folder Tahribat.com Forumları
linefolder Derin Konular
linefolder Nasıl İşgal Edildik?



Nasıl İşgal Edildik?

  1. KısayolKısayol reportŞikayet pmÖzel Mesaj
    Tabela Fatihi
    kaygusuz
    kaygusuz's avatar
    Kayıt Tarihi: 06/Nisan/2007
    Erkek
    Bu herhangi bir mail değildir. Sakın silip atmayın, yada okumayı sonraya bırakmayın. Herkeste bilgisayar olmadığını göz önünde bulundurup, mümkünse yazıcınızdan çıktı alarak, apartmanınızdaki posta kutularına bırakın.



    AKP ve yandaşlarının, Feto (Fethullah Gülen)'nun nasıl örgütlendiklerini öğrenmeniz açısından çok önemli ve ibret verici bir yazı.

    ABD ve AB’nin yürüttüğü haçlı seferinin kuklaları olan bu adamlar, yıllarca bugünler için hazırlık yapmışlar ve nasıl örgütlenmişler, lütfen her işinizi bırakıp okuyun.



    Yazı biraz uzun, ama hepinizin büyük bir merakla sonuna kadar okuyacağına eminim..



    Yazıyı tüm çevrenize iletmeniz ve bilinçlendirmeniz dileğiyle. Özellikle AKP yandaşı, türbana sıcak bakan, uyutulmuş kesimi. Dinimizin emrettiği görevlerimizi rahatça yerine getirebildiğimiz bu ülkeyi, yine dinimizi kullanarak yok etmeyi amaçlayan bu hain planın, yürütülen haçlı seferinin bir parçası olduğunu onların görmesi ve öğrenmesi lazım.

    ----------------------------------------------------------------------------------------------------



    ŞAKİRT ANLATIYOR

    Ben bir 'ortaokul şakirt'iyim, yani en kıdemli Fethullah talebelerinden biriyim. Aşağıda anlattıklarımı bizzat yaşadım. Sizinle paylaşmak için yine kendim yazdım.



    1990'lar ;

    Orta birinci sınıftaydım ve Cuma namazlarına düzenli olarak giderdim. Beni aynı semtte bulunan okulumdan ve gittiğim camiden takip ederek fişleyen ve bir gün okul bahçesinde top oynamak bahanesiyle yanıma gelen o kişi ilk 'ağabeyim' idi. Daha sonra bana ve okuldan seçtikleri fen, matematik ve Türkçe derslerinin toplam notu 21 (10'luk sisteme göre) olan arkadaşıma cami kütüphanesinde ders vermek bahanesiyle yakınlık gösterdiler. Yakınlık daha bir samimiyete dönüşünce evlerine davet ettiler. Dersler evde devam etti. Bu arada bizimle oyunlar oynuyor ve bol bol sohbet ediyorlardı. Baştan futbol içerikli bu sohbetler yavaş yavaş dini mevzulara geldi. Allah'ı tanımak, namaz kılmak derken 'Öğretmenin Not Defteri' gibi kitapları okumamızı istiyorlardı. Buna 'Sızıntı' okumaları ve adını henüz bilmediğimiz o hocanın banttaki ses kaydını toplu olarak dinlemelerimiz eşlik etti. Bize yeterince itimat kazandıklarında o sesin 'Hocaefendi' ye ait olduğunu ve kendisinin çok 'mübarek' bir insan olduğunu anlattılar.

    Artık 'işi' biliyorduk ve bize adam lazımdı. Okuldaki arkadaşlarımızı nasıl 'kafalayarak' ağabeylerin huzuruna getireceğimizi öğrenmiştik. Yıllar orta üçüncü sınıfa getirdiğinde bizi artık sınavlara hazırlanma vakti de gelmişti. Bu tarihlerde Kuleli Askeri Lisesi'ne girmenin ne kadar önemli ve saygın bir iş olduğu sürekli telkin ediliyordu bize. Derken tanıdığımız birkaç arkadaşımız orayı kazandı. Biz ise devlet lisesine devam ettiğimizde okuldan arkadaş 'kafalamak' en büyük hedefimiz haline gelmişti. Okulumuzun hemen yanında bulunan 'nur evi' ne ders çalışma bahanesiyle getirdiğimiz arkadaşlarımıza yemekler veriyor onları mümkün olduğunca bu evlerde tutmaya çalışıyorduk. Bu kişilerle okulda ve başka yerlerde de 'ilgileniyor' yörüngemizden uzaklaştırmamaya çalışıyorduk. Bunların durumlarını her hafta düzenlenen 'istişare' toplantılarında ağabeylerimize anlatıyorduk. Onlar da bize ne yapmamız gerektiğini, hangi yolları adım adım takip etmemiz gerektiğini, yapmamız gereken jestlere ve takınmamız gereken mimiklere kadar anlatıyordu.

    Yıl sonlarında gelen 'Sızıntı koçanları' nı bitirmemiz ve onlarca, hatta yüzlerce kişiyi Sızıntı'ya abone etmemiz her birimizden bekleniyordu. Biz ise kimisinin parasını kendi cebimizden vererek bu en kutsal yolda birbirimizle kıyasıya yarışıyorduk. Zaman aboneliği de yine bu şekilde cereyan ediyordu. Haftada okumamız gereken Kuran miktarı, Risale-i Nur ve Hocaefendi Kitapları -Pırlanta Serisi- miktarı belliydi. Bunlara ek olarak o zamanki adı 'Tuna Kırtasiye' olan 'NT Mağazaları'nda kaçak olarak çoğaltılan ve ağabeyimizin adını kullanarak arka bölümden aldığımız 'Hocaefendi Vaaz Kasetleri'nden de ağabeyimizin seçtikleri doğrultusunda dinlememiz isteniyordu. Bunların hepsinin ortak adı 'keyfiyet' idi. Bunu bir çetele halinde ağabeyimize her haftaki 'istişare' de sunmamız isteniyordu.

