folder Tahribat.com Forumları
linefolder Gündem - Güncel Konular
linefolder Türkiye Avrupa Birliği Üyesi Olabilecek Mi?



Türkiye Avrupa Birliği Üyesi Olabilecek Mi?

  1. KısayolKısayol reportŞikayet pmÖzel Mesaj
    glaurung
    glaurung's avatar
    Kayıt Tarihi: 05/Temmuz/2011
    Erkek

    Türk adası, tavşan adası diye geçiyor, hoş bölgede 10 adet tavşan adası var, adamın tc tapusu var, 16milyon dolara satıyorum diyor, ama fiyat kırılır o sorun değil =D ayrıca elektronik koruma ne hocam güdümlü füze mi yapalım diyorsun =D

  2. KısayolKısayol reportŞikayet pmÖzel Mesaj
    crimeangel
    crimeangel's avatar
    Kayıt Tarihi: 11/Ocak/2004
    Erkek

    ben alsalarda girmemiz taraftarı değilim...


    ESKİ NİCKİM "HAYALETKURT"TUR....................... WE TANRI TÜRK"Ü YARATTI. ZAFERLER KAZANIP YEDİ CİHANA NAM SALSIN DİYE...
  3. KısayolKısayol reportŞikayet pmÖzel Mesaj
    volkan
    volkan's avatar
    Kayıt Tarihi: 17/Mart/2007
    Erkek
    glaurung bunu yazdı

    Türk adası, tavşan adası diye geçiyor, hoş bölgede 10 adet tavşan adası var, adamın tc tapusu var, 16milyon dolara satıyorum diyor, ama fiyat kırılır o sorun değil =D ayrıca elektronik koruma ne hocam güdümlü füze mi yapalım diyorsun =D

    yok hacı duyarga ağı sistemi  toprağın altına hassas kablo gömüyoz üzerine insan gelirse bölgesel alarm veriyo  aynı şekilde çitlere  denize  kamera sistemleri vs kaçak giriş çıkış olmasın :D

    volkan tarafından 14/Haz/13 20:33 tarihinde düzenlenmiştir

    onekine?
  4. KısayolKısayol reportŞikayet pmÖzel Mesaj
    DestinatioN
    DestinatioN's avatar
    Kayıt Tarihi: 09/Mart/2007
    Erkek
    DaveReed bunu yazdı
    DestinatioN bunu yazdı

    Hocam dediğinden birşey anlamadım hangi vergilerden bahsediyorsun

    Gümrük vergileri, kotalar zaten gb liği ile kaldırıldı ( sanayi ve işlenmiş tarım ürünlerinde )

    http://www.abgs.gov.tr/index.php?p=46234

    anlaşılmayacak birşey yok ithalat yapmadığın için bilmiyorsun

     halen ithalat mevzusunda gümrüklerde sorunlar oluyor halen uzak doğuyla rekabet zorluğu var

    ab ile uyum yasaları çıkıyor ama türkiyede sikleyen yok

    ekonomi gelişti gelişti diolar ama halen bu sorunlar var...

    Ben dış ticaret öğrencisiyim valla açıklarsanız sevinirim.

    Gb liği ile sanayi ve tarım ürünlerinde ithalat ve ihracatta gümrük vergileri alınmıyor yanlışmı biliyorum


    destination@tahribat.com
  5. KısayolKısayol reportŞikayet pmÖzel Mesaj
    Ayro
    Ayro's avatar
    Kayıt Tarihi: 08/Ağustos/2005
    Erkek
    u235 bunu yazdı
     

    Şu kısım dünyanın en saçma yorumu.

    İmzam sana gelsin.

    boş adamsın

  6. KısayolKısayol reportŞikayet pmÖzel Mesaj
    u235
    u235's avatar
    Kayıt Tarihi: 31/Mart/2008
    Erkek
    zumsuk bunu yazdı
    u235 bunu yazdı
     

    Şu kısım dünyanın en saçma yorumu.

    İmzam sana gelsin.

    boş adamsın

    sen boş adamın bayrak tutanısın.Harbiden kendini zeki bir adam sanıyorsun ya ben ona yanıyorum amk.


    Türkiyede anamuhalefetin muhalefet etme görevi ve sorumluluğu vardır. İktidarın memlekete ve halka verdiği zararların ikinci sorumlusu direkt olarak muhalefettir. Ülkeye yapılan vatana ihanet suçuna sessiz kalmak ya da etkisiz muhalefet yapmak ise muhalefeti vatan haini konumuna düşürür.
  7. KısayolKısayol reportŞikayet pmÖzel Mesaj
    Ayro
    Ayro's avatar
    Kayıt Tarihi: 08/Ağustos/2005
    Erkek
    u235 bunu yazdı
    zumsuk bunu yazdı
    u235 bunu yazdı
     

    Şu kısım dünyanın en saçma yorumu.

    İmzam sana gelsin.

    boş adamsın

    sen boş adamın bayrak tutanısın.Harbiden kendini zeki bir adam sanıyorsun ya ben ona yanıyorum amk.

    birader birşey yanlış , saçma diyorsan açıkla bi zahmet. Açıklamadan boş boş mesajlar atıyorsun. Amacın konuşmak / tartışmak değil ; 

    saçma yorum,

    zeki adam sanıyorsun

    hede hödö...

    ---

    Geç bunları geçç

  8. KısayolKısayol reportŞikayet pmÖzel Mesaj
    esrardede
    esrardede's avatar
    Kayıt Tarihi: 21/Eylül/2005
    Erkek
    volkan bunu yazdı

    sonumuz yunanistan gibimi olsun avrupa birliği çöktü neyin peşindesiniz

    ayrıca dinini değiştirip papaya bağlanmadığın sürece çökmüş birliğe almazlar :)

    Avrupa Birliği ülkelerinin patır patır çökmeye başladığını söyleyen Prof. Dr. Haydar Baş, “kaynakları tükenen, nüfusu yaşlanan ve para basamayan Avrupa Birliği dağılacak. Bu dağılma AB için bir kaderdir” diye konuştu.

