin Kralın mezarı vardır. Ama bugün kimse tünellerde hazine aramayı düşünmüyor, çünkü tüneller hemen hemen tamamen toprak doludur, temizlenmeleri, içlerinden çıkması olası olan hazinelerden çok daha pahalıya malocaktır. Tünelleri araştırmış olan bilimadamlarının çoğunluğu da, bunları İnka tarafından kazılmayacağı konsunda hemfikirler.

     

    Malta -Fas -İspanya Bağlantısı

     

    İnka'lar bu tünelleri biliyorlar ve kullanıyorlardı fakat ilk inşaatçıların kimler olduğunu onlar da bilmiyorlardı. Güney Amerika' dan sonra Kuzey Amerika, California ve Virginia' da tünel sistemleri vardır. En ilginç sistemlerden birisi de Hawaii' de olduğu söylenendir. Buradaki tünel sistemlerinin bazı adaları birbirine bağladığı da idda edilir. Bundan 4, 5 yıl kadar önce televizyonda yayınlanan ve gerek müziği, gerekse içeriği ile yurdumuzda da büyük bir beğeni kazanan İpek Yolu belgeselinin bir bölümünde gösterdiği gibi Asya' nın altı sonradan sulama kanalı haline getirilmiş tünel sistemleri ile örümcek ağı gibi oyulmuştur. Tünellere Akdeniz bölgesinde de rastlanır. Mesela Malta' da böyle sistem vardır, Elli metrelik bir böIümüne girilmiş olan bir Malta tünelinin Cebelitarık boğazını altından geçip, İberik Yanmadası ile Fas'ı birleştirdiği söylenir. Avrupa' da sadece bu tünelin girişi olan bölgede maymun yaşar ve bu maymunların Afrika' dan, bu tünel vasıtası ile Avrupa' ya geçtikleri söylenir, Ayrıca İsveç' te ve çekoslovakya'da da bilinen tUnel sistemleri vardır. Bazı iddialara göre dünyanın altındaki tUneller burada anlatıldığından da uzundurlar. Mesela Tibet Lamaları, Tibet' ten, Güney Amerika' ya kadar giden tüneller olduğunu ısrarla iddia ederler.

     

    Daniken' ın gördükleri

     

    1994' de Bir Amerikan dergisinin Ekvador muhabiri olan John Sheppard, Kolombia sınırında elinde dua değirmeni ile meditasyon yapan tipik bir Tibet rahibi gördüğünü yazar. İddaya göre bu adam 13. Dalay Lama' dır. 1933' te ölmüş olduğu idda edilen bu kişinin mezarı boştur ve Tibet rahipler onun ölmeyip, Budizm' i benimsemeden önceki vatanı olan Güney Amerika' ya döndüğünü ve bu iş için tünelleri kullandığını söylerler. Gene de bu hikaye pek güvenilir değildir. Güney Amerika' daki tünel sistemlerini bildiğimiz kadarı ile en son inceleyen kimse Erich Von Daniken' dir. Daniken "Ausstat und Kosmos" isimli kitabının hemen hemen tamamında Güney Amerika mağaralarından bahseder. Ekvador Cumhuriyeti' ndeki mağaralar Arjantin uyruklu ve Macaristan doğumlu Juan Moricz tarafından keşfedilmiş ve kendi adına tapusu alınmıştır. Daniken bu mağaraları 1972' de gezer. Mağaralara, dağdaki bir oyuktan girilir. İlk önce 80 metre kadar, ipten yapılmış bir asansötle diklemesine inildikten sonra sonsuz bir tünel sistemine girilir. Bazıları dar, bazıları geniş olan tünellerden, Daniken' in gördüklerinin hepsi köşelidir. Duvarları dümdüz ve her yan cam gibi bir madde ile kaplıdır. İçerde manyetik etki çok güçlüdür ve pusulalar çalışmaz. Daniken girdiği dev bir salondan bahseder. Bu salonun içinde masa, sandalye benzeri olan ve hangi maddeden yapıldığı belli olmayan eşyalar vardır. Salonun taban ölçüsü 110 x 130 metresie ve bu ölçü Teotihuacan' daki piramitin taban ölçüsü ile aynıdır. İçerideki bazı buluntular burasının M.Ö. 9000 ile 4000 yıllarında bile mevcut olduğunu göstermektedir. Bazı duvarlarda da, şüphesiz ki, inşaatçılardan binlerce yıl sonra gelen ilkel insanlarca yapılmış olan dinozor benzeri hayvan çizimleri vardır. Tünellerden bir çok altın eşya da çıkarılmıştır. Bazı altın levhalarda deşifre edilememiş olan bir alfabe ile yazılmış yazılar vardır. Daniken burada gördüğü bir altın küre üzerinde çok fazla durmakta ve kürenin Uzaylılarla ilgili olduğunu iddia etmektedir ve işin en ilginç yanı da, Daniken' in aynı kürenin gerek boyut gerekse üzerindeki garip yazı ve resimlerle tıpatıp benzeri olan bir taş küreyi de İstanbul Arkeoloji müzesinde görüğünü ve bu kürenin tasnif edilememiş eşyalar arasında olduğunu yazmaktadır.

     

    Binlerce Yıl Önceki Isı Matkabı

     

    Tünellerin açılışları konusunda Daniken öyle binlerce yıl süren şartlar düşünmüyor. Ona göre bu tüneller bir uzay uygarlığı tarafından nükleer enerji ya da benzeri bir şey kullanılarak çok kısa zamanda açılmıştır. Bu iddası için kanıt olarak da "Der Spiegel" dergisinin 3 Nisan 1972 tarihli sayısındaki bir yazıyı göstermektedir. Bu yazıda ısı matkaplarından bahsedilmektedir. Yazıda anlatıldığına göre los Alamos' taki Nükleer Araştırma Merkezi' ndeki bilim adamları tarafından birbuçuk yıllık bir çalışma sonrasında bir ısı matkabı yapılmıştır. Aracın ucu volfram çelliğidir ve grafitle ısıtılmaktadır. Delme işlemi sırasında, delinen yerden dışarıya hiçbir şey çıkmamaktadır, delici, taşları eritip, delinen yerlerin iç yüzeylerine preslenmekte, preslenen yerler de bir süre sonra öylece donmaktadırlar. Derginin verdiği bilgilere göre ilk denemesinde dört metre kalınlığında bir taş blok hiç bir ses ve atık madde çıkartılmadan delinmiştir. Loss Alamos bilim adamalarının bir askeri tanka benzeyen, köstebek gibi çalışacak olan büyük bir delicinin planlarını hazırladığı ve bununla Magma tabakasına inip, örnek almanın düşünüldüğü de belirtiliyor. Bu ısı matkabı konusunu aşağıdaki, Derinkuyu ve Kaymaklı' nın kazılmasıyla ilgili bölümde tekrar hatırlamak yerinde olur.

     

    Agharta-Şamballah ve Hitler Uzantısı

     

    Konunun Kapadokya ile ilgili kısmına tekrar dönmeden önce dünyanın her yanında hemen hemen nehirler kadar çok rastlanan bu tünel sistemlerinin kimler tarafından yapıldığına dair iddaları da görmemiz yerinde olur. Bazı ciddi araştırmacılar ve Okültistler binlerce yıl önce dünyada yaşamış ona ve günümüzün masal ve efsanelerinde bahsedilen bir devler ırkından bahsederler. Tünellerin kaynağı Daniken gibi araştırmacılar uzay uygarlıkları olarak gösterirken, bazıları devler ırkı, bir kısmı da çok çok eski çağlarda mevcut olan Atlantis ve Mu kıtalarının batışlarından sonra kurtulan kimseler olarak gösterirler. Söz konusu kıtalar batıp, yeryüzü şekil değiştirdiği zaman kurtulan kimselerin uzay çağı teknolojisine ve insanüstü psişik güçlere sahip olduklarına inanılır, o zamanlardaki en yüksek kara parçalarına sığınırlar ve bu bölge, bugünkü Himalaya dağları ve çevresidir. İki kıtadan gelenler iki ayrı yeraltı şehri kurarlar. Bunlardan biri Agartha diğeri Şamballah ismiyle bilinirler. Bazı iddalara göre de söz konusu yeraltı şehirlerinin biri sağ-el yolunu izleyen majisyenler ait, diğeri karanlık yolu izleyicilerine aittir. Agatha ve Şamballah sakinleri daha sonraki dönemlerde insanlarla çok az iletişim kurarak günümüze kadar yaşarlar. Bazı inançlara göre bu şehirler dünyanın aydınlık ve karanlık pisişik merkezleridirler. Yeraltı uygarlıklarının sakinleri hem pisişik yeteneklerini hem de nükleer enerjiyi kullanarak dünyanın her yanına açılan tüneller yaparlar. Gerçek veya fantezi, dünyanın birçok bölgesinde yeraltında yaşayan üstün varlıklara ait efsaneler vardır. Bunlar üç aşağı, beş yukarı birbirine benzemektedirler. Bazı kimseler Himalayalar' ın atlındaki yeraltı şehirlerini Atlantis ve Mu uygarlıklarına bağlarken bazı kaynaklar onların çok eski dönemlerde dünyamızı ziyaret eden uzaylılardan kalma ikmal merkezleri olduğunu söylerler. Kapadokya, Derinkuyu ve Kaymaklı gibi yeraltı şehirleri ile bu efsanelerin ilişkili olup, olmadıklarını incelemeden önce özellikle Hitler Almanya' sı dönemindeki okült inanışları, gizli majikal örgütleri ve bazı kimseleri tanımamızda, fikirlerini bilmemizde fayda vardır. Bazı iddialara göre de Adolf Hitler, Şamballah rahipleri tarafından yönlendirilmiş olan bir medyumdu. Bu yüzden eski uygarlıklar, Okült ekoller ve yeraltı şehirleri ile ilgili olarak yapılan araştırma ve yorumlara Hitler Almanyası ile başlamak daha çarpıcı olabilir.

