Bilinç Tam Olarak Nedir?
-
Bu konuya gece olsun da, düzgünce gireyim dedim :)
Öncelikle, bilinç ya da farkındalık çoğunluk tarafından sadece insana dair bir şey olarak görüldüğünden farklı yorumları ortaya çıkıyor. Tamamen materyalist düşünenler var, konuyu metafiziğe taşıyanlar var, metafizik ile materyalizmi bir araya getirenler var. Yani kimisi "her şey beynin fiziksel yapısıyla ilgilidir, herhangi bir doğaüstü durum yoktur" diyor, kimisi "insanı insan yapan ruhtur" diyor, "kimisi de insan beyni fizik kanunlarına göre işler ancak bilinç dediğimiz kısımda ruh etkin rol oynar" diye düşünüyor.Bir defa farkındalık konusunun sadece insanda olduğu bir yanılgıdan ibaret. Yani doğadaki canlılarda da farkındalık gözlemlemek mümkün. Bu kendisini, maymun, saksağan gibi canlılarda daha fazla belli ediyor. Bu canlılar aynaya baktıkları zaman karşılarında farklı birini değil de, kendilerinin olduğunu algılayabiliyor. Peki bu nasıl doğrulanıyor? Oldukça basit. Alnımıza bir boya bulaşsa, aynanın karşına geçip onu fark ettiğimizde elimizi götürüp sileriz değil mi? İşte bu bir deney olarak maymunlar üzerinde uygulanıyor ve canlı aynanın karşısına geçtiğinde elini kendisine götürüp boyayı siliyor. Aynı zamanda aynanın karşısında dişlerini kontrol etmeleri, yavru maymunların, insanların çocuklarına benzer şekilde ayna karşısında kendilerini takip ederek eğlenmesi kendilerinin bilincinde olduklarını gösteriyor.
Aynı zamanda, bilinç dediğimiz şeyden kasıt ya da beklenen nedir o da bir muamma. Evrimsel süreçte, her canlı, farklı niteliklere belli derecelerde sahip olmuş ve hayatını zor şartlarda idame ettirebilecek kadar iyi olduğunu kanıtlamışken insana benzer davranışlar sergilemek durumunda mıdır? Örneğin sıradan bir hayvanın yuvasını inşa edeceği iyi bir yer bulması, düşmanlarını tanıması, problemlere kısmi de olsa çözümler getirebilmesi (örneğin bir kuş kendisini aynada tanıyamaz ancak kafesten kaçmanın yolunu bulabilir) doğada bilince işaret eder. Ancak bunlar zekadan çok çoğunlukla içgüdüdür. Zira hayvan davranışları, çoğunlukla yaratıcılık içermez ve mekanik davranışlar sergilerler. Bunun arkasında yatan sebep, beyin ve toplam kütle oranıdır. Canlının beyni ufak, toplam kütlesi büyükse beynin büyük bir kısmı hayati, motor faaliyetlere ayrılmıştır. İnsanda içgüdünün kaynağı olan ve ara beyin olarak isimlendirilen kısım, hayvan beyninde de (bkz. evrim) bulunur ve çok etkin rol oynar. Bu konuda yapılan deneylerde hayvan beynine elektrik verildiğinde hayvanın belli davranışlar sergilediği görülmüştür. Örneğin tavuk beyninin bir yerine elektrik verildiğinde toprağı eşelemiş, başka bir yerine elektrik verildiğinde aniden sinirlenip saldırı pozisyonuna geçmiştir. Hayvanlarda çoğu davranış doğuştan gelirken, düşman tanıma konusu ise öğrenilir. Yani aile ya da koloninin yetişkin bireyleri yavruları eğitirler. Misal kargalar düşman gördüklerinde belli bir şekilde bağırırken yavrular artık onu düşman beller. Yani normalde düşmanlığı olmayan bir canlıyı bu sesi yavrulara dinleterek düşman olarak tanıtabilirsiniz. Bunun deneyi de yapılmıştır.
