folder Tahribat.com Forumları
linefolder Derin Konular
linefolder Musa"Nın Çocukları Tayyip Ve Emine .



Musa"Nın Çocukları Tayyip Ve Emine .

  1. KısayolKısayol reportŞikayet pmÖzel Mesaj
    untouchables
    untouchables's avatar
    Kayıt Tarihi: 14/Haziran/2006
    Erkek
       nerde sayın demiş nerde kelle demiş bunu savunmayın bile ...apaçık iftira ve çamurdan başka birşey değildir.baykalın ,hazımsızlığı kadar hazımsız olan biri yoktur.her yolu deniyorlar görmüyormusunuz.bırakın inanmayın böyle adice laflara..muhtıra yaptılar,cumhurbaşkanı seçtirmemek için denemedikleri senaryo kalmadı. muhalafet için muhalefet yapıyorlar.başbakanın alnı açık başı diktir.inşallah bunu zamanla anlarsınız.

    You set up her pickle which you loved
  2. KısayolKısayol reportŞikayet pmÖzel Mesaj
    AntiOksidan
    AntiOksidan's avatar
    Kayıt Tarihi: 03/Ekim/2005
    Erkek
    untouchables bunu yazdı:
    -----------------------------
       nerde sayın demiş nerde kelle demiş bunu savunmayın bile ...apaçık iftira ve çamurdan başka birşey değildir.baykalın ,hazımsızlığı kadar hazımsız olan biri yoktur.her yolu deniyorlar görmüyormusunuz.bırakın inanmayın böyle adice laflara..muhtıra yaptılar,cumhurbaşkanı seçtirmemek için denemedikleri senaryo kalmadı. muhalafet için muhalefet yapıyorlar.başbakanın alnı açık başı diktir.inşallah bunu zamanla anlarsınız.
    -----------------------------
    ne iftiarası ya ne çamur atması?nasıl bağnaz adamlarsınız ki kabullenmek istemiyorsunuz olan birşeyi?hakkında dava bile açıldı,neyin ne olduğu apaçık.allah ıslah etsin sizi başka sözüm yok alnı dikmiş k.o.çun alnı dik olur kaliteli sonuçta
  3. KısayolKısayol reportŞikayet pmÖzel Mesaj
    CyberJihad
    CyberJihad's avatar
    Kayıt Tarihi: 16/Ağustos/2006
    Erkek

    AntiOksidan bunu yazdı:
    -----------------------------
    untouchables bunu yazdı:
    -----------------------------
       nerde sayın demiş nerde kelle demiş bunu savunmayın bile ...apaçık iftira ve çamurdan başka birşey değildir.baykalın ,hazımsızlığı kadar hazımsız olan biri yoktur.her yolu deniyorlar görmüyormusunuz.bırakın inanmayın böyle adice laflara..muhtıra yaptılar,cumhurbaşkanı seçtirmemek için denemedikleri senaryo kalmadı. muhalafet için muhalefet yapıyorlar.başbakanın alnı açık başı diktir.inşallah bunu zamanla anlarsınız.
    -----------------------------
    ne iftiarası ya ne çamur atması?nasıl bağnaz adamlarsınız ki kabullenmek istemiyorsunuz olan birşeyi?hakkında dava bile açıldı,neyin ne olduğu apaçık.allah ıslah etsin sizi başka sözüm yok alnı dikmiş k.o.çun alnı dik olur kaliteli sonuçta
    -----------------------------

     Hoca ben o görüntüleri gördüm. Gayet iyi niyetli geldi...
    Yaşım tutmuyo ama tutsa inadına bu herife verirdim oyumu...Özllikle son olaylardan sonra...


    Bana kefendir yatak,sana tabuttur havuz//Sen kıvrıl ben gideyim son Peygamber kılavuz...
  4. KısayolKısayol reportŞikayet pmÖzel Mesaj
    persian
    persian's avatar
    Banlanmış Üye
    Kayıt Tarihi: 07/Eylül/2005
    Erkek

    untouchables bunu yazdı:
    -----------------------------
       nerde sayın demiş nerde kelle demiş bunu savunmayın bile ...apaçık iftira ve çamurdan başka birşey değildir.baykalın ,hazımsızlığı kadar hazımsız olan biri yoktur.her yolu deniyorlar görmüyormusunuz.bırakın inanmayın böyle adice laflara..muhtıra yaptılar,cumhurbaşkanı seçtirmemek için denemedikleri senaryo kalmadı. muhalafet için muhalefet yapıyorlar.başbakanın alnı açık başı diktir.inşallah bunu zamanla anlarsınız.
    -----------------------------

    ulan godoş zorla ağzımı bozdurcan gece gece..

    http://www.youtube.com/watch?v=vjPZErcwvTM

    Bak izle dinlede demiş mi dememiş mi sonra baykala saldır...Konu baykalla ne alakaysa herneyse.. Asıl iftiracı dümbelekler sizsiniz.. Kıçımın müslümanları..