    Ortak para birimi Euro’ya geçiş tek devlet olma hayali kuran Avrupa birliğinin sonunu getiriyor. Gayri Safi Milli Hâsılasının karşılığı olarak kendi milli parasını basamayan birlik ülkeleri, ardı ardına büyük bir sıkıntıya girdi. Buna birde küresel ekonomik kriz eklenince ülkeler tek tek iflas noktasına geldi. İzlanda’nın ardından şimdi de Yunanistan, İspanya, Portekiz ve İrlanda çok ağır bir ekonomik krizle karşı karşıya. Üstelik yakında bu listeye birçok ülkenin daha ekleneceği belirtiliyor. Durum bu kadar ciddi olunca da Amerika’dan Asya’ya tüm ekonomistler ve analistler AB çöküyor mu sorusunu tartışmaya başladı. Avrupa birliği ülkelerinin içinde bulunduğu bu durum Meltem TV’de yayınlanan Prof. Dr. Haydar Baş’ın konuk olarak katıldığı “Ekoanaliz” programında masaya yatırıldı. Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş Ekoanaliz programında Avrupa’nın içinde bulunduğu çıkmazla ilgili çarpıcı tespitlerde bulundu. “Ortak para birimine geçiş Avrupa Birliği ülkelerini bitirdi” diyen Prof. Dr. Haydar Baş, “AB çöküşe mahkûmdur tezini” tekrarladı.

    Avrupa patır patır dökülüyor

    Avrupa’nın yer altı kaynaklarının tükendiğini söyleyen Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, “Avrupa patır patır dökülmeye başladı” diye konuştu. BTP Genel Başkanı şunları söyledi: “Şimdi bendeniz Avrupa’ya baktığım zaman Avrupa’nın yer altı kaynaklarını ve nüfusunu bitirdiğini çok net görüyorum. Aynı zamanda Avrupa’da gençlik diye bir şey kalmadı. Bir coğrafyası var. Var olan topraklarında da bazı ülkelerin tarıma müsait bazılarını ise değil. Batı dünyasında insanlar ya patrondur veya işçidir. Bu ikinin arasında bir sınıf batıda yoktur. Eğer şirketler batarsa işçiler açıkta kalacak. Şu anda Avrupa patır patır dökülmeye başladı. Bankaları da çökmeye başladı. Böyle bir birliğin ila nihaye devam etmesi hiç mümkün değildir. Küresel kriz baş gösterdiği zaman dört Avrupa ülkesini liderleri bir araya geldiler. Almanya Başbakan’ı Sayın Merkel bu toplantıda “Herkes kendi başının çaresine baksın. Her koyun kendi bacağından asılır” dedi. Avrupa Birliği dağılacak. Bu dağılma AB için bir kaderdir. Yıllar önce ‘ekonomik şartları oluşturmadan gerçekleştirilen bu şekildeki birliktelik Avrupa’nın yıkılışına sebep olacaktır’ demiştik. Öngördüğümüz şekilde de gerçekleşti.”

    Çöken Avrupa Birliği’nin elinde Türkiye oyuncak

    Ekoanaliz programındaki açıklamalarında Avrupa Birliği’ne üye ülkeleri iflas noktasına getiren nedenleri sıralayan Prof. Dr. Haydar Baş, AKP hükümeti Türkiye’yi, çöküşe mahkum Avrupa Birliği’nin elinde oyuncak etti” dedi. Prof. Dr. Baş şöyle konuştu: “Avrupa Birliği dağılıyor. Bizim iktidarlarımız ise Avrupa Birliği’nden gelen talimatlara göre ülkeyi idare ediyorlar. Ekonomi kurallarını ortaya koyuyorlar, sosyal projeleri kanun olarak, hüküm olarak takdim ediyorlar. Şimdi siz Avrupa’yı düşüneceğinize kendinizi düşünün.”

    AB süratle çöküyor

    Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, Ekoanaliz programında dile getirdiği “Avrupa Birliği çöküşe mahkûmdur” görüşünü aslında yıllardır seslendiriyor. 19 aralık 2004 tarihinde Ankara’da tertip edilen Bağımsız Türkiye Partisi İkinci Olağan Kongresi’nde bir konuşma yapan Prof. Dr. Haydar Baş, “Avrupa Birliği süratle çöküşe gidiyor” demiş ve bunun sebeplerini şöyle sıralamıştı: “Ben ilim adamı olarak konuşuyorum. Avrupa Birliği süratle çöküşe gidiyor. Bunun birinci sebebi Avrupa yer altı kaynaklarını bitirmiştir. İkincisi, Avrupa’nın nüfusu ihtiyarlamıştır. Üçüncüsü ve en önemlisi birliğe geçtikten sonra Avrupa, emisyonunu genişletme kabiliyetini kaybetmiştir. Bundan sonra Avrupa her geçen gün daha büyük bir para darlığına girecek. Şu an Türkiye’nin yaşadığı kaderi Avrupa ülkeleri tek tek daha fazlasını yaşayacak.”