     

    Vril ve "Bizi Ezecek Olan Irk"

     

    Roketler konusunda dünyanın büyük uzmanlarından birisi olan Dr. Willy Ley 1933' de Almanya' dan kaçar. Ley, Vril örgütünün ilk açıklayanlardan biridir. Örgüt Berlin' de kurulmuş olan küçük bir Order' dı. Vril, günlük hayatımız sırasında çok az bir parçasını kullannabildiğimiz sonsuz enerjidir. Vril' e hakim olan kimse kendisine de, başka dünyalara da hakim olur. İnsanlar bütün gayretlerini buna yöneltmelidirler. Dünya değişecektir. Efendiler, yeraltından yeryüzüne çıkacaklardır. Onlarla anlaşırsak bizi de efendi, anlaşamazsak köle olacağız. Vril fikri aslında, gene bir Golden Dawn üyesi olan Bulwer Lytton' un "Bizi Ezecek Olan Irk" isimli romanından alınmıştır. Aynı zamanda "Pompei' nin Son Günleri" isimli eserin de yazarı olan Lytton bu kitapta, Ruh alemi bizden çok daha yüksek olan insanları anlatır. Bunlar şimdilik gizlenme durumundadırlar. Dünyanın merkezinde bulunan mağaralarda yaşarlar ve her şeyin üzerinde güç sahibidirler.

     

    İlk bakışta, bir romandan yola çıkan herhangi bir örgütün bu kadar ciddiye alınması saçma gibi görünebilir fakat şunu da düşünmek gerekir; Dünyada meydana gelmiş olan bir çok oluşum tarihlerinden çok önce romanlarda oluşmuşlardır. Mesela, 1896' da Peter Shiel bir roman yayımlar. Kitap Avrupa çapında bir örgütten bahsetmektedir. Örgütün üyeleri zararlı buldukları aileleri öldürüp, cesetleri yakarlar ve kitabın ismi S.S' lerdir. Aynı şekilde Titanik, batışından çok önce bir romana konu olmuş ve romanda geminin büyük ölçüleri, batış şekli ve hatta romandaki "Titan" ismi gerçeği ile tutarlı olmuştur.

     

    Yeraltı Evreni-2

     

    Jules Verne, nükleer denizaltıdan, uzaya atılan füzelere kadar bir çok şeyi romanlarında anlatmıştır. Bunlara benzer daha bir çok örnek saymak mümkündür. Ayrıca S.S.'lerin yazarı olan Lytton' un da bir majikal örgütün üyesi olduğu ve aldığı bazı bilgileri roman haline getirdiği de düşünülebilir. Dr. Ley' e göre Vril örgütünün üyeleri ırk değiştirmek ve dünyanın merkezinde saklanan adamlara benzemek için gereken bazı sırları bildiklerie inanmaktadırlar. Bazı özel kültür fizik yöntemleri vardır. Lyton, romanında özellikle cehennem dünyasının gerçeklerine parmak basmaya çalıştığını söyler. İnsan üstü güçlere sahip olan varlıkların varlığından emin olduğunu belirtir. Bu yaratıklar insanları ezecek ve aralarından seçtiklerini pek büyük değişimlere uğratacaklardır. Golden Dawn' ın başkanlarından biri olan Samuel Mathes 1896' da Gizli Şefler konusunda şunları yazar: "Bana kalırsa onlar dünyada yaşayan fakat insanüstü güçlere sahip yaratıklardır. Şahsi tecrübelerim bana, bir ölümlü için onların karşısında dayanabilmenin ne kadar zor olduğunu gösterdi. Öylese dehşet verici bir gücün karşısında olduğumu hissediyordum ki, soluğum kesiliyor, ağzımdan, burnumdan, kulaklarımdan kan geliyordu." Hitler de üstün yaratıklarla kontak kurduğunu söylüyordu. Danzig hükümet başkanı olan Rauschning' e insan ırkının değişimi konusunda şöyle der; "Yeni insan aramızda yaşıyor. Size bir sır vereyim. Ben onu gördüm." Bunları anlatırken titrediğini söyleyen Rauschning ayrıca şu olayı anlatır; Yakındarında birisinin anlatığına göre Hitler geceleri çığlıklar atarak uyanırmış. Karyolayı dallayacak kadar şiddetli titremeler yaşar ve odanın köşesine bakıp, "İşte o, işte o, buraya gelmiş" diye inlermiş. Bundan sonra da anlaşılmaz bir dilde konuşurmuş.

     

    Horbiger, "Korkunun Kralı" nı anlatıyordu

     

    Nazi Almanyası' nda üzerinde durulan iki temel kuram vardı. Bunlar dünyanın ve insanın açıklaması sayılırlardı; Oyuk Dünya (Hollow Earth) ve Donmuş Dünya Kuramları. Ebedi Buz Öğretisi (Well Welt is lehre)' nin kurucusu olan Hans Horbiger 1860' da Triol bölgesinde doğdu. Hitler ve Himmler ona inanıyorlardı. Hitler; "Bir Kuzey Nasyonal sosyalist bilimi vardır ki, yahudi liberal bilime karşı çıkar. Batıda benimsenmiş olan bilim bozulması gereken bir tılsımdır." diyordu. öğretinin taraftarları tarafından üç yıl içinde üç kalın kitap, halka yönelik kırk kadar daha basit kitap ve yüzlerce broşür yayınlanmıştır. "Dünya Olaylarının Anahtarı" isimli bir de yüksek tirajlı, aylık dergileri vardı. Bir broşürlerinde şöyle diyorlardı; "Hitler yahudi politikacıları kovdu. İkinci bir Avusturyalı olan Horbiger de yahudi bilim adamlarını kovacaktır." Horbiger' in fikirleri Nietzche' nin felsefesi ve Wagner' in mitolojik görüşleri ile uyumluydu. Bu dönemde, Ari ırkın kökeninin başka bir devirde dünyaya ve yıldızlara hakim olan üstün insanların yaşadığı döneme dayandığı inancı iyice yerleşmişti. Horbiger öğretisinin cevaplamaya çalıştığı üç temel sorun vardı; Neyzi, nereden geliyoruz ve nereye gidiyoruz? Horbiger' in teorileri özet olarak şu şekildedir; "Yıldızlar buz yığınlarıdır. Bu güne kadar bir kaç tane Ay, Dünya' ya çarpmıştır. Şİmdiki Ay' da Dünya' ya düşecektir. İnsanlığın bütün geçmişi buz ve ateş arasındaki savaşla açıklanabilir. İnsan büyük bir değişimin eşiğindedir ve tanrısal nitelikler kazanmak üzeredir. Bu yeni insanın birkaç örneği dünyada yaşamaktadır. Bunlar zaman ve mekan sınırlarının ötelerinden gelmiş olabilirler. Dünyanın sahibi ya da korkunun kralı doğuda, gizli bir şehirde hüküm sürmektedir. Onunla kontaklar kurmak mümkündür. Onunla anlaşmaya varanlar Dünya' nın görünümünü değiştirecektir ve insanlığa anlam kazandıracaklardir."

     

    Devlerin Yaşadığı çağlar

     

    Horbiger' e göre, günümüzdeki Ay, Dünya' nın dördüncü uydusudur. Tarih boyunca üç Ay daha vardır. Bunlar sırasıyla Dünya' ya düşmüşlerdir. Ama bu seferki, öncekilerinden çok daha büyük olduğu için çok daha büyük felakerlere yol açacaktır. Dünya' da dört büyük jeolojik dönem yaşanmıştır. çünkü geçmişte dört uydu vardı. Bugün dördüncü zamandayız. Bir Ay Dünya' ya düştüğünde ilk parçalanmadan oluşan halka Dünya' ya düşüp, yer kaabuğunu örter. Bu da her şeyi fosilleştirir. Normal dönemlerde gömülen organizmalar fosilleşemezler, sadece çürürler. Ancak bir ay' ın düştüğü zamanlarda fosilleşme olabilir. İşte bu yüzden jeolojik zamanları ayırdedebiliriz. Bir uydu yakşaldığı zaman birkaç bin yıl boyunca Dünya' ya çok yakı bir yörüngede olur ve yerçekimi çok azalır. Yaratıkların büyüklüğünü belirleyen şey çekim gücüdür. Bu yüzden, uydunun yakın olduğu dönemler, devleşme dönemleridir. Birinci jeolojik dönemde büyük bitkiler ve böcekler, ikinci dönemin sonunda Dinozorlar oluşmuştur. Ani değişimler olmamaktadır, çünkü kozmik ışınlar çok güçlüdür. Daha sonra ise dev insanlar oluşur. Tevrat' ın Tekvin bölümü devlerin dokuzyüz yıl yaşadıklarını anlatır. Bunun sebebi ağırlığın olmamasından dolayı organizmanın geç yaşlanmasıdır. İkinci dönemin sonundaki felaketten ancak birkaç tür hayatta kalır ve bunlar giderek küçülürler. üçüncü zaman Ay' ı yörüngeye girdiği zaman daha akıllı bize göre normal insanlar türerler. Gerçek atalarımız bunlardır. Bununla beraber atalarımızla beraber eski devler de hala yaşamaktaydılar. Atalarımıza uygarlığı öğretenler bunlar. Devler insanlara tarım, madencilik, sanat, bilim, metafizik bilgileri öğrettiler. Bu dönem Altın çağ olarak bilinen dönemdir. Bu dönem çeşitli mitolojilerdeki devler ve tanrıları, Mezopotamya' nın dev krallıklarını açıklar.

