Ata"Ya Mektup
-
ATA'YA MEKTUP
1.09.2006
Sevgili Atam;
Ölümünden bir yıl sonra dünyaya geldiğim için seni görme şansım olmadı. Fakat konuşmaya başlayıp bazı şeyleri anlayınca ilk olarak seninle tanıştım. Ödünsüz bir Kemalist olan rahmetli babam köy evimizin duvarına senin fotoğrafını asmış ve etrafına da aile büyüklerimizin fotoğraflarını dizmişti. Bana ilk tanıttığı kişi sendin "oğlum bu kim" diye senin fotoğrafını gösterdiğinde, büyük bir coşku ile çıkaramadığım (R) harfini yutarak o ATATÜK, bizi düşmandan kurtardı derdim. Tabii ki babamdan koca bir aferin alırdım. Benim kuşağım senin devrimlerinle büyüdü, seninle coştu, seninle aydınlandı ve senin yolunda çağdaş uygarlığa koşar adımlarla yürüdü. Senin ölümünden sonra silah ve kader arkadaşın Rahmetli İsmet İnönü zamanında da devrimlerinden bir ödün verilmeden bu yürüyüşe devam edildi.
Çok partili Parlamenter rejime geçiş sonrası, 1950 yılı Mayısında yapılan seçimlerle iş başına gelen iktidarla birlikte işler ters gitmeye başladı.
-İktidara gelenler ilk iş olarak Türkçe okutturduğun ezanı tekrar Arapça okutmaya başlayarak ilk anda devrimlerine karşı olduğunun ipucunu verdiler ve sonraki uygulamalarında da bu hep böyle devam etti.
Üstüne titrediğin devrimlerinden;
-Öğretim Birliği Yasası (Tevhid-i Tedrisat Kanunu) oy uğruna delinerek, sonradan devrim karşıtı eğitimle ünlenen İmam Hatip okulları açıldı. Yüce dinimize göre imam olma olanağı olmayan kızları da bu okullara kabul ederek, bu gün sıkma başla (türban) başlayan ve yarınlarda çarşafa bürünmeye çalışan bir nesil yaratıldı.
-Laiklikle ve kurduğun Cumhuriyetle bağdaşmadıkları için kapattığın Tekke ve Zaviyeler yeniden tarikatların yuvası haline getirildi. Seçimler öncesi tarikat şeyhlerinin eli öpülerek oy avcılığı yapıldı.
-Aydınlanma yuvası olarak ışık saçan Halk evleri kapatıldı
-19.Mayıs.1919 tarihinde Samsun'a ayak bastığından beri kafanda tasarladığın, Erzurum ve Sivas Kongrelerinde bir sürü mandacı görüşlere karşın kabul ettirdiğin tam bağımsızlık ilkesi 1950 sonrası iktidarlarca unutularak, yine emperyalist devletlerin lafından çıkamaz duruma gelindi.
-Vatanı kurtardığın zaman, üstlendiğin ve sonradan tamamen ödenen Düyun-u Umumiye (Genel Borçlar İdaresi) zamanındaki borçlardan tam kurtulmuşken, yeniden yüksek faizlerle borçlanılarak ülke borç batağına sürüklendi.
-Anayasa'da bulunmadığı halde Özel soruşturma (Tahkikat) komisyonları kurdurularak, kendi aleyhine konuşanlarla, yazanlar susturulmaya çalışıldı.
-Vatan Cephesi adı altında kendilerine yandaş toplayarak bunların adlarını her gün devlet radyosundan saatlerce yayımlayarak, ülke kamplara bölündü.
-Cumhuriyet'i emanet ettiğin gençlik, bu olumsuz koşulları protesto edince, üzerlerine polis panzerleri ile yüründü, bu arada kimi yaralandı, kimi de öldü.
