

İttihat Ve Terakki | Enver Paşa Ve Arkadaşları Kitap İstek
-
Sencer bunu yazdıkarabudun bunu yazdıSencer bunu yazdıkarabudun bunu yazdıSencer bunu yazdı
İttihat ve Terakki,Kahramanlık? İTC kadrolarında iki tane kahraman vardır hocam : Kuşçubaşı Eşref ve Süleyman Askeri, ki ikisi de Teşkilat-ı Mahsusa'nın has reisleridir. Enver Paşa bir sağda bir solda savrulmuş, Türkistan'da hayatını kaybetmiş bir garibandır. Hataları da çoktur ama vatanperverliğinden şüphe edilmez. İTC'nin geri kalanı kuru kafa.
Kuşçubaşı'na ait olduğu söylenen hatıraları okudum. İyi bir saha elamanı. Ama yine de TM' yi kuranların da İttihatçı önderler olduğu unutulmamalı.
1.Umum Harp'te koca memleketi batıranlar da İttihatçılardır. Garp hayranı, ekmeğini yedikleri devletin örfünden uzaklaşmış, ne toplumsal ne idari kurumları tanımayan, hürriyet diye diye kafayı yemiş bir avuç hayalperest şaşkındır çoğu şahsi nazarımda. Kuşçubaşı ve Süleyman Askeri gibi nice şerefli üyeleri de bildikleri işi yapmış sahaya inmiş, Eşref Bey Balkanlar'da üstün hizmetlerde bulunurken Süleyman Bey ise Bağdat'ta imkansızlıklardan ötürü muvaffak olamayışlarına dayanamayarak kafasına sıkmıştır, hiç yoktan şerefiyle ölmüştür.
Kaldı ki İTC kendi içinde dahi vahdeti sağlayamamıştır. Koca memlekete nasıl refah getireceklerine inandılar hayret! El alem de modernleşme yaşamış. Bakınız ; Japon ve Çarlık Modernleşmesi. Ancak kendi yüzerce yıllık siyasi,içtimai düzenini yerle bir eden gerizekalılar sadece bizim memlekette çıkmıştır. Neticede de topuklarını kıçlarına vura vura oraya buraya kaçmışlardır Umumi Harp sonunda.
TM'ye gelecek olursak; bu memlekete Cumhuriyet öncesi dönemdeki en büyük hizmetleri gerçekleştiren son neferlerin adıdır. Türk Tarihi'ne altın harflerle yazılmışlardır.
Son olarak ; Kuşçubaşı'na ait olduğu söylenen hatıratlar iki taneydi bugüne kadar. Biri CIA elemanı Philipp Stoddard'ın doktora tezi bahanesiyle kendisiyle yapmış olduğu söyleşiden müteşekkil Teşkilat-ı Mahsusa isimli ARMA(ARBA) yayınlarından çıkan eser. Bunu tedarik etmek pek güç değil. Bir diğeri de Hayber'de Türk Cengi isimli aynı yayınevinden çıkan eser. Bunu bulana kadar akla karayı seçmiştim. Yayınevi zaten ortalıkta yok. Son bir tanesini nadirkitap.com'da bulabilmiştim neyse ki.
Kuşçubaşı'nın hatıratının esaslı bir kısmını teşkil eden sayfaları yaktığı veya Cemal Kutay'a verdiği yönünde iddialar var. Geçenlerde yeni bir kitap gördüm bu yönde. Cemal Kutay'daki hatıratının derlenmiş hali olduğu iddia ediliyordu. Henüz temin etme şansım olmadı. Bakmak isterseniz : http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=697492
@tustanbakanadam İTC mensuplarına ilişkin fazlaca okuma yapman lazım. Aksi halde birkaç esere bağlı kalırsan nesnel izlenimler elde etmen hayli güç. Yakup Cemil gibi bir adam kahraman sanılıyor mesela.İttihatçılar ile ilgili yaptığınız değerlendirmeler çok yüzeysel. Şimdi nasıl bilmiyorum ama eskiden orta öğretim tarih kitapların da;
- Osmanlı devletini İttihatçılar yıktı.