     

    Tiahuanaco Kapısı

     

    Ve sonra üçüncü dönem Ay' ı da yaklaşır, çekime kapılan sular yükselir. İnsanlar ve devler en yüksek tepelere çekilirler ve bazı merkezler oluştururlar. Horbiger ve takipçileri buraları Atlantis olarak nitelendirirler. Horbiger' in İngiliz taraftarı Bellamy, Güney Amerika' da, And Dağları' nda 4000 metre yükseklikle, 700 Km. uzunlukta bir bölgede deniz tortuları bulunur. Bunlardan da üçüncü zamanın sonunda ortaya kadar yükseldiği sonucu çıkartılır. O dönemin uygarlık merkezlerinden biri Titicaca gölü yakınlarındaki Tiahuanaco' yu. Bu kentin kalıntıları yüzbinlerce yıl öncesinden kalmadır. Daha sonraki uygarlıkların hiç birine benzemez. Horbigercilere göre orada devlerinizleri açıkça bellidir. Gene Horbiger' in taraftarlarından olan Alman arkeolog Kiss 1928 ile 1937 yılları arasında Tiahuanaco' da bit kapı incelemiştir. Kapının en az yüzbin yıl öncesine ait olması gerekiyordu. 10 ton ağırlığındaki kapının süslemelerinin üçüncü zaman astronomları tarafından yapılmış bir takvim olduğu ileri sürülmektedir. Bu süslemelerde Ay' ın görünür ve gerçek hareketleri, Dünya' nın da dönüşü göz önüne alınarak işlenmiştir. Bundan çıkan sonuç ta Tiahuanaco' nun üçüncü zaman sonunda devler tarafından kurulan bir deniz uygarlığı olduğudur. Tiahuanaco, aynı tipteki beş merkezden biridir. Orada aynı zamanda da büyük bir liman ve rıhtım kalıntıları da bulunmuştur. Diğer merkezlerin Yeni Gine, Meksika, Habeşistan ve Tibet' te olduğu anlatılır. Devler, üçüncü Ay' ın da yörüngesinin daraldığını ve zamanı gelince düşeceğini biliyorlardı. Sular alçalacak ve beş büyük merkez ortada kalacaktı. Meksika' da Toltekler, Dünya' nın geçmişini, Horbiger' in görüşüne göre açıklayan yazıtlar bırakmışlardır. Günümüzden 150.000 yıl sonra devler de uygarlıklarını kaybederler. Yönettikleri insanlar eski vahşi hallerine dönerler. Horbiger, Dünya' nın 138.000 yıl boyunca Ay' sız kaldığınnı hesaplar. Ay' sız dönemlerde cüceler v bazı önemsiz, küçük hayvanlar türer ve son kalan devler bir krallık kurarlar. Bu krallık 10' K ile 60' K enlemleri arasındaki bir düzlüğe yerleşir ve İkinci Altantis kurulur. And Dağları' ndaki Atlantis ve çok sonra kurulan Kuzey Atlantik' teki ikinci Atlantis' tir ve Platon' un bahsettiği Atlantis ikinci Atlantis' tir. 12.000 yıl önce günümüzün Ay' ı, Dünya' nın yörüngesine girer. Yeni felaketler olur, denizler kabarır, Buzul çağı başlar ve Atlantis batar. Bu da kutsal kitaplarda anlatılan Tufan ve kıyamet olayıdır.

     

    Rampa Kimdi? Crowley, Dee ve Kelly üçgeni

     

    1957' de İngiltere' de Horbigercilerin destekleyen bir kitap yayınladı. üçüncü Göz". Kitabı yazan bir Avrupalıydı fakat kendisinin Tibet' li bir Lama ve isminin Lobsang Rampa olduğunu iddia ediyordu. Rampa "İkinci Beden" isimli kitabında da çok detaylı bir şekilde anlattığı gibi hayattan bezmiş bir Avrupalı ile Astral planda beden değiştirdiğini iddia ediyordu. Bir çok kişi Rampa' nın Hitler tarafından Tibet' e gönderilen Almanlardan biri olduğunu ve savaştan sonra orada kalıp, uzun süre sonra geri döndüğünü düşündü. İngiliz gazeteleri Rampa' nnın kimliğini araştırdılar fakat resmi istihbarat servisleri bile hiçbir şey bulamadılar. Rampa ya iddia etiği gibi gerçek bir Lama idi ya da kendisine aktarılmış olan bazı şeyyleri anlatıyor ve bu şekilde Horbigerci veya Nasyonal tezleri dile getiriyordu. Şurası kesindir ki, Rampaa' nın açıklamaları Tibet konusunda uzman olan kimseler tarafından hiç bir zaman yalanlanmamıştır. Rampa, "üçüncü Göz" de yeraltındaki derin mahzenlerde gördüğü bazı şeyleri anlatır. üç tane tabut ve içlerinde altınla kaplı üç ceset. Cesetlerin boyları üç ve beş metre arasında değişmekte, kafaları tepeye doğru konikleşmektedir. Yani geniş tarafı yukarıda olan bir koni gibidir. Beyinleri geniş, cesetlerin ağızları ince ve küçük, çeneleri sivridir. Tabutlardan birisinin kapağına garip bir yıldız haritası çizilmiştir. Rampa' nın tarifi Aleister Crowley tarafından kontak kurulan ve resmi çizilen ruhsal varlık Lama' ya benzediği kadar Elizabeth devrinin saray majisyeni Dr. John Dee ve asistanı Edward Kelly tarafından kontak kurulan varlıklara da benzemektedir. Bu varlıklar Dee' ye Enochian dilini ve alfabesini öğretirler. Bu dil Golden Dawn tarafından geniş ölçüde kullanılmıştır ve hala da majikal orderler arasında geçerlidir. Son yıllarda bir de Enochian sözlük yayınlanmıştır. Rampa tarafından anlatılan cesetler yapı olarak bizim kat çalışmalarımız sırasında karşılaştığımız Işık Varlıkları' na da benzemektedir. Rampa' nın anlattığı haritanın bir benzeri Himalayaların eteklerindeki bir mağarada bulunmuştur. Bu haritanın 13.000 yıl önce yapıldığı uzmanlar tarafından tesbit edilmiştir ve harita 1925' te National Geographic Dergisi' nde yayınlanmıştır. Rampa mahzende gördükleri hakkında şunları söyler: "Binlerce yıl önce günler daha kısa ve sıcaktı. İnsanlar daha fazla bilgiye sahiptiler. Dış uzaydan gelen bir gök cismi Dünya' ya çarptı ve her yeri sular basınca Tibet sıcak bir deniz ülkesi olmaktan çıktı." 1953' te yapılan bir araştırmaya göre Horbiger' in Almanya ve İngiltere' de çok fazla izleyicisi vardır. Sadece ABD' de bir milyondan fazla Horbigerci vardır. Londra' da ise H. S. Bellamy önemli sayıda taraftara sahiptir.

     

    Yine Kapadokya

     

    Şimdi gene Kapadokya ve yeraltı şehirlerine dönersek, buradaki şehirlerin aslında birbirinden farklı şehirler değil de tek bir şehrin farklı çıkışları olduklarını da düşünebiliriz. Kapadokya bölgesinde Hıristiyanlığın ilk çağlarında, Bizans ve Roma dönemlerinde yapıldıklarına şüphe duyulmayacak birçok kaya mezarı ve kilisesi de vardır fakat yeraltı şehirleri bir başkadır. Bazı Arkeolog ve tarihçiler yeraltı şehirlerinin ilk Hıristiyanlar tarafından korunma amacıyla kazıldığını iddia ederleken, bazı uzmanlar bu şehirlerin çok daha eski dönemlerden kalma olduklarını, ilk Hıristiyabların bunlara sonradan yerleştiklerini ya da buralarda yaşayan kimselerin Hıristiyanlığı benimsediklerini ileri sürerler. Bizce bu ikinci tez çok daha geçerlidir. Her şeyden önce Büyük İskender dönemi tarihçileri bu bölgende bulunan devasa yeraltı şehirlerinden bahsederler ki, o döneemde İsa henüz doğmamıştır. Bu noktada, Mazıköy yeraltı şehirlerinden de biraz bahsetmek gerekir. Yukarıda da bahsedildiği gibi Kaymaklı ile 12-15 Km' lik bir tünelle bağlanmış olan Mazıköy yeraltı şehri, diğer yeraltı şehirlerine göre daha değişik bir yapıdadır. Diğer şehirler aşağıya doğru ilerleyip, genişlerken Mazıköy yeraltı şehri hem aşağıya, hem yukarıya giden bir şehirdir. Büyük bir kayanın ya da dağın altında kazılmıştır. Şehir zeminden aşağıya toprak altına ve yukarıya kayanın içine doğru ilerler. üzerindeki koca kaya parçası adeta dev bir apartman gibidir. Mazıköy yeraltı şehri birçok açıdan Kaymaklı ve Derinkuyu' dan daha modern bir yerdir. Daha çağdaş yaşam şartlarına sahiptir. Roma dönneminden kaldığı iddia edilir. Şehir ilk defa köylüler tarafından imece usulü ile çalışılarak açılmıştır. Esas girişinin neresi olduğu göçükler yüzünden belli değildir. Bugün, köylüler tarafından açılmış olan girişlerden girilerek açılmış ve aydınlatılmış olan kısımlar gezilebilir. Köylüler zemini ve iki üst katı açtıktan sonra, aşağıya doğru kazarken bazı tarihi eşyalar bulurlar ve bunun üzerine ilgili bakanlık köylülerin kazılarını durdurur. Bir, iki arkeolog gelir, şöyle bir bakarlar ve uygun bir zamanda devam etmek üzere kazılar durdurulur.