    12.02.2010 


    Çöken Avrupa Birliği’nin elinde Türkiye oyuncak

     

    Biz neden görmüyoruz o oyuncağı :-)


    Yakınınızdan geçerken tıslayan kaç şey sayabilirsiniz?
  9. KısayolKısayol reportŞikayet pmÖzel Mesaj
    volkan
    volkan's avatar
    Kayıt Tarihi: 17/Mart/2007
    Erkek
    esrardede bunu yazdı
    volkan bunu yazdı

    sonumuz yunanistan gibimi olsun avrupa birliği çöktü neyin peşindesiniz

    ayrıca dinini değiştirip papaya bağlanmadığın sürece çökmüş birliğe almazlar :)

    Avrupa Birliği ülkelerinin patır patır çökmeye başladığını söyleyen Prof. Dr. Haydar Baş, “kaynakları tükenen, nüfusu yaşlanan ve para basamayan Avrupa Birliği dağılacak. Bu dağılma AB için bir kaderdir” diye konuştu.

    Ortak para birimi Euro’ya geçiş tek devlet olma hayali kuran Avrupa birliğinin sonunu getiriyor. Gayri Safi Milli Hâsılasının karşılığı olarak kendi milli parasını basamayan birlik ülkeleri, ardı ardına büyük bir sıkıntıya girdi. Buna birde küresel ekonomik kriz eklenince ülkeler tek tek iflas noktasına geldi. İzlanda’nın ardından şimdi de Yunanistan, İspanya, Portekiz ve İrlanda çok ağır bir ekonomik krizle karşı karşıya. Üstelik yakında bu listeye birçok ülkenin daha ekleneceği belirtiliyor. Durum bu kadar ciddi olunca da Amerika’dan Asya’ya tüm ekonomistler ve analistler AB çöküyor mu sorusunu tartışmaya başladı. Avrupa birliği ülkelerinin içinde bulunduğu bu durum Meltem TV’de yayınlanan Prof. Dr. Haydar Baş’ın konuk olarak katıldığı “Ekoanaliz” programında masaya yatırıldı. Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş Ekoanaliz programında Avrupa’nın içinde bulunduğu çıkmazla ilgili çarpıcı tespitlerde bulundu. “Ortak para birimine geçiş Avrupa Birliği ülkelerini bitirdi” diyen Prof. Dr. Haydar Baş, “AB çöküşe mahkûmdur tezini” tekrarladı.

    Avrupa patır patır dökülüyor

    Avrupa’nın yer altı kaynaklarının tükendiğini söyleyen Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, “Avrupa patır patır dökülmeye başladı” diye konuştu. BTP Genel Başkanı şunları söyledi: “Şimdi bendeniz Avrupa’ya baktığım zaman Avrupa’nın yer altı kaynaklarını ve nüfusunu bitirdiğini çok net görüyorum. Aynı zamanda Avrupa’da gençlik diye bir şey kalmadı. Bir coğrafyası var. Var olan topraklarında da bazı ülkelerin tarıma müsait bazılarını ise değil. Batı dünyasında insanlar ya patrondur veya işçidir. Bu ikinin arasında bir sınıf batıda yoktur. Eğer şirketler batarsa işçiler açıkta kalacak. Şu anda Avrupa patır patır dökülmeye başladı. Bankaları da çökmeye başladı. Böyle bir birliğin ila nihaye devam etmesi hiç mümkün değildir. Küresel kriz baş gösterdiği zaman dört Avrupa ülkesini liderleri bir araya geldiler. Almanya Başbakan’ı Sayın Merkel bu toplantıda “Herkes kendi başının çaresine baksın. Her koyun kendi bacağından asılır” dedi. Avrupa Birliği dağılacak. Bu dağılma AB için bir kaderdir. Yıllar önce ‘ekonomik şartları oluşturmadan gerçekleştirilen bu şekildeki birliktelik Avrupa’nın yıkılışına sebep olacaktır’ demiştik. Öngördüğümüz şekilde de gerçekleşti.”

    Çöken Avrupa Birliği’nin elinde Türkiye oyuncak

    Ekoanaliz programındaki açıklamalarında Avrupa Birliği’ne üye ülkeleri iflas noktasına getiren nedenleri sıralayan Prof. Dr. Haydar Baş, AKP hükümeti Türkiye’yi, çöküşe mahkum Avrupa Birliği’nin elinde oyuncak etti” dedi. Prof. Dr. Baş şöyle konuştu: “Avrupa Birliği dağılıyor. Bizim iktidarlarımız ise Avrupa Birliği’nden gelen talimatlara göre ülkeyi idare ediyorlar. Ekonomi kurallarını ortaya koyuyorlar, sosyal projeleri kanun olarak, hüküm olarak takdim ediyorlar. Şimdi siz Avrupa’yı düşüneceğinize kendinizi düşünün.”

    AB süratle çöküyor

    Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, Ekoanaliz programında dile getirdiği “Avrupa Birliği çöküşe mahkûmdur” görüşünü aslında yıllardır seslendiriyor. 19 aralık 2004 tarihinde Ankara’da tertip edilen Bağımsız Türkiye Partisi İkinci Olağan Kongresi’nde bir konuşma yapan Prof. Dr. Haydar Baş, “Avrupa Birliği süratle çöküşe gidiyor” demiş ve bunun sebeplerini şöyle sıralamıştı: “Ben ilim adamı olarak konuşuyorum. Avrupa Birliği süratle çöküşe gidiyor. Bunun birinci sebebi Avrupa yer altı kaynaklarını bitirmiştir. İkincisi, Avrupa’nın nüfusu ihtiyarlamıştır. Üçüncüsü ve en önemlisi birliğe geçtikten sonra Avrupa, emisyonunu genişletme kabiliyetini kaybetmiştir. Bundan sonra Avrupa her geçen gün daha büyük bir para darlığına girecek. Şu an Türkiye’nin yaşadığı kaderi Avrupa ülkeleri tek tek daha fazlasını yaşayacak.”