İnsanlar sık sık kendi düşünce yapısını hayvanda görmeyi beklediğinden yanılgıya düşerler. Vefa, dostluk, düşmanlık, arkadaşlık gibi şeyleri hayvanlara yakıştırırlar. Oysaki hayvan beyni çok farklıdır. Örneğin, civcivler sürekli bağırırlar ve anneleri onları bu şekilde tanır. Diğer yandan tavuğun kulağını bantlarsanız yavrularını yabancı sanar ve öldürür. Görece, yakın olan türler biraz anlaşılabilr tabii. Misal bir insanın doğada en iyi anlayabileceği hayvan maymundur. Memeli olan kedi köpek için de az da olsa belli bir düzeyde düşünce yapısı hakkında fikir yürütebilir. Ancak kuşlara, sürüngenlere gidildiğinde canlı ne kadar zeka dolu davranışlar sergilerse sergilesin ne düşündüğünü kestirmek çok zordur. Zira kuşlar, sürüngenler bizden çok uzaktır.Bir hayvan sahibinin mezarına gitmişse, üzüldüğünden değil, onu yemek istediğinden de gitmiş olabilir. Bunu ancak kendisi bilir. Ama o canlının düşünce biçimi doğada tutunabilmesini sağlayacak kadar mükemmeldir. Bir fizik matematik problemi çözmek zorunda değildir. Müzik yapmak zorunda değildir. Fakat çok iyi avlanma, savunma stratejisi üretebilir. Bu sadece bizim anladığımız türden zekayla bağlantılı olmak zorunda da değil. Onu tamamlayıcı ekstra özellikleri vardır. Herhangi bir üstünlüğü vardır. Özetle, o kendi ortamında olması gerektiği kadar iyidir. Bunun yanısıra, maymunların kısa dönem hafızası insandan da iyidir. Fillerin ise uzun dönem hafızası meşhurdur. Beyinlerinde insandan üstün olan noktaları da vardır. Hayatlarını bir şekilde idame ettirebilirler ve bulundukları ortam içerisinde başlarına geleceklerin farkında olmaları sebebiyle tutunabilmektedirler. Yani bilinç anlamında insanın anladığı türden bilince sahip olmayabilir, bunu farklı ya da kısmi şekillerde ortaya koyabilir.
İnsan bilinç sahibidir, hayvan bilinçsizdir şeklinde bir düşünceyi çizdikten sonra, insan beynine gelebiliriz. Öncelikle, insan da evrimsel sürecin bir parçası olduğundan haliyle hayvan beyniyle ortak noktalar taşır. Beyin sapı, ilkel beyin bölümü vücut sıcaklığı gibi hayati faaliyetlerden sorumlu iken bunun üzerinde hayvanlarda daha baskın olduğunu söylediğim ara beyin bulunmakta. Bu kısımda, içgüdüler ortaya çıkıyor. Misal karanlık korkusu, açlık hissi, cinsellik vs. İnsanın hayvana benzer davranışlar burada. Ancak çok keskin çizgiler tabii ki yok. Daha detaylı konuşmak gerekirse, bu kısımda limbik sistem bulunmakta ve onun bir parçası olan hipokampus, insan beyninde dağıtık olan anıların tekrar bir araya getirilmesini gerçekleştirirken (bir hayvanın da anıları, hatırladığı şeyler vardır), septal denilen kısımda hayvani davranışlar daha da öne çıkıyor ve saldırı, tecavüz, öldürme gibi durumlara yol açabilecek fevri ve hayvana özgü davranışlara yönlendirebiliyor. Hiyerarşide burayı baskılayan daha sonra açıklayacağım, insanda öne çıkan büyük beyin kısmı. Bir hayvan sinirlendiğinde gidip öldürür ama insan bu sinirini baskılar değil mi? Hemen katil olmaz. Bir de amigdala var. Bu da genel olarak duyguların ortaya çıkmasına sebep olan kısım. Bu kısmı hasar gören vakalar tam anlamıyla androide dönüşüyor. Ailesinden birisini kaybetse en ufak üzüntü duymuyor ya da herhangi bir olaydan dolayı sevinç de duymuyor. Duygusal anlamda hiçbir şey hissetmiyor.