Bu kötü gidişe dur demek için, 27. Mayıs. 1960 tarihinde, yetiştiğin yuva olan Silahlı Kuvvetler idareye el koydu. Bir yıl içinde kabul edilen İlerici bir Anayasa ile seçimlere gidildi. Ne yazık ki seçimlerden umulan sonuç çıkmadı. Gelenler eskileri aratmadı. Bu çağdaş Anayasanın bünyemize bol geldiğinden dem vuruldu, ama değiştirme cesareti gösterilemedi. Ekonomik, siyasi ve sosyal yönden hep kan kaybeder olduk. Bu arada 12.Mart.1971 tarihinde Atatürkçülükle ilgisi bulunmayan, ancak kendilerini Atatürkçü olarak göstermeye çalışan, Silahlı Kuvvetler komuta kademesi tarafından iş başındaki hükümete bir muhtıra verildi. Bu kargaşada iktidarların değiştirmeye cesaret edemediği 1961 Anayasası, birey hak ve özgürlükleri açısından kuşa çevrildi ve Anayasa da düzenlenen bu haklar teker teker geri alındı.
Sıkı Yönetim ilan edilip baskılar artmasına karşın, ülke terör nedeniyle savaş alanına döndü. İktidarlar, kendilerini sağ ve sol diye nitelendiren terör örgütlerinin üzerine yansız gidip terörü önleme yerine, bir tarafı kollayarak, hatta yetkili ağızlardan "bana sağcılar suç işliyor dedirtemezsiniz" yollu demeçler verilerek, yüzlerce aydının katledilmesine göz yumuldu. Çoğunun sanığı belli olmadığından, dosyaları tozlu raflarda bekletilerek zaman aşımına uğratıldı.
Periyodik şekilde 12.Eylül.1980 tarihinde İkinci bir darbe oldu. Bu kez iktidara el koyan komuta kademesinin başı, seni taklit etmeye özendi, kurduğun Türk Dil ve Tarih kurumlarının işlevleri asıl amaçlarından saptırılacak şekilde değiştirilerek vasiyetine ihanet edildi. En önemli devrimlerinden olan aynı zamanda din ve vicdan özgürlüğünün de güvencesi sayılan laiklik ilkesi hiçe sayılarak, Orta Öğretimde zorunlu din dersi Anayasaya yerleştirildi ve meydanlarda ayetle söylevler atıldı. En acısı bunların tümü senin adın kullanılarak yapıldı. Uzun süren bir sıkıyönetim döneminde birçok aydın ve Kemalist mağdur edildi.
1983 yılında yapılan seçimlerde iş başına gelenler, ülkeye yolsuzluğu beraberinde getirdiler. Yetkililer "benim memurum işini bilir" diyerek rüşveti özendirdi, "Anayasayı bir defa delmekle bir şey olmaz" diyerek hukukun üstünlüğü çiğnendi. Yurt dışından getirilip önemli görevler verilen prenslerin çoğu yolsuzluklardan ötürü tutuklanıp cezalandırıldı.
Senin zamanında da var olan Kürt sorununu gündeme getiren PKK adlı illegal örgüt ülkeyi kan gölüne çevirdi. Yirmi yıl devam eden bu anarşik eylemler sonucu, gerek örgüt mensuplarından gerekse kamu görevlileri ve vatandaşlardan hayatını kaybedenler üç yüz binleri aştı. Ülke bu yüzden büyük bir ekonomik çöküntüye girdi. Sonuçta kahraman Türk Silahlı Kuvvetleri örgütü çökerttiyse de, AB süreci nedeniyle çıkarılan yasalarla TSK ve emniyet güçlerinin yetkileri tırpanlandı ve yasa dışı örgüt bu yasaların boşluğundan yararlanarak eylemlerini yeniden başlattı. Eskisi kadar olmasa bile hala eylemler devam etmektedir.
Sevgili Atam, bu yazdıklarıma mutlaka çok üzülmüşsündür, amacım seni üzmek değil, fakat bu gün, ne durumda olduğumuzu yazarsam daha da üzüleceğini biliyorum. Ama yine de yazacağım. Çünkü sen kendini bu ülke için adamış değişmez kurtarıcımız ve önderimizsin, senin aydınlık yolundan başka yürünecek tüm yolların karanlık olduğunu biliyoruz. Bu nedenle her şeyi bilmeni istiyoruz. Çünkü artık bu ülkede senden yana olan ve ben aydınım, ben Kemalist'im diyenleri kimse dinlemiyor. Hatta dinazorlar, çağ dışı kalmış insanlar diye hafife alınıyorlar.
