42 PKK'lı Terörist Öldürüldü!
-
2 gündür uyumuyodum, tam yatmaya hazırlanırken haberi okudum, sevinçten uykum kaçtı :D
-
2-3 gün sonra şehit haberleri konusuyla taşar site.
-
gün gelecek inş hepsi temizlenecek.
1 gram beyinleri olmadığı için, skindirik bişey için öldüklerinden acıyorum bazen, bi insan nasıl bu kadar aptal olabilir diye
-
nice 42lere, 420lere ve 4200lere inşallah,
Ayrıca bordo berelilere hastayım, Adamlara helal olsun, kendileriyle ne kadar gurur duysalar az... -
Gebersin çürüsün ibneler
-
yeryüzü alâ da tek bir tane kalmaması dileğiyle.§ NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE §
-
Bazı insalarar gülüyorum ya kindarlıklarını karşılarındaki insana saygısızlıklarının nasıl ifade edeceklerinin şaşaırmışlar resmen kudurmuş köpek gibiler... bir şey yapsalarda saldırsam diye bekliyorlar yazık aslında adam yerine koymamak lazım
-
Inanmayın bence bu habere.
Gene gaz almak için yapıyorlar işte. Daha önce de 300-400 dediler. Ne oldu ? Gaz aldılar.
Size bir sır vereyim. Kaç tanesi ölmüş onu öğrenmek için Malatya morguna bakacaksınız. Hepsi oraya gidiyor çünkü. Ayrıca öyle sayma falan sanmıyorum. Tespit etmek mümkün değil gibi. O yüzden kaynak Malatya morgu, başka yolu yok. -
diamonique bunu yazdı
ulusalcılar için bu gaz alma veya yalan operasyon ama allaha şükür ordudan hainler temizlendikçe iyiye doğru gideceğiz. Emeği geçenlerin eline sağlık.
pkk yı öldüre öldüre bitirirler de bunun gibileri napacaz atsan atılmaz satsan satılmaz , beklicez artık belki önümüzdeki 100 yılda cilalı taş devrine evrilirler ...
-
xzxz bunu yazdıdiamonique bunu yazdı
ulusalcılar için bu gaz alma veya yalan operasyon ama allaha şükür ordudan hainler temizlendikçe iyiye doğru gideceğiz. Emeği geçenlerin eline sağlık.
pkk yı öldüre öldüre bitirirler de bunun gibileri napacaz atsan atılmaz satsan satılmaz , beklicez artık belki önümüzdeki 100 yılda cilalı taş devrine evrilirler ...
Merak etme hocam, bu ve bunun gibi lagim fareleri AQ partisi iktidardan siktir olup gittigi ertesi gunu bir anda Kemalist, Milliyetci olup cikarlar.
Ahanda sozum burada, ahanda tahribat burada.
Bunlarin, peygamber diye taptiklari papanin elini salya sumuk salayan kopek 12 eylul ihtilali sirasinda askerin postalini yaliyordu. Inanmayan internette "fettullah gulen ve 12 eylul icin soyledikleri" diye aratsin.
Ve hatta siz aramayin. Sevgili muridiniz sizin icin arayip koysun buraya.
Sızıntı Dergisi, Ekim 1980, Cilt 2, Sayı 21'de yer alıyor.
Son Karakol / Fethullah Gülen
Karakol, sükûnetin, huzurun ve emniyetin remzidir. Ondaki düzen, huzur ve orada gözlerin uyanık oluşu, umumî emniyet ve muvâzenenin en büyük teminâtıdır. Ondaki kargaşa ve bunalımlar ise, arkasındaki topluluklar için en büyük felâkettir. Anadolu, yıllar yılı kendine bağlı dünyalara karakolluk vazifesini gördü.
