Biz Yarattık: Ego Hayvanat Bahçesi...
-
Sigmund Freud 'un üç bölümlük kişilik kuramında, algılanan benliğe en yakın olan kısım olarak sosyal yaşıntıda yerini alan bu naneden rahatsızım.
İnsanların bunca bilgiyi akıllarında tutmalarını sağlayan bu naneyi eleştiricez bu yazımızda. Kendi kuyumuzu kendimiz kazarak nasıl mutsuzluk kuyularına indiğimizi derinlemesine çözümleyeceğiz.
Kızılayda yürürken dost kitapevi nin önündeki punk palyaçoları hepinizin dikkatini çekmiştir. Yada onların karşısındaki "beli düşük ağzı açık serserileri". Bir tek çocuk olarak bunların neden bu kadar dikkat çekmek için uğraştıklarını hep merak etmişimdir. Sonunda vardığım kanı da "biz yarattık" oldu. Ta herşeyin en başına gidelim... Pahalı ve gösterişli şeylere merakımızla başladı herşey. O zamanlar zengin çocuğun getirdiği basmalı kalem başlattı herşeyi. Ardından alınan marka çantalar, ışıldaklı ayakkabılar. Hangimiz Adidas ın dikişli topu için ailelerine yalvarmadı ki? Küçüklüğümüzde safça bir kalite tutkumuz başladı. Doğayı önemsemeden. Kaplumbağaların kabuklarına bakamadan kaplumbağa kalem kutularımız oldu çoğumuzun. Doğayı petshoplarda tanıdık. Kelebek peşinde koşmadık ama saatlerce kola kutularıyla yaptığımız kalelerde dikişli topla futbol oynadık.
Zamanla beton şehirlerde pahalı modalarla uğraştık, iyi şeyleri istedik. Sonunda insanlara sadece maddi kaygı yada çıkar için dost olabildik. Mutlu olmak için yapacağımız şeyin insanların bize ilgi göstermesi olduğunu anladık. Bazıları güzeldi ve onun için ilgi gösteriliyordu. Bazılarımız çirkin. Ama biz hep mutlu olmayı yanlış yerlerde aradık. Hala pahalı giysiler peşinde koştuk ve insanları düşünceleriyle değil görünüşleriyle yargılamaya başladık. Doğadan uzaklaştık ve prozac toplumunu yarattık. Bunca teknoloji ve iletişim araçları olmasına rağmen konuşmayı özledik, dostluğu unuttuk ve depresyona girdik. Evet sırf para kazanıp insanların bize ilgi göstermesi için yaptık bunu. Acayip cümleler ezberleyip hava atmaya çalıştık.
Ama dostlar dediğim gibi doğadan uzaklaştık...
Suyunun güzelliğini, böceğin ilginçliğini, bitkinin mucizesini konuşmayı unuttuk. Bizler basit bir hayvanız ve en akıllısıyız. Aklımızı kötüye kullandık ve teknolojiyi, hırsı yarattık. Hep birbirimizi geçmek istedik.
Oysa doğada ne mutluluklar vardı... Eğitime, bilgisayarlara gerek yok. Şuan doğaya götürsek bizleri çoğumuz yaşayamaz, alışamaz. Ama herşeyin orda başladığını ve en gerçek mutluluklarımızı doğada yaşadığımızı bilseydik inanın biz teknolojiye hayır derdik.
Dertsiz, tasasız yaşantımızı bıraktık. Egomuzu tatmin etmek için bunları yarattık... Keşke olmasaydıda hiç nükleer tasamız olmasaydı bizim. Ya da hiç kanser hastalığımız olmasaydı. Prozac hiç icat edilmiş olmasaydı.
Ve hepimiz mutlu olsaydık.
Ah keşke egomuz olmasa
Not: Eğitime karşı oluşum bu düzende yaşamak isteyenlere uymuyor olabilir. Eğer bu düzeni seviyor ve ona bağlıysanız eğitim alın, aldırın kesinlikle. Ama sonradan bilgisayar icat edidiğinde gençleri kötü etkiliyor demeyin. Egzozlar çok duman salıyor nefes alamıyorum demeyin. Yada kolundaki bilezikler için kapkaça uğrayana yazık demeyin. Bunların hepsi makina mühendislerin, doktorların ortak çalışması. Bilime sevdalı adamlar yarattı prozac ı da cep telefonunuda, egzozlarıda. Ve şehrin dışındayken hissettiğiniz mutluluğu getirin şimdi aklınıza. Ama dönmek zorundasınız siz...
Halbuki özgürce yaşamak, mutlu olmak varken...
Eğitimli bir egoist...
Http://17oldum.blogcu.com adlı blogumumdan alıntıdır. Burda daha çok okunacağını düşündüm. -
Süper bir yazı... Ve 100% haklı bir yazı..
Ben bu egonun maduruyum şahsen ve şuanda kara bir delikteyim..
Ne ego için yaşayabiliyorum artık ne de egosuzluk için..
1saat elektrik kesilse bile hiç etmediğimiz kadar dua ediyoruz, hiç etmediğimiz kadar ümit ediyoruz..
Teşekkürler kardeşim paylaştığın için. -
Nietzsche'nin "Güç istenci" kavramını biraz araştıran okuyan varsa bilirler.Bizlerin yasamda ki tek amacı vardır güclü olmak.Her yerde her mekanda bu temel istencimiz dışa vurur.Pahalı ayakkabı,marka kıyafetler=para=güç.