    Hiç müzik dinlemezdik, kola içmezdik ve hep kumaş pantolon giyerdik. Kız arkadaşımız asla olmazdı, okulda yüzlerine bile bakmazdık. Sokakta hep yere bakarak ve hızlı hızlı yürürdük. Ağabeyimizin dedikleri ana-babamızdan önemliydi. Mehmet Kafkas'ın 'Geçmişi Bilmek' ve 'Milli Mücadelede Öncüler' adlı kitaplarını okuyorduk. Atatürk masondu, deccaldi. Atatürk Kemal'di, Kemal Ağa idi. Atatürk baş eğlencemizdi. Okuldaki hocaların bazısı 'duruma uyanmıştı', biz 'tedbir dairesini' genişleterek okuldan çıkınca arka sokaktan dolaşarak nur evine gidiyorduk, içeri birer ikişer giriyorduk ve asla toplu çıkmıyorduk. Bize göre iki çeşit adam vardı; 'müspet ve solcu'. Solcunun bir adı da 'kom' du. Kom, 'komünist'in kısaltılmışıydı. Ve okuldaki bazı hocalar komdu. Özelikle de felsefeci.

    Üniversite hazırlık dershanesi olan FEM'e lise ikinci sınıfta da kayıt yaptırdık. Amaç hem iyi bir üniversite hem de 'hizmet' para kazansın idi. Ortaokuldan beri ailelerimizi alıştırdığımız 'ağabeylerle ders çalışma' için onlarda kalmaya gitme faaliyetlerimize ayrı bir önem vermeye başlamıştık. Bu kalma dönemlerine biz 'kamp' diyorduk. Kamplarda ders çalışılır ve uzun vadeli projelerimizi ağabeylerimize anlatarak onların direktifleri doğrultusunda yaşamımızı planlardık. Ailelerimizle ağabeylerimizi ne zaman ve nasıl tanıştıracağımızı ve her iki tarafın ne yapması gerektiğine varıncaya kadar her şey planlanırdı. Öyle ki tüm bu insanlara bir üstündeki 'not' verirdi.

    Evlerin bir imamı vardı, yani evden sorumlu olan kişi. İki yada üç ev bir semte ve semt imamına bağlıydı. Semtler bölgelere, bölgeler büyük bölgelere, büyük bölgeler ilçelere, ilçeler şehirlere, şehirler ülkeye, ülkeler kıtalara, kıtalar da en sonunda Hocaefendi'ye bağlıydı. Hatta öyle ki, O Muhterem Zat'a Dünya yetmez ve evrende başkaları da varsa oraları da 'hizmet'e katmak için ne gerekiyorsa yapılmalı idi. Bu insanların hepsi birbirini denetler, not verir ve bir üstündekine durumu iletirdi. Yani şıkır şıkır işleyen koskoca bir sistem vardı.

    Lise sonda FEM'in yurdunda kalmaya başlamıştık. Çekebildiğimiz kadar arkadaşı FEM'e kayıt ettirmiştik nasıl olsa sonra 'ilgileniriz' diye. Yurtta, odadaki durumdan pek haberi olmayan diğer kişileri de namaz kılma, çay içme ve türlü türlü bahanelerle yanımıza çekmeyi başarıyorduk. Yani ağabeylerle danışıklı dövüş şeklinde 'adam kafalama' tüm hızıyla devam ediyordu. Her birimizin 'ilgilendiği' arkadaşlar da zamanla 'şakirt' olma yolunda ilerliyordu. Ağabeylerimizin düzenlediği maçlar, mangal partileri, çiğköfte partilerine artık not ortalamasına falan da bakmaksızın İslami görüşe yakın ailelerden çocukları seçerek getiriyorduk. Kola serbest oldu, kot pantolon giydik.

    28 Şubat sürecinde Hocaefendi'nin video ve ses kasetlerini, kitaplarını evlerden alarak kendi evlerimizde sakladık ve evlere Atatürk ile ilgili kitaplar doldurduk. Evlerin çoğu yer değiştirdi. Bazı ağabeylerimiz 'tedbir' gereği takma isim kullanmaya başladı. Cep telefonlarının pilini istişarelerde söktük. Telefonda 'Hocaefendi, hizmet, sohbet' gibi kelimeleri kullanmayı yasakladık. Bunların yerine 'maç yapmak, çay içmek, çorba içmek' gibi önceden kodladığımız filleri kullanmaya başladık. Aslında yapılan her şey 'istişare' adı altında yukardan gelen emirlerin bize verildiği toplantılarda kararlaştırılıyordu. Yani 'istişare' yoktu, belki teferruatta vardı, ama her şey bir emir zinciri vasıtasıyla bizim önümüze konuyordu.

    2000'ler ;

    Üniversiteye girince artık biz de 'ağabey' olmuştuk. Evlerde kalmaya ve sistemi bizzat kendimiz daha büyük sorumluluk üstlenerek yürütmeye başlamıştık. Talebelerimiz vardı, onlarla ilgileniyorduk. Aksiyon okuyorduk, artık bandrollü ve sakıncalı yerlerinden temizlenmiş Hocaefendi kasetlerini koli koli alarak herkese ama herkese dağıtıyorduk. Hocaefendi hakkında yine 'hizmet'in başka yayın evlerinden çıkmış kitapları 'mütevelli olmuş esnaf ağabeylerimizin' katkılarıyla kolilerce alıp dağıtıyorduk. Kitaplar binlerce satıyordu. Ramazanda zekât, kurban bayramlarında deri topluyorduk, kurbanlık parası topluyorduk. Amerika'dan, Hocaefendi'nin yanından gelen ağabey gelmişti bir seferinde. O anlatıyordu biz ağlıyorduk. Ardından adam başına toplayacağı büyükbaş kurbanlıkların sözünü almaya ve kayıt ettirmeye başlamıştı. Her birimizden 60-70 belki de 100-120 büyükbaş kurban parası getirmemizi istiyor ve pazarlık bu rakamlardan açılıyordu.