- I. Dünya savaşında Almanlar yenildiği için bizde yenilmiş sayıldık.
Gibi acaip şeyler yazardı. Sizinki de biraz öyle olmuş. Her şey den önce şunu bir netleştirelim:
* Osmanlı devleti gibi bir yapının 20 yüzyılda varlığını devam ettirmesi mümkünmü idi ?
* I. Dünya savaşı netice de paylaşım savaşı olduğuna ve bu savaş çıktığına göre, Osmanlı'nın bu savaşın dışında kalma gibi bir gücü varmı idi ?
Bu sorulara " Evet" diyorsanız, tarihin dışındasınız demektir ve benim için konuşulacak bir şey yoktur. " Hayır " derseniz de değerlendirmelerinizi gözden geçirmek zorundasınız. Ayrıca Japon ya ve Rusya örnekleri hiç uygun değil.
Kimsenin kimseyi artık pek de anlamaya çalışmadığı bir yerde detaylı yazmaya lüzum görmedim. Cevabınızı karşılıksız bırakmamak için nezaketen ve nispeten de konuyu açan arkadaşı daha iş görür bir doğrultuya yönlendirme maksadıyla kısaca değindim ve anlayacağınızı umdum fakat benliğinizden ötürü olsa gerek yazdıklarımı bu kadar sığ algılamışsınız.
Siyasal sistemler ve toplumlar arasında çift yönlü bir ilişki mevcuttur. Halkın gerek iç gerekse dış düzen noktasında ihtiyacına cevap vermeyen sistemler değişime ve dönüşüme mahkumdur. 20.YY'a gelindiğinde bir değişikliğe ihtiyaç olduğu düşüncesinden hareketle bakacak olursak İttihatçıların yaptığı yine ahmaklıktır. Burada ahmaklıktan kastım Mutlak Monarşi'den Meşruti Monarşi'ye geçiş talepleri değil. Ancak toplum zaten paramparça olmuş. Dini ve etnik anlamda parçalanmalar söz konusu. Bunun karşısında hem çıkıp Osmanlıcılık,İslamcılık,Türkçülük taslayacaksın bize bunlar gerek diyeceksin. Hem de siyasi ve içtimai düzeni kökten sarsaracak eylem ve taleplerde bulunacaksın. Adam gelmiş Bab-ı Ali'de baskın yapmış, kendini kahraman sanıyor. Böyle mi vatan kurtarılır?
Ayrıca Meşrutiyet dönemlerinde ve İTC'nin perde arkasında ipleri eline almaya başladığı dönemlerden itibaren meclis çalışmalarına, halkın iradesinin meclise ne kadar yansıdığına ve bu meclislerin ve içlerindençıkan hükümetlerin toplumun ihtiyaç ve taleplerine ne kadar cevap verebildiğine bir bakın. Parçalanmışlık ve kokuşmuşluğu gördüğünüz vakit sanırım söylemek istediklerim daha netleşecektir. Ha bu noktadan sonra İTC kahramanları ne yapıyor? Muhalif avına çıkıyor. Onu vur bunu as şunu kes, millet açlıktan ölsün umrunda mı?
Gelelim Umum Harp meselesine ya da sizin deyiminizle Dünya Savaşları'na. Şunu sorayım : İnönü 2. Dünya Savaşı'na Türkiye'yi sokmamak için kaç sene çabaladı ve ne kadar muvaffak olabildi? Açın bakın. Savaş,iletişim ve ulaşım teknolojilerinin ilk harbe göre çok çok daha ilerlediği bir dönemde atacak kurşunu olmayan bir devlet harbe girmemeye muvaffak olabiliyorsa 1914'teki Osmanlı hayli hayli başarabilirdi. Aynı İsmet Paşa'nın yaptığı gibi, Batılı devletler arasındaki çıkar çatışmalarını kullanarak. Hadi diyelim ki takdir, harbe girdin, hem de Almanların safında. Ama bu taparcasına Kayzerperestlik nedir? Harp taraf olmak değil, çıkarını imkanlar dahilinde gözetmektir. Sonra Sarıkamış'ta onbinlerce Mehmetçik böyle gerizekalılar yüzünden şehit düşer işte.
