İşte Ergenekon"Un Delil Klasörleri
-
compi senin mantığına göre bizim en buyuk itifakımız iran çünkü ABD yi şeytan olarak nitelendiriyor ve baş düşmanı o zaman bizim dostumuz peki öyleyse kendini cumhuriyetci sanan kesim neden irandan nefret ediyor düşmanın düşmanı senin mantığına göre dostumuz. neyse Perinçek olayına gelince diyelimki gazateci kimliğiyle piçle görüşmüş olsun doğuda yaşadığım senlerde gördümkü tüm PKK lılar Perinçeği sever yani benim düşmanımın dostu o zaman benimde düşmanım oluyor dediğin gibi en basit siyasetle ...
-
AGHARTA İDDİANAMESİ’Nİ ÇÜRÜTÜYORUZ: YALAN – 4
İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek'in açıklaması:
Agharta Savcısı’nın Uydurmaları:
PERİNÇEK, HAYMANA CEZAEVİ’NDE İKEN İSTANBUL’DAKİ
'APO-TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİ GÖRÜŞMELERİNE' KATILMIŞ!
Ergenekon İddianamesi’nde, 28 Temmuz 2008 günü İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’in “Apo ile Türk Silahlı Kuvvetleri arasındaki teslim şartlarına ilişkin görüşme ve toplantı” yaptığı iddiası ileri sürülmüş ve buna basında da yer vermiştir. İşçi Partisi Genel Başkan Yardımcısı Av. Mehmet Cengiz, 30 Temmuz 2008 günü İstanbul İl Merkezi’nde bir basın toplantısı düzenleyerek, Perinçek’in konuyla ilgili yaptığı açıklamayı basına ve kamuoyuna sunmuştur. Perinçek’in açıklaması şöyle:
PERİNÇEK, HAYMANA CEZAEVİ’NDE İKEN İSTANBUL’DAKİ”APO-TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİ GÖRÜŞMELERİNE” KATILMIŞ!
Agharta İddianamesi ve bazı basın organları, Abdullah Öcalan’ın Suriye’den çıkıp Kenya’da teslim alınana kadar geçen dönemde, İstanbul’da “Apo’nun avukatları ile TSK arasında teslim şartları konusunda yapılan görüşmeleri Perinçek’in yürüttüğü” uydurmalarını büyük başlıklarla yayınlandı. Oysa Şubat 1999’da Perinçek, Haymana Cezaevi’nde bulunuyordu.
DOĞU PERİNÇEK 1999 ŞUBATI’NDA MEĞERSE NELER YAPMIŞ
İddianameye göre, İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, Haymana Cezaevinde bulunduğu Şubat 1999’da şu faaliyette bulunmuş:
- İstanbul’da Abdullah Öcalan’ın “Teslim olmak istiyorum” mesajını General Veli Küçük’e iletmiş!
- İstanbul’da Veli Küçük ile görüşmüş!
- İstanbul’da Tuncay Güney, Apo’nun Avukatı Doğan Erbaş ve Adnan Akfırat ile Apo’nun teslim şartları konusunda üç ayrı görüşme yapmış!
- İstanbul’da sık sık Tuncay Güney’i aramış!
- İstanbul’da Tuncay Güney’i Apo’nun avukatları ile görüşün diye sıkıştırmış!
O TARİHTE PERİNÇEK HAYMANA CEZAEVİ’NDE
Bütün bu faaliyetler İddianame’ye göre hangi sırada yürütülüyor?
- “Apo, Suriye’yi terk ettikten sonra”
- “Apo, İtalya’dayken”
- “Apo, dünyanın üzerinde turlarken”
-“Apo Kenya’da iken”
Yani, Abdullah Öcalan’ın Suriye’den çıkarıldığı 10 Ekim 1998’den Kenya’dan Türkiye’ye getirildiği 15 Şubat 1999 arasındaki dönemdir söz konusu olan.
Oysa Doğu Perinçek, 24 Eylül 1998 günü Ankara’da gözaltına alındı. Bir hafta Ankara Emniyeti’nde gözaltında tutulduktan sonra 30 Eylül 1998 günü Haymana Cezaevi’ne kondu ve 9 Temmuz 1999’a kadar Haymana Cezaevi’ndeydi.
Apo’nun Suriye’yi terk etmesinden Kenya’da yakalanarak Türkiye’ye teslim edilmesine kadar geçen olaylar Ekim 1998- Şubat 1999 arasında.
Öcalan’ın Türkiye’ye getirildiği tarihte Doğu Perinçek beş aydır Haymana Cezaevi’nde.
Ve o tarihten sonra beş ay daha Haymana Cezaevi’nde kaldı.
İŞTE AGHARTA İDDİANAMESİ BU!
İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, Haymana Cezaevi’nde bulunduğu Şubat 1999 tarihinde yapıldığı uydurulan “Türk Silahlı Kuvvetleri ile Apo arasında görüşmeler örgütlüyor, toplantılar yapıyor!!!
Bütün bu uydurmaları, Agharta Savcısı Tuncay Güney’in ifadelerine dayandırıyor.
Agharta Savcısı, o sırada Doğu Perinçek’in nerede bulunduğunu ve ne yaptığını araştırmadan İftiranamesi’nin içine doldurmuştur. Yeni Şafak, Radikal, Sabah gazeteleri 28 Temmuz 2008 günlü yayınlarında bu uydurmalara büyük başlıklar atarak yer verdiler.
Agharta İddianamesi’nin ciddiyeti ve gerçeklere uygunluğu konusunda yalnızca bir örneği sunduk. -
AGHARTA bunlarla alakası olmadığı ayan meyan ortada idi zaten şu yahudi dönmesi türk olan pezevengin şizofren olmasından şüpeleniyorum ve bence buda bir komplo olayı her yere sürükleyerek ciddiyetten uzaklaştırılıyorlar. yakında ergenekon denen olay mizah espirisi olacak cem yılmaz dahi sahnesinde konuşacak dediğim gibi organizeyi yapanlara helal olsun diyorum çok ama çok ince düşünüyorlar
-
Hoca doguda Perincek'i seven tek yer Diyarbakir , Bismil koyluleridir merak etme onun disinda cogunluk sevmez. Iran olayina gelince , abd gibi bir tehditle basbasa kalirsan iran elbette senin dostun olmalidir.Iran'in rejimi yasam bicimi bizi ilgilendirmez arkadas , birileri beni iran a benzetmek istemedigi surece benim iranla hicbir sorunum olamaz.Siyasetten-stratejiden anlamayan adam iran seriatci diye dusman olabilir anca.Oysa strateji dostu olacagin ulkenin rejimine bakmaz.
-----------------------
İşçi Partisi Genel Başkan Yardımcısı E. Sanayi Genel Müdürü Bülent Esinoğlu, bugün (7 Ağustos 2008) Ankara'da bir basın toplantısı düzenleyerek, 1997 yılında Kırıkkale MKE Muhimmat fabrikasında meydana gelen patlamayı, İşçi Partisi ile irtibatlandırmaya çalışan Ergenekon Savcısına yanıt verdi. Esinoğlu özetle şunları söyledi;
22 Temmuz 2008 günlü Yeni Şafak gazetesinde, Ergenekon iddianamesine atıfta bulunularak; “Veli Küçük ile Doğu Perinçek’in TSK’ya ait 24 bin silahı Kuzey Irak’a götürüp Barzani, Talabani ve PKK’ya verdiklerini iddia eden Güney’e göre Kırıkkale’deki Silah Fabrikası da delilleri yok etmek için bombalandı” iddiasına yer verildi.
Savcı Öz’ün hazırladığı Ergenekon iddianamesinde ise bu konu; “Tuncay Güney beyanında, Kırıkkale Silah Fabrikasında meydana gelen patlama ile ilgili, Veli Küçük’ün kendisine haber yapmasını söylediğini, onun talimatı ile Çevik Bir Paşanın grubunun Fabrikaya sabotaj yaptığını, haber yaptıklarını, bu yöndeki haberlerin Aydınlık ve Hürriyet Gazetesinde çıktığını beyan etmesi Doğu Perinçek’e sorulduğunda…” ifadeleriyle yer almaktadır.
6 Temmuz 1997 tarihli Aydınlık dergisi, Tuncay Güney’in ifadelerini ve Ergenekon iddianamesini yalanlamaktadır. 6 Temmuz 1997’deki Aydınlık dergisinin Kırıkkale’deki patlamaya ilişkin başlığı şöyledir: “Emekli Binbaşı Erol Bilbilik: Kırıkkale’deki Patlama ABD’nin Genelkurmaya Cevabı.” Aydınlık’ta yer alan yazıda da görülebileceği gibi, olayı Çevik Bir ile ilişkilendiren hiçbir ifade bulunmamaktadır.
Aydınlık dergisinde yer alan değerlendirmelerde, amacın Türkiye’nin ulusal silah sanayiini önlemeye yönelik olduğu görüşlerine yer verilmiştir.
Savcı Öz’ün, iddianamede, soruşturmada tanık, sanık ve benzeri hiçbir sıfatı bulunmayan Tuncay Güney’in ifadelerini esas aldığını görüyoruz. Mevzuatımızda “mülakat” diye bir uygulama olmadığı gibi “mülakata” dayanarak iddianame hazırlandığı Ergenekon İddianamesinde ilk kez uygulanan yasa dışı bir yöntem olmuştur.