Geçmiş asırlarda dünya emniyet ve muvâzenesinde, en şerefli vazifenin ona ait olduğunda hiç şüphe yoktur. Sonra, sırasıyla, onun livâları, sancakları birer birer kopup gitti. Fakat o, bütün rasânetiyle mevcudiyetini muhafaza etti ve yerinde kalabildi. Değişen bayraklar, yırtılan sancaklar yanında, asâlet ve özünü koruma sadece ona müyesser oldu.
Evet, bütün bir geçmişiyle, ellibin defa, temiz bünyesine mikroplar saçıldı. Ve gülendam kâmeti yüzlerce defa ırgalandı; ama o, hiçbir zaman tamamiyle yerinden sökülemedi ve mağlup edilemedi. Haçlı zihniyetinin hortlatılmasından, cizvit papazlarının zehirleyici ve öldürücü gayretlerine kadar, bu karakolu yıkma ve karakol erkânını uyutma adına ne kadar oyun varsa hepsi denendi; ama, hasımlarımız hesabına beklenen netice kat'iyyen elde edilemedi. Düşman cefâdan usanmıyor; karakol da 'bu can bu uğurda' deyip dayanıyordu...
Bu mücadeleler karşısında onun sarsılmadığını iddia edemeyiz. Bu ulu ağaç birkaç defa hazan gördü ve kurtlanan koca gövdesi birkaç defa kabuğunu yeniledi; fakat, hiçbir zaman devrilmedi. Semâsının kararıp, bağrına üst üste hançerlerin saplandığı günlerde dahi, millî ruh adranında, kendine ait zaman anlayışı ve onu gösteren rakamlar daima duru ve seçkin olarak okunabildi...
Bu efsânevî ruh, asırlarca, bünyesini tahrip etmek isteyen binbir paradoks karşısında, yerinden oynamamış ve hep Malazgirt'teki, Kosova'daki ve Çanakkale'deki aşılmazlığıyla kendini korumuştu. Onun bu heybetli görünümü -az dahi olsa- ruhuna cemre düştüğü ve köküne yabancı bir kurdun, bir 'dabbetü'l-arz'ın musallat olduğu kadar da devam etmişti. O günden sonra ise, artık o, içten içe yanan ve kömürleşen bir ulu çınar haliyle, kendini yenileyemiyor ve dirilemiyordu. Yaşlanmıştı. Vefasız dostları, amansız hasımları vardı.
'Dost bî-pervâ, felek bî-rahm, devran bî-sükûn;
Dert çok, hemdert yok, düşman kavi, tali' zebûn' (Fuzulî)
Tam bu binbir kâbusun kol gezdiği dönemde idi ki; ortalığı bütün şiddetiyle beşinci kol faaliyetleri kapladı. Erotik[1] düşünceye masumiyet hil'ati giydirildi. Şehvet, en merğub bir meta haline getirildi ve gençlik âdeta bir hezeyan topluluğu oldu. Artık kendi ruh köküne bağlı olanlar 'dogmatist' ve 'formalist'[2] diye damgalanıyor; millet ve vatanını sevmek ayıp sayılıyordu. Bir 'Şirzime-i kalil'[3] her Allah'ın günü, çalakalem, millî ruhu ibtizal[4] edici yazılar yazıyor, milleti kendinden kaçar ve kendine yabancı hâle getiriyordu.