     

    Tarih Öncesi Kalan Fosil

     

    Mazıköy yeraltı şehirlerinin sadece kazıların durdurulduğu güne kadar açılabilen kısımları ziyarete açıktır. Geri kalan aşağı ve yukarı doğru olan katlar toprakla doludur. Mazıköy' den bu kadar bahsetmemizin sebebi ise Bizans dönemline ait olduğu söylenen bu yeraltı şehrinde, zeminin altındaki kısımlarda bulunan bir ilk çağ hayvanı fosilidir. Ne olduğu anlaşılamayan, sadece pre-historik dönemlere ait olduğu anlaşılan, büyük ve yırtıcı bir hayvana ait olan bu fosil de incelenmek üzere Ankara' ya götürülmüştür. Bugün ise, fosilin akibeti bilinmemektedir. Roma dönemine ait olduğu iddia edilen bir yerde de böyle bir fosilin bulunması oldukça anlamsızdır. Bu durumda Mazıköy yeraltı şehrinin de Kaymaklı ve Derinkuyu gibi, çok çok eski çağlardan kalarak sonraki dönemlerde Bizanslılar tarafından kullanılmış olması akla yakındır. Bizanslılar olsa olsa yukarıya doğru olan kayanın içindeki kısımları kazmış olabilirler. Derinkuyu, Kaymaklı ve Mazıköy gibi yeraltı şehirlerinin Hıristiyanlıktan çok daha eski olduklarını hatta Atlantis ve Mu dönemlerinin kalıntıları ya da Agartha ve Şamballah' ın devamı olup, olmadıklarını düşünürken bu şehirde daha sonraki dönemlerde, iddia edildiği gibi ilkel kazma araçları ile açılan bir sürü odanın da olduğunu unutmamız gerekir fakat esas ileri bir teknoloji ile çok daha eski dönemlerde yapılmış olabilir. Bu şehirlerin hepsinin etrafındaki toprağın son derece verimli bir arazi olması da dikkat çekicidir. Sadece ziyarete açık olan bölümlerin kazılmasında bile binlerce metreküp kaya parçası çıkar. Ziyarete açık olan bölümlerin de bugünkü arkeologlar tarafından bilinen yerlerin yaklaşık olarak onda biri kadar olduğunu düşünürsek, buraların kazılmasından çıkacak olan kaya parçalarının miktarı yapay bir dağ oluşturmaya yeteceğini kolayca görebiliriz. Bölgede ise yığma kaya ve topraktan oluşan değil böyle bir dağ, küçük bir tepe bile yoktur. Arazinin verimli toprak olması, döküntünün çevreye dağıtılmış olması fikrini de çürütmektedir.

     

    Onların Etkileri Hala Aramızda

     

    Şimdi akla şu soru gelmektedir. Buralardan çıkan atık kayalara ne oldu? Bunun en akılcı cevabı tünellerin, günümüzdekinden çok daha ileri bir teknoloji ile açılmış olmasıdır. Burada, yazımızın Daniken' le ilgili bölümünde söz edilen ısı matkaplarını düşünelim. Bize göre Derinkuyu, Kaymaklı, Mazıköy ve çevredeki diğer yeraltı şehirleri bir bütünün parçaları olabilirler. Agartha, Şamballah ve Himalayalar' daki efsanevi yeraltı uygalıkları ile bağlantılar var mıdır yok mudur bilemeyiz? Fakat göründüklerinden çok daha derine inenler ve çok daha büyük bir bölgeyi kaplarlar. Zannedilenden çok daha eski dönemlere aittirler ve ileri bir teknoloji ile açılmışlardır. Bazı iddialara göre bu yeraltı tesisleri dünya yakınlarından geçen uzay araçları için yapılmış olan ikmal merkezleri, konaklama noktalarıdır ve artık kullanılmadıkları için de bilerek toprak ve kaya ile doldurulmuşlardır. Kapadokya' nın bazı noktalarında ve özellikle Derinkuyu' da günümüze kadar gelen yoğun pisişik etkiler de vardır.

     Delik Dünya ve Amiral Byrd


    Kutbun ötesindeki ülke Bu anılar 1947 yılının Şubat ve Mart aylarında yazıldı.

    Kutup Kaşifi Amiral Byrd´ün içinde bulunduğu koşullar dayanılabilir ve güvenilirdi. Başka kişiler tarafından da bir hayal olayının yaşanmadığı yönünde güvence verildi. Yazılanlar, Amiral ´in birebir sözcükleridir. Kuzey Kutbu´nun uzun bir gecesinde yazılmış ve ciddi bir kaşifin ve bilim adamının parlak gün ışığı altında yaşadığı gerçeği anlatmaktadır.

    Yayınlayan: Dr. William Bernard Ph.d., D.D.

    Admiral Richard B. Byrd´ün Günlüğü Şubat-Mart 1947

    “Kuzey Kutbu´nda bir keşif uçuşu

    İç Dünya; Benim Gizli Günlüğüm”

    Bu günlüğü gizlilik içinde yazmalıyım. Yazdıklarım Arktik´de 1947 yılı Şubat´ının 19. gününde yaptığım uçuşla ilgili. Zamanı geldiğinde, muhakkak insanlar daha akıllı olacaklar ve kaçınılmaz gerçeği kabul edecekler. Yazdıklarımı açıklamak özgürlüğüne sahip değilim, belki de bunlar asla toplumsal bir incelemenin ışığını asla göremeyecektir ama birgün herkesin okuyabilmesi için bunları kaydetmek benim görevim. Bu açgözlü ve sömürücü dünyada kesin eminim ki, insanoğlu gerçekleri daha fazla bastıramayacaktır.

     

    Saat 06:00: Tüm hazırlıklar tamamlandı. Kuzeye doğru uçacağım, tüm yakıt depoları dolduruldu.

     

    Saat 06:20: Sancak motoru daha güçlü gibi. Ayarlama yaptık, şimdi daha iyi.

     

    Saat 07:30: Üsle radyo ilişkisi kontrolu yaptık. Herşey yolunda. Telsizcim memnun.

     

    Saat 07:40: Sancak motorunda zayıf bir akıntı var gibi. Yağ basıncı normal.

     

    Saat 08:00: Uçuyorum. Uçuş normal görünüyor. 7.000 metrede uçuyorum. Türbulans normal. Herşey yolunda.

     

    Saat 08:15: Üsle telsiz kontrolu normal.

     

    Saat 08:30: Türbulans oluştu. Bin metreye kadar inmeye karar verdim, uçuş koşulları yumuşak görünüyor.

     

    Saat 09:10: Çok büyük bir buz alanı, altta kar yağıyor. Görüntü muhteşem. Kırmızıdan mora kadar tüm renkleri görüyorum. Pusula olduğu yerde dönüp duruyor, üsle tekrar ilişki kurduk ve gördüklerimi anlatım.

     

    Saat 09:10: Her iki pusulam da yani manyetik ve gyro pusulalar dengelerini iyice yitirdiler, titreşip duruyorlar. Güneş pusulasını kullanıyorum. Kontrollar yavaş tepki veriyorlar ama bir buzlanma belirtisi yok.

     

    Saat 09:15: Uzakta dağlar görüyorum.

     

    Saat 09:49: Dağları gördüğümden bu yana 29 dakika geçti. Görsel bir yanılgı yok. Bunlar birer dağ ve daha hiç görmediğim bir sıradağ halindeler.

     

    Saat 09:55: Altimetre 8.900 metreyi gösteriyor; güçlü bir türbulans var.

     

    Saat 10:00: Hala kuzeye doğru uçuyorum ve altımda küçük bir dağ sırası var, bunu tanımlıyorum ve soruşturmam gerek çünkü böyle bir dağ oluşumu haritalarda yok. O da ne? Dağların arasında ve tam ortada küçük bir nehir akıyor, aşağıda yeşil bir vadi olamaz. Burada garip ve normal olmayan birşeyler var. Buz ve kar olmalıydı ama ben dağların yamaçlarında yeşil ormanlar görüyorum. Yön bulma araçlarım hala çılgınca dönüyorlar. Jiroskop hala öne ve arkaya doğru titreşip duruyor.

     

     

     

    Saat 10:05: Dörtbin metreye indim ve alttaki vadinin üzerinde sola doğru sert bir dönüş yaptım. Aşağıda yeşille örülmüş bir alan var. Burada ışık farklı, güneşi göremiyorum. Sola biraz daha döndüm ve aşağıda çok büyük garip hayvanlar gördüm. File benziyorlar ama hayır bunlar birer mamut. İnanılmaz ama oradalar. 3.000 metredeyim, dürbünle bakıyorum ve hayvanlar görüyorum; oradalar. Mamutlara çok benziyorlar. Bunu üsse bildirmemiz gerek.

     

    Saat 10:30: Yeşil renkli tepelere yaklaşıyorum. Dış ısı, termometrenin gösterdiğine göre 23 derece. Düz olarak uçmaya devam ediyorum. Göstergeler normal ama ben bir bulmacanın içindeyim. Yine üssü arıyoruz ama telsiz çalışmıyor.

     

    Saat 11:30: Eğer normal kelimesini bu ortamda kullanırsam herşey yolunda. İlerde bir yer var, sanki bir kente benziyor. Uçak çok hafifledi, bir tüy gibi dalgalanarak uçuyor, kontrollar emirlerimi dinlemiyorlar. Tanrım!, Normal tepkiler vermeyen bir araç içinde uçuyorum ve yeterince hızlı değilim ama ilerde uçan garip bir araç var. Disk şeklinde ve parlak. Bana doğru yaklaşıyor,üzerindeki işareti görüyorum; bu bir gamalı haç. Fantastik! Neredeyiz? Ne oluyor? Kontrolları geri almaya çalışıyorum. Ama olmuyor, kontroller isyan ediyorlar.

     

    Saat 11:35: Telsizden çatırdılar geliyor, İngilizce bir ses ama derinlerden geliyor. Aksan İsveç ya da Alman. Şöyle diyor; "Bölgemize hoşgeldiniz Amiral. Sizi yedi dakika içinde indireceğiz. Güvenli ellerdesiniz. Rahat olun." Uçağımın motorları durdu, garip bir gücün kontrolu altında uçmaya devam ediyorum. Şimdi uçağım kendi çevresinde dönmeye başladı.

     

    Saat 11:40: Bir diğer telsiz mesajı. İniş olayı başladı. Uçak şiddetle titriyor, aşağıya doğru iniyor, sanki görünmeyen dev bir asansörün içinde gibiyim. Artık çok rahatım, birşey umurumda değil. Hafif bir sarsıntıyla uçağım yere temas ediyor.

     

    Saat 11:45: Günceme aceleyle son cümleleri yazıyorum. Uçağıma doğru gelenler var; hepsi uzun boylu ve sarı saçlılar. Uzakta büyük ve parlak binaların bulunduğu bir kent var, gökkuşaklarına benzer renk dalgaları nabız gibi atarcasına kentin üzerinde yükseliyor. Ne olduğunu anlamış değilim ama ortada tehlikeli birşey yok, hiçbir silah görmüyorum. Kargo kapısını açarken bir sesin ismimi söylediğini duyuyorum. Herşeye razıyım.(Kaydın sonu)

     

    Kristal kente giriyorum...