Şimdi sıra geldi insanda büyük beyin denilen ve beynin çok büyük bir kısmını kaplayan bölüme. Hayvanlarda beyin/toplam kütle oranından bahsetmiştim. İnsan bu konuda birinci iken devamında şempanze, yunus gibi problem çözebilen, yaratıcılığı diğer canlılara göre daha yüksek olan zeki canlılar geliyor. Bu kısma elektrik verildiğinde hiçbir tepki yok. Çünkü çoğunluğu boşluktan oluştuğundan soyut düşünceye imkan sağlamakta. Diğer canlılarda beynin çok büyük bir çoğunluğu hayati faaliyetlere, duyulara, vücudun kontrol edilmesi (el, kol, bacak vs) gibi görevlere ayrılmış iken insan beyninin çok büyük bir çoğunluğu soyut düşünceye imkan sağlayan ve elektrik verildiğinde hiçbir tepki vermeyen kısımdan oluşmakta.
Hani insan %10 düşünüyor zırvası vardır ya, insan beynine bakıldığında yaklaşık %90 glia %10 nöron hücreleri görüldüğünden bu geyik buradan çıkmakta. Aynı şekilde maymun, yunus vs onlarda da %85, %80 şeklinde gidiyor glia hücresi oranı. Eskiden beynin her şeyi nöronlar olarak görülür, zekanın da sadece bununla bağlantılı olduğu düşünülürdü. Glia hücreleri ise nöronlardaki sodyum potasyum boşalmaları sırasında tampon görevi gören önemsiz hücreler olarak kabul edilmişti. Bugün modern tıpta glia hücrelerinin yeri çok ayrı. Bilindiği üzere, nöronlarda elektrik iletimi varken aralardaki ufak boşluklarda da kimyasal iletim yapılıyor. Ancak glia hücreleri de kalsiyum dalgalarıyla birbirleriyle iletişim kurabiliyorlar.
Burdan yola çıkarsak, bir şeyler düşünürken bu kalsiyum dalgalarının beyinde yayılması sonucu rastgele şeyler ya da o konuyla ilişkili şeyler de aklımıza gelebiliyor. Yani diyelim ki, mezun olduğunuz günde çalan bir parça vardı. Siz gelecekte o parçayı duyduğunuzda mezun olduğunuz gün aniden aklınıza geliveriyor ya da yakın bir şekilde depolanmış olan tamamen alakasız bilgiler geliyor. Bunun yanısıra yaratıcılık dediğimiz şey aslında çoğu zaman geçmişin üzerine bir şeyler koymaktan geçer. Yani lego parçaları vardır sen onları bir araya getirip bir şeyler ortaya çıkarırsın. Yeni bir şey yaratmış olursun. Tabi bu mantıksız saçma sapan bir şey de olabilir, Dünya'nın kaderini değiştirecek bir şey de olabilir. Deneme yanılma ve tecrübeler doğrultusunda öğrenerek atman gereken adımları da öngörürsün. Bakıldığı zaman o lego parçalarının doğanın bir parçası, tesadüfen ya da bilinçli bir şekilde yarattığın yeni şeyin de, doğada benzerinin olduğunu görürsün. Medeniyet yükseldikçe üretilenler daha da manipüle edilir ve uzaklaşılır. Doğada bir rastgelelik süreci vardır ve bunun sayesinde yaratıcılık ortaya çıkar. Diğer yandan sistemin çarklarının nasıl döneceği belliyse oradan yeni bir ürün çıkması mümkün değildir. İşte insan ve hayvan beyninin en büyük ayrımlarından birisi bu rastgeleliliğe olanak sağlayan ve insan beyninin büyük bir kısmını kaplayan beyin bölümüdür.