    Bazı tanıdıklarımızın yaptığı hiçbir iş yoktu. Evde de kalmazdı. Sonradan bu kişilerin görevinin 'çok özel' olduğunu öğrendik. Bunlar Türk Silahlı Kuvvetleri'ne girmek üzere olan öğrencilerle askeri okuldayken 'ilgileniyorlar' idi. Hocaefendi'nin 'en önemli on görevden biri' saydığı bu iş için seçilmiş insanlardı. Hepimizin en nefret ettiği yer Ordu idi. Bir toplantımızda bir ağabeyimizin Ordu, Danıştay ve diğer 'solcu' kurumlar için yaptığı tanımlama ilginçti. Ağabeyimiz bu gibi kurumlar için 'artık fitne kurumlaşarak üzerimize geliyor, biz de bir an önce kurumlaşarak karşı koymalıyız' diyordu. Gazetemizi sürekli okumamız gerektiği de bir diğer telkin idi. Özkök Paşa'nın Genelkurmay Başkanı olacağı günleri ip ile çekiyorduk.

    Aksiyon Dergisi'nin bir sayısında 'Ergenekon' diye bir grup kapak yapılmıştı. Bu sayıdan çok sayıda fotokopi çekerek hepimizden okumamız istenmişti. Yazıda, devlet içinde gizli bir birimin oluşturulduğu ve bu birimin amacının Arjantin benzeri sosyal patlamaların önüne geçmek, devlete zarar verebilecek oluşumlara müdahale etmek olduğu yazılıydı. Ağabeylerimiz bunun bize de müdahale edeceğini söylediler. Bu benim için bir dönüm noktasıydı.

    Biz bu devletin bekasına, milletin dertlerine derman olmaya çalışmıyor muyduk? Bizi solcular engellemiyor muydu? Bizim mücadelemiz iman kurtarmak değil miydi? Bize ne toplumsal patlamaların önüne geçmek ve devleti korumak için kurulmuş bir gizli teşkilattan? Devlet hepimizin devleti değil miydi, neden korumasınlar ki? Hem bize ne diye düşman olsunlar ki?

    Uyanışım;

    Artık her şey saçma geliyordu bana. Biz bir emir kuluyduk ve ne denirse yapıyorduk. Çünkü toplu olarak cennete girecektik. Sorgulama yoktu, körü körüne bağlanma ve emri ne kadar çabuk yerine getirdiğine bağlı olarak sahte bir samimiyet vardı. Ama bu sahtelik genellikle bize emir verenler ve onların üstünden başlıyordu. Tabanı samimi ve bir o kadar da cahil -beyni etkisizleştirilmiş anlamında- insanlar oluşturuyordu. Bu insanlar dürüst, çalışkan ve edepli insanlardı. Ama uyuyorlardı. Üstelik biz uyutmuştuk yıllarca çocuklarını, kendilerini, karılarını, tüm yakınlarını.

    Sırf 'solcularla' inatlaşma uğruna yaptığımız birçok saçma iş vardı. Bunlara en iyi örnek Yeni Yüzyıl gazetesinde Hocaefendi'nin röportajının çıktığı zamandı. Bu gazeteyi sırf solcular 'Hocalarının röportajına bile sahip çıkmıyorlar' demesinler diye balya balya aldık ve Zaman gazetesinin depolarında çürümeye bıraktık, sonra da imha ettik. Bazı yerlerde Zaman gazetesinin içine koyarak dağıtıldığını duyduk. Gazete hiçbir yerde bulunmaz olmuştu. Üç günlük röportajı on beş güne yayarak ve tirajını da ona katlayarak gazete büyük kar etti sayemizde. Bir sefer de Süleyman Demirel'in Fatih Üniversitesi' nin açılışında 'burayı doldurabilir misiniz' demesi üzerine iş-güç, okul-sınav demeden koştuk ve doldurduk orayı. Hocaefendi istiyor diye daha yeni okuduğumuz kitapları bir kere daha okuduk. Hocaefendi çağırıyor diye pılı pırtımızı topladık Amerika'da yaşamaya gittik bazılarımız. Buna da 'hicret' deniyordu. Bir keresinde, bir arkadaşıma giden biri hakkında ne zaman döneceğini sorunca bana güldü ve dedi ki 'hicret bu, dönmek olur mu'. Benim bildiğim hicret sayfası dinen kapanmıştır. Hele Türkiye gibi ibadetlerinizi rahatça yapabildiğiniz bir ülkede.

    Merakım şu:



    Türkiye'de halkın %99'u Müslüman.

    Amerika ise, kendi deyimiyle Müslümanlara karşı bir haçlı savaşı başlatmış durumda.

    Nasıl oluyor da burada rahat olunamıyor, lakin orada istediğimizi yapmamıza izin veriliyor?

    ABD her yere ajanlar sokarken, iki kişi bile kendi arasında ABD karşıtı bir şeyler yapmaya kalktığında haberi olurken, nasıl bu denli büyük bir oluşuma müsaade ediyor?

    Üstelik bu oluşumun biricik görevi insanları Müslüman yapmak iken?

    ABD'nin yoksa insanları Müslüman yapmak gibi bir gizli amacı mı var?

    Yoksa Hocaefendi ABD'nin de üzerinde büyük bir güce sahip mi ki, ABD bizimle uğraşamıyor?



    Garip işler bunlar!