     

    Bundan sonra olanları hafızama güvenerek yazdım. Hayal gücümü zorlamam gerekiyor, bütün bunlar çılgınca ve olmaması gereken şeyler. Telsizcimle beraber uçaktan çıktık, içten ve samimi bir karşılama bu. Tekerlekleri olmayan küçük bir platformun üstüne bindik. Şimdi hızla parlayan kente doğru gidiyoruz, kent sanki kristalden yapılmış gibi, içeri girerken daha önce hiç görmediğim büyüklükte binalar görüyorum. Bu yapılar Frank Lloyd Wright´ın (Dönemin ünlü sürrealist mimarı) çizimlerinin ötesinde. Ya da bir Buck Rogers filminin setindeyim (Yine dönemin sinemasında canlandırılan bir bilim kurgu kahramanı). Daha önce hiç tatmadığım sıcak içecekler ikram ediliyor, çok lezzetliler. On dakika kadar sonra iki hostes geliyor, çok güzeller ve kendileriyle beraber gelmemi söylüyorlar. Yapacak birşey yok, gidiyorum ama telsizcim kalıyor. Kısa bir yürüyüşten sonra asansöre benzer bir yere giriyor, aşağıya doğru inmeye başlıyoruz, araç duruyor ve kapı yukarıya doğru sessizce açılıyor. Uzun bir koridorda ilerliyoruz, gülkurusu renkte bir ışık heryerden yayılıyor, sanki duvarların içinden geliyor. Büyük bir kapının önünde duruyoruz. Kapının üzerinde okuyamadığım bir yazı var, kapı ses çıkarmadan açılıyor, girmem için işaret ediliyor. Hosteslerden bir tanesi; "Korkacak birşey yok Amiral, Üstad´ın huzuruna kabul edileceksiniz." diyor.

     

    Üstad´ın mesajı

     

    İçeri giriyorum, çarpıcı renkler görüyorum, oda büyüleyici ve çok etkileyici. Karşımda çok güzel bir insan var, gördüklerimi anlatamıyorum, bildiğim sözcükler buna yeterli değil. İnsan gibi ama çok daha ötesinde, huzur ve mutluluk yayıyor. Düşüncelerim kesiliyor, melodik ve sıcak bir sesle konuşuyor; "Yerimize hoş geldiniz Amiral" O, bir erkek, yüzünde çok uzun yılların izleri var, uzun bir masada oturuyor sonra kalkıp, bana oturmam için gösteriyor. Oturuyoruz, bana bakıp gülümsüyor ve yine o yumuşak ve melodik sesle konuşuyor; "Sizin buraya girmenize izin verdik çünkü siz dünyanın yüzeyinde tanınan asil birisiniz." Dünyanın yüzeyi mi? diyor ve soluğumu tutuyorum. Gülümsüyor ve; "Evet, şu anda İç Dünya´nın Arianni bölgesindesiniz. Sizi görevinizden fazla alıkoymayacağım, güvenle yüzeye geri döneceksiniz. Ama şimdi Amiral sizi neden buraya çağırdığımızı söyleyeceğim. Irkınızın Japonya´da Hiroshima ve Nagasaki´de patlattığı ilk atom bombalarıyla çok ilgiliyiz. Bu nedenle alarma geçtik ve uçan araçlarımızı yolladık, biz bunlara ´Flugelrad´ diyoruz. Sizi gözlüyorlar ve ırkınızın yüzeyde ne yaptığını araştırıyorlar. Bütün bunlar geçmişte kaldı Amiral ama biz devam etmek zorundayız. Irkınızın savaşlarına ve barbarlığına daha önce hiç karışmadık ama şimdi durum farklı. İnsanlık için uygun olmayan doğal bir gücü yani atomik enerjiyi öğrendiniz. Özel görevlilerimiz dünyanızdaki güçlere mesajlar veriyorlar ama henüz bir tepki vermediler. Şimdi sizi dünyamızın varlığını gören bir tanık olarak seçtik. Irkınızdan binlerce yıl daha eski olan kültürümüzü, bilimimizi göreceksiniz Amiral." Sözünü kesiyor ve benimle ne yapacaklarını soruyorum.

     

    Zamanı geldiğinde...

     

    Üstad delici bakışlarıyla sanki düşüncelerimi okuyor ve bir zaman sonra cevap veriyor; "Irkınız şu anda dönüşü olmayan noktaya ulaştı. Aranızda ellerindeki gücü bırakmaktansa, dünyayı yok etmeyi göze alacak olanlar var." Başımı sallıyorum ve devam ediyor; "1945´de ve sonrasında ırkınızla ilişki kurmaya çalıştık ama düşmanca davranıldı, Flugelrad´larımıza ateş açılıp, düşürüldüler. Savaş uçaklarınız, kötü amaçlarla düşmanca davranarak bizimkileri kovaladılar. Şimdi sana şunu söylüyorum oğlum; dünyanızda çok büyük bir kötülük fırtınası oluşmakta, kara bir öfke ve şiddet yıllardır hiç eksilmeden, artarak birikiyor. Silahlanmanızın bir anlamı yok, biliminizde güvenli bir yer yok. Kültürünüzde açan her çiçek, öfke ve hiddetle ezilip, yok ediliyor, tüm insan canlılar derin bir kaosun içine düştüler. Yaşadığınız son savaş daha sonra ırkınızın başına geleceklerin sadece bir başlangıcı. Biz burada her geçen saat durumu daha açık görüyoruz. Söylediklerimde bir yanlış var mı?" Hayır, bu eskiden de oldu, karanlık çağlar geldi ama beşyüz yıl önce sona erdi, diyorum. Üstad devam ediyor; "Evet, oğlum. Karanlık çağlar asıl şimdi ırkınızın üzerine geliyor, karanlık dünyayı bir örtü gibi örtecek ama inanıyorum ki ırkınızdan bazıları yaşamayı başaracaklar ama buna daha zaman var, fazlası söylenmemeli. Çok uzaklarda ırkınızın yıkıntıları arasından yeni bir dünya doğacak, kayıp efsanevi hazineleri arayacaklar ve oğlum bizim korumamızda güvenlikte olacaklar. Zamanı geldiğinde biz ırkınıza ve kültürünüze yardım edeceğiz, belki savaşın ve çekişmelerin boşyere olduğunu birgün öğreneceksiniz, ancak bundan sonra ırkınız tekrar kültürü ve bilimi elde edebilecek. Şimdi oğlum, bu mesajla beraber yüzeye dönebilirsin."

     

    Ve dönüş

     

    Bu sözlerle beraberliğimiz sona ermiş gözüküyor. Bir an için duruyorum, bu bir rüya olmalı ama ben bu gerçeği biliyordum. İki güzel hostesimin gelip "Bu yoldan Amiral" demeleriyle kendime geldim. Çıkmadan evvel bir kez daha dönüp Üstad´a bakıyorum. O mitolojik yüzde yumuşacık gülümseme var; "Elveda oğlum" diyor ve ince uzun elini kaldırarak bir barış hareketi yapıyor. Hızla geri dönüyor ve yukarı çıkıyoruz. Hosteslerimin birisi bana dönüyor ve; "Acele etmeliyiz Amiral. Üstad, sizi geciktirmememizi istedi, mutlaka geri dönmeli ve mesajı vermelisiniz." Birşey demiyorum. Olan herşey inancın ötesinde. İlk geldiğimiz yere dönüyoruz, telsizcim orada, çok gergin ve yüzünde endişeli bir ifade var. Ona herşey yolunda Howie, diyerek sakinleştiriyorum. Yine uçan platformla uçağımızın yanına götürülüyoruz. Motorlar çalışmıyor, hemen biniyoruz. Kapı kapandıktan sonra görünmeyen güç, uçağı kaldırıp bir anda 8.000 metreye çıkarıyor. Onların araçlarından iki tanesi belli bir uzaklıktan bizi izliyor. Çok hızlı gidiyoruz ama hız göstergesini okuyamıyorum, ileriye doğru gidiyoruz. Telsiz çalışıyor ve bir ses; "Şimdi sizi terk ediyoruz Amiral, kontrollar serbest. Auf Wiedersehen!!!!" diyor. Almanca bir veda. Howie ve ben flugelrad´ların soluk mavi gökte kaybolmalarını izliyoruz. Uçağım birden sarsılıyor ve aşağıya doğru dalışa geçiyor. Toparlanıyor ve kontrolu alıyoruz. Şimdi uçuş normal, kimse konuşmuyor, ikimiz de kendi düşüncelerimizle başbaşayız.

     

    Güncenin devamı

     

    Saat 22:00: Yine sonsuz buz ve kar çölündeyiz. Üsse uzaklığımız yaklaşık 27 dakika. Haberleşiyoruz, cevap geliyor. Bütün koşullar normal. Üstekiler bizden haber aldıkları için çok mutlular.

     

    Saat 22:00: Üsse yumuşak iniş yapıyoruz. Bir görevi bitirdim ama çok daha büyük bir görev şimdi beni bekliyor...

     

    Kaydın sonu

     

    11 Mart 1947´de Pentagon´da bir toplantıda hazır bulundum. Olanları anlattım, keşfimi açıkladım ve Üstad´ın mesajını aktardım. Herşey gereğince kaydedildi. Başkan´a bilgi aktarıldı Ama geciktirildiğimi veya alıkonduğumu hissediyorum. Yüksek Güvenlik Örgütü ve bir tıb ekibi ile uzun görüşmeler yaptırdılar, bir kasıt algılıyorum. Büyük bir sıkıntı içindeyim, ABD Ulusal Güvenlik koşulları gereğince, sıkı kontrol altındayım. Ve sonunda emri aldım; bildiğim her konuda kesin olarak sessiz kalmam isteniyor, bunu insanlık adına yapacakmışım. İnanılmaz ama ben bir askerim ve emirlere uymaktan başka yapacak birşeyim yok.