    12.02.2010 


    Çöken Avrupa Birliği’nin elinde Türkiye oyuncak

     

    Biz neden görmüyoruz o oyuncağı :-)

    gözlerini yeterince kaparsan taksim olaylarınıda görmezsin :)

    aby giriş süreci bahane edilerek 

    – AB, milli egemenliğin yabancılara devredilmesidir. Anayasamıza göre, egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. AB üyeliği durumunda millete ait olan bu egemenlik, artık milletin seçtiği vekilleri aracılığı ile kullanılamayacaktır. TBMM, sadece AB
    parlamentosunun aldığı kararları yasalaştıran bir kurum haline gelecektir. 17 Aralık 2004 tarihli raporda ayrıca AB, AİHM kararlarına da tam olarak uyulmasını maddeleştirmiştir.

    –  Yine 2004 yılındaki İlerleme raporuna göre, Fırat ve Dicle suları ile bölgedeki barajların AB yönetimine devredilmesi istenmektedir. Bu, ülkemiz topraklarında parçalanmanın  önünü açacağı gibi, devlet iradesinin de AB’ye teslim edilmesidir.

    – AB, asırlardan beri “tek vücut” olmuş milletimizin 36 etnik parçaya bölünmesi demektir. İlerleme raporuna göre, AB, Türkiye’yi etnik olarak da, dini olarak da bölmektedir. AB, Lozan’da “azınlık” olarak belirtilen Yahudiler, Rumlar ve Ermeniler dışında Kürtleri, Katolikleri, Protestanları, Süryanileri, Keldanileri, Alevileri, Bahaileri de azınlık olarak değerlendirerek, Türkiye’den, bunları tanımasını istemektedir.

    Yine bu rapora göre AB, Boşnakça, Kürtçe, Arapça yayınların yansıra, Ermenice, Rumca ve Lazca yayınların yapılmasını talep etmektedir.

    – AB süreci Türk topraklarının satılmasıdır.

    AB’ye uyum adı altında hazırlanan uyum paketleri çerçevesinde AKP hükümeti döneminde 45 günde 3  yasa çıkarılmıştır. Nitekim; 01 Haziran 2003 tarihli Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu, 03 Temmuz 2003 tarihli Köylerden Yabancılara Toprak Satışına İzin Veren Kanun, 19 Temmuz 2003 tarihli Yabancılara Gayrımenkul Satışına İzin Veren Kanun, bu bağlamda çıkartılmış kanunlardır.

    Bu yasalar neticesinde 68 ülke vatandaşı, 70 ilimizde, 42 bin 884 mülk edinmiştir. GAP bölgesinde 450 bin dönüm arazi İsraillilere geçmiştir. Yabancılara toprak satışına izin veren yasa ve doğrudan yabancı yatırımına destek yasası ile Türkiye’deki önemli maden yatakları yabancı şirketlerin eline geçmektedir.

    Bu noktada dikkat edilmesi gereken bir husus da şudur: Bu bölgelerde tarım ve hayvancılıkla hayatını sürdüren vatandaşlarımız, yüksek girdi maliyetlerinden dolayı pahalıya mal ettikleri ürünlerini  ürün desteklemeleri de kaldırıldığı için ya hiç kâr etmeden veyahut çok az kârlarla satmak zorunda kaldıklarından dolayı, kendi geçimlerini dahi bu yolla temin edememekte, her geçen gün daha fazla zorlanmaktadırlar.

    Böylesi vahim ekonomik şartlara mahkûm edilen tarım köylüsüne, topraklarını, satın alan yabancılara satmaktan başka seçenek kalmamaktadır.

    – Ekonomide IMF düzenine devam edilmesinin, kamu bankalarının ve KİT’lerin satılmasının talep edildiği AB sürecinde, gümrük duvarlarının da tamamen kaldırılması istenmektedir. Bu, daha henüz üyeliğe adaylık öncesinde Türkiye’nin tam bir açık pazar haline getirilmesidir.  

    – AB, milletimizin, Lozan Antlaşmasına aykırı olarak, misyonerlik faaliyetlerine teslim edilmesi demektir.

    AB uyum çalışmaları çerçevesinde yapılan kanuni değişikliklerle bugüne kadar ülkemizde 40 bini aşkın kilise evi açılmıştır.

    2004 tarihli İlerleme raporuna göre “Türkiye AB ile yoğun bir siyasi ve kültürel diyalog içine girecektir. Misyonerlik faaliyetleri de bu kültürel etkileşimin bir parçasıdır.”  

    – AB süreci Türk milletinin kendi medeniyetinden kopartılması,  coğrafyasındaki tarihi misyonu ve şerefli duruşundan uzaklaştırılması, kimliksiz ve kişiliksiz bırakılmasıdır.

    Türkiye, tarihinden gelen misyonu ve duruşuyla Doğu ile Batı arasında köprü olduğu gibi, geçmişinde liderlik yaptığı İslam ve Türk dünyası için halen eski konumunu korumaktadır. AB üyeliği, bu coğrafyalarda tekrar baş olabilecek bir Türkiye’nin önünü
    keseceği gibi; farklı bir medeniyetin kabulü, Türk milletinin, kimliğinden ve medeniyetinden tamamen kopması manasına gelmektedir. Atatürk, 1921 yılında şu tespitleri yapıyor:

    "Bana göre, Türkiye Doğu ve Batı dünyasının sınırındaki coğrafi konumuyla ilginç bir rol oynuyor. Bu durum bir yanıyla faydalı iken, diğer yanıyla tehlikelidir. Batı emperyalizminin doğu ya yayılmasını durdurabildiğimiz için, Türkiye’yi öncü olarak gören bütün doğu halklarının sempatisini kazanmış bulunuyoruz. Diğer yandan bu durum bizim için tehlikelidir. Çünkü, Doğu’ya yönelen saldırının bütün ağırlığı öncelikle bizim üzerimizdedir ve Batı’nın bütün nefreti bizim üzerimizde yoğunlaşmış bulunuyor...”(92).