Yalan’ın içinde söylenen YALAN ise, eksilen silahların delilini ortadan kaldırmak için Mühimmat Fabrikasını havaya uçurdular iddiasıdır.
Patlama muhimmat fabrikasında meydana gelmiştir. Mühimmat Fabrikası ile Silah Fabrikasının arası 4 ila 5 kilometredir.
O zaman, delilleri ortadan kaldırmak isteyen kişi Mühimmat Fabrikasına değil, Silah Fabrikasına sabotaj yapması gerekirdi.
İddianamenin temel düzeneğinin şu olduğunu görüyoruz.
Savcı, herhangi bir Aydınlık dergisini alıyor. Amerika’nın Türkiye’deki cinayet ve sabotajlarını anlatan Aydınlık’ın savını tersine çeviriyor. Tanık olarak da CIA ajanı Tuncay Güney veya Amerika ile birlikte çalışan diğer ajanların ifadelerini delil olarak iddianamesine yerleştiriyor.
İddianamenin atıfta bulunduğu Tuncay Güney, Doğu Perinçek’in referansı ile Aydınlık’tan muhabirlerle birlikte Kuzey Irak’a geçtiğini, JİTEM subaylarının Habur’dan itibaren kendilerine eşlik ettiğini, arkalarında ise silah yüklü araçların bulunduğunu, JİTEM subayları ve gazetecilerle birlikte Irak’ın kuzeyine geçtiklerini, 12 bin silahın Barzani’ye, 12 bin silahın ise Talabani’ye teslim edildiğini, daha sonra bu silahlardan 6 bininin Türk subayların gözetiminde Cemil Bayık’a, yani PKK’ya verildiğini iddia etmektedir.
Tuncay Güney’in, Irak’ın kuzeyine götürüldü dediği 24 bin silahın, PKK’nın kullandığı türden piyade tüfeği olduğunu kabul edelim. PKK’lılarda yakalanan Kalaşnikof, G-3 ya da Amerikan M-16 piyade tüfeklerinin ortalama ağırlığı 4 kilogram (G-3: 4.250 Kg, Kalaşnikof: 4.3 kg, M-16: 3.4 kg). 24 bin piyade tüfeğinin, mühimmatsız ağırlığı ortalama 96 ton geliyor. Bu ağırlıktaki silah yükünün, üstelik önlerinde gazetecilerle birlikte, konvoy halinde Habur’dan geçirilerek Irak’ın kuzeyine götürüldüğü iddiası bir saçmalık olduğu açıktır.
Bu hususta Genelkurmay Başkanlığı’na verdiğimiz 08.05.2008 tarihli dilekçe üzerine, Genelkurmay Başkanlığı, 20 Mayıs 2008 tarihinde verdiği yazılı yanıtta, iddiaların asılsız ve mesnetsiz olduğunu açıkça belirtmiştir.
Yalan üzerine inşa edilen, düzmece belge ve iftiralarla düzenlenen iddianamenin yargıdan hak ettiği cevabı alacağından kuşkumuz yok. -
Ben Kırıkkaleliyim Patlamadada ordaydım zaten MKE Kalaşnikof üretmiyor Özkan konusunda hem fikiriz it osurdukca yalan söylüyor ama bir nedeni var dedim ya yalanlarla dolu bir iddanamenin içindeki doğruları kimse cımbızla toplamıyor herkes yalanların üzerine gidiyor peki ya doğruları bulup araştıran kimse yokmu abicim olayın ciddiyetini ve haasasiyetini yok etmeye amaçlanan bir komplodan başka bişey değil özkanın sözleri bizim gerizekalı medyada herboku gerçek gibi yazıyor ve senelerden beri gelen medya diyorsa yalandır sözünü tekrardan ülkemizde gün yüzüne çıkaracaklar daha gazatecilik dahi yapmayı bilmiyoruz muhasır medeniyet seviyesinden bahsediyoruz yazık bizim halimize..
-
Hadi hocam o zaman sende bana belgeleriyle dogrulari goster.Ben boyle sacma-yalanlarin oldugu bir belgede dogru aramam ki.Cocuk oyuncagi degil ki bu.
-
Hocam MKE konusunun yalan olduğunu idda ediyorum çünkü olaylların içindeydim agharta örgütle bağlantısı olduğuna yalan diyorum çünkü olmadığından eminim diğer iddanamamelrin doğruluğunu sana nasıl ispatlaya bilirimki zaten öyle bir güç bende olsa ve makamım savcılık olsa hepsini tutuklata bilirdim.:)
-
olmayan birsey ispatlanmaz zaten sadece sallaya sallaya tellenir...