    Bizden ABD'ye hicret etmemizi, Fatih Koleji'ndeki bir barkovizyon gösterisi sonrası Hocaefendi'nin yanından gelen bir ağabey istemişti. Ben de düşünmüştüm; bu resmen bir beyin göçü ve sermaye göçü...

    O zamanlar Hocaefendi için “evden bile dışarı çıkmıyor” denmişti. Ağabeylerimiz diyormuş ki “hocam zaten çok hastasın, bari bir çık bahçede dolaş” ama Hocamız hiç çıkmıyormuş. Aynı yıllarda (…….)adlı internet sitesinde Hocaefendi'nin boy boy dışarıda çekilmiş resmi yayınlanıyormuş da haberimiz yokmuş. Biz Hocamız'a üzülüp dua etmekle vaktimizi geçiriyorduk. Bir de tabi gelen emirleri eksiksiz yapmakla.

    Hocaefendi'nin Latif Erdoğan'a yazdırdığı 'Küçük Dünyam' adlı kitabından en az bir kere yazılı sınav olmamış şakirt tanımıyorum ben.

    Anlamadığım bir nokta da bu işte!

    Yani sen taa Amerikalardan 'diğerkamlık' üzerine, 'hizmette önde mükâfatta geri durma' üzerine göğüslerimize salvolar savur, sonra da çıkıp kendini anlatan kitaptan bizi belki beş belki on kere imtihan et. 'İmtihan Dünyası' bu olmasa gerek.

    Halen 'hizmette' aktif olan ve son derecede teslimiyetçi bir arkadaşım bir seferinde şunları söylemişti, ben de yanlışı o zaman fark etmiştim:

    'ne bu Hocaefendi, Hocaefendi ya... Allah var, Peygamber var ya'

    Hocaefendi, Hocaefendi, Hocaefendi.. .

    'Hocaefendi ne diyor bu konuda,

    Hocaefendi'nin çok mühim tespitleri var bu konuda,

    Hocaefendi bugün ne diyor,

    Hocaefendi'nin dediklerini artık (…)sitesinden günü gününe takip edebileceğiz arkadaşlar,

    Hocaefendi çok ciddi uyarıyor,

    Hocaefendi çok mübarek,

    Hocaefendi bizzat ilgilenmiş,

    Hocaefendi adını bizzat kendi koymuş,

    Hocaefendi derhal yapılsın istemiş,

    Hocaefendi, arkadaşlar dikkatli olsun demiş,

    Hocaefendi, arkadaşlar artık evlensin demiş,

    Hocaefendi, çocuk yapın demiş,

    Hocaefendi, İŞHAD'ı güçlendirin demiş,

    Hocaefendi, gazete tirajının bu haliyle karşıma çıkmayın demiş,

    Hocaefendi başı açık 'ablalar' la da evlenilsin istemiş,

    Hocaefendi, bir dua etmiş, maçın ikinci yarısı Galatasaray iki gol atarak Real Madrid'i devirmiş,

    Hocaefendi, Allah depremde İkitelli Medyası'nı 'çiftetelli' gibi sallardı ama içlerinde mübarek gazeteler de var demiş,

    Hocaefendi üzülmüş,

    Hocaefendi çok kederlenmiş,

    Hocaefendi hastalanmış,

    Hocaefendi, Asya Finans Kredi Kartı alın demiş; Ulusal Televizyon ihalesi yapılacağı gün Asya Finans'ın kasasında o kadar para yokmuş, para lazımmış,

    Hocaefendi şunu demiş,

    Hocaefendi bunu demiş...



    Bu konuşma tarzına sıradan bir 'ışık evi'nde her gün rastlayabilirsiniz.

    Nurettin Veren'e gelince;

    'o ne pis bir adam öyle, tipi kayık, pis bir çıkarcı o, yalancı herifin teki' gibi yakıştırmalar yapıyorlar.

    Ve size şu kadarını söyleyeyim, bu insanları asla şartlandırıldıkları haricince bir şeye inandıramazsınız. Belki size abartı gelir ama ben biliyorum ki Hocaefendi bugün atlayın ve ölün dese, sayıları binlere varabilecek kadarı bu emri de hiç çekinmeden yerine getirir. Nurettin Bey bu konuda ne söylese azdır. Hiçbir şey bu gerçek kadar sıra dışı değildir, yine bu gerçeğin tasvirleri bile.

    Sonuç ;

    Aklı başında herkesin de anlayabileceği gibi, bu bir karşı devrim örgütlenmesidir. Devlet içinde koskoca bir devlettir. ABD ve AB çıkarlarına koşulsuz hizmet etmektedirler. Ayrıca birçok yerde yazıldığı gibi dergileri, radyoları, televizyonları , üniversiteleri, vakıfları, ışık evleri vs. her şeyleri vardır. Öyle ki savcıları, kaymakamları, valileri, emniyet müdürleri, öğretmenleri, doktorları, istihbaratçıları (ki bu konuya doymak bilmeyen bir iştahla yanaşmaktadırlar), askerleri, milletvekilleri, bakanları vardır. Hemen hemen her büyük partinin de desteği ile bu noktalara gelinmiştir. Bence yegâne çözüm bu örgütün tüm malvarlığına el konmasından geçer. Ama sorun şu ki; kim koyacak?

    Diğer insanlardan tüm bu olan biten son derece profesyonelce saklanmaktadır. Hatta çıkan yalan haberler bile buna en güzel şekilde hizmet etmektedir. Yok, Fethullah komandoları varmış; yok, kendilerini patlatacaklarmış, yok, hücre evleri varmış; tabancalar, tüfekler, bombalar varmış... Bu atmosfer onlara en çok yarayan ortamı oluşturuyor ve kendilerinin terörist olmadığını 'muhabbet fedai'leri olduğunu insanlara yaymalarına yarıyor.