    – Yasama, yürütme ve yargı erklerinin AB’ye devri, aslında devlet iradesinin ve milli egemenliğin AB’ye devri demektir. Bu durumda ise, bağımsız bir devletin varlığından artık söz etmekte mümkün değildir

    – AB' nin talepleri Sevr’in ta kendisidir. Gerek Katılım Ortaklığı belgesindeki maddeler, gerekse ilerleme raporlarında Türkiye’den istenilen hususlar, Birinci Dünya savaşının akabinde önümüze konulan Sevr antlaşmasının maddeleri ile nerede ise cümle cümle aynıdır. Dün bir savaşın kaybedilmesi sonucunda Sevr’i imzalamaya zorlanan milletimizin bugün hangi savaşı kaybettiği için AB sürecinde yukarıda ifade ettiğimiz yasaları çıkardığını anlamak mümkün değildir.

    – AB, sözde Ermeni soykırımına onay vermektir. 17 Aralık 2004 tarihli raporda, “trajik olaylarla ve özellikle de 1915–1916’da bölgede yaşanan insani acılarla ilgili olarak Türkiye’nin AB’ye katılım sürecinde Ermenistan’la bu olaylarla ilgili olarak bir iyileşme yaşanmalıdır” denmektedir. 
    Bu, sözde soykırımın  tanınması anlamındadır.

    92– Metin Aydoğan, AB Tam Üyelik ve Türkiye

    – AB, Ege’yi Yunan gölü haline getirmektir. 12 Aralık 1999 tarihli raporunda “Ege sorunu için Lahey Adalet Divanı’na gidilebilir” denmektedir. 17 Aralık 2004’de ise, söz konusu talebe, “karşılıklı görüşmeler yoluyla çözülecek” ibaresi konulmuştur. Bugüne kadar Lahey’den, en haklı davasında bile Türkiye lehine tek bir karar çıkmadığı hatırlanırsa; Ege meselesinin nereye varacağı açıkça görülecektir.

    – AB, İstanbul sur içinde din temelli bir devletin varlığını kabul etmek demektir. İlerleme raporunda AB, açıkça Patriğin Ekümenik sıfatını kamusal alanda kullanmasının önünün açılmasını talep etmektedir. Heybeliada Papaz Okulunun açılması da raporda istenmektedir.

    – AB, Rum Pontus hayalcilerine Karadeniz’imizde;  Kürdistan hayalcilerine Güneydoğumuzda; Ermenistan hayalcilerine Kars–Ardahan–Ağrı yörelerimizde zemin açmaktır.

    – AB süreci Kıbrıs’ın Rumlara devridir. Avrupa Parlamentosu kararlarında, KKTC’deki Türk Silahlı Kuvvetlerinin “işgalci olduğu”na dair nitelemeler vardır. 9 Kasım 2005 tarihli İlerleme raporunda ise, Kıbrıs Rum Kesimi bandıralı gemilerin Türk kara sularına girişine izin verilip, ticari ilişkiye geçileceği karara bağlanmıştır.

    Bu şartlar altında Sosyal Devlet/Milli Devlet’in AB ile bir birlikteliği ülke menfaatleri açısından uygun görmesi mümkün değildir.

    Ülkemizde bazı siyasilerin mücadele ederek AB’ye gireceğiz iddiası, Türk Milletinden gerçeklerin saklanmasından başka bir şey değildir. Zira AB, Türkiye ile pazarlık etmemekte sadece ev ödevi vermektedir. Bu ödevlerin tamamı ile yerine getirilmesi sonucunda dahi AB’ye girilmesi mümkün değildir.

    Çünkü bu ev ödevlerin tamamının yerine getirilmesi geride bir devlet bırakmayacaktır.

    – AB’ye girildiği taktirde Türk insanına iş bulunacağı iddiası da gerçeklerle uzaktan yakından alakalı değildir.

    Çünkü AB ‘nin başındaki en büyük iktisadi problem işsizliktir. Gerçek işsizlik rakamları eğer yarı zamanlı istihdam rakamları da dikkate alındığında % 40’lara yaklaşmaktadır (93).

    Bu konuyu işgücü ile ilgili bölümde detaylandırdık. Dolayısı ile işsizliğin kol gezdiği bir dünyada Türk insanına iş bulunacağı iddiası içi boş bir sözdür.

    Sosyal Devlet/Milli Devlet, bu ham hayallerin karşına, değil kendi insanına, diğer ülkenin vatandaşlarına da istihdam yaratacak gerçek bir model ile, Milli Ekonomi Modeli ile çıkmaktadır. AB’nin ülkemizi ve ekonomimizi tehdit eden bölücü ve çökertici dayatmalarına, daha birçok madde eklemek mümkündür.

    Ancak bu kadarla yetinerek, AB sürecinin Türkiye’nin parçalanma, bölünme ve teslim alınma süreci olduğunu belirtmekle bu konuyu noktalayalım…

    Ülkemiz, bir taraftan bu kadar yapısal değişiklikle her sahada bir tasfiye sürecinin içerisine sokulurken; diğer taraftan yukarıda da ifade ettiğimiz üzere AB’nin Türkiye’yi içine alması mümkün değildir. Zaten AB Komisyonu kararları ve üye ülkelerin yetkilileri, Türkiye için “tam üyeliğin mümkün olmadığı”nı gizlememektedirler… Bunun birçok sebebi vardır.

    volkan tarafından 14/Haz/13 20:50 tarihinde düzenlenmiştir

    onekine?
  10. KısayolKısayol reportŞikayet pmÖzel Mesaj
    esrardede
    esrardede's avatar
    Kayıt Tarihi: 21/Eylül/2005
    Erkek
    volkan bunu yazdı
    esrardede bunu yazdı
    volkan bunu yazdı

    sonumuz yunanistan gibimi olsun avrupa birliği çöktü neyin peşindesiniz

    ayrıca dinini değiştirip papaya bağlanmadığın sürece çökmüş birliğe almazlar :)

    Avrupa Birliği ülkelerinin patır patır çökmeye başladığını söyleyen Prof. Dr. Haydar Baş, “kaynakları tükenen, nüfusu yaşlanan ve para basamayan Avrupa Birliği dağılacak. Bu dağılma AB için bir kaderdir” diye konuştu.