Bilinç pek çok farklı beyin bölümünün ortak çıktısı denilebilir. En kaba tabirle, frontal lob kısa dönem öğrenmeyi sağlar, aynı zamanda bilinç buralardadır, temporal lob duyu, geçici anıların tutulması, limbik sistemden zaten bahsettim, oksipital lob görsellik, paryetal lob mekan algısı, kortekste uzun süreyle tutulan anıların bulunması ve ilkel kısımlar beyin sapı, yakınında olan beyincik vs. bunlar her biri bir şeyler yaparken bunların toplamı bilincimiz oluyor ve bunlardan bilincimiz haliyle etkileniyor. Misal kimine göre; "İnsanın bir ruhu vardır. Öldüğü zaman insan yaptıklarına göre yargılanır. Aynı kişiliği yanında götürür. Yani ruh bir yönetici konumundadır ve beynin fiziksel yapısından etkilenmez". Ancak insanların, beyninin fiziksel yapısına bağlı olarak bir iyilik meleğinden seri katile dönüştüğünü görmekteyiz. Trafik kazası geçiren birinin pedofili olduğunu ya da tam tersi olduğunu görmekteyiz. Yani insan beyni hasar gördüğü zaman kişiliği de değişiyor. Düşünme biçimi değişiyor, hayatı algılama biçimi değişiyor. Hatta kimisi düşünme yetisini ağır bir kaza sonucu kaybediyor.
Ayrıca uyuduğumuzda bilincimiz kapanıyor, alkol aldığımızda zayıflıyor bu da aynı şekilde bilincin tamamen fiziksel bir şekilde bizimle olduğunu gösteriyor. Peki bunlar nerden biliniyor? Yaşayan bir insanın beynini açıp da incelemek pek de mümkün değil. Kaza geçiren insanlar önemli bir rol oynuyorlar bu konuda. Beyninin belli bir bölümü hasar almış insanların durumuna bakılıyor. İkincisi functional MRI, pozitron emisyon tomografisi gibi ileri görüntüleme yöntemleri kullanılıyor. Kana karışan pozitron anti maddesi olan elektron ile beyinde bir araya geldiğinde foton ortaya çıkıyor ve bu şekilde görüntüleme gerçekleştiriliyor. Kişi belli bir konuya odaklandığında beynin belli bölgesinde kan akışı hızlanıyor ve hangi bölgesinin çalıştığı tespit ediliyor. Yani beyin konusunda öğrenilecek elbette çok fazla şey var ancak misyonerlerin belirttiği üzere tamamen bilinmez değil.
Neyse yazı fazlasıyla uzadı bonus olarak şu videoyu vereyim. Gerekli olması durumunda, ifadeyi belirtirseniz o ifade hakkında kaynak sunabilirim. Bilgiler pek çok bilimsel makale ve kitaptan. Ne olduğu belirsiz blog yazıları ya da belgesellerden değil. İyi geceler.
https://www.youtube.com/watch?v=vJFo3trMuD8 -
bilişsel psikolojide kesin bir tanımı olmayandır. fakat bilinç üzerine değişik teoriler mevcuttur. yaygın tanım, kişinin kendi varlığından haberdar olması durumudur.
-
Bence Bilinç Olayı Anne karnında başlıyo olabilir. dolayısıyla sorduğun iki ayrı bebek sorusu bu yüzden olmayabilir
-
Bençe de bilin eşşizdir kardeşim yukarda kı arkadasların da dedıgı gıbı aynı anda doğan çoçukların bıle bırı ağlarken biri gülüyor..ıkız olsa bıle bırbırne gecen kromonmuydu neydı bunlarda ıllakı degısıklıkler oluır.neyse benım asıl cevap vermek ıstedım kişilik bölünmesiyle ilgili.bak şimdi bende de var bi bakıyorum namaz kılmakdan kendımı alamıyorum dua edıyorum sabahlara kadar bır bakıyorum ataıst olmusum sankı dunku adam ben degılım.yanı resmen içimde bir kişi daha vra benım bılıyorum vucudda ıkı kişiyiz ve içimdekinin ölmesi gibi birşey olaçağını sanmıyorum en fazla tedaviyle içeri bastırılır ama hiç ölmez
-
FireX bunu yazdı
Okuduğum ender güzel yazılardan biriydi hocam, teşekkür ederim öncelikle :)
Bu yazdıklarından anladığım kadarıyla bilinci taşıyabilirsek farklı bir bedene (bilgisayara ya da herhangi birşeye), ölümsüzlüğü de bulmuş oluruz ve teoride bu mümkün değil mi ?