Birinci Dünya Savaşı'nda yönetimde olan İTC kadrolarının, yaşanan kayıplarda ve başarısızlıklarda en önde gelen faktör olduğunu anlamak için İkinci Dünya Savaşı'na kadar gitmeye de gerek yok. G.M Kemal'in , Kazım Karabekir'in vd. elinde Talat, Cemal, Enver Beyler'in elindekinden daha mı fazla imkan vardı? Onlar da harb ettiler. Hem de taraf olarak değil hedef olarak. Yedi düvel geldi üstümüze be. Yine Birinci Harp'te Almanlar vardı. İstiklal Harbi'nde kim vardı yanımızda?
Netice olarak benim esas söylemek istediğim şu idi: Bu adamların ekseriyeti beş para etmez, Batı gibi olalım da ne bok olursa olsun umrumuzda değil kafasında sığ görüşlü, devlet işlerinden anlamayan çapulculardı. Madem pek yetenekliydiler nerde İstiklal Harbi'nde Kuvayi Milliye'de Cumhuriyet'te İttihatçı babalar?
Tarih okuyorsun,vatanperversin saygı duyarım. Ama karşındaki insana da saygılı olmayı öğrenmen gerekiyor.Saygı kavramı konusun da sııntılı bir toplum olduğumuzu düşünüyorum. Tarihte ki bir dönem hakkın da ufak ufak tartışıyoruz. Kişisel hiç bir şey söylemedim.Nasıl bir saygısızlık yaptım anlamadım?
Bir konu da bilgi eksikliğiniz olduğunu söylemek size hakaret değil. Benim de sadece yüzeysel bilgim olan bir sürü konu vardır. Bu kadar alınganlığa gerek yok ki. Yine de size kırıcı geldi isem özür dilerim.
" ...hem de Almanların safında. Ama bu taparcasına Kayzerperestlik nedir... "
I. Dünya savaşı ağırlıklı olarak zaten Osmanlı Coğrafyasının paylaşımı için çıkmıştır. Burada Osmanlı " Av " konumundadir. Özellikle zengin petrol kaynaklarının üstünde oturan ve iliklerine kadar bir ortaçağ devleti olan Osmanlı'nın varlığını sürdürmesi mümkün değildi. Takdir edersiniz ki, bir avlanma eyleminde av'ın avcıya " ben bu işte yokum " deme şansı bulunmamaktadır. Burada asıl düşünülmesi gereken Osmanlı savaşa neden girdi' den çok, Osmanlı tarihsel süreçte nasıl av konumuna düştü olmalı.
Almanya meselesine gelince, savaştan önce Maliye bakanı Cevat bey'in İngiltere ziyaretine göz atmanızı tavsiye ederim. İttihatçılar yaklaşan savaştan kaçamıyacağımızı anlayınca, İngiltere'de nabız yoklamışlar ancak İngilizler bizi yanların da istememişlerdir. Yani İttihatçıların Almancılığı birazda mecburiyet den olmuştur.
II. Dünya savaşı ise Emperyalizmin kendi aralarında ki yarım kalmış ( I. Dünya savaşı ) hesabı kapatma savaşıdır. Burada Türkiye coğrafyası baş aktör değildir.
" ...Birinci Dünya Savaşı'nda yönetimde olan İTC kadrolarının, yaşanan kayıplarda ve başarısızlıklarda en önde gelen faktör olduğunu anlamak için İkinci Dünya Savaşı'na kadar gitmeye de gerek yok. G.M Kemal'in , Kazım Karabekir'in vd. elinde Talat, Cemal, Enver Beyler'in elindekinden daha mı fazla imkan vardı?..."
Başta M. Kemal olmak üzere, Milli Mücadelenin lider kadrosunun hepsi eski ittihaçdır. Sadece lider kadro değil, Kuva-i Milliye de tamamen İttihatçı örgütlenmesidir.