    Ortak para birimi Euro’ya geçiş tek devlet olma hayali kuran Avrupa birliğinin sonunu getiriyor. Gayri Safi Milli Hâsılasının karşılığı olarak kendi milli parasını basamayan birlik ülkeleri, ardı ardına büyük bir sıkıntıya girdi. Buna birde küresel ekonomik kriz eklenince ülkeler tek tek iflas noktasına geldi. İzlanda’nın ardından şimdi de Yunanistan, İspanya, Portekiz ve İrlanda çok ağır bir ekonomik krizle karşı karşıya. Üstelik yakında bu listeye birçok ülkenin daha ekleneceği belirtiliyor. Durum bu kadar ciddi olunca da Amerika’dan Asya’ya tüm ekonomistler ve analistler AB çöküyor mu sorusunu tartışmaya başladı. Avrupa birliği ülkelerinin içinde bulunduğu bu durum Meltem TV’de yayınlanan Prof. Dr. Haydar Baş’ın konuk olarak katıldığı “Ekoanaliz” programında masaya yatırıldı. Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş Ekoanaliz programında Avrupa’nın içinde bulunduğu çıkmazla ilgili çarpıcı tespitlerde bulundu. “Ortak para birimine geçiş Avrupa Birliği ülkelerini bitirdi” diyen Prof. Dr. Haydar Baş, “AB çöküşe mahkûmdur tezini” tekrarladı.

    Avrupa patır patır dökülüyor

    Avrupa’nın yer altı kaynaklarının tükendiğini söyleyen Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, “Avrupa patır patır dökülmeye başladı” diye konuştu. BTP Genel Başkanı şunları söyledi: “Şimdi bendeniz Avrupa’ya baktığım zaman Avrupa’nın yer altı kaynaklarını ve nüfusunu bitirdiğini çok net görüyorum. Aynı zamanda Avrupa’da gençlik diye bir şey kalmadı. Bir coğrafyası var. Var olan topraklarında da bazı ülkelerin tarıma müsait bazılarını ise değil. Batı dünyasında insanlar ya patrondur veya işçidir. Bu ikinin arasında bir sınıf batıda yoktur. Eğer şirketler batarsa işçiler açıkta kalacak. Şu anda Avrupa patır patır dökülmeye başladı. Bankaları da çökmeye başladı. Böyle bir birliğin ila nihaye devam etmesi hiç mümkün değildir. Küresel kriz baş gösterdiği zaman dört Avrupa ülkesini liderleri bir araya geldiler. Almanya Başbakan’ı Sayın Merkel bu toplantıda “Herkes kendi başının çaresine baksın. Her koyun kendi bacağından asılır” dedi. Avrupa Birliği dağılacak. Bu dağılma AB için bir kaderdir. Yıllar önce ‘ekonomik şartları oluşturmadan gerçekleştirilen bu şekildeki birliktelik Avrupa’nın yıkılışına sebep olacaktır’ demiştik. Öngördüğümüz şekilde de gerçekleşti.”

    Çöken Avrupa Birliği’nin elinde Türkiye oyuncak

    Ekoanaliz programındaki açıklamalarında Avrupa Birliği’ne üye ülkeleri iflas noktasına getiren nedenleri sıralayan Prof. Dr. Haydar Baş, AKP hükümeti Türkiye’yi, çöküşe mahkum Avrupa Birliği’nin elinde oyuncak etti” dedi. Prof. Dr. Baş şöyle konuştu: “Avrupa Birliği dağılıyor. Bizim iktidarlarımız ise Avrupa Birliği’nden gelen talimatlara göre ülkeyi idare ediyorlar. Ekonomi kurallarını ortaya koyuyorlar, sosyal projeleri kanun olarak, hüküm olarak takdim ediyorlar. Şimdi siz Avrupa’yı düşüneceğinize kendinizi düşünün.”

    AB süratle çöküyor

    Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, Ekoanaliz programında dile getirdiği “Avrupa Birliği çöküşe mahkûmdur” görüşünü aslında yıllardır seslendiriyor. 19 aralık 2004 tarihinde Ankara’da tertip edilen Bağımsız Türkiye Partisi İkinci Olağan Kongresi’nde bir konuşma yapan Prof. Dr. Haydar Baş, “Avrupa Birliği süratle çöküşe gidiyor” demiş ve bunun sebeplerini şöyle sıralamıştı: “Ben ilim adamı olarak konuşuyorum. Avrupa Birliği süratle çöküşe gidiyor. Bunun birinci sebebi Avrupa yer altı kaynaklarını bitirmiştir. İkincisi, Avrupa’nın nüfusu ihtiyarlamıştır. Üçüncüsü ve en önemlisi birliğe geçtikten sonra Avrupa, emisyonunu genişletme kabiliyetini kaybetmiştir. Bundan sonra Avrupa her geçen gün daha büyük bir para darlığına girecek. Şu an Türkiye’nin yaşadığı kaderi Avrupa ülkeleri tek tek daha fazlasını yaşayacak.”