     

    30/12/56: Son sözler

     

    1947´den bu yana yıllar geçti. Günlüğümü tamamlamam gerekiyor. Kapatırken, kendimden eminim. Bu sırrı yıllar boyunca inançla sakladım. Bu benim tüm moral değerlerime ve haklarıma karşıydı. Şimdi sonsuz gecenin geldiğini hissediyorum ve bu sır benimle beraber ölmemeli. Ama gerçek eninde sonunda galip gelecek. İnsanlığın tek umudu bu. Gerçeği görüyorum ve ruhum bir an önce serbest kalmak için çırpınıyor. Askeri canavarlığın kalbi olan endüstri için görevimi yaptım. Şimdi uzun gece başlıyor ama bu bir son olmayacak. Uzun Artrik gecesinde olduğu gibi, gerçeğin parlak güneş ışığı yine gelecek ve karanlıklardan ışık doğacak. Çünkü ben Kutbun ötesinde varolan ülkede en büyük bilinmeyeni gördüm.

     

    Amiral Richard E. Byrd

  2. KısayolKısayol reportŞikayet pmÖzel Mesaj
    pcdoktor636
    pcdoktor636's avatar
    Kayıt Tarihi: 12/Ocak/2010
    Erkek

    Bu konu hakkında en sağlam kitap rene guenon'un agarta dünya kralıdır.

    Okudum ve okumanızı tavsiye ederim.

    Rene guenon kimdir dersek bence yeryüzündeki gelmiş geçmiş en bilgili insanlardan biri.

    11 Dil biliyo. Bildikleri arasında sanskritçe yunanca,arapça çok sağlam,zor diller var. 1890-1900lerde 3 üniversite bitiriyor. Ki o zamanlar üniversite eğitimi şimdiki gibi değil avrupada dahi medrese tarzı eğitim var çok sağlam bi eğitim. Felsefe edebiyat matematik bitiriyor. Sembolizm konusunda üstüne tanımam mutlaka o kitabı okumalısın bu konuya ilgin varsa.

    Edit:Agarta konusunda yazacak çok şeyim var aslında ama kafada toplayamam.Kısaca benim çıkarımlarıma göre bizim neslimiz agarta halkını görecek. Yeryüzüne tekrar gelecekler.

    2. Edit: Agarta konusunda gerçekten düşünen bir beyinin hiçbir şüpesi olmamalı. Birçok millet tarihini agartayı anmadan yazamaz..

  3. KısayolKısayol reportŞikayet pmÖzel Mesaj
    shadowjedi
    shadowjedi's avatar
    Kayıt Tarihi: 25/Ağustos/2005
    Erkek
    yeraltından çıkacak efendiler deyince yecüc-mecüc kavmi geldi; ilginç...

    Takdire şayanı olmaz bu işin...
  4. KısayolKısayol reportŞikayet pmÖzel Mesaj
    rushOut
    rushOut's avatar
    Kayıt Tarihi: 09/Ekim/2009
    Erkek

    hoca çok kafa çükerten bir mevzu baya bir araştırma yapmıştım bu konuda zamaninda kafayi siyirma noktasina gelince başlarim dedim agartasina benden söylemesi.


    Biz bizimle bizdeydik Biz bizimle bize geldik Biz bizimle bizdeyken Bizi bizden mi sorarlar
  5. KısayolKısayol reportŞikayet pmÖzel Mesaj
    PsychoDawn
    PsychoDawn's avatar
    Kayıt Tarihi: 01/Nisan/2007
    Erkek

    benim ilgimi çekmesindeki nokta şu ben bilinen herhangi bir din e mensup değilim. bir süre içersinide kendi kafamda bir inanç sistemi oluştu.

    yani kendime göre bir inanışım var. burada bunu anlatmayacagım  . şimdi diyeceksiniz bunun dini inançla ne alakası var . açıkcası bu konuya girmek istemiyorum çünki tartışma çıkacak .tbt de inançlı insanlarda var inançsızlar da şuanki bilinen popüler dinlere mensup insanlar var e bunu belki hakaret olarak algılayıp kabullenemeyebilirler . ama kibarca insanların kalbine dokunmadan söylemek gerekirse benim inandıgım şeyle bagdaşmasından dolayı ilgimi çekti ve paylaştım . yapacagım şey bu ve benzer konuların çok fazla üzerine gitmek olacak . Dj_DooM3 yazıları büyük tapkiler aldı keşke bir blog açıp devam etseydi ilgiyle okuyordum galaktik fedarasyon yazılarını.

  6. KısayolKısayol reportŞikayet pmÖzel Mesaj
    2021 Talihlisi
    joe_black
    joe_black's avatar
    Kayıt Tarihi: 04/Ocak/2006
    Erkek

    PsychoDawn bunu yazdı:
    -----------------------------

    benim ilgimi çekmesindeki nokta şu ben bilinen herhangi bir din e mensup değilim. bir süre içersinide kendi kafamda bir inanç sistemi oluştu.

    yani kendime göre bir inanışım var. burada bunu anlatmayacagım  . şimdi diyeceksiniz bunun dini inançla ne alakası var . açıkcası bu konuya girmek istemiyorum çünki tartışma çıkacak .tbt de inançlı insanlarda var inançsızlar da şuanki bilinen popüler dinlere mensup insanlar var e bunu belki hakaret olarak algılayıp kabullenemeyebilirler . ama kibarca insanların kalbine dokunmadan söylemek gerekirse benim inandıgım şeyle bagdaşmasından dolayı ilgimi çekti ve paylaştım . yapacagım şey bu ve benzer konuların çok fazla üzerine gitmek olacak . Dj_DooM3 yazıları büyük tapkiler aldı keşke bir blog açıp devam etseydi ilgiyle okuyordum galaktik fedarasyon yazılarını.


    -----------------------------

    hocam inanç din insanın kendinde onu zaten söylemeye gerek yok.

    ben de böyle eski kayıp krallıkları falan araştırmayı severim. zamanım olunca okucam yazını.

  7. KısayolKısayol reportŞikayet pmÖzel Mesaj
    iQsuz
    iQsuz's avatar
    Kayıt Tarihi: 21/Nisan/2008
    Erkek

    hocam okudumda biraz saçma geldi biraz değil tamamiyle saçmalık
    hele o amiralin söyledikleri ve uslubu kullıyen saçmalık 

  8. KısayolKısayol reportŞikayet pmÖzel Mesaj
    umit
    umit's avatar
    Kayıt Tarihi: 23/Mayıs/2007
    Erkek

    okurum ben bunu çızık


    le le le sakine
  9. KısayolKısayol reportŞikayet pmÖzel Mesaj
    kukunku
    kukunku's avatar
    Kayıt Tarihi: 13/Aralık/2009
    Erkek
    umit bunu yazdı:
    -----------------------------

    okurum ben bunu çızık


    -----------------------------
  10. KısayolKısayol reportŞikayet pmÖzel Mesaj
    aliyk
    aliyk's avatar
    Kayıt Tarihi: 07/Mayıs/2007
    Erkek

    yazıların devamı aşağıdaki linklerde
    http://michaelsikkofield.blogspot.com/2011/04/illuminati.html

    http://michaelsikkofield.blogspot.com/2011/06/merhaba-kaynatasz.html

     

    Ashtar Galaktik Kumandanı: http://www.ashtarcommandcrew.net/

    (Ashtar denen örgütten Yeni Dünya Dini: New Age başlıklı yazıda bahsetmiştim, orada anlattıklarımın üzerinden geçecem bir kez daha, fakat ekleyeceklerim de olacak. O yüzden "ben bunları okudum yeeaa" deyu es geçmeyin taşaksızlar)

    Şimdi konuyu bilmeyenler için en baştan alayım, Ashtar Sheran denen arkadaş mesihmiş, uzaydan filolarıyla gelip insanlara evriminin bir üst seviyesine çıkmaları için yardım edecekmiş. Spiritüalizm, ufo ve Hristiyanlık inancının harmanlanmasından oluşan sikimsonik bir gurup bunlar. Ve dünya çapında ciddi sayıda inananı var. Mesih Ashtar Sheran da aha bu şahıs.


    Ahanda bizi bu kurtaracakmış. Tesadüfe bak ki mesihimizin kalbinin üzerinde siyonist yıldızı var, elinde de büyüyü temsil eden hermetik 7 köşeli yıldız var, o 7 köşeli yıldız Aleister Crowley'nin de favori sembollerindendir..

    Bak bu dalyaraklar, Ashtar'dan mesaj aldıklarını söyleyip bunu Youtube'da yayınlıyorlar Galactic Federation OF Light Archangel Michael June 03 2011



    Gördüğünüz üzere 14 Haziran 2011 itibariyle bu video'yu 141 kişi beğenmişken, bir tane bile beğenmeyen olmuyor..

    Bu Ashtar örgütü 1970'li yıllarda bir İngiliz televizyon kanalına zorla bağlanıyor ve dünyaya Ashtar ismi ile mesajlar veriyor. Kayıtları da vardır bu olayın, fake değil yani, he tabi yayına bağlananlar uzaylı Ashtar kabilesi değil, 2-3 dalyarak insandır. Buyrun kaydı da burda Galactic Federation of Light - Messege from Ashtar Command. Halk bunun ne olduğunu anlamıyor ve televizyon kanalını arıyor, polisi arıyor, fakat her ne hikmetse bu yayını kesemiyorlar. Ashtar abimiz yaklaşık 5-6 dakika boyunca bize mesaj içerikli bir konuşma yapıyor.

    Mesihimizin bu video'larda bizlere ilettiği mesajlar neler peki? Şöyle şeyler: "bizler de Tanrı'yız, kendinizi tanımayı öğrenin ve sevginin ışığıyla tanrısallığınızı farkedin".

    Tamam. Görünce söylerim.

    Ulan amma meraklısınız Tanrı olmaya be, kabul et şunu gerizekalı kibirli salak, sen bir insansın, sikindirik bir insan... Sen Tanrı değilsin. Sen Tanrı'nın bir parçası değilsin. Sen Tanrı'dan oluşmuyorsun. Sen Tanrı'nın muhtaç olduğu bir şey değilsin. Sen sadece Tanrı tarafından yaratılmış ve onun merhameti sayesinde hayatına devam edebilen bir kul, bir "insan"sın. Bu kadar zor mu lan bunu anlamak? Niye sürekli kendine "ben tanrıyım" deme çabasındasın olum sen? Hıyar mısın? Sıçarım sizin bu salak ve sapkın felsefelerinize şimdi.

