Türk-İslam Dünyasının İlk Demokratik Cumhuriyeti
-
Türk ün Türk den başka dostu yoktur olmaz diye boşuna dememişler tüm ülkeler birleşirken aralarında bağ olmayanlar bile
dini dili ırk ı coğrafyası aynı olan Türkler birbirinden ayrılıyor bu olmamalı
Türk Dünya Birliği kurulmalı gücümüz ortaya çıkmalı yoksa hepimiz zaman içinde bölünüp tarihin tozlu sayfaları arasındaki yerimizi alacağız :(
-
bu arada sunu belirteyim Musavat partisi 1911 de Turkiyede kurulmustur. Carlik rusyasindan kacan Resulzade bu isi baslangicta Turkiyede baslamistir.
-
Kafkaslardan aşacağız Türklüğe şan katacağız TÜRK'ÜN ŞANLI BAYRAĞINI MOSKOVA'YA ASACAĞIZ!.. KAFKASLARDAN ESEN YELLER, ŞİMDİ SANA SELAM SÖYLER.. OLSUN BÜTÜN MOSKOF ELLER; KURBAN TÜRK'ÜN BAYRAĞINA! ... Azeriler candaşımız kardaşımız can yoldaşımızdır. Biz 2 devlet 1 Milletiz. NE MUTLU TÜRK'ÜM DİYENE...
-
eywallah kardeslerim
-
Turan-Mete bunu yazdı:
-----------------------------
bu arada sunu belirteyim Musavat partisi 1911 de Turkiyede kurulmustur. Carlik rusyasindan kacan Resulzade bu isi baslangicta Turkiyede baslamistir.
-----------------------------Musavat Partisi eski değerinde değil artık. Amerikanın maşası olmuş durumda.
-
Turan-Mete bunu yazdı:
-----------------------------Değerli arkadaşlar sizi bir konu üzerine bilgilendirmek istiyorum.
Türk-İslam dünyasının ilk demokratik cumhuriyeti 1918 yılında Azerbaycan kurulmuştur.
Osmanlı o zaman bize çok yardımlar etti Nuru paşanın yardımıyla Baküyü 15 Eylül ayında aldık.
Mehmet Emin Resulzade tarafından kurulan bu cumhuriyet daha sonra Sovyetler tarafından işgal edildi.
Bu gün Türkiye o büyük insanın anısına saygı duyarak Ankarada bir Anadolu lisesine onun adını vererek onu ebedileştirdi.Mezarıda Ankaradadır.
O zamanki cumhuriyetin nasıl bir cumhuriyet olduğunu Resulzadenin dilinden size anlatmak istiyorum. bir radyodan olan ses kaydını sizin için Türkiye Türkçesine tercüme ettim.
Amerikanın sesi radyosunun verdiği imkandan istifade ederek bu gün Azerbaycan tarihinin en büyük günü olan 28 Mayısta sizlere hitap ediyorum.
Yüz yıl süren çar esaretinden sonra, bundan 35 yıl önce Azerbaycan Şuray-i Millisi Azerbaycan Cumhuriyetinin istiklalini bütün dünyaya ilan etti. O tarihe kadar millet olarak varlığını ispat etmeye çalışan Azerbaycan halkı bu tarihten itibaren millet olarak bir devlet kurmuş ve bütün mevcudiyetiyle meydana atılmıştır. Medeni büyük bir geleceğe sahib olan vatanımız siyaset alanında çok büyük ve değerli hamleler yapmıştır. Cavat hanın 1904 – te Gencedeki şanlı direnişi dillere destandır. Ölmek var dönmek yoktur. Bu hakiki vatanseverlerin en kutsal söylemidir. 28 Mayıs 1918-de Azerbaycan, tarihinin doğal bir neticesini fikirden uygulamaya döküyordu.Aynı zamanda o asrın hakim olan özgürlük şüarını kullanıyordu.Her millet kendi mukadderatını seçebilir fikrini baz alarak ve halkın genel isteğine uyarak istiklalini ilan etmişti. Bu istek üzerine kurulan Milli Azerbaycan Hükümeti az zamanda memlekette çok büyük işler yaptı. Yüz yıldan beri askerlikten men edilen Azerbaycanda ordu yaratıldı. Çarlık zamanında devlet idaresine yaklaştırılmayan Azerbaycanlılardan zabıta ve emniyet kuvvetleri oluşturuldu. Sosyal sahada esaslı düzenlemelere gidildi.Köylülere toprak vermek için