Hatta eğer anılara random access yapılmıyorsa son 5 yılı ve kendimizin kim olduğuna dair bilgileri taşısak bile yeterli olacaktır. :D
Hayatımın son 10 yılını ölümsüzlüğü arayarak geçirecek bir insan için, böyle bilgiler çok önemli hocam, biraz daha yazabilirsen çok sevinirim :))
Edit: Bu noktada merak ettiğim bir konu daha var, bilinci bir beden ya da maddeye taşımak yerine evrene yayabilir miyiz acaba bu dalgaları ? Yani dünya yok olsa da var olabilmek için :D
ozgunlu tarafından 11/Haz/15 12:06 tarihinde düzenlenmiştir -
ozgunlu bunu yazdıFireX bunu yazdı
Okuduğum ender güzel yazılardan biriydi hocam, teşekkür ederim öncelikle :)
Bu yazdıklarından anladığım kadarıyla bilinci taşıyabilirsek farklı bir bedene (bilgisayara ya da herhangi birşeye), ölümsüzlüğü de bulmuş oluruz ve teoride bu mümkün değil mi ?
Hatta eğer anılara random access yapılmıyorsa son 5 yılı ve kendimizin kim olduğuna dair bilgileri taşısak bile yeterli olacaktır. :D
Hayatımın son 10 yılını ölümsüzlüğü arayarak geçirecek bir insan için, böyle bilgiler çok önemli hocam, biraz daha yazabilirsen çok sevinirim :))
Edit: Bu noktada merak ettiğim bir konu daha var, bilinci bir beden ya da maddeye taşımak yerine evrene yayabilir miyiz acaba bu dalgaları ? Yani dünya yok olsa da var olabilmek için :D
Teşekkür ederim hoca :) Bilinç taşıma konusu uçuk bir şey ama şöyle diyebiliriz. Biz biz yapan şu anki halimiz, fiziksel durumumuz. Yani bir sabun köpüğü gibi ortaya çıkıyoruz ve ömrümüz tamamlanınca dağılıp gidiyoruz. Bir sabun köpüğünü her şeyi ile çözsek ve bunu dijital ortama aktarsak da artık o sabun köpüğü, aktardığımız orjinal sabun köpüğü değildir. Hafızası, işlemcisi, sensörleri olan bir makine tasarlayıp bunun kopyalarını üretsek bunlar artık ayrı bireyler olacaktır. Her şeyden önce uzayda aynı yeri kaplayamayacaklarından hayata farklı şekillerde başlayacak ve farklı yollarda ilerleyeceklerdir.
Yazıda bahsettiğim üzere bilinç pek çok farklı şeyin bir araya gelmiş hali ve yüz milyonlarca yıldır gerçekleşen bir evrim söz konusu. Beynin en ilkel hallerine bakarsak, çok hücreli canlıların hücrelerinin birbirleri arasında kurdukları iletişime kadar gidiyor. Misal, bir kısım hücre topluluğu besinleri algılıyor, hareketi sağlayanlara kimyasal yollarla haber veriyor ve harekete geçiyorlar. Evrim geçirdirdikçe bu kimyasallar örümcek ağı gibi yayılmaya başlıyor, yani daha katı bir hale geliyor ve devamında bildiğimiz hücreler arasında nörona benzer ilkel iletişim ağları ortaya çıkıyor. Bu vesileyle, iletişimin daha efektif ve hedefine ulaşır olması haliyle canlıya büyük avantajlar sağlıyor. Başlangıçta suyun sıcaklığı gibi hayati faaliyetlerden, hayatta kalmayı sağlayacak belli başlı mekanik davranışlara giden bir durum var. Bu mekanik davranışlardan birisi misal canlının bir yerine bir şey battığında geri çekilmesi durumudur. Bunu ona kimse öğretmez.