Ego ile güç istenci aynı paralellerdedir.Egoyu güç istenci istenilene ulasmak için yaratmıstır.Egonun sürekli tatmin edilmesi gerekir.Buda dolaylı olarak istenilen gücü sürekli tatminle ulasmayı hedefleyen bir yoldur.
Egonun saglıklı acıklnması aktarılması ve anlatılması için irdelenmesi gereken bir konudur "Güç istenci"
-
başka söze ne hacet kardeşim susuyorum bir bilgisayar bağamlısı olarak
-
Güzel kardeşim güzel anlatmışsın sıkıntıyı da... "eğitim" konusunu açman gerekir... Eğitim doğduğumuz andan itibaren istesek de istemsek de bize uğrar.. Rüzgar gibi yani.. Bu anlattığın şeyler eğitimden değil "bu şekilde yapılan " eğitimden kaynaklanıyor... YAni toplumsal değer yargılarından... insan atık tüysüz maymun değil "Elbise Giyen Yaratık" ya da "tüketen yaratık" ( hayvan yazdım sonra değiştirdim ayıp olmasın diye )...
Ha ? Maymun sürüleri gibi yaşamaya hiç itirazım yok
Çok değil bundan 25-30 yıl önce bilim adamları, sanatçılar öğretmenler el üstünde tutulurdu...
Sonra ne oldu.. 12 eylülle çok şey değişti.. Kemal Horzum diye bir dolandırıcı çıktı devleti yüzlerce trilyon dolandırdı... Afyonluydu kendisi ..Afyon sporun maçına giidnce stad ayağa kalkıp seninle gurur duyuyor tarzı tezahuratla karşılandı. Sonra bir cumhur başkanı kalkıp ya da o zamanlar başbakan "benim memurum işini bilir" dedi..
Dünyanın bu hale gelmesinde sessiz çoğunluğun payı büyük...
Tabi ego toplumsal ilişkilerde kendini belli ediyor.. İki kişi yan yana gelince de toplum oluşuveriyor... Toplum genişledikçe de egonun özgürlük alanı daralıyor ve diğer egolarla çatışmaya giriyor
üstünlük mücadelesi vs vs dünya savaşlarına kadar gidiyor iş...
sözün kısası biber acıdır hayat da acıdır o halde hayat biberdir gibi bir çıkarsmaya yakınlaşıyor sözlerin...
Seni hasta edecek mikrop da iyileştirecek ilaç da şırıngayla verillir... Önemli olan şırıngadaki ne
-
Bu yazılayı okuyanların ortak fikri eğitim konusunda yanlışlarımın olduğu. Ama benim burda bahsettiğim cahil insanla eğitimli insan arasındaki fark yada benzeri birşey değil. Eğitimin hiç olmamış olması.
Yani bebekleri düşünün... Kim onlar arasında x bebek çok cahil diyebilir yada x bebek çok salak diyebilir... Bebekler doğduğunda eğitimsizdir ve kimse onları bu durumundan dolayı yargılamaz. Bebekler arası sınıf çatışması olmaz yani.
Eğitimin hiç olmadığı bir hayatta böyle işte. Sınıf çatışması yok... Rekabet yok... Popülasyon az (Bu kadar çoğalmamızın sebebi de teknoloji ve bilim)... Doğa herkese yeterli... Fazla popülasyonuda doğa kendi arasında çözüyor. atom bombasız, mayınsız, silahsız.
Herşey basit ve kolay. Yani başlanılan andan beri beri basit ve kolay. Şimdi işe yarayan biri olmak için verdiğimiz çaba kadar karmaşık ve zor değil. Kafamızda kurduğumuz binlerce "sosyal kombinasyon" yok yada daha az.
Yani eğitimli halimizle eğitimsizlere baktığımız gibi yaklaşırsak olaya anlayamayız durumu...
Maymun sürüleri gibi yaşamayı düşünmek bir tembelin işi olabilir.
Ama insan sürüleri gibi yaşamanın daha insafsızca olduğunu düşünüyorum...
Nedir yani hangi gezegende yarışıyoruz. Ampulü bulan adama öldükten sonra plaket mi verilecek. Nutella kabına mı gömülecek o biz toprağa gömülürken?
Haftanın 6 günü çalışmak zorundayız sırf egolarımız uğruna. Amacımızın ne olduğunu bilmeden... Bunları yaptıktan sonra toptan cennete gideceğimizi bilsek çalışalım bir amacımız olsun en azından...
Ama nedir ya hep aynı yere gitmeyecek miyiz?
Bu bir hayal tabi. Ama bazı şeyleri değiştirmek için bir hayal.
Ayrıca eğitim konusuna girersek konu çok uzar. Benim fikirlerimdi bunlar. Katılmak yada katılmamak sizin insiyatifinizde. -
Teşekkürler...
And up :) -
eğitime değil eğitim sistemine karşıyım neden herkese herşeyi öğretmeye kalkıyorlar bırakın kardeşim de rahat rahat seçelim istediğimizi.
-
snooper bunu yazdı:
-----------------------------eğitime değil eğitim sistemine karşıyım neden herkese herşeyi öğretmeye kalkıyorlar bırakın kardeşim de rahat rahat seçelim istediğimizi.
-----------------------------aynen..
-
etkileyici bir yazı...keşke eskiye dönebilsek
ayrıca prozac ne kadar kötü olsada iyiki yaratılmış
-
ne zaman doğaya sırtımızı döndük başladı bütün sıkıntılar, insan aç gözlü işte.
bi de övünmezler mi çok çalışmakla falan, iyi bok yiyosunuz, alırsınız gençliğinizi atmışınızda yaptığınız servetle.