Bu güne, Samsuna çıktığın gün, büyük Söylevinde belirttiğin sözle başlamak istiyorum.
Genel durum ve Görünüm:
Şu anda genel durumumuz çok kötü. Düyun-u Umumiye (Genel Borçlar İdaresi) zamanında ki borçları aşmış miktarda iç ve dış borç sarmalındayız, gelirlerimiz bu borçların faizlerini karşılamamaktadır. İktidarda ki Parti demokrasi ve özgürlükleri kılıf yaparak her gün devrimlerinden ödün üstüne ödün vermektedir. Ülkede milyonlarca insan aç ve işsizken, tek işleri, sıkma başı (türban) serbest hale getirerek kamu alanına sokmak ve imam okulu mezunlarına üniversiteye girme yolunu açmaktır. Bunun desteğini de aslen karşı oldukları, fakat hedeflerine varmak için paravan olarak kullandıkları AB üyeliği görüşmeleri nedeniyle emperyalist güçlerden almaktadırlar.
Dış politikamız tamamen emperyalist ABD, borç bataklığımızın alacaklısı IMF, ve yıllarca bizi kapı önünde bekleteceği sinyalleri veren ve sonuçta birliğe almaya niyetli görünmeyen AB ye bağlı. Ayrıca Dış İşleri Bakanlığı ve bürokratları tamamen devre dışında, dış politika sadık danışmanlar eliyle kapalı kapılar arkasında milletten gizli bir şekilde yürütülmektedir.
Oysa 6 Mart 1922 tarihinde TBMM yaptığın konuşmada "Artık durumu düzeltmek için mutlaka Avrupa'dan öğüt almak, bütün işleri Avrupa'nın emellerine göre yürütmek, bütün dersleri Avrupa'dan almak gibi bir takım düşünceler belirdi. Oysa hangi bağımsızlık vardır ki, yabancıların öğütleriyle, yabancıların planlarıyla yükselebilsin? Tarih böyle bir olay kaydetmemiştir."demiştin. Nerde o günler, nerde o saygınlık, nerde o irade...
1924 yılında 90 kuruş,1930 yılında 130 kuruş olan dolar 1.600.000 liraya dayanınca, pul olan paramızdan 6 sıfır atılarak ve TL,YTL yapılarak denge kurma yoluna gittiler.
Ülkenin kalkınmasında büyük katkıları olan ve senin kurduğun Kamu İktisadi Teşekküllerini, birer birer özelleştirme adı altında, yok pahasına elden çıkararak, yabancılara ve yandaşlara peşkeş çekiyorlar.
Vurgunda, talanda, Banka hortumlamada, aklama paklamada, hayali ihracatta, çete kurmada, yolsuzluğa bulaşan siyasilere af çıkarmada üstümüze yoktur. Gün olmuyor ki, bir yolsuzluk dosyası çıkmasın. Yukarıda saydığım birçok terime yabancı olduğunu biliyorum. Bunları açıklarsam "Tertemiz bıraktığım ülkeyi ne hale getirmişler" diyeceğini biliyor ve canını sıkmak istemiyorum.
Bu yolsuzlukların üzerine giden namuslu kamu görevlileri, bizce bilinen ancak adı bir türlü açıklanmayan bir güç tarafından, bir yolu bulunarak o görevden alınarak pasif bir göreve veriliyor, hatta bazılarına da bir kulp takılarak hakkında soruşturma açılıyor.
Senin, Cumhuriyet ve demokrasi adına yasakladığın şeriatçı zihniyetler, "bizim referansımız İslam'dır" diyerek, siyasi parti kurup iktidara geldiler.
Tarikatlar ülke yönetiminde etkin bir hale gelerek, Şeyhlerin önderliğinde sakallı, şalvarlı, takkeli ve cüppeli gruplar halinde kurtarılmış bölgeler yaratarak devrimlerine ihanet etmektedirler. Oysa sen 1923 yılında "Efendiler ve ey millet iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müridler, meczuplar memleketi olamaz. En doğru ve gerçek tarikat medeniyet tarikatıdır. Medeniyetin emir ve talep ettiğini yapmak insan olmak için kafidir" demiş ve bunu uygulamıştın. Bu gün iktidarda olanlar bu şeyhlerin önünde diz çöküp ellerini öpme yarışındalar.Vatanı kurtarmak için ilk planlarını yaptığın Sivas'ta, bir yobaz güruhu tarafından, ben aydınım, ben Atatürkçüyüm, ben Kemalist'im diyen 35 canı otelde diri diri yaktılar.