Bu olup bitenler karşısında, temiz Anadolu halkı, ya kendine has sabır ve tahammül içinde beklemede veya hüsn ü niyetin verdiği duru anlayışla, bütün bu acâiblikleri 'bir suskunluk içinde' karşılamaktaydı. Birer ruh sefâleti ve aşağılık duygusu timsali sayılan zavallı 'entelijansiya' mızın durumu ise, bütün bütün yürekler acısıydı. Ona göre şahsiyet gamzeden öze ait her nağme ordubozanlık; müstağriblik hesabına söylenen her türkü, Türk'e yücelik kazandıran bir madalyaydı! Bu türlü kendinden kaçışlar ve haricî asimilasyonlarla iç değişiklikler, endişe verici buudlara ulaşmıştı. Ve artık, millet teknesi, sağa-sola yalpa yapan bir vapur gibi, batması, her an mukadder görünüyordu. Dillerde binbir yabancı türkü, dudaklarda binbir öldürücü şarap.. kimi erotizimle sarhoş; kimi libido ile, kimi eksistansiyalizmden medet umuyor; kimi hezeyan felsefesine dilbeste, durmadan mihrap değiştiriyor ve ma'buddan ma'buda (!) koşuyordu. İşte tam bu esnada, yabancı bir kısım eller, 'hipnoz' görmüş bu ruhları metrolara bindirip harıl harıl kendi dünyalarına taşımaya başladılar. Cinnet nöbetleri içinde bütün bir nesil, Hasan Sabbah'ın yalancı cennetlerine benzeyen bu cennetlere davet ediliyordu.!
Dün bir şaşkınlık içinde 'Mehlika Sultan'a aşık' toy delikanlılar yerinde, bugün eli kan, üstü kan, bağrı kan ve ne yaptığını çok iyi bilen kanlıdeli bir nesil vardı. Artık dıştaki kargaşa ve hercümerce başka sebep aramaya gerek var mı? Tatmin edilememiş, doyurulamamış ve hatta terk edilmiş bir neslin, çeşitli kamplara ayrılması ve birbirini kıran kırana öldürmesi gayet normal değil mi...? Bugüne kadar onun iç inkırazını sezebildik mi? Onu soysuzlaştıran sebeplere inebildik mi? Halbuki, ona canavarlık öğreten tiranlar karşısında, siyanet meleği gibi onun yanında olmalı değil miydik?
Heyhat..! Binbir vahşet senaryosunun sahnelendirilmesi karşısında, sessiz ve infialsiz kaldık... Evet.. bütün bir millet olarak arenalardaki kavgayı seyreder gibi, bu kanlı boğuşmadan hiç mi hiç bir şey anlamadık.
Sahnenin bu rengârenk aldatıcılığı, ortalığı inleten valsin korkunç uyutuculuğu ve kostümün gözbağlayıcılığı karşısında, oynanan oyunun gerçek yüz ve vahşetini ilk sezen, son karakolun kahraman bekçileri oldu. Bu sezme, ümit dünyamızda yeniden kendimize gelmemizi ve kendi kendimizi idrak etmemizi te'min etti. Aslında buna bir sezme demek de uygun değildir. Bu, düşmanı kıskıvrak yakalama ve bir zaferdir. İçtimâî bünyenin, haricî bir kısım erâciften temizlenme, arındırılma ve aslına ircâ zaferi. Bu zafer, kendinden ümit edilenleri getirdiği takdirde, Türk'ün zaferler hanesinde en muallâ yeri işgal edecektir. Böyle bir ilk tefahhüs[5] ve sezişe, başka bir yazımızda selam durulmuş ve gaziler ocağının yiğit eri mehmetçiğe teşekkürler sunulmuştu.
Ne var ki, yıllardan beri, binbir saldırı ile rahnedar olmuş bir bünye, böyle hemen bir mualece ile iyi edilemeyeceği de muhakkaktı. Daha köklü ve daha gönülden bir hareket gerekliydi ki, millî bünyeyi kemiren yıllanmış seretanlar[6] bertaraf edilebilsin...
Ve işte şimdi, binbir ümit ve sevinç içinde, asırlık bekleyişin tulûu saydığımız, bu son dirilişi, son karakolun varlık ve bekâsına alâmet sayıyor; ümidimizin tükendiği yerde, Hızır gibi imdadımıza yetişen Mehmetçiğe, istihâlelerin son kertesine varabilmesi dileğimizi arz ediyoruz.
Sızıntı, Ekim 1980, Cilt 2, Sayı 21
sniperscope tarafından 12/Ara/12 11:55 tarihinde düzenlenmiştir