Her ne ise daha bir sürü şey söylenebilir de, gecenin bu saatinde kafa şişirmeyelim. Sonuç olarak İttihatçılar hakkında ki değerlendirmem şudur;
Can havli ile, yıkılmakta olan Osmanlı devletini kurtarmaya çalışmışlar ama başaramamışlardır. 20. Yüzyıla adeta bir zombi olarak gelen Osmanlı İttihatçılar olsa da olmasa da o yıllar da dağılmaya mahkumdu. Denemişlerdir ama olmamıştır. Zaten olmasıda mümkün değildi. Ama;
Osmanlı yıkılışını durduramadı iseler de, O enkazdan Türkiye Cumhuriyetini çıkarmayı başarmışlardır.
-
Sencer bunu yazdı
Gelelim Umum Harp meselesine ya da sizin deyiminizle Dünya Savaşları'na. Şunu sorayım : İnönü 2. Dünya Savaşı'na Türkiye'yi sokmamak için kaç sene çabaladı ve ne kadar muvaffak olabildi? Açın bakın. Savaş,iletişim ve ulaşım teknolojilerinin ilk harbe göre çok çok daha ilerlediği bir dönemde atacak kurşunu olmayan bir devlet harbe girmemeye muvaffak olabiliyorsa 1914'teki Osmanlı hayli hayli başarabilirdi. Aynı İsmet Paşa'nın yaptığı gibi, Batılı devletler arasındaki çıkar çatışmalarını kullanarak. Hadi diyelim ki takdir, harbe girdin, hem de Almanların safında. Ama bu taparcasına Kayzerperestlik nedir? Harp taraf olmak değil, çıkarını imkanlar dahilinde gözetmektir. Sonra Sarıkamış'ta onbinlerce Mehmetçik böyle gerizekalılar yüzünden şehit düşer işte.Katılmıyorum hocam.
1. ve 2. dünya savaşlarında ortam ve Türkiye'nin durumu çok farklı.
1930-1950 arasında ancak kendimizi koruyabilecek kapasitede bir kuvvetimiz mevcut. Yeraltı kaynaklarımız ve ülkenin konumu dışında pek bir önemimiz yok.
1.Dünya savaşı öncesinde ise Osmanlı ısırılmayı bekleten elma durumundaydı. Savaşa girip girmememiz durumu pek değiştirmeyecekti.
-
karabudun bunu yazdı
Saygı kavramı konusun da sııntılı bir toplum olduğumuzu düşünüyorum. Tarihte ki bir dönem hakkın da ufak ufak tartışıyoruz. Kişisel hiç bir şey söylemedim.Nasıl bir saygısızlık yaptım anlamadım?
Bir konu da bilgi eksikliğiniz olduğunu söylemek size hakaret değil. Benim de sadece yüzeysel bilgim olan bir sürü konu vardır. Bu kadar alınganlığa gerek yok ki. Yine de size kırıcı geldi isem özür dilerim.
" ...hem de Almanların safında. Ama bu taparcasına Kayzerperestlik nedir... "
I. Dünya savaşı ağırlıklı olarak zaten Osmanlı Coğrafyasının paylaşımı için çıkmıştır. Burada Osmanlı " Av " konumundadir. Özellikle zengin petrol kaynaklarının üstünde oturan ve iliklerine kadar bir ortaçağ devleti olan Osmanlı'nın varlığını sürdürmesi mümkün değildi. Takdir edersiniz ki, bir avlanma eyleminde av'ın avcıya " ben bu işte yokum " deme şansı bulunmamaktadır. Burada asıl düşünülmesi gereken Osmanlı savaşa neden girdi' den çok, Osmanlı tarihsel süreçte nasıl av konumuna düştü olmalı.
Almanya meselesine gelince, savaştan önce Maliye bakanı Cevat bey'in İngiltere ziyaretine göz atmanızı tavsiye ederim. İttihatçılar yaklaşan savaştan kaçamıyacağımızı anlayınca, İngiltere'de nabız yoklamışlar ancak İngilizler bizi yanların da istememişlerdir. Yani İttihatçıların Almancılığı birazda mecburiyet den olmuştur.
II. Dünya savaşı ise Emperyalizmin kendi aralarında ki yarım kalmış ( I. Dünya savaşı ) hesabı kapatma savaşıdır. Burada Türkiye coğrafyası baş aktör değildir.