    Bu kişilerin ne yapmaya çalıştıkları çok iyi bilinmeli ve o kanaldan mücadele verilmelidir. Örgüt deşifre edildiğinde, ABD yerine başkasını bulmak için faaliyete geçecektir ve bu zannımca on yıl on beş yıl kadar bir zamanı alacaktır. Bu bir bölünme süreci olarak da yansıyabilir Fethullahçılara. Çünkü kurulu mekanizma en güzel şekilde işletilmektedir. Bir daha böyle bir mekanizmayı kurmak çok çaba gerektirir. Bölüp bir kısmını yine ABD emriyle kamuoyunda kötülemek, diğer kısmıyla yola devam etmek ile de bu mücadeleyi verebilirler. Her ne yapılacak ise bu darbeden hemen sonra yapılmalıdır. Yani bir daha güçlenmesine fırsat verilmeden 'meydana getirdiği boşluk' doldurulmalıdır. Ama dediğim gibi ilk iş; oyunu açığa çıkarmak ve 'Ağababası' olan ABD'nin işlerliğini yitiren bu beşinci kolunu gözden çıkarmasını beklemek olacaktır...
     
    alıntı.


    Türkiye’deki emekli yaşlı insanları sevmiyorum. Ailemde emekli olanlarda dahil. Geleceğimizin çalınmasına izin verdiler. Umarım ızdırap dolu bir çileli hayat çekip elveda deyip bu dünyadan gidersiniz. Siz gençleri zırnık düşünmediniz hayallerini mahvettiniz.14.500TL ile hiçbirşey almadan karnınızı doyurun gelecek nesili düşünmeden yaşadığınızı sanıp gidin bu dünyadan.
  2. KısayolKısayol reportŞikayet pmÖzel Mesaj
    4eye
    4eye's avatar
    Kayıt Tarihi: 25/Kasım/2008
    Erkek
    Hocam ben Akp ve tayyibi hiç mi hiç sevmiyorum. Ama FEtullahın hayırlı işleride var ta Afrikalarda ismini bilmediğimiz memeleketlerde okullar açtırmış TÜRKÇE yi öğretmiş...

  3. KısayolKısayol reportŞikayet pmÖzel Mesaj
    Tabela Fatihi
    kaygusuz
    kaygusuz's avatar
    Kayıt Tarihi: 06/Nisan/2007
    Erkek

    4eye bunu yazdı:
    -----------------------------
    Hocam ben Akp ve tayyibi hiç mi hiç sevmiyorum. Ama FEtullahın hayırlı işleride var ta Afrikalarda ismini bilmediğimiz memeleketlerde okullar açtırmış TÜRKÇE yi öğretmiş...
    -----------------------------

    abi 2 saatlik türkçe dersi anlatıyorlar. Mahsus milletin gözüne girmek için yapıyorlar. hersene yarışma yapıp insanların gözünü boyuyorlar. afrikada asyadaki 3 bin dolarlık öğretmenlerin parasını amerika sağlıyor. amerika salakmı feytullaha göz yumsun.bir planı var bekliyor. Atatürk dine karşı değildi. işte bunlar gibi Dini sömürenlere karşıydı. bir zamanlar sahte peygamber kadın vardı yeşil elbiseli bir zamanlar hasan mezarcı vardı işte bunların hepsi dini sömürüyorlar...ben bu yazıyı paylaşmamdaki sebeb biraz daha gerçekleri öğrenelim halkımızın din duygularını sömürenlere karşı durmasını sağlayalımdır. bilelim asıl amaçlarını. anlayalım.

    ÖZEL BÜRO’nun Hizbullah Terör Örgütü ve Diğer İrticai Faaliyetler adlı raporundan, Fethullah Gülen'le ilgili bir bölüm aşağıya aynen alınmıştır:

    "Unutulmamalıdır ki Fethullah Gülen'in nihai hedefi ve rüyası, Türkiye liderliğinde İslam Birliği ve Allah'ın sözünü topluma egemen olmasını sağlamaktır.

    Şifre, kendisinin ifadesi ile üç kademelidir. İman, hayat, iktidar. Said Nursi onlara göre imani dirilmeyi sağlamıştır. İçinde bulunulan safha ise imanı hayata geçirme ve yaşama safhasıdır. 'Altın Nesil' de iktidarı sağlayacaktır.

    Cemaatın tüm çabası Türkiye'deki siyasal ve ekonomik güç dengesinde söz sahibi olmak ve ranta ortaklıktır.

    İnsanlara yaklaşırken 'Liberal İslam' anlayışı ile hareket edilmekte ve İslam'ın siyasal yüzünü göstermekten çok tüm insanları kucaklayan bir hoşgörü felsefesi olduğu lanse edilmektedir.

    Üniversiteleri hedef alan çalışmalarında cemaatın herhangi bir şekilde Türkiye'de laik demokratik düzeni bozmaya yönelik bir maksadın olmadığı bilakis Türk insanını eğitme hamlesi olduğu tezi işlenir.

    Bu maksatla Türk Cumhuriyetlerinde açtıkları okulların ve orada yetişen çocukların Türk kültürünü nasıl öğrendikleri konusunda hazırladıkları video kasetler kullanılır. Bu okullardaki gençlere rehberlik faaliyetleri adı altında cemaat öğretisinin verildiğinden hiç bahsedilmez.

    Örgütlenme ve cemaate adam kazandırma esasları:

    Cemaat tek tip insan yetiştirme gayreti içindedir. Gerçi 1990'larda tahminlerin ötesinde büyüdüğü için bu amaç biraz sekteye uğramıştır.

    Hedef kitle; ortaokulun son sınıfındaki ve liselerdeki öğrencilerdir. Çünkü bir gencin en cahil olmakla beraber en idealist olduğu devir bu çağdır.