    12.02.2010 


    Çöken Avrupa Birliği’nin elinde Türkiye oyuncak

     

    Biz neden görmüyoruz o oyuncağı :-)

    gözlerini yeterince kaparsan taksim olaylarınıda görmezsin :)

    aby giriş süreci bahane edilerek 

    – AB, milli egemenliğin yabancılara devredilmesidir. Anayasamıza göre, egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. AB üyeliği durumunda millete ait olan bu egemenlik, artık milletin seçtiği vekilleri aracılığı ile kullanılamayacaktır. TBMM, sadece AB
    parlamentosunun aldığı kararları yasalaştıran bir kurum haline gelecektir. 17 Aralık 2004 tarihli raporda ayrıca AB, AİHM kararlarına da tam olarak uyulmasını maddeleştirmiştir.

    –  Yine 2004 yılındaki İlerleme raporuna göre, Fırat ve Dicle suları ile bölgedeki barajların AB yönetimine devredilmesi istenmektedir. Bu, ülkemiz topraklarında parçalanmanın  önünü açacağı gibi, devlet iradesinin de AB’ye teslim edilmesidir.

    – AB, asırlardan beri “tek vücut” olmuş milletimizin 36 etnik parçaya bölünmesi demektir. İlerleme raporuna göre, AB, Türkiye’yi etnik olarak da, dini olarak da bölmektedir. AB, Lozan’da “azınlık” olarak belirtilen Yahudiler, Rumlar ve Ermeniler dışında Kürtleri, Katolikleri, Protestanları, Süryanileri, Keldanileri, Alevileri, Bahaileri de azınlık olarak değerlendirerek, Türkiye’den, bunları tanımasını istemektedir.

    Yine bu rapora göre AB, Boşnakça, Kürtçe, Arapça yayınların yansıra, Ermenice, Rumca ve Lazca yayınların yapılmasını talep etmektedir.

    – AB süreci Türk topraklarının satılmasıdır.

    AB’ye uyum adı altında hazırlanan uyum paketleri çerçevesinde AKP hükümeti döneminde 45 günde 3  yasa çıkarılmıştır. Nitekim; 01 Haziran 2003 tarihli Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu, 03 Temmuz 2003 tarihli Köylerden Yabancılara Toprak Satışına İzin Veren Kanun, 19 Temmuz 2003 tarihli Yabancılara Gayrımenkul Satışına İzin Veren Kanun, bu bağlamda çıkartılmış kanunlardır.

    Bu yasalar neticesinde 68 ülke vatandaşı, 70 ilimizde, 42 bin 884 mülk edinmiştir. GAP bölgesinde 450 bin dönüm arazi İsraillilere geçmiştir. Yabancılara toprak satışına izin veren yasa ve doğrudan yabancı yatırımına destek yasası ile Türkiye’deki önemli maden yatakları yabancı şirketlerin eline geçmektedir.

    Bu noktada dikkat edilmesi gereken bir husus da şudur: Bu bölgelerde tarım ve hayvancılıkla hayatını sürdüren vatandaşlarımız, yüksek girdi maliyetlerinden dolayı pahalıya mal ettikleri ürünlerini  ürün desteklemeleri de kaldırıldığı için ya hiç kâr etmeden veyahut çok az kârlarla satmak zorunda kaldıklarından dolayı, kendi geçimlerini dahi bu yolla temin edememekte, her geçen gün daha fazla zorlanmaktadırlar.

    Böylesi vahim ekonomik şartlara mahkûm edilen tarım köylüsüne, topraklarını, satın alan yabancılara satmaktan başka seçenek kalmamaktadır.

    – Ekonomide IMF düzenine devam edilmesinin, kamu bankalarının ve KİT’lerin satılmasının talep edildiği AB sürecinde, gümrük duvarlarının da tamamen kaldırılması istenmektedir. Bu, daha henüz üyeliğe adaylık öncesinde Türkiye’nin tam bir açık pazar haline getirilmesidir.  

    – AB, milletimizin, Lozan Antlaşmasına aykırı olarak, misyonerlik faaliyetlerine teslim edilmesi demektir.

    AB uyum çalışmaları çerçevesinde yapılan kanuni değişikliklerle bugüne kadar ülkemizde 40 bini aşkın kilise evi açılmıştır.

    2004 tarihli İlerleme raporuna göre “Türkiye AB ile yoğun bir siyasi ve kültürel diyalog içine girecektir. Misyonerlik faaliyetleri de bu kültürel etkileşimin bir parçasıdır.”  

    – AB süreci Türk milletinin kendi medeniyetinden kopartılması,  coğrafyasındaki tarihi misyonu ve şerefli duruşundan uzaklaştırılması, kimliksiz ve kişiliksiz bırakılmasıdır.

    Türkiye, tarihinden gelen misyonu ve duruşuyla Doğu ile Batı arasında köprü olduğu gibi, geçmişinde liderlik yaptığı İslam ve Türk dünyası için halen eski konumunu korumaktadır. AB üyeliği, bu coğrafyalarda tekrar baş olabilecek bir Türkiye’nin önünü
    keseceği gibi; farklı bir medeniyetin kabulü, Türk milletinin, kimliğinden ve medeniyetinden tamamen kopması manasına gelmektedir. Atatürk, 1921 yılında şu tespitleri yapıyor:

    "Bana göre, Türkiye Doğu ve Batı dünyasının sınırındaki coğrafi konumuyla ilginç bir rol oynuyor. Bu durum bir yanıyla faydalı iken, diğer yanıyla tehlikelidir. Batı emperyalizminin doğu ya yayılmasını durdurabildiğimiz için, Türkiye’yi öncü olarak gören bütün doğu halklarının sempatisini kazanmış bulunuyoruz. Diğer yandan bu durum bizim için tehlikelidir. Çünkü, Doğu’ya yönelen saldırının bütün ağırlığı öncelikle bizim üzerimizdedir ve Batı’nın bütün nefreti bizim üzerimizde yoğunlaşmış bulunuyor...”(92).