" ...Birinci Dünya Savaşı'nda yönetimde olan İTC kadrolarının, yaşanan kayıplarda ve başarısızlıklarda en önde gelen faktör olduğunu anlamak için İkinci Dünya Savaşı'na kadar gitmeye de gerek yok. G.M Kemal'in , Kazım Karabekir'in vd. elinde Talat, Cemal, Enver Beyler'in elindekinden daha mı fazla imkan vardı?..."
Başta M. Kemal olmak üzere, Milli Mücadelenin lider kadrosunun hepsi eski ittihaçdır. Sadece lider kadro değil, Kuva-i Milliye de tamamen İttihatçı örgütlenmesidir.
Her ne ise daha bir sürü şey söylenebilir de, gecenin bu saatinde kafa şişirmeyelim. Sonuç olarak İttihatçılar hakkında ki değerlendirmem şudur;
Can havli ile, yıkılmakta olan Osmanlı devletini kurtarmaya çalışmışlar ama başaramamışlardır. 20. Yüzyıla adeta bir zombi olarak gelen Osmanlı İttihatçılar olsa da olmasa da o yıllar da dağılmaya mahkumdu. Denemişlerdir ama olmamıştır. Zaten olmasıda mümkün değildi. Ama;
Osmanlı yıkılışını durduramadı iseler de, O enkazdan Türkiye Cumhuriyetini çıkarmayı başarmışlardır.
1. Umumi Harp ile 2.si sırasındaki vaziyet ve politikalarımızı mukayesemin sebebi eldeki imkanlara rağmen İttihatçılar'ın beceriksizliğini ortaya koymaktır, ki zaten cevabımın geri kalanında da İstiklal Harbi döneminden bahsettiğim kısımda da anlatmaya çalıştım. Esas dikkat çekmek istediğim mesele bu adamların devlet yönetiminden ne kadar fecaat arz ettikleri ve toplumu sürükledikleri karmaşadır. Hiç akıl kârı mı İngilizler,Fransızlar bizim hürriyetimizin derdine düşsün de İttihatçılarla aynı çizgide olsunlar? Bunu görememeleri gaflet ve beceriksizlik değil de nedir? Hepsini geçtim, Sarıkamış gibi bir trajedi, bu yapının en önde gelenlerinin dahi kendi iç koşullarını değerlendirebilmekte ne kadar aciz olduklarını göstermektedir. Hem de askeri bir husus bu. Siyasi beceriksizliklerini geçtim. Onu da geçtim Enver Paşa'nın Türkistan'da mitralyözlerin önünde vefatının sebebi de yine bu hayalperestlikler ve reel politikaya olan uzaklıktandır.
Osmanlı zaten harbe girmek mecburiyetindeydi,zaten yıkılacaktı gibi ifadelere katılmıyorum.Her tarihsel olayı, döneminin aktörlerinden bağımsız mı değerlendireceğiz? Milli Mücadele de zaten gerçekleşecekti ama bu M.Kemal'in süreç içerisindeki rolünü hafife alma hakkı -iyisiyle kötüsüyle- vermez bize.İstiklal Harbi ve Cumhuriyet'in kurucu kadrolarının tamamının İttihatçı olması meselesine gelelim. Sizin de bildiğiniz üzere İTC kendi toplantıları esnasında ihtilafa düşmüş ve temelde iki ayrı gruba ayrılmıştır. Bilhassa II.Meşrutiyet'ten sonra ipleri ellerine aldıklarında muktedir olanlar da İTC'lidir en azılı muhalifler de İTC'lidir. Bizim -en azından benim- için söz konusu grup Talat-Cemal-Enver üçlüsü ve bunlardan türeyen yönetim kadrolarıdır. Ek olarak; Meşrutiyet dönemindeki hürriyet anlayışı içe bakan bir vaziyet arz ediyordu. İstiklal Harbi ve Cumhuriyet döneminde ise dışa rağmen - dışa karşı bir hürriyet mücadelesi söz konusudur. Buradaki kadroların İttihatçılığı ile öncekiler farklılık arz etmektedir. Kaldı ki M.Kemal ve Ali Fuat Paşa gibilerin sonradan İTC ile aralarının ne vaziyete geldiği herkesin malumudur. Aklın yolu bir ne de olsa :)
Balyoz99 bunu yazdıKatılmıyorum hocam.