Zaman geçtikçe ve bu iletişim ağları kompleks bir hal aldıkça karşılıklı olarak birbirine muhtaç yapılar ortaya çıkıyor. Yani bir parçayı alın diğeri tek başına hiçbir işe yaramaz. İşte bu aşamada evrim karşıtlarının bunu koz olarak kullanmaya çalıştığını, akıllı tasarım gibi düşünceleri ortaya attıklarını görüyoruz. Misal, göz bunlardan en meşhuru. Adam diyor ki, göz merceğini çıkarın geri kalan kısım bir halta yaramaz. Bu tasarlanmış ve bu şekilde olduğu gibi yerleştirilmiş diye düşünüyor. Göz indirgenemezdir diyor. Ancak gözün evrimine bakıldığında ve ilkel canlılardan bugüne ilerlendiğinde ışığı algılayabilen en basit tek hücreliden, daha gelişmişine her aşaması açıklanabiliyor. Farklı canlılarda pek çok farklı göz çeşiti var zaten. Her göz aynı değil. Neyse konuyu dağıtmak istemiyorum. Demek istediğim şu ki, yüz milyonlarca yıldır bir evrim söz konusu ve bu sebeple modern canlılar ele alındığında kompleks organların bugünkü hallerine bakarsak indirgenemezlik söz konusu. Yani o oraya tasarlanıp konulmamış ama o haline gelmesi milyonlarca yıl almış ve bu parçalar birbirine bağımlı. Birini koparırsanız, yerine uyumlu olan aynısından koymak zorundasınız. Bu parçalar tek başına bir halta yaramaz.
Bu durumdan yola çıkarsak, bir canlının bilincini "bizim algılayabildiğimiz haliyle" zeka, hafıza vb. şekillerde alt parçalara ayırırken bunun ötesinde tanımlanmamış kavramlar olabileceğini ve bunları taşırken indirgenme sorunuyla karşılaşabileceğimizi unutmamamız lazım. Ayrıca beyinde her ne kadar özelleşmiş bölgeler olsa da aralarında keskin çizgiler yok. Bununla beraber, insan beynini bilgisayarla kıyaslamak da, aslında çok doğru değil. Zira bilgisayarda bilgiler olduğu gibi dururken insan beyninde anılar tekrar kafada inşa edilip öyle hatırlanıyor. Yani diyelim ki bir anın var. Bu anında, bir gün cafeye gittin ve sağ tarafında bir saksı gördün. Bu saksıda güzel bir bitki vardı. Aradan 1 ay geçti. O anın aklına geldi. Ancak onu hatırladığında saksının sağ tarafında değil de sol tarafında olduğunu hatırlayabilirsin. Yani anılar olduğu gibi durmuyor. Önceki yazıda belirttiğim üzere, bir rastgelelik süreci var ve ufak hatalar, yıpranmalar meydana gelebilir. Bu rastgelelik sürecinin quantum çalkalanmalara kadar dayandığına dair düşünceler var. Bir de ölçek büyürse çok kompleks olması sebebiyle hesaplayamadığımız, bu sebeple rastgele diye geçiştirdiğimiz pseudorandom bir düzen var.
Bir de, medeniyetin katkılarını da görmezden geliyoruz. Çocukluktan itibaren sürekli eğitim içerisindeyiz ve bu zihnimize etki ediyor. Diyelim ki, bir insan doğada hiçbir insanla karşılaşmadan büyüdü. O insan gerçekten bu bilinç seviyesinde olabilir mi? Çok eski zamanlarda, insanın yaratıcı ataları alet yapmış, bunu diğerlerine öğretmiş. İyi güzel de, herhangi bir sıradan insan doğada alet yapabilir mi? Kendisini aynada tanıyabilir mi? Bunlar da ayrı konular. İnsan önceki yazıda söylediğim üzere beyin kütlesi/toplam kütleden dolayı bir potansiyel taşıyor ama işlenmemiş bir insan beyni hayvanla ne kadar rekabet edebilir o da ayrı konu. İnsanın gerek fiziksel yapısı, gerekse bedeninin ve beyninin geç gelişmesi doğada onu zayıf düşürüyor. Bir yavru maymun doğar doğmaz bir bebekten daha yüksek bilinç düzeyine sahip oluyor. Zamanla insan öne geçip fark atıyor.