    Çocuğun aile durumu ve kişisel durumuna göre aylarca dinle ilgili hiçbir şey söylenmeyebilir. Yapılan şey bu gençlere bir abi gibi davranmak, ona derslerinde yardımcı olmak ve geleceğe ait planlarda yol göstermektir. Uygun ortam oluştuğunda cemaatin öğretisi verilmeye başlanır.

    Genç, evinde ne kadar sorunluysa başarı oranı o kadar yüksektir.

    İlk hedef büyümektir. Bunun da yolu okulların etrafında örgütlenmeden geçer.

    Büyümenin iki yolu vardır: Okuyan gençler ve esnaf.

    Gençler, cemaatın insan kaynağını; esnaflar ise lojistik ve para kaynağını oluşturur. Fethullah Gülen'e göre cemaatin lokomotifi Anadolu insanı ve himmetidir. Hiçbir dış katkı yoktur.

    Belli bir zamana kadar cemaatin ana hedefi 'eğitim' olduğu için hep öğretmen yetiştirmeye çalışmışlardır. Cemaat büyüdükçe bu ihtiyaç yerini diğerlerine bırakmış, bugün sanatçısından mühendisine kadar toplumun her kesimini yetiştirme gayreti içindedirler. Ama ağırlık halen eğitim ve öğretmenler üzerinedir. Çünkü gençlerle buluşan tek meslek grubu öğretmenliktir.

    Harp okullarına ve askeri liselere sokulacak çocuklar gizlilik içerisinde eğitilir. Bu çocuklar özel evlere giderler. Cemaat içindeki sorumlular dışında inanlar bu evlerin ne yaptığını bilmezler. Çünkü cemaatın örgütlenemediği tek kurum askeriyedir. Son olarak İzmir Maltepe Askeri Lisesinden 3, Balıkesir Astsubay Okulundan 2 öğrencinin Işık evlerinde Nur eğitimi aldıkları, okulda dikkat çekmemek için abdest yerine teyemmüm etmeleri, namazı gözle kılmaları, oruç tutmamaları, konusunda talimat aldıkları okul bitene kadar kendilerinden bir şey beklenmediği tespit edilmiştir.

    Eğitim, Hukuk ve Siyasal Bilimler Fakültesindeki teşkilatlanmaları çok üst düzeydedir.

    Üniversiteye hazırlanan gençlerin kendi dershanelerine gitmelerini sağlamaya çalışırlar. Üniversiteye hazırlık dershaneleri en verimli çalışan organlardır. Buralara büyük insan kaynağı ve parasal destek yapılmıştır. İstanbul'da FEM dershaneleri, İzmir'deki Akyazılı bunlara birer örnektir

    Dershane binaları çok fonksiyonludur. Buralarda örgüt toplantıları da yapılır. Ayrıca, Fethullah Gülen'in ikamet ettiği yerlerden biri de Altunizade FEM dershanesidir. Burada kendisine tahsisli bir oda vardır.

    Ev ile hazırlık dershanesi ilişkisi çok önemlidir.

    Cemaatın 90'lı yıllarda çok güç kazanmış diğer önemli bir organı da öğretim kurumlarıdır. Okullar yatılı olduklarından öğrencilere çok daha etkili olmaktadır.

    Bu okul ve dershanelerdeki eğitim seviyesi, diğer okul ve dershanelerden daha yüksektir. Çünkü kadrolarında işi para için değil inandıkları için yapan bir çok gönüllü vardır.

    Özellikle Fen liselerindeki örgütlenme çok önemlidir. En zeki çocukları yetiştiren bu okullar, cemaat için çok uygun bir genişleme sahası oluşturur.

    Çocukların lise çağında hafta sonları gördükleri ilgi ve sıcak ev yemekleri bu çocukları cemaat elemanı yapmak için yeterlidir.

    Bahsedilen evlerin dışında üniversite öğrencilerine hitap eden evler de vardır. Bunlar üniversitelerde yeni başlayan insanlara hizmet verir. Bu evlerin ilk amacı, cemaatın aktif elemanları yerine 'sempatizanlarını' yaratmaktır. Çünkü Fethullahçılar bu cemaatin belli bir zaman sonra 'cemiyet-toplum' olacağını hesaplarlar..

    Işık evlerine arada bir, daha üst seviyeden 'abi'ler gelir ve cemaatin son durumu hakkında olsun, teşvik edici yüreklendirici konuşmalarda bulunurlar. Monotonluğu yok etmek ve her cemaat elemanının yukarıyla olan temasını kuvvetlendirmek için bu önemlidir.

    Empoze edilen fikir ve düşünceler:

    Fethullah Gülen'i ve cemaati tanıtan kasetlerde ve verilen vaazlarda sık sık yinelenen temalar kısaca şunlardır:

    Türk insanı son yüzyılda İslamın özünden uzaklaşarak materyal ve ruhsal bağlamda geride kalmıştır. Allah inancından uzaklaşmak bu dünyada mutsuzluk ve tatminsizliği, öteki dünyada ise cehennem hayatını getirir. Türk insanını bu hatadan kurtarmak görevi ise yeryüzünde bu cemaatin omuzlarına Allah tarafından verilmiştir.

    Harcadığınız her nefeste İslam dinine uygun yaşamalısınız..

    Fen bilimlerini ve teknolojiyi öğrenmek gerekir. Ama bunun da amacı gelişme değil, Allah'a daha çok yaklaşmaktır.

    Yaşamın amacı, dolaylı veya dolaysız Allah'a hizmettir.

    Cemaatin dışında bir hayat cehennemdir. Ve cemaattan çıkan da bir daha iflah olmaz ve cehennemliktir.