1. ve 2. dünya savaşlarında ortam ve Türkiye'nin durumu çok farklı.
1930-1950 arasında ancak kendimizi koruyabilecek kapasitede bir kuvvetimiz mevcut. Yeraltı kaynaklarımız ve ülkenin konumu dışında pek bir önemimiz yok.
1.Dünya savaşı öncesinde ise Osmanlı ısırılmayı bekleten elma durumundaydı. Savaşa girip girmememiz durumu pek değiştirmeyecekti.
İki savaş döneminde Türkiye'nin vaziyetinin farklılık arzettiği doğrudur. Ama yazdıklarından farklı olarak; İstiklal Harbi esnasında Türkiye muharip ve muallim gücünü önemli ölçüde yitirmiştir. Birkaç kuşak boyunca sürecek travmalarla karşı karşıyadır. Değil 1930-50 arasında, Kıbrıs Harekatı esnasında bile atacak kurşunumuz kalmayabileceğinden geri dönmüşüz hocam var mı ötesi? Neyimizle korunacağız?
Yukarıda da yazdımi, birinci harbe girip girmeme meselesi değil benim için önemli olan. Onu sadece mukayese edilsin diye bir örnek olarak verdim. Burada esas mesele en az kayıpla çıkmaktı. Evet pek bir gücü de kalmamıştı imparatorluğun fakat İTC kadrolarının bütün bu gidişatı göremeyip hala hürriyet hürriyet diye kafayı yemiş olması ve memleketi bir de Türk unsurlar arasında anlaşmazlığa sürüklemesi işleri hepten içinden çıkılmaz bir hale getirmiştir. Bunu söylemek istedim ben temel olarak.
Sabah sabah bu kadar oluyor, kusura kalınmasın. -
Up
-
Konuyla ilgili biraz yanlıda olsa iyi bir kaynak Suyu Arayan Adam' dır, Şevket Süreyya Aydemir' in. En azından birçok doğru bilgi aktarır. Ancak hassas bir konu olduğu için, objektif bilgi bulmak çok zordur ve birçok kaynaktan toplanan bilgilerin birleştirilmesiyle bir nebze bilgi sahibi olunabilir. Okunan herşeyin doğruluğuna (özellikle bu konuda) inanmamak en doğru reaksiyondur. Türkiye Cumhuriyeti' nin konuyla ilgili bir resmi tutumu vardır ve halen bu tutum devam etmektedir. Buda elbette konuyu ve dönemi doğru anlamak konusunda büyük sıkıntılar çıkarır.
-
Konu sahibine özrüm olsun,
karabudun bunu yazdıTarih ciddi bir alandır. G** kılllarının, günübirlik ideolojik kafaların anlayacağı işler değil bunlar.
Kardeş kusura bakma ciddi bir konu diye giriş yapıyorsun ama sadece siyasi görüşü nedeniyle insanlara *öt kılı diyorsun.Bu nasıl bir zihniyettir. Belki, kendini üstün zeka başyapıtı zanneden zatınızdan, daha iyi tarih bilenler olmadığını varsayiyorsunuz. Sonrada
"Saygı kavramında sıkıntılı bir toplum olduğumuzu düşünüyorum. Kişisel hiç bir şey söylemedim.Nasıl bir saygısızlık yaptım anlamadım?"
diye bir cümle peşine geiiyor... Yahu piskolojinizmi bozuk, hastamısınız. Her fırsatta saldırma iç güdüsüyle yoldasınız . Bilinçaltınıza yerleşmiş kazımışlar bunu... Belki adam, Tayyip Erdoğanı seviyor olabilir.. Senin ona yaklaştığın gibi o sana yaklaşıyormu hiç. *öt kılı vs gibi.. Sonrada
"Saygı kavramında sıkıntılı bir toplum olduğumuzu düşünüyorum" sözleriyle insanlardan saygı bekler gibi tavırlara giriyorsunuz, şaşırıyorum gerçekten. Bu tarz Düşmani sözlerin yaklaşımların , ne bilime nede tartışmalara hiç bir katkısı yok kardeşim, Kendinize Yazık ediyorsunuz gerçekten...
karabudun bunu yazdı
Saygı kavramı konusun da sııntılı bir toplum olduğumuzu düşünüyorum. Tarihte ki bir dönem hakkın da ufak ufak tartışıyoruz. Kişisel hiç bir şey söylemedim.Nasıl bir saygısızlık yaptım anlamadım?Bir konu da bilgi eksikliğiniz olduğunu söylemek size hakaret değil. Benim de sadece yüzeysel bilgim olan bir sürü konu vardır.