    Şimdi az bilimsel yaklaşacam mevzuya. Bu Ashtar'ın kökeni Ishtar'dan gelir. Ishtar; Sümer ve Babil'de aşk, savaş ve seks tanrısıdır. Seksin tanrısı da nasıl oluyorsa artık amına koyayım, neyse. Bak olum Türkler çok acayip bir kavim, şimdi biraz uçuk gelebilecek birkaç kelam edecem fakat bana son derece mümkün geliyor bu.

    Türklerin Orta Asya'dan önceki yurdunun, Büyük Okyanus'taki Mu Kıtası olduğu söylenir, konudan haberdar olanlar az çok biliyordur bu mevzuyu. Bu "kayıp kıta", 14.000 yıl önce batar ve burada yaşayan insanlar Asya'ya göç etmek zorunda kalırlar ki bu göç edenlerin büyük bir kısmı Türklerdir. Atatürk'ün dahi zamanında kayıp Mu Kıtası hakkında araştırmalar yaptırdığını ve okyanus dibinde bulunan bazı kalıntılara karbon testi uygulattırdığını biliyoruz, bunlar efsane değil gerçek bilgiler. Bazı Çin kitabelerinde de "Kıtamız battı, biz de buraya kaçtık" gibi şeyler yazıyor olması, bu kıtanın sahiden varolma ihtimalini çok güçlendiriyor. Ve eğer sahiden Mu Kıtası denen yer varolduysa, Türklerin eski dini olan şamanizmin ve bugün dünya çapındaki spritüalizmin (ruhçuluğun) ilk kaynağı da, muhtemelen Mu Kıtası'dır. Yani tüm bu boklar aslında bizim başımızın altından çıkmış olabilir lan ehehe.

    Ishtar'dan neden buraya geldim? Gılgamış (Gilgamesh) Destanı'nı biliyorsunuzdur, en azından ismini duymuşsunuzdur amına koyim. Şimdi bu Gılgamış Destanı'nda Ishtar'dan bahsedilir ve Ishtar'ın aşık olduğu adamın ismi "Tammuz"dur. Basbaya "temmuz" lan işte. Günümüz Türkçe'sindeki "temmuz" mevsiminin ismi de bu tanrıdan gelir, etimoloji bilimsel olarak bunu doğrular zaten.

    Şimdi parçaları birleştirek mi taşağını yediklerim?

    Mu Kıtası batıyor, buradan kaçanlar (ki birçoğu Türkler) öğretilerini Asya ve Orta Doğu'ya yayıyorlar. Bu öğreti ve kültürden etkilenen Babil, Sümer gibi medeniyetlerin Ishtar adında bir tanrıları oluyor. Günümüzde de Ashtar diye bir Mesih fırlıyor ve buna inanan binlerce insandan oluşan evrensel bir yapılanma kuruluyor.

    Yani bu Ashtar saçmalığının kökeni, tee Mu Kıtası'na kadar dayanıyor belki de...

    Ashtar Galaktik Kumandasından gelip uzay gemileriyle bizi kurtaracak olan götü boklu mesihimiz, aslında binlerce yıl önce okyanusun dibine batmış...

    Ne bileyim olum, garip şeyler bunlar ehehe.

    Türkiye'deki ayağı da az buz değil bunların, facebook sayfaları: http://www.facebook.com/#!/profile.php?id=100001492391345

    Çok manidar bir resim vardı bu Ashtar grubunun Facebook sayfasında, neyse ki psikopatım da silinir felan diye o sayfanın görüntüsünü alıp kaydettim zamanında. Zira az önce baktığımda bulamadım, o resmi silmişler. Buyrun birkaç ay öncesine kadar bu sayfada bulunan resim şuydu:


    Gördüğünüz üzere aydın ve elitist bir arkadaşımız da bu resme "thanks Ashtar (kalp)" yorumu yapmış.

    Size bu elitist özentisi insanların nasıl kandırılmış cahiller olduğundan bahsetmiştim dimi?

    Bu blog'u takip eden bir okur ile msn'den konuşuyordum, bundan önce yazdığım New Age başlıklı yazımı görünce bu 1.000 küsür arkadaşı olan Ashtar ile Facebook'tan arkadaş olmuş o da. Sonra kız olmasının da avantajıyla muhabbeti ilerletmiş adamla, msn'e geçmişler (bura kasıyo msn var mı). Adam sonra "siz çok özelsiniz, o yüzden anlatıyorum bunları :)" felan diye yavşıyor hatta.

    Şimdi bakalım neler yumurtlamış Ashtar'ın Türkiye ayağı. Konuşmalar bizim ajan (ehehe) ve Ashtarlı "kaptan" arasında gerçekleşiyor, birazdan ekleyeceğim kayıtları KESİNLİKLE okuyun, "bu adam neyin kafasını yaşıyor ulan?" diyeceksiniz. Konuşmanın sadece bazı can alıcı kısımlarını koyacam, belden aşağı vurmak istemiyorum o sebeple msn adresini gizleyecem. Kimseye kendimi ispat etme çabam yok, şu blog'da beni azıcık tanıyanlar bunları kıçımdan uydurmadığımı bilirler zaten, kaldı ki bu adam yukarıda verdiğim Facebook grubunun kurucusu zaten. He ola ki Ashtar'lı kardeşlerimiz kuyruğuma basmaya yeltenirler, seve seve ifşa da ederim o zaman, no problem ehehe.

    Soytarılık başlasın.



    5 dakika sonra.


    10 dakika sonra.


    Illuminati'nin görevine son vermişmiş. Ehehe. Dur dur, sonraki günlerde daha da coşuyor abimiz...


    Şizofren kardeşimiz daha da uçuyor, itirafa bak şimdi. (nick'ler ve yazı stillerinin değişiklik göstermesinin sebebi bu konuşmaların aralarında günler, haftalar olmasıdır. farklı tarihlerdeki konuşmalar bunlar)


    Bu son konuşmanın tarihi 3 Haziran 2011 akşamı.

    Bir de şu habere bak, sahiden de merkez bankasının sistemi çökmüş o gün: http://www.sabah.com.tr/Ekonomi/2011/06/03/eft-sistemi-coktu

    Tamam bu kadar soytarılık yeter.

    Şimdi bu sayfanın kurucusu olan adam, %90 ihtimalle bu Ashtar'ın Türkiye ayağının başı, birtakım şeyler hakkında bilgi sahibi, spiritüalist ve deli. %10 ihtimalle de aslında olayla bir alakası olmayan, hasbelkader Facebook sayfası kurmuş öylesine biri. Ki birinci ihtimal bana daha kuvvetli geliyor.

    Bu adam neyden bahsediyor? Bilmiyorum mına koyyim, fakat bildiğim tek şey bu adamın şizofrene çeyrek kala bir vaka olduğu.

    Ve bu adam Türkiye'de en az binlerce kişiye sesleniyor. Belki "dernek" adı altında, belki "loca" adı altında, belki de hiçbiri, gizlice, underground yürütüyor bu işleri. Fakat ismin ve ambalajın ne önemi var, fikirlere baksana sen...

    "Thanks Ashtar :)))" dedikleri herif böyle bir zihniyetin ürünü işte.

    Spiritüalist kardeşlerim, abilerim, ablalarım, canlarım... AYAKTA SİKİLİYORSUNUZ.

    Bırakın bu salak işleri. Kandırılıyorsunuz.

    Ulan aczimendi tarikatı olsa yer gök inler, ne bileyim üfürükçü hoca olsa tüm haberlerde çıkar (ki çıkması da lazım tabii), fakat öbür taraftan bu hıyarlar istedikleri gibi at koşturuyorlar... Bu nasıl iş ulan? Neden bir Allah'ın kulu çıkıp bu soytarılıklara son vermiyor?

    Türkiye'de ve dünyada spiritüalizm gittikçe yayılıyor, Türkiye'de Bilyay var yine spiritüalist ve birçok yan kuruluşu olan bir dernek. Ve daha nice spiritüalist oluşum var bu ülkede ve tüm dünyada. Bu herifler nasıl istedikleri gibi şaklabanlık yapabiliyorlar?

    Bu işin Türkiye ayağından devam edelim bari. Bakın çok aşina olduğunuz bir topluluk geliyor karşınıza şimdi.

    Sirius Ufo Uzay Bilimleri Araştırma Merkezi: http://www.siriusufo.org/tr/

    Kurucusu da çoğumuzun tanıdığı, genç Ufo'ların yedek sevgilisi Haktan Akdoğan. Şimdi nedir efendim, ışık çıkaran gök cismi görüntüsü haberi olduğunda hemen Haktan bey telefonla felan yayına bağlanır ya da Saba Tümer'in programlarına katılır. Çıkar oraya her zamanki fiks ezbere laflarını söyler: "Dünya vatandaşı olma bilincine sahip olmalıyız" felan der. Sürekli bir "bilinç seviyesi" muhabbeti çevirir, arada Kuran ayetleri de verir, uzaylılarla beraber büyümüş gibi "çok zekiler, bize de yardım ediyorlar, geçenlerde amarikalı bir çiftçiye çip taktılar" felan der. Neye güvenerek görmüş geçirmiş gibi 1. ağızdan anlatıyorsa şu Ufo hikâyelerini... Nereden biliyon la uzaylıların zeki olduğunu? Satranç mı oynadınız, sudoku mu çözdünüz beraber ne yaptınız anlamadım ki ben sizi? Tutturmuş "bir enerji, bir pozitif motivasyon, bir aauuuraaa var" diye, valla artık böyle spiritüalist ağızlara tahammülüm kalmıyor benim. Terlik arıyorum hemen sağda solda.  İslam, Ufo ve spiritüalist fikirleri karıştır birbirine, al sana yeni çağ. Ne çağmış be arkadaş

    He bu arada Kuran'dan yararlanmayı da ihmal etmezler tabi. Neymiş işte Cebrail göklerden yani uzaydan inmiş dünyaya, öyleyse gökyüzünde başka medeniyetler varmış, Kuran'da da buna işaretler varmış. Lan ne alaka olum? Nedir bu gökleri ve gökyüzünü ulvileştirme, kutsallaştırma çabası? Sirius gezegeninden mi geldi Cebrail? Vahiy getirmeden önce Orion Takım Yıldızı Kıraathanesi'nde okey masasında felan mıydı?