    Ulan başbakan karı tikse gözünün önünde başkanım etme beni Tik beni Tiktiğini kimseye sölemem dersen yakında vallahide şaşmam billahide...  yuhh yeter mna koim ya..

     

    ----------

    İNAT DEĞİL Mİ.. CEVAP VERİN HADİ ŞU YAZIMA DÜNYADA SADECE KENDİNİ MÜSLÜMAN GÖREN AKPLİLER..CEVAP VERENE KADAR GÖZÜNÜZE SOKUCAM...

    BU ADAMLAR BAŞTA KEMAL UNAKITAN,,,HZ MUHAMMEDİN Sakal-ı Şerifini bile Şeyh maktuma satıyorlardı.. İstanbulda yakalandılar.. Sonra yakalanınca ne dediler göstermek için getirmiştik.. Sanki adam oraya kadar gelmiş muzeye bakmaya gidemicekti Sakal-ı Şerife.. BİZ KERİZİZ YA BİZİ TİKİYORLAR.. GERÇİ BİZE SİKEMİYORLAR AMA.. (Anlıyan anladı)

    Üstelik bu adam kim ki ayağına götürüyorsunuz...  Sonra bu şeyh maktuma 2milyon dolara ucuzdan özelleştirme yapıyorlardı Chp itiraz etti 8milyon dolara sattılar..

     

  5. KısayolKısayol reportŞikayet pmÖzel Mesaj
    CyberJihad
    CyberJihad's avatar
    Kayıt Tarihi: 16/Ağustos/2006
    Erkek
    persian bunu yazdı:
    -----------------------------

    untouchables bunu yazdı:
    -----------------------------
       nerde sayın demiş nerde kelle demiş bunu savunmayın bile ...apaçık iftira ve çamurdan başka birşey değildir.baykalın ,hazımsızlığı kadar hazımsız olan biri yoktur.her yolu deniyorlar görmüyormusunuz.bırakın inanmayın böyle adice laflara..muhtıra yaptılar,cumhurbaşkanı seçtirmemek için denemedikleri senaryo kalmadı. muhalafet için muhalefet yapıyorlar.başbakanın alnı açık başı diktir.inşallah bunu zamanla anlarsınız.
    -----------------------------

    ulan godoş zorla ağzımı bozdurcan gece gece..

    http://www.youtube.com/watch?v=vjPZErcwvTM

    Bak izle dinlede demiş mi dememiş mi sonra baykala saldır...Konu baykalla ne alakaysa herneyse.. Asıl iftiracı dümbelekler sizsiniz.. Kıçımın müslümanları..

    Ulan başbakan karı tikse gözünün önünde başkanım etme beni Tik beni Tiktiğini kimseye sölemem dersen yakında vallahide şaşmam billahide...  yuhh yeter mna koim ya..

     

    ----------

    İNAT DEĞİL Mİ.. CEVAP VERİN HADİ ŞU YAZIMA DÜNYADA SADECE KENDİNİ MÜSLÜMAN GÖREN AKPLİLER..CEVAP VERENE KADAR GÖZÜNÜZE SOKUCAM...

    BU ADAMLAR BAŞTA KEMAL UNAKITAN,,,HZ MUHAMMEDİN Sakal-ı Şerifini bile Şeyh maktuma satıyorlardı.. İstanbulda yakalandılar.. Sonra yakalanınca ne dediler göstermek için getirmiştik.. Sanki adam oraya kadar gelmiş muzeye bakmaya gidemicekti Sakal-ı Şerife.. BİZ KERİZİZ YA BİZİ TİKİYORLAR.. GERÇİ BİZE SİKEMİYORLAR AMA.. (Anlıyan anladı)

    Üstelik bu adam kim ki ayağına götürüyorsunuz...  Sonra bu şeyh maktuma 2milyon dolara ucuzdan özelleştirme yapıyorlardı Chp itiraz etti 8milyon dolara sattılar..