    – Yasama, yürütme ve yargı erklerinin AB’ye devri, aslında devlet iradesinin ve milli egemenliğin AB’ye devri demektir. Bu durumda ise, bağımsız bir devletin varlığından artık söz etmekte mümkün değildir

    – AB' nin talepleri Sevr’in ta kendisidir. Gerek Katılım Ortaklığı belgesindeki maddeler, gerekse ilerleme raporlarında Türkiye’den istenilen hususlar, Birinci Dünya savaşının akabinde önümüze konulan Sevr antlaşmasının maddeleri ile nerede ise cümle cümle aynıdır. Dün bir savaşın kaybedilmesi sonucunda Sevr’i imzalamaya zorlanan milletimizin bugün hangi savaşı kaybettiği için AB sürecinde yukarıda ifade ettiğimiz yasaları çıkardığını anlamak mümkün değildir.

    – AB, sözde Ermeni soykırımına onay vermektir. 17 Aralık 2004 tarihli raporda, “trajik olaylarla ve özellikle de 1915–1916’da bölgede yaşanan insani acılarla ilgili olarak Türkiye’nin AB’ye katılım sürecinde Ermenistan’la bu olaylarla ilgili olarak bir iyileşme yaşanmalıdır” denmektedir. 
    Bu, sözde soykırımın  tanınması anlamındadır.

    92– Metin Aydoğan, AB Tam Üyelik ve Türkiye

    – AB, Ege’yi Yunan gölü haline getirmektir. 12 Aralık 1999 tarihli raporunda “Ege sorunu için Lahey Adalet Divanı’na gidilebilir” denmektedir. 17 Aralık 2004’de ise, söz konusu talebe, “karşılıklı görüşmeler yoluyla çözülecek” ibaresi konulmuştur. Bugüne kadar Lahey’den, en haklı davasında bile Türkiye lehine tek bir karar çıkmadığı hatırlanırsa; Ege meselesinin nereye varacağı açıkça görülecektir.

    – AB, İstanbul sur içinde din temelli bir devletin varlığını kabul etmek demektir. İlerleme raporunda AB, açıkça Patriğin Ekümenik sıfatını kamusal alanda kullanmasının önünün açılmasını talep etmektedir. Heybeliada Papaz Okulunun açılması da raporda istenmektedir.

    – AB, Rum Pontus hayalcilerine Karadeniz’imizde;  Kürdistan hayalcilerine Güneydoğumuzda; Ermenistan hayalcilerine Kars–Ardahan–Ağrı yörelerimizde zemin açmaktır.

    – AB süreci Kıbrıs’ın Rumlara devridir. Avrupa Parlamentosu kararlarında, KKTC’deki Türk Silahlı Kuvvetlerinin “işgalci olduğu”na dair nitelemeler vardır. 9 Kasım 2005 tarihli İlerleme raporunda ise, Kıbrıs Rum Kesimi bandıralı gemilerin Türk kara sularına girişine izin verilip, ticari ilişkiye geçileceği karara bağlanmıştır.

    Bu şartlar altında Sosyal Devlet/Milli Devlet’in AB ile bir birlikteliği ülke menfaatleri açısından uygun görmesi mümkün değildir.

    Ülkemizde bazı siyasilerin mücadele ederek AB’ye gireceğiz iddiası, Türk Milletinden gerçeklerin saklanmasından başka bir şey değildir. Zira AB, Türkiye ile pazarlık etmemekte sadece ev ödevi vermektedir. Bu ödevlerin tamamı ile yerine getirilmesi sonucunda dahi AB’ye girilmesi mümkün değildir.

    Çünkü bu ev ödevlerin tamamının yerine getirilmesi geride bir devlet bırakmayacaktır.

    – AB’ye girildiği taktirde Türk insanına iş bulunacağı iddiası da gerçeklerle uzaktan yakından alakalı değildir.

    Çünkü AB ‘nin başındaki en büyük iktisadi problem işsizliktir. Gerçek işsizlik rakamları eğer yarı zamanlı istihdam rakamları da dikkate alındığında % 40’lara yaklaşmaktadır (93).

    Bu konuyu işgücü ile ilgili bölümde detaylandırdık. Dolayısı ile işsizliğin kol gezdiği bir dünyada Türk insanına iş bulunacağı iddiası içi boş bir sözdür.

    Sosyal Devlet/Milli Devlet, bu ham hayallerin karşına, değil kendi insanına, diğer ülkenin vatandaşlarına da istihdam yaratacak gerçek bir model ile, Milli Ekonomi Modeli ile çıkmaktadır. AB’nin ülkemizi ve ekonomimizi tehdit eden bölücü ve çökertici dayatmalarına, daha birçok madde eklemek mümkündür.

    Ancak bu kadarla yetinerek, AB sürecinin Türkiye’nin parçalanma, bölünme ve teslim alınma süreci olduğunu belirtmekle bu konuyu noktalayalım…

    Ülkemiz, bir taraftan bu kadar yapısal değişiklikle her sahada bir tasfiye sürecinin içerisine sokulurken; diğer taraftan yukarıda da ifade ettiğimiz üzere AB’nin Türkiye’yi içine alması mümkün değildir. Zaten AB Komisyonu kararları ve üye ülkelerin yetkilileri, Türkiye için “tam üyeliğin mümkün olmadığı”nı gizlememektedirler… Bunun birçok sebebi vardır.


    İyi yazmışsın,ellerine sağlık.Yeni geçen maden yasasını da unutmayasın hacım.


    Yakınınızdan geçerken tıslayan kaç şey sayabilirsiniz?
Toplam Hit: 3201 Toplam Mesaj: 43