Beynin farklı yapılarını mükemmel bir şekilde organize ettik ve parça parça taşıyacağız diyelim. Ancak işte bu parçalardan birisi koptuğunda indirgenme durumu sebebiyle bilinç dediğimiz balon köpüğü patlayabilir. Quantum statelere kadar beyni bütün olarak mükemmel bir şekilde kopyalasan bile bu bir kopyalama olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Organik bir yapıdan inorganik bir yapıya geçiş ancak kopyalama ile söz konusu olabilir. Diğer yandan ben inorganik yapıya geçmeyeyim, "organik olan bana" inorganik yapı gelsin (ve gerekirse yine kısmi kopyalama işlemlerini yapayım) diyorsan, misal insan beynini açalım hafıza yerine flash bellek takalım şeklinde, bu zaten indirgenemezlik ve sistemlerin birbiriyle uyumsuzluğu sebebiyle söz konusu olmayacaktır. Tekrarlarsam, beyin bölümleri arsında keskin çizgiler zaten yok. Ayrıca inorganik yapı organik yapıyı ne kadar taklit edebilir? Edemezse, uzayda farklı yerde yer kaplayan, aynı olduğu sanılan ama farklı olan kişi daha gözünü açtığında farklı bir zihniyete, farklı bir kişiliğe bürünecektir. Bizi biz yapan şeylerden biri de kişiliğimiz değil midir? Misal, bir insan diyelimki vefakar ya da kincidir. Buna sebep olan bu kişinin duygusal hafızasının (bunun da çeşitleri var tabii) kuvvetli olmasıdır. Bunun süresini kim ölçecek? Misal kimisi çabuk unutur kimisi yavaş unutur. Kimisi umursamaz ve bu da unutup unutmamasında etken olur vs.
Aslında bilinç konusuna da çok büyük anlamlar yükleyen de bizleriz. Hani parayı atarsın yazı gelir, tura gelir ya da ortam şartlarına bağlı dik de gelebilir. İşte bu dik gelmesi durumu o an için gerçekleşen bir durumdur. Tekrar dik getirsen de ve uzayda tamamen aynı konumda o para orada bulunsa da artık o dik gelme durumu önceki dik gelme durumundan farklıdır. Çünkü sen o parayı yerden alıp o durumu bozmuşsun ve tekrar o durumu yaratmışsın. Bir ayrım meydana gelmiş. Bu ayrım meydana geldikten sonra eskisinin birebir aynısıdır diyemeyiz. İşte bilinç de aslında bir "durum" denilebilir. Kısa süreliğine meydana gelmiş bir "state". 60-70 yıllık hayatlarımızda gelir ve geçer. Ama en önemli taraflarından birisi de çocukluktan itibaren gelişmesidir. Yani çocukluktaki bilincimizle, şimdiki bilincimizin, farkındalığımızın aynı olmadığı kesin. Demek ki sadece evrimle değil, aynı zamanda bir canlının hayatı içerisinde de gelişebilen bir şey. Olması gereken de bu zaten.
-
Bilinci etkileyen faktörler aynı olsa bile genetikten gelen algılama farkları ortaya çıkabilir. Bu yüzden tıpatıp aynı düşünme söz konusu değil bildiğim kadarıyla.
-
Bunlar da farkındalıkla alakalı diğer bonuslar,
Yunus
https://www.youtube.com/watch?v=hHBfp6QC-MY
Saksağan
https://www.youtube.com/watch?v=zjl49P_EAw8 -
Ben de "The Talos Principle" isimli oyunu tavsiye ediyorum. Bilimin ve felsefenin her zaman yaptığı gibi, aradığın bazı sorulara cevap verebilir, ama bunlar da daha fazla soruya yol açar :)
Edit: Ayrıca Firex hocamın yazdıklarına ilaveten:
http://www.iflscience.com/plants-and-animals/chimps-will-have-their-day-court
pcdoktor636 tarafından 11/Haz/15 17:32 tarihinde düzenlenmiştir -
Şeyhim şu edit için 30 dk limitini kaldır artık, yazı yazamaz olduk.
Edit: Ayrıca Firex hocamın yazdıklarına ilaveten:
"maymunların kısa dönem hafızası insandan da iyidir. Fillerin ise uzun dönem hafızası meşhurdur."
https://www.youtube.com/watch?v=OVlJv7ZkvGA
Burada görüyoruz ki maymunlar, birçoğumuzun zorlanacağı derecede iyi bir başarı sergiliyorlar kısa süreli hafızada.