Olayı yaratanlar şeriat naraları atarken, yetkililer bu aydınları kurtarmada aciz kaldılar.
Sıkma başı (türban) kamu alanında yasaklayan Danıştay (Şurayı Devlet) Dairesi üyeleri, hasta ruhlu yobaz bir Av. tarafından makamında kurşunladılar. Bu olayda bir de şehit verdik.
ABD'nin ilerde emperyalist amaçları doğrultusunda kullanmak üzere kuzey Irak'ta kol kanat gerdiği PKK adlı terör örgütü tarafından kurulan kalleşçe mayınlama pusularına düşen askerlerimiz şehit olurken, iktidarda bulunanlar bu terör belasını durdurmak yerine, ABD'yi memnun etmek için, ABD piyonu İsrail'in saldırdığı Lübnan batağına asker göndermeyi tercih ederek, yurttaşların %90'ı karşı olduğu halde, senin zamanında ulusal bağımsızlığımız ve onurumuz için nice hayati kararlar alınmış TBMM'den karar çıkarttılar.
Bu olumsuzluklara kızarak "ülkeyi bu hale getiresiniz diye mi size emanet ettim" dediğini de duyar gibi oluyorum.
Aziz Atam, şuna inanmanı istiyorum ki bu güne kadar tehlikenin tam farkında olmayan, Kemalist güçler tepki göstermeye başlamış olup, "hangi ahval ve şeraitte olursa olsun, iktidara sahip olanların gaflet ve dalaletine" karşın, senin kurduğun ve bize emanet ettiğin laik Cumhuriyetini "İlelebet" yaşatacağımıza ve Kuvayi Milliye ruhu ile bu zorlukları aşacağımıza ant içeriz.
Bu karamsar tablonun yanında birde sevineceğin olaylardan haber vereyim.
-Şu anda Cumhurbaşkanımız olan, Sayın Ahmet Necdet Sezer; aydın, demokrat, hukukun üstünlüğüne inanan ve laik Cumhuriyetimizin ödünsüz savunucusu olarak makamında oturmaktadır.
-Bu günün Silahlı Kuvvetleri, ilke ve devrimlerine bütün içtenliği inanan ve sahip çıkan, tüm Atatürkçülerin tek güvencesi durumundadır.
-Kentucy Üniversitesinden Prof.Dr.Arnolt Ludwig tarafından 18 yıl süren bir çalışma sonucunda yayımlanan, Siyasi Liderliğin Doğası adlı kitapta, son yüz yıla damgasını vurmuş 377 büyük Devlet adamı arasında siyasi büyüklük sıralamasında senin birinci olduğunu belirtmiş. Biz zaten bunu biliyoruz varsın, örümcek kafalılar, numaralı Cumhuriyetçiler, önünü görmez zavallılar bilmesinler, umurumuza değil.
-Ayrıca, şunu da özellikle bilmeni istiyorum ki, sana karşı olanlar, devrimlerini benimsemeyen karşı devrimciler bile sıkıştıklarında senden başka başvuracak bir yol gösterici bulamıyorlar ve hemen kanatlarının altına sığınıyorlar. İlke ve devrimlerinle, kurduğun laik Cumhuriyetinle o kadar büyüksün ki hala dünya senin önderliğine hayran. Buda bizlere büyük gurur ve güç veriyor.
Ne mutlu bize ki, MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'ÜMÜZ var….
Kalbimizin ve dünyanın en büyük önderine saygılarımı sunar, hatırasının önünde saygı ile eğilir, özlemle ellerinden öperim. 10.09.2006Gündüz AKGÜL
Emekli Cumhuriyet Savcısı -
üfffff, valla bi başından bi ortasından bi de sonundan okudum gene de baydı..
-
güzel noktalara parmak basmış yazan kişi ama biraz zor okunan bir yazı olmuş..