kanunlar hazırladı. İşçilerin haklarını korumak için tedbirler aldı. Halkı kendi ana dilinde okutmaya başladı. Türkçeyi devletin resmi dili ilan etti. Orta ve yüksek okullar açtı. Demokratik çerçevede halkın içinden gelen insanlardan bir hükümet dairesi oluşturdu. Hakimiyet Millet Metcilisinin elindeydi. Parlamentoda itimad kazanmadıkça hiçbir hükümet hakimiyette kalamazdı. Memlekette tam bir özgürlük vardı. O zaman şimdi Sovyetlerde olduğu gibi terör denilen şeyden hiçbir eser yoktu. Vatanın kapıları şimdi olduğu gibi bütün dünyaya kapalı değildi. Her Azerbaycanlı istediği zaman nereye isterse gidebilirdi. Komşu ve Avrupa devletleriyle dostluk ilişkileri iyi bir şekildeydi. Bütün milletlerle ticaret vardı. Bunların en büyük sebebi devletimizin özgürlüğünün Avrupa devletleri ve ABD tarafından tanınmasıydı. Bu yolla büyük ve küçük devletler özgürlüğümüzü tanıdı.Türk ve Müslüman dünyasının bu ilk cumhuriyetini , kardeş ve komşu devletlerde tanıdı. Türkiye ve İran Azerbaycanla güzel ilişkiler kurdular. Aralarında dostluk ve kardeşlik mukaveleleri imzalandı. 12 Ocak 1920 Cumhuriyetin devletler tarafından tanınması günüydü. Bu günü Azerbaycan halkı candan bayram etti. Haklıydı. Bu hakikatende büyük bir bayramdı. Çünkü bu günden itibaren Azerbaycan meselesi Rusyanın bir iç meselesi olmaktan çıkmış bütün milletleri ilgilendiren bir konu olmuştu. Bu gün dünya hakikatlerle daha fazla karşılaşmakta, hakk ile batıl, yalanla doğru yüz-yüze gelmektedir. Şüphesizdirki bir gün hakikat parlayacak, özgürlük esasını, birleşmiş milletler prensibini ve insan haklarını tutan taraf galip gelecektir. Bu galibiyet güneşi “kızıl istiklal” güneşi altında inleyen aziz vatanımızda 1918, 28 Mayıs gibi yeniden doğacaktır. Buna katiyyet şüphe etmeyiniz aziz vatandaşlar. Üç renkli istiklal bayrağını yüreğinde taşıyan vatan aşığı bizlerden orda her türlü korku ve tecrit altında kalpleri istiklal aşkıyla çırpınan özgürlük aşığı sizlere candan selamlar gönderir, 28 Mayıs istiklal kurbanlarının aziz ruhları önünde saygıyla eğiliyor ve her iki tarafı birleşriren milli gün hasretini şairin beytiyle dile getiriyorum:Sen bizimsin bizim durdukça bedende can,
Yaşa Yaşa çok yaşa ey şanlı Azerbaycan.burdanda seslisini dinleye bilirsiniz http://turanmete.net/entry/42/
-----------------------------Ellerine saglık hocam, canı gönülden teşekkürler...
Diyecek bir söz kalmamış aslında bize...
Ne mutlu Türk'üm diyene!
-
eywallah hocam
-
xz bunu yazdı:
-----------------------------
Türkiye olarak, Azerbaycan ile fedarasyonda olsa bir birliğin yollarını aramak zorundayız. Bölünme tehtidine karşı dış dünyaya birleşme mesajı vererek düşmanı bir cephe önde karşılayabiliriz. Bunu yapacak hükümeti , iradeyi içimizden nasıl çıkarabileceğimiz konusunu tartışmalıyız. Neden gelen giden hiç bir hükümet milliyetçisinden solcusuna dincisinden dinsizine, ortada apaçık görülen Azerbaycan - Türkiye arasındaki suni bölünmüşlüğe , dış güçlerin lehine çizilmiş bir sınır hakkında bir şey yapmaktan ısrarla kaçındılar ? Azerbaycanda yaşayan soydaşlarımız içinde de durumun idrakinde olan milyonlarcası olduğuna eminim , peki nasıl bizim elimiz kolumuz bukadar da bağlı olabiliyor ?
-----------------------------Yaptırılmadı desek.
Turgut Özal'dan.