-
bu kitabı da okuyabilirsin...
1909 İstanbul Düştü Parvus'un Askerleri
http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=681663&sa=174002930
-
Enver Paşa - Nutukları,Makaleleri, Bazı Beyannameleri ve Mektupları - Dr. Yusuf Gedikli
http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=127085
Sürgünde Üç Ölüm - Emir Şekip Arslan
http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=82459&sa=174010015
Sarıklı Basmacı - Ali Bademci
http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=472791&sa=174010098
-
ProBilisim bunu yazdı
Konu sahibine özrüm olsun,
karabudun bunu yazdıTarih ciddi bir alandır. G** kılllarının, günübirlik ideolojik kafaların anlayacağı işler değil bunlar.
Kardeş kusura bakma ciddi bir konu diye giriş yapıyorsun ama sadece siyasi görüşü nedeniyle insanlara *öt kılı diyorsun.Bu nasıl bir zihniyettir. Belki, kendini üstün zeka başyapıtı zanneden zatınızdan, daha iyi tarih bilenler olmadığını varsayiyorsunuz. Sonrada
"Saygı kavramında sıkıntılı bir toplum olduğumuzu düşünüyorum. Kişisel hiç bir şey söylemedim.Nasıl bir saygısızlık yaptım anlamadım?"
diye bir cümle peşine geiiyor... Yahu piskolojinizmi bozuk, hastamısınız. Her fırsatta saldırma iç güdüsüyle yoldasınız . Bilinçaltınıza yerleşmiş kazımışlar bunu... Belki adam, Tayyip Erdoğanı seviyor olabilir.. Senin ona yaklaştığın gibi o sana yaklaşıyormu hiç. *öt kılı vs gibi.. Sonrada
"Saygı kavramında sıkıntılı bir toplum olduğumuzu düşünüyorum" sözleriyle insanlardan saygı bekler gibi tavırlara giriyorsunuz, şaşırıyorum gerçekten. Bu tarz Düşmani sözlerin yaklaşımların , ne bilime nede tartışmalara hiç bir katkısı yok kardeşim, Kendinize Yazık ediyorsunuz gerçekten...
karabudun bunu yazdı
Saygı kavramı konusun da sııntılı bir toplum olduğumuzu düşünüyorum. Tarihte ki bir dönem hakkın da ufak ufak tartışıyoruz. Kişisel hiç bir şey söylemedim.Nasıl bir saygısızlık yaptım anlamadım?Bir konu da bilgi eksikliğiniz olduğunu söylemek size hakaret değil. Benim de sadece yüzeysel bilgim olan bir sürü konu vardır.
Hala saygı konusunda sıkıntılı olduğumuzu düşünüyorum. Her şey den önce " G. kılları "tanımlaması bana ait değil, dikkat edersen arkadaşın iletisine cevaben yazdım bunu. Daha da önemlisi ifade o arkadaşa da ait değil. İlgili videoyu biliyorsundur. Bir insan kendini G. Kılı olarak değerlendiriyor ise ona G. Kılı demek hakaret değildir. Tam tersi kendini öyle konumlandiran insanlara nezaket göstermek dangalaklıktır.
İletimin devamın da bu ifadeye bağlı olarak günübirlik siyasi çıkarların veya dünyayı kendi ideolojilerinin penceresinden görenlerin tarihi anlamlandıramayacağını belirtiyorum. Tarih bizim siyasi görüşlerimizin inançlaımızın at koşturacağı bir alan değildir. Tarihte olup bitenlerden hoşlanmıyor olabiliriz ama bu bize onu eğip bükme haıkı vermez.