İnsan, bugünkü ile aşağı yukarı aynı bilişsel seviyeye de kısa bir süre önce, "cognitive revolution" denilen dönemde sahip oldu. Zaten bundan kısa sayılabilecek bir süre sonra da tarım toplumuna geçiş yaptık. Aslında yaşadığımız, çektiğimiz birçok sıkıntı da burada başlıyor. Yerleşik hayata geçmemizin üzerinden henüz çok kısa bir süre geçti ve biz bunlar için evrilmedik.
Peki neden yerleşik hayata geçtik? Mesela elimizde bir problem var diyelim, ve biliyoruz ki bu problemin insanın kısa hayatında çözülmesi mümkün değil. Ne yapacaksın bu durumda? Bu problemi gelecek nesillere aktarman gerekiyor, elimizdeki tek çözüm bu. Dolayısı ile, atalarımız bilinçli bir şekilde karar vererek yerleşik hayata geçmiş olabilirler. Bu bir ihtimal.
Diğeri ise, buğday denen lanet bitki yüzünden, insanlar önce mevsimsel olarak belli bölgelere yerleşmiş olabilir. Sonrasında da yavaş yavaş, buğdayın olduğu alanda daha uzun süreler kalmaya başlanmış olabilirler. Birkaç nesil sonunda ise, artık insanlık avcı-toplayıcı olarak yaşam sürdüğünden habersiz hale dahi gelmiş olabilir.
Her iki durumda da, yerleşik hayata çok kısa bir süre içersinde geçiliyor. Bizler, masa başında oturup uzun hesaplar yapmaya, algoritmalar geliştirmeye, matematik/fizik problemleri çözmeye, aylarca ufacık ufacık çukurlar kazıp fosil aramaya elverişli şekilde evrilmedik. Diğer ape'ler ile benzer hayatlar sürmemiz gerekiyor aslında.
Burda rust'ın yanlışları da var. "Doğa kanunlarına göre olmamamız gerekiyordu" gibi bir cümle doğru değil. Çünkü bir şey doğada mevcut ise, demek ki doğa kanunlarına aykırı değildir.
Benim de kendimce cevaplar aradığım, bulamadığım bir konu bu. Mesajda da çok dağıttım, toparlayamadım :) Ancak olay çok da geriye gitmiyor, cognitive revolution(bilişsel devrim) denilen dönemde dönüyor mevzu. Bu konuda da, cevabı insanın evrimsel tarihine bakmadan bulmak mümkün değil. O yüzden aşağıda bahsedilen kitabı kesinlikle tavsiye ederim.
http://e-k.in/insanligin-bilissel-devrimi/
Edit2: Bir de ufak bir soru sorayım. Farz edelim ki ileride bilinci bilgisayarlara taşıyacak bir teknolojiyi elde ettik. Buna bir de biyomekanik bir arayüz eklendi, aynı senin gibi hareket ediyor, oturuyor, kalkıyor, bir de maske vs. yaptık aynı senin gibi gözüküyor. Senin beynini, şu an olduğu gibi bilgisayara aktarabiliyoruz ve senin sahip olduğun tüm anılara, duygulara vs. sahip oluyor. Ancak bir problem var, bilincini eğer o alete aktarırsak, sen öleceksin, senin birebir aynı halin olan o makine de binlerce yıl yaşayacak. Kendi biyolojik bedenini ölmesi pahasına, o makinenin hayatına binlerce yıl devam etmesini seçer miydin? Seçmezsen, bilincin, biyolojik bedeninden ayrı bir konumda mıdır o halde?
Edit3: Bu tarz sorular, ve verebileceğin cevaplar "The Talos Principle" isimli oyunda mevcut. Bu konularda düşünmek isteyenlere kesinlikle tavsiye ederim. Oyun deyip geçmeyin. Hayatınızı, düşünce sisteminizi kökten değiştirebilecek kadar güçlü bir hikayeye ve sorulara sahip.
pcdoktor636 tarafından 11/Haz/15 18:25 tarihinde düzenlenmiştir