-
Bence süper bir yazı ;)
-
biraz abartmış yani bukadar uzun olurmu bu mektup
-
üfffff, valla bi başından bi ortasından bi de sonundan okudum gene de baydı.. beni nie baymadı zihniyet ve heves farkı var sanırım...
-
bu tür yazıları çok görüyorum, beni sıkan uzunluğu değil içeriğindeki demogoji ve hamaset dolu yazılar.
cevaben bi yazı yazarsam, sevgili tarikat ehli ( meyyite mektup yazacak kadar sıyırmadım )
* çok partili sisteme geçtikten sonra işler kötü gitmeye başlamış, bu söz anca demokrasi karşıtı jakobenler tarafından söylenebilecek bi söz.
* iktidara gelen menderes ezanı asli şekliyle okutmuş. sonuçta yanlıştan bi şekilde dönmek gerekiyordu çünkü ezanı farklı dilde okutmak mekruhtur, devlet eliyle dine şekil verme anlamına gelir. ( gerçi bu laikliğe halel getirmiyordu ?)
* imam-hatip okullarının açıldığından dem vurup tevhid-i tedrisatın delindiğini söylemiş. ilk imam-hatipler 1928 de açıldı ve 34 de kapatılmıştır. tekrar açılması 1949 dadır. yani ikisi de chp zamanı. kaldıki bunları açmak yanlış olduğu için söylemiyorum sonuçta halkın din eğitimi ihtiyacı bi şekilde karşılanmalıdır.
* tekke ve zaviyeler tarikat yuvası haline gelmiş :) tekke zaviye ve türbeler halen kapalıdır, tarikatler artık farklı bi şekilde yapılanmıştır, bir medeniyetin sosyal bi olgusunu kanunla kaldıramazsınız zaten.
* halk evleri kapatılmış. o zaman türk ocaklarını kim kapattı onu da yaz.
* 60 darbesini övüp 71 darbesini yeren adamın ne mal olduğu burada meydana çıkıyor: solcu mu? hayır! darbeci... yazıklar olsun, bi de savcı olacak!
* din dersinin zorunlu olmasına karşı çıkmış. buna ben de katılıyorum, sanki ülkede farlı dinden farklı mezhepten hiç adam yokmuş gibi isteyene de istemeyenine de aynı eğitim veriliyor. ama ayrıldığımız bi nokta var zorunlu din eğitimi kaldırılırsa o zaman anayasadaki din ihtiyacının devlet tarafından karşılanacağı maddesinin de kaldırılması lazım.
*merhum turgut özala yolsuzluğu getirdi demiş. bu dar görüşlü ve yanlı bi bakışın sonucudur. ülkeyi global dünyaya eklemlemiş, daha demokratik daha sivil bi hale getirmek için uğraşmış, daha geçen okuduğum gibi athaat ihracat rakamlarını fırlatmış bi adam için söylenmeyecek bi sözdür bu.
*** ve ve ve şunu da yazıyım başka yazmayacam çok vakit kaybettim
19.Mayıs.1919 tarihinde Samsun'a ayak bastığından beri kafanda tasarladığın, Erzurum ve Sivas Kongrelerinde bir sürü mandacı görüşlere karşın kabul ettirdiğin tam bağımsızlık ilkesi 1950 sonrası iktidarlarca unutularak, yine emperyalist devletlerin lafından çıkamaz duruma gelindi.
sivasda mandacılara karşı gelindi haa! hatta bi mektup muhabbeti var, mandacıların istediği gibi amerikaya manda için teklif mektubu yazılmış ama gönderilmemiş. miş..
Bu kısım alıntıdır:
28 Eylül 1919 tarihli İrade-i Milliye gazetesinin 2. sayfasını açanlar, hurda bir başlıkla karşılaşıyorlardı. Önce bu kısacık metni okuyalım: “Üç general ve müteaddid küçük rütbeli zâbitandan mürekkeb Amerikalı General Harbord’un riyâseti altındaki hey’et, şehr-i hâlin 21. günü Sıvas’a muvâsalat etmiş ve bir gece kalarak Erzurum’a hareket etmiştir. Erzurum muhâbir-i mahsusumuzdan aldığımız haberde General Harbord heyetinin Erzurum’a vâsıl olduğu bildirilmektedir.”.