    Hey Allah'ım. Bir de Hz Muhammed'in Miraç'ta gökyüzüne uçtuğunu zannediyor bunlar sanırım, olum "göğe yükselme" o değil la, öyle "yükselme" değil o... Peygamberimiz bu alemden, Allah katına daha yakın olan bir aleme "yükseliyor", olay bu.

    Şu video'nun 2:05-2:20 arasındaki saçmalığa bak şimdi, Haktan abimizin tam o bombayı patlattığı anın link'ini veriyorum: HAKTAN AKDOĞAN VE ÖMER ÇELAKIL BİRLİKTE KONUŞUYORLAR 1.BÖLÜM

    Neymiş? Tevrat, İncil ve Kuran'dan bahsedecekmiş sevgili Haktan kardeşimiz, çünkü "Hz Muhammed ve Hz İbrahim birtakım araçlara binmişler".

    Vayyy anassını yaa. Hz Muhammed ve Hz İbrahim Ufo'ya biniyormuş. Hey maşallah. Peygamberimizin uçan daire-i şerifi şu an Sultanahmet Camii'nde zaten, ramazanları gösterime açılıyor.

    Hey Allah'ım... Arkadaşım, Necm suresine bir bak, 13. ayetten başla 18'e kadar oku. Hz Muhammed muhtemelen sıradan insanlara nasip olmayacak muazzamlıkta şeyler görmüştür Mirac'a yükseldiğinde, en azından o ayetlerden benim anladığım bunlar. Fakat sen nasıl fırsatçı bir golcüsün de "gök" ve "yükselme" kelimelerini görür görmez kendine pay çıkarıyorsun? He belki bu yükselme esnasında Allah'ın, Hz Muhammed'e sağladığı bir vesile, bir aracı vardır (sünniler Burak'a bindi der misal), fakat ben senin lafı nereye getirmeye çalıştığını çoook iyi bilyiorum anacım. Star Wars mu ulan bu? Ne Ufo'su olum? Peygamberlerden bahsediyoruz lan?

    Dur dur, bitmez bunların saçmalıkları

    Bak 17 Ağustos'ta bizi esas ne korumuş: Video not found

    Neymiş neymiş? Tahminlerine göre 17 Ağustos'ta Ufo'lar, o açığa çıkan enerjiyi vakumlayarak, daha büyük bir deprem olmasını engellemişlermişmiş...

    Sevgili Sirius'çu kardeşlerim, şimdi sizlere bir soru sormak istiyorum. Why so serious?

    Olum, ne Ufo'su, ne depremi, ne yardımı Allah aşkına? Şizofren misiniz arkadaşım?

    Adam Ufo'ları kaşla göz arasında Akut ilkyardım ekibi yaptı anasını satayım.

    Nasuh Mahruki de mi uzaylı la?

    Uzaylıların deprem zamanlarında gelip bizi koruduğuna inanan insanlar var lan bu hayatta, valla şükredelim halimize ehehe. Uzaylı değil sanarsın Kandilli Rasathanesi anasını satayım.

    Olum bak bu sonsuz evrendeki milyarlarca galakside, illa hayat vardır. Böyle uçsuz bucaksız bir kainatın içinde bir tek Dünya'da hayat olması fikri çok saçma zaten, eyvallah. Fakat başka galaksiden, milyarlarca ışık yılı mesafeyi aşarak dünyamıza iniş yapmıyor o uzaylılar. Varsa öyle başka galaksiden dünyayı ziyaret edebilen uzaylı, gelsin göt verecem ona göt. Üstüne muamele bile çekecem, bu da içimden geldi hadi.

    Haktan abimiz ayrıca diyor ki, bu uzaylıların teknolojisi çok çok ileri bir seviyedeymiş, ışık hızını aşıp başka boyutlara geçebiliyorlarmış.

    Olum başka boyutlarla iletişimi de katıyorlar işin içine, metafiziki anlamlar yüklüyorlar uzaylı ve Ufo'lara... Şimdi sen bunları yapabilen Ufo'lara inanıyorsun, fakat ben burada isimleri Kuran'da defalarca zikredilen cinlerin, insan hayatına etki ettiğini söyleyince "yeeaa ne cini perisi bırak yeeaa" mı diyorsun?

    Arkadaşım, sağ ayamın dışıyla vururum ağzınıza. Manyak mısınız lan siz? Hangi ara bu hale geldiniz?

    Müslüman olduğunu söyleyen bir kişi zaten cinlere inanıyordur, aksini söylerse müslümanlıktan çıkar zira onlarca ayet var Kuran'da cinler hakkında. Fakat sana bu tür şeyleri unutturuyorlar işte, böyle uzaylı saçmalıklarına, Ufo'lara, alien'lara falan inandırıyorlar seni. "Cin" deyince, "İblis" deyince bunlar sana gerici, saçma, uydurma peri masalları gibiymiş geliyor. Kültüründen ve dininden uzaklaşman için ellerinden gelen her şeyi yaptıklarını, şimdiye kadarki yazılarda 500 defa anlattım zaten. Bu "spiritüalizm" ve "UFO" teraneleri de bunun bir parçası işte. Ve yakın gelecekte bu şeytani insanlar hem kendi yaptıklarını, hem cinlerin etkilerini "Ufo", "Alien", "E.T." gibi isimlerin arkasında kamufle edecekler.

    Adama uzaylı de, bir enerji de, pozitif motivasyon de, sana "hmmmmm mantıklı evet" der.

    Allah de, cin de, "yeeaaa bırak şunları ne saçmalıyosun cemaatçi misin beynini yıkamışlar senin" der.

    Kimin beyni yıkanmış lan gerizekalı? Başkalarının dayattığı saçmalıkları "aydın ve elit" fikirler olarak gören ve bu oltaya gelen kim? Kendi kültüründen hızla soğuyan, ona gerici yaftası vuran, çıktığı kabuğu beğenmeyen kim? Salak salak asılsız uyduruk hikâyelerin peşinden koşan kim? İnancını günden güne kaybeden, hiçbir bilgi sahibi olmadığı halde "inançsız" olmayı bir bokmuş gibi marifet sanan kim? Her İslam hakkında olumlu konuşanın arkasında başka bir bit yeniği arayan kim?

    Bir de burada anlatılanlara "paranoyakça" derler. Her İslam lehine konuşan adamın cemaatçi olduğunu düşünen salak, sen paranoyağın önde gidenisin lan. Kendi halinde bir insan "müslüman" olamaz dimi? Allah'ın salağı seni.

    Olum farkediyorsunuz dimi artık "Türk'üm" ve "Müslümanım" demek cesaret isteyen bir iş haline geldi bu ülkede. Prim vermeyin bunu yerleştirmek isteyen şerefsizlere, özünüzü inkâr etmeyin, kopmayın ondan, tutunun ona. Kültürü olmadan gelişebilmiş bir medeniyet varolmadı şu ana kadar, kültürünü kaybetmiş bir milletten birlik olmaz, kendi içinde bölünür gider. Sana da bunu yapmak istiyorlar, farket şunu artık aptal olma, neyse bu başka bi konu fakat kesinlikle geri dönecem buraya.

    Şimdi taşağını yediklerim bu Ufo ve spiritüalizm fikirlerinin bu kadar iç içe geçmiş olması sizi hiç kıllandırmıyor mu? Nerede Ufo, orada spiritüalizm. Nerede Ufo, orada "sevgi, barış, kardeşlik" lafları. Zaten bu lafları kim ısrarla bu kadar çok söylerse ondan bir işkillenin abicim..

    Ve size şunu da söyleyeyim, Ufo ve spiritüalizmin olduğu yerde, "muhakkak" masonluk da olur. Her ne hikmetse mason kardeşlerimizin ilgisini en çok çeken konulardan birisi bu UFO mevzu... Sebep?

    Tek bir dünya devleti.

    Ufo'lar bu tek bir dünya devletine mükemmel bir aracı.

    Haktan bile diyor "dünya vatandaşı olduğumuzu farketmeliyiz" diye, masonlar zaten dünden razı bu konuya atlamaya. Bak misal bu Sirius forumlarında takılan kişiler genelde birbirleriyle şöyle konuşur, "Saygıdeğer kardeşim asiçocuk1907, umarım size daha önceden söylemiş bulunduğum laflardan ötürü bana karşı bir kırgınlık ve negatif his beslememişsinizdir. Saygılarımla."

    La olum, alt tarafı "kusura bakma" diyecen, başbakanlığa dilekçe mi veriyorsun lan? Hem nick'i asiçocuk1907 olan biri ne kadar saygıdeğer olabilir anasını satayım, muhtemelen biraz sonra Sirius forumunu kapatıp otuzbir çekecektir o, ne saygıdeğeri la? Saçma, yapmacık mason ağızları işte.




    Yani işte, forum imzalarındaki tek dünya devleti vurgusu, "yehova" felan, anlayacağınız üzere bu Ufo forumlarında masonlar fink atmaktalar. Bazılarının avatarlarında masonik semboller, piramit, göz falan da bulunur. Ve bu işin sadece sanal boyutu tabii, reelde de hiçbir farkı yok emin olabilirsin bundan.

    He sen şimdi asılsız kaynaklar üzerinden Ufo'ları konuşmayı, böyle "pozitif enerji, motivasyon, aura" gibi kıyrıtık muhabbetlere iştirak etmeyi, entelektüellik ve aydınlık sanıyorsun ya, bak Bim'de yeni bi ürün çıkmış; "Entel 3'ü bi arada: Ufo, spiritüalizm, masonluk."

    Yersen.

    Lekum Dinikum Veliye Din ...
  11. KısayolKısayol reportŞikayet pmÖzel Mesaj
    Realist
    Realist's avatar
    Kayıt Tarihi: 13/Nisan/2007
    Erkek

    okuyum ben bunu

     


    ..
Toplam Hit: 6933 Toplam Mesaj: 19