Vefatından birkaç sene sonra bir Azerbaycanlının İstanbul’daki evlerinin kapısına kadar gelip söylediği; “Özal zehirlendi, zehirinide şunlar hazırladı” sözler, Semra Özal başta olmak üzere Özal ailesinin zihinlerini kurcaladı hep.Sonra o Azeri kayıplara karıştı.
Zehirlenme kuşkusu halen ortadan kaldırılamadı.Semra Özal, Turgut Özal’ın Orta Asya ziyareti ile ilgili şunları söyledi: “Türk cumhuriyetlerine yapılan o gezi çok enterasandı. Aslında o, kararı çok evvel verdi. Yani büyük bir Türk Cumhuriyeti kurulması lazım diyordu. Hep Adriyatik’ten Çin Seddi’ne kadar büyük bir Türk gücü olması, Türk cumhuriyeti kurulması gerektiğini söylerdi. Onun için yaptı o seyahati. 12 gün boyunca bütün Türk Cumhuriyetlerini gezdik. Orada konuşmalar anlaşmalar yapıldı. Herşey tamamdı. En son Çin’e gidecektik. Belki bir hafta 10 gün sonra… Çin’de ilan edecekti Büyük Türk Cumhuriyeti’ni. Diyordu ki: “Büyük Türk Cumhuriyeti kurulduğu zaman bunun karşısında hiçbir devlet duramaz. Bütün doğal kaynaklar ve zenginlikler burada. İyi de idare edilirse bunun karşısında kimse duramaz.” Ve benim endişem, buna mani olmak için zehirlendi.”
Semra Özal, Turgut Özal’ın ölüm anını şöyle anlatıyor:
“Bulgar sanatçının sergisine gitti. Perşembe günü seyahatten dönmüştük. Cuma günü akşam üstü yorgundu. Bi ara indi, imzalar varmış, oları atıp tekrar yukarı çıktı. Dinleneceğim dedi. Sonra Kaya beyler (Toperi) geldi. İlle bu sergiye gitmemiz lazım dediler. Yorgunum dedi, gidecek halim yok. Okadar ısrar ettiler ki… Ben gelemem dedim. Onu zorla götürdüler. Bir-Bir buçuk saat sonra geldi. Ben de o arada yemeğini hazırladım. Yok, dedi hiçbir şey yemiyeceğim. İçki içmiyorum diye bana bir limonata yapmışlar. İşte onu içtim. Başka bir şey yemedim. Dedi. Peki dedim sonra biraz dinlendi ve terar yattı. Hiç o kadar erken yatmazdı ama; ben yorgunluğuna verdim. Yattı. Sabah kalktı. Duşunu yaptı, traş oldu…Gittim, kahvaltı hazır demek için. Gelirken biraz yürüyeyim dedi. Sonra yok yok, şimdi yürürsem terlerim yeni duş yaptım vakit yok dedi. Hazırlanıp İstanbul’a geleceğiz çünkü. Bu arada konuşuyoruz. İşte elbisen, gömleğin hazır dedim. Hangi elbisemi çıkardın diye sordu. İşte konuşa konuşa yürürken, ben önde o arkada, aniden bir ses duydum. Koştum. Burasından (ağzından kan geliyor) böyle bir şey gelmiş. Baktım atmıyor nabız falan, hiçbir şey yok. Gitmiş yani. Bağırınca nöbetçi yaverler koşup geldi. Yukarı kapıda makam arabası vardı. Aşağıki kapıdaki ambulansı bile beklemeden kucaklayıp, makam arabasıyla hastaneye götürdüler…”
-
Türkiye olarak, Azerbaycan ile fedarasyonda olsa bir birliğin yollarını aramak zorundayız. Bölünme tehtidine karşı dış dünyaya birleşme mesajı vererek düşmanı bir cephe önde karşılayabiliriz. Bunu yapacak hükümeti , iradeyi içimizden nasıl çıkarabileceğimiz konusunu tartışmalıyız. Neden gelen giden hiç bir hükümet milliyetçisinden solcusuna dincisinden dinsizine, ortada apaçık görülen Azerbaycan - Türkiye arasındaki suni bölünmüşlüğe , dış güçlerin lehine çizilmiş bir sınır hakkında bir şey yapmaktan ısrarla kaçındılar ? Azerbaycanda yaşayan soydaşlarımız içinde de durumun idrakinde olan milyonlarcası olduğuna eminim , peki nasıl bizim elimiz kolumuz bukadar da bağlı olabiliyor ?