Üç general ve çok sayıda küçük rütbeli Amerikan subayı 1919 Eylül’ünde Sivas’da ne aramaktadırlar sahiden de?
General Harbord Sıvas’ta Mustafa Kemal Paşa ve Rauf Bey’le görüşmüş, oradan Erzurum’a geçmiş ve Kâzım Karabekir tarafından karşılanmıştır. Hem de ne karşılama? Kâzım Paşa, Amerikalı misafirleri davul zurnayla karşılatmış, halk oyunları bile oynatmıştır karşılarında.Bir konferans salonundan yükselen bu dikkatli itiraz düşündürücüydü gerçekten de. Öyle ya, Nutuk’u, hele hele Kâzım Karabekir’in, Rauf Orbay’ın hatıralarını, Sıvas Kongresi Tutanakları’nı okuyan bir dikkat bu ayrıntılara hemen vakıf olabilirdi.
Gelgelelim Sıvas Kongresi’nde asıl önemli olan bir nokta nedense es geçilir. Bir gazeteci görüntüsü altında gelen istihbaratçı Louis Edgar Brown, Sıvas Kongresi başkanlığından ABD Kongre’sine yazılan bir mektuba kuryelik de yapmıştır. Başkan Mustafa Kemal, yardımcısı Rauf Bey, İsmail Fazıl Paşa, İsmail Hami (Danişmend) ve M. Şükrü isimli diğer bir kâtibin imzalarını taşıyan bu mektup, ABD Senatosu’ndan, bir heyet gönderip Anadolu’daki durumu yerinde incelemesini rica etmektedir. Yazılış tarihi 9 Eylül 1919’dur. Zaten General Harbord’un sebeb-i ziyareti, bu davettir.
Ancak Nutuk’ta geçen şu ifade kafaları karıştırmıştır:
Kongre divan riyasetinin [başkanlığının] imzalarıyla bu yolda bir mektup tesvid olunduğunu [müsveddesinin hazırlandığını] hatırlıyorsam da, bu mektubun gönderilebilip gönderilmediğini pek iyi hatırlamıyorum. Esasen bu mektuba suret-i mahsusada [özel olarak] ehemmiyet atf etmiş değildim.
Mektupta istenilen inceleme heyeti geldiğine ve bu heyet de Harbord heyeti olup Sıvas’ta Mustafa Kemal’le rûberû (yüzyüze) görüştüğüne göre, mektubun gönderildiğinden nasıl şüphe edilebilir? Bu mektubun gönderilip gönderilmediği konusunda uzun bir süredir tereddütler vardı. Ancak burada hem ABD Senatosu’nun yayınladığı halini, hem de Brown’ın Hoover Enstitüsü’ne teslim edilen evrakı arasından çıkan imzalı bir kopyasını yayınlayarak bu tartışmaya son veriyoruz. Artık o unutturulmak istenen o mektup elimizde. Bundan sonra mektubun anlamını tartışmaya başlayabiliriz.
-
Tek KeLemeyLe Dehşet Bir Yazı!
-
Ne yazıkki bunları okuyoruz sonumuz hayra çıkar inşallah :S
-
benzaldehit bunu yazdı:
-----------------------------* imam-hatip okullarının açıldığından dem vurup tevhid-i tedrisatın delindiğini söylemiş. ilk imam-hatipler 1928 de açıldı ve 34 de kapatılmıştır. tekrar açılması 1949 dadır. yani ikisi de chp zamanı. kaldıki bunları açmak yanlış olduğu için söylemiyorum sonuçta halkın din eğitimi ihtiyacı bi şekilde karşılanmalıdır.
-----------------------------
Halkın din eğitimi karşılanmalıdır. Doğru ama erkekler imam hatip den mezun olunca hoca oluyorlar. Kızlar ne oluyor ?
-
o okulların adı imam-hatiptir. erkekler mezun olunca imam oluyor peki ya kızlar ne oluyor demişsin. onlarda hatip oluyor! hatip olmak için erkek olmaya gerek yoktur. hatip ne demek bilmiyorsan ki bilmiyorsun sanırım herhangi bi sözlükten öğrenebilirsin