     


    -----------------------------

    Doğru konuş lan.

    AKP'liyim a.q adam olunda alternatif bi parti kurun onu tutalım adam gibi.

    Ne sadece AKP'lileri Müslüman görecem en düzgün parti bunlar diye bunları destekliyorum..Gelen sıçtı giden sıçtı ekonominin içine bu adamlar 4 küsür sene durdu ekonomik kriz a.q daha ne arıyacam?


    Bana kefendir yatak,sana tabuttur havuz//Sen kıvrıl ben gideyim son Peygamber kılavuz...
  6. KısayolKısayol reportŞikayet pmÖzel Mesaj
    AntiOksidan
    AntiOksidan's avatar
    Kayıt Tarihi: 03/Ekim/2005
    Erkek

    En büyük Müslüman bunlar ha?YUH YUH YUH!
    -Büyük ortadoğu prjesinin eşbaşkanıyım(RTE);
    Evet sizin müslümanlık anlayışınız müslümanların kafasına bomba yağdırdan bi projenin eş başkanlığıya evet tayyip gerçek bir müslülan ve alnı açık bir adam!

    -Amerikan askerlerinin evlerine sağ salim dönmeleri için dua ediyorum(RTE);
    Evet o kadar müslümanki kimsenin ölmesini istemiyor hatta ABD için dua ediyor haksızım değil mi?Bu adama müslüman değilsin diyen çarpılır!!!!!!: D

    -Tayyibi süprümeyin kullanınm(cüneyd zapsu);
    Ve bu adam hala tayyip erdoğanın danışmanı.Ne kadar ilginç değil mi arkadaşlar?Ve siz hala alnı dik diyorsunuz bu adam için.

    Fazla söze gerek yok AKPyi destekleyen zihniyet oldukça haliyle AKP olduk.a   bu Türkiye bağımsız olamaz.Ancak Amerikanın uşaklığını yapar.Yazyık ne diyim birilşerinin hala bu adamı desteklemesi için ya kör olması lazım ya da bi kaç ihale kapatması lazım.

  7. KısayolKısayol reportŞikayet pmÖzel Mesaj
    NEcRoNoMiCoN
    NEcRoNoMiCoN's avatar
    Kayıt Tarihi: 09/Temmuz/2007
    Erkek
    CyberJihad bunu yazdı:
    -----------------------------

    AntiOksidan bunu yazdı:
    -----------------------------
    Apoya sayın diyen adamı savunan bi zihniyetle hala ne tartışıyosunuz ki.boşverin.
    -----------------------------
    Sanki isteyerek dedi...

    Adamın apoya saygı amacıyla demediği o kadar bariz ki...

    Tabi biyerlerinden anlamak isteyen anlıyor...


    -----------------------------
    ya benim anlamadığım 80 yılında beyazıt meydanında şeriat istiyoruz diye bağıran insandı bunlar...tüm dünyanın kabul ettiği terörüstlerin finans kaynağı yasin el kadıya TBMM'sinde güvendiğini söyleyen bir adamı bana yanlış anlama diyorlar gerçekten çok ilginç....merak ettiğim nokta eğitimli ve modern insan olarak nasıl böyle ne olduğu tam  olarak açıklanmayan ve bu ülkenin başına geldiğindne beri ülkenin her yerini satabilen bir kişiye nasıl bu kadar saygı gösteriyorsunuz:)

    ""değişmeyen tek şey değişimdir"" KANT
  8. KısayolKısayol reportŞikayet pmÖzel Mesaj
    decameron
    decameron's avatar
    Üstün Hizmet Madalyası Bilgi/Destek Madalyası Savaş Madalyası
    Kayıt Tarihi: 29/Haziran/2003
    Erkek

    untouchables bunu yazdı:
    -----------------------------
       nerde sayın demiş nerde kelle demiş bunu savunmayın bile ...apaçık iftira ve çamurdan başka birşey değildir.baykalın ,hazımsızlığı kadar hazımsız olan biri yoktur.her yolu deniyorlar görmüyormusunuz.bırakın inanmayın böyle adice laflara..muhtıra yaptılar,cumhurbaşkanı seçtirmemek için denemedikleri senaryo kalmadı. muhalafet için muhalefet yapıyorlar.başbakanın alnı açık başı diktir.inşallah bunu zamanla anlarsınız.
    -----------------------------