    Cemaatte hiyerarşik yapı:

    Cemaatin muazzam bir hiyerarşik yapısı vardır ve Türkiye'de askerden sonra en iyi teşkilatlanmış örgüttür.

    1990'lara kadar ana cemaat birimi onların 'dershane' veya 'ışık evleri' dediği, öğrencilerin ve onların 'abi'lerinin kaldığı evlerdir. Cemaatin 'iyi' elemanları hep buralarda yetişmektedir.

    Her 'dershane' ve 'ev' bir bölgeye bağlıdır.

    Her ev hacmine göre 5-6 kişiden oluşur e evlere kimlerin dağıtılacağı 'Bölge İmamları' tarafından belirlenir.

    Ayrıca her evin bölge imamları tarafından tayin edilmiş bir imamı vardır. Ev imamları genellikle yaşça daha kıdemli insandır.

    Evlerde hayat özetle şöyledir:

    Evin birincil amacı 'adam kazanmak' ve yeni kazanılan insanlara cemaat öğretisini empoze etmektir. Bu fonksiyonu yitiren evlerin kadrosu dağıtılır.

    İkincil amaç, evde kalanların kendilerini cemaat öğretisi parelelinde devamlı yetiştirmeleri,

    Üçüncül amaç da barınacak bir yer tedarik etmektir. Evin her türlü ihtiyacı cemaat tarafından karşılanır.

    Her evin sorumlu olduğu özel bir misyonu vardır.

    Ev sakinlerinin hizmet dışı sokakta dolaşması tasvip edilmez. Çünkü sokak günahlarla doludur
    Hedef kurum ve kuruluşlar:

    Fethullah Gülen'e göre askeriye, mülkiye-hukuk ve eğitim, teşkilatlanması gereken ilk üç kurumdur.

    Üst düzey bürokratlarla sıkı ilişkiler kurmak, içişleri ve polis teşkilatına sızmak cemaatin vizyonu içindedir.

    Spor dünyasını bile ihmal etmeyen cemaat, özellikle Galatasaray Futbol Kulübündeki aktiviteleri ile biliniyor. Bu küçük örnek cemaatin politika belirleyicilerinin vizyonlarının genişliği ve hedeflerinin derinliğini göstermektedir.

    Boğaziçi, ODTÜ ve Bilkent gibi üniversitelerde örgütün fakülte düzeyinde yapılanması kuvvetli değildir. Fakat bu üniversitelerde asistan veya doktora çalışması yapan cemaat mensupları mevcuttur.

    YÖK ve MEB'in 5-6 sene önce başlattığı proje ile yeni üniversitelerin kadro ihtiyacını karşılamak için yurt dışına binlerce öğrenci gönderilmiştir. Bir öğrencinin devlete maliyeti senede 40.000 Amerikan dolarıdır.

    Her fırsatı değerlendirmekte usta olan cemaat bu fırsatı da çok iyi kullanmıştır. Yurt dışına gönderilen bu öğrencilerin çoğunluğu bu cemaate mensuptur..

    Özel üniversiteler bazında Fatih Üniversitesi onlarındır.

    Gelir kaynakları ve sermaye gelişimi:

    Esnaflar üzerindeki örgütlenme özellikle 90'larda artmıştır.. Şu anda muazzam bir finansal güçleri vardır. 50 milyar dolara ulaşan İslami sermayenin %50'sinin Fethullah Gülen cemaatinin destekleyicilerine ait olduğu değerlendirilmektedir.

    İlk zamanlarda esnaf teşkilatlandırılmamıştı. Bunların fonksiyonu cemaate parasal ve lojistik destek vermekti. Para toplama olayına 'himmet' denir ve en büyük yardım da Ramazan ayında toplanır. Cemaatin üst bir elemanı gelir, duygusal bir konuşma yapar ve insanlar bir sonraki ramazan ayına kadar verilmek üzere para ve mal taahhüt ederler.

    Yeni bir strateji ile esnaf biraraya getirilmiş ve 1996 yılında İstanbul'da İŞDAH (İş Hayatı Dayanışma Derneği) oluşturulmuştur. Bu dernek ile esnafın eğitimi ve biraraya gelmesi sağlanmıştır.

    Türk Cumhuriyetlerinin iş potansiyelinde en büyük pay onlarındır.

    Anadolu Kaplanları denilen yerli girişimcilerin önemli bir kısmı Fethullahçıları destekler. Aralarında güçlü bir iş ortaklığı ve bilgi transferi vardır. Bu dayanışma dış ticarete de yansımıştır.

    İbadet:

    Evlerde namazlardan sonra sürekli ya Nur Risaleleri ile Fethullah Gülen'in kaleme aldığı kitaplar okunur ya da kasetler dinlenir veya izlenir. Sabah, akşam, yatsı namazları bunun için en uygun vakitlerdir.

    Basın ve yayın faaliyetleri

    Medyanın öneminin farkında olan cemaat, bu konuda hem basın yayın elemanı yetişmesini teşvik etmekte, hem de finansman sağlamaktadır.

    Zaman gazetesi, Samanyolu TV, Sızıntı, Yeni Ümit dergileri gibi 14 dergi, 25 radyo bu konudaki teşebbüslerindendir.

    Cemaatin geleceği:

    Türkiye'de silahlı kuvvetler olmasaydı, bugün hayalini kurdukları İslam devletini tesis etmiş olacaklardır. Şu anda Türkiye'de Fethullahçılar'la askerler arasında gizli bir satranç oynanmaktadır. Cemaatin askere bakışı bellidir. Askerliği her fırsatta övdükleri halde büyümeleri için önünde tek engelin de askerlik kurumu olduğunun farkındadırlar.

    Yakın geçmişte Refah Partisi ve yandaşlarının uğradığı akıbetten ders alarak radikal davranmanın ne zararlar getirdiğini görmüş ve 'hoşgörü' felsefe ve politikasını cemaatin amblemi olarak lanse etmişlerdir. Analiz ve araştırmalardan uzak Türk halkı ve küçük burjuvazisi bu maskeye hemen inanmış ve çabuk verilmiş kararlarla 'ılıman İslam' olarak gördükleri örgütü desteklemişlerdir. Ama örgütün diğer bütün dinci örgütlerden daha akıllı olduğunun ve kritik güce ulaşana kadar bu 'hoşgörü' maskesini taktığının farkında değildir."

    alıntı.


    Türkiye’deki emekli yaşlı insanları sevmiyorum. Ailemde emekli olanlarda dahil. Geleceğimizin çalınmasına izin verdiler. Umarım ızdırap dolu bir çileli hayat çekip elveda deyip bu dünyadan gidersiniz. Siz gençleri zırnık düşünmediniz hayallerini mahvettiniz.14.500TL ile hiçbirşey almadan karnınızı doyurun gelecek nesili düşünmeden yaşadığınızı sanıp gidin bu dünyadan.
  4. KısayolKısayol reportŞikayet pmÖzel Mesaj
    Mylitta
    Mylitta's avatar
    Kayıt Tarihi: 13/Nisan/2008
    Erkek
    4eye bunu yazdı:
    -----------------------------
    Hocam ben Akp ve tayyibi hiç mi hiç sevmiyorum. Ama FEtullahın hayırlı işleride var ta Afrikalarda ismini bilmediğimiz memeleketlerde okullar açtırmış TÜRKÇE yi öğretmiş...
    -----------------------------
    madem okadar TÜRKÇE öğretme meraklısı. doğuda açsında. ülkesine yararlı olsun. Komşular alışverişte görsün..

    Ayılıp bayılıp ayılıyoruz, bütün sokakları ayıkıyoruz
  5. KısayolKısayol reportŞikayet pmÖzel Mesaj
    monoton
    monoton's avatar
    Kayıt Tarihi: 21/Haziran/2008
    Erkek

    Mylitta bunu yazdı:
    -----------------------------

    madem okadar TÜRKÇE öğretme meraklısı. doğuda açsında. ülkesine yararlı olsun. Komşular alışverişte görsün..

    -----------------------------

  6. KısayolKısayol reportŞikayet pmÖzel Mesaj
    CaNNi
    CaNNi's avatar
    Banlanmış Üye
    Kayıt Tarihi: 10/Ekim/2007
    Erkek

    a.q bu adam dinemi hizmet ediyor ? yoksa türkçeyi yaygınlaştırmayamı ?

    nasıl bi şıhs lan bu (: böyle şıhın taa ... (:  atatürk şöyledir atatürk böyledir derler türkiyede ,  ta ebesininkine gidipte türkçe öğretmeye kalkarlar (:

    yarrabbi sen dostlarından bizleri muhaffak eyle

    allah dostuyum diyenleri bizden uzak tut

    şıhsın kel fettuşuda artık yanına al o çok hizmet etti yoruldu artık (:


    sitem hep âşinâlardan gelir bîgâneden gelmez!
  7. KısayolKısayol reportŞikayet pmÖzel Mesaj
    InterestingMAN
    InterestingMAN's avatar
    Kayıt Tarihi: 07/Mayıs/2009
    Erkek

    Benim 2 arkadaşım da hemen hemen burda anlatan adam gibi anlatmıştı bana. Zorla namaz kıldırdıklarını, günde 2 saat ders 4 saat namaz kıldıklarını ve hergün dua ezberlediklerini anlatmışlardı..

  8. KısayolKısayol reportŞikayet pmÖzel Mesaj
    Varg
    Varg's avatar
    Kayıt Tarihi: 08/Mayıs/2007
    Erkek

    siz fetoşun nursinin boklarını arayacağınıza

    pkk nın ergenekonun peşine düşün 

  9. KısayolKısayol reportŞikayet pmÖzel Mesaj
    Kutikula
    Kutikula's avatar
    Kayıt Tarihi: 24/Ocak/2010
    Erkek

    Varg bunu yazdı:
    -----------------------------

    siz fetoşun nursinin boklarını arayacağınıza

    pkk nın ergenekonun peşine düşün 


    -----------------------------

     ilk önce dost görüneni bitir de diğeri zaten belli dağda duruyor.


    insanın en önemli ayırt edici özelliklerinden biri iletişime açık bireyler olmasıdır.
  10. KısayolKısayol reportŞikayet pmÖzel Mesaj
    Kutengri
    Kutengri's avatar
    Kayıt Tarihi: 06/Mart/2008
    Erkek
    Ayrıca bakınız : Nihat Atsız-Nurculuk denen sayıklama..
  11. KısayolKısayol reportŞikayet pmÖzel Mesaj
    darkknight
    darkknight's avatar
    Kayıt Tarihi: 23/Nisan/2007
    Erkek

    Valla hocam bende bi fen lisesi Öğrencisiyim yemin ediyorum bu söylenenlerin çoğuyla karşılaştım.. ve şunuda söylemeliyim

    bu gerçekten sandığınızdan çok daha büyük bi sorun ve inanın bana çok değil birkaç sene içerisinde bu ülkede çok acayip şeyler

    olucak bunu görüceksiniz.. işin kötü tarafıda ne yazıkkı o kadar fazlalarki eliniz kolunuz bağlı kalıyor. Ben bizim okuldan bi çocuğun

    "Anama istediğini söyle ama abime laf etme" dediğini duydum :D yani gerçekten eğer müdahale edilmezse hiç iyi şeyler olmicak.. :(

     


    Son Kozum Olsun Zorda Sukunet...
Toplam Hit: 2556 Toplam Mesaj: 16