    Senin gibi düpedüz kör sağır dilsiz bir adam heralde bu dünyaya gelmedi :D iftira diyor.... allah senide güldürsün


    Etinden korkanın kemiğini sikeyim!
  9. KısayolKısayol reportŞikayet pmÖzel Mesaj
    NEcRoNoMiCoN
    NEcRoNoMiCoN's avatar
    Kayıt Tarihi: 09/Temmuz/2007
    Erkek

    CyberJihad kardeşim ne anlatmak istediğini nede neyi savunduğunu tam olarak    anlayamadım....ama tek bir şey biliyorum bu hükümet beş senedir başımızda doğru bak orası ama bak gidiyorlar farkettin mi?ve kendine hiç sordun mu neden gidiyorlar diye çünkü artık ülkede satacak bi yer kalmadı....evet paradan 6 sfır atıp dalgalı kura geçtiler eğer biraz ekonomiden anlıyorsan  bunun önümüdeki 10 yılın içinde ne kadar zarar ettireceğini görmen lazımdı...hadi bunuda geçtim adam avrupa birliği antlaşması imzalamak için utanmasa vatikandaki papayla sevişecekti...hadi bunları geçtim madem dediğin kadar iş yapan birisi şimdi aşağidakileri okumanı istiyorum:BUNLARI OKU

    AKP Hükümeti’nin özelleştirmeler yoluyla kamuyu zarara uğratan eylemleri  1) AKP Hükümeti’nin kamu kaynaklarını kullanma konusundaki icraatlarını ve kamu yararı konusundaki uygulamalarını en iyi şekilde Milliyet gazetesinde 26 Eylül 2005 tarihinde çıkan “TMSF’nin 440 milyara sattığını Karayolları 2 trilyona geri aldı” başlıklı, Nedim Şener imzalı örnek haber ortaya koyuyor. Haber şöyle:  “El konulan Pamukbank’tan Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’na (TMSF) geçen Giresun'daki 5 dönümlük arsa, geçen yıl haziran ayında ekspertiz raporuyla 440 milyar lira değer ile satılırken, aynı yer Karadeniz Otoyolu'nun güzergâhında kaldığı gerekçesiyle Karayolları Genel Müdürlüğü tarafından bu yıl temmuz ayında 2 trilyon 249 milyar liraya kamulaştırıldı. “TMSF’nin satış öncesi mahallinde yapılan incelemeyle hazırlanan ekspertiz raporuyla 440 milyar liraya Sema Turizm A.Ş’ye sattığı 5 bin 640 metrekare arsa Karadeniz Otoyolu inşaat ve emniyet sahası olarak Karayolları 10. Bölge Müdürlüğü tarafından kamulaştırıldı.  “Karayolları Genel Müdürlüğü’nün 641 milyar lira bedel takdir ettiği aynı yer için Giresun 1. Asliye Hukuk Mahkemesi bilirkişi raporuna dayanarak 2 trilyon 249 milyar liraya kamulaştırılmasına kararı verdi.  “Kamulaştırılma işlemi altı kişilik bilirkişi raporu esas alınarak yapıldı. Bilirkişiler 4 Temmuz 2005 tarihinde konuyla ilgili olarak açılan davaya sundukları raporda arsa için 2 trilyon 249 milyar lira değer biçti.  “Davanın açılmasından 10 gün sonra para mahkeme kararıyla Ziraat Bankası’nın Giresun şubesine yatırıldı. Mahkeme de biçilen değeri onayladı. 27 Haziran 2005 tarihinde açılan kamulaştırma davası 14 gün sonra 11 Temmuz 2005 tarihinde karara bağlanırken, para tüm taksitleri ödemesine rağmen tapuyu henüz üzerine almayan Sema Turizm üzerine değil TMSF hesabına yatırıldı. “Sema Turizm, tapu işlemlerinin tamamlanmasından sonra TMSF hesabındaki parayı almayı beklerken, TMSF ile Karayolları Genel Müdürlüğü arasında yazışma yapılarak aradaki fiyat farkının nedeni araştırılmaya başlandı...”  2) 12 Nisan 2003 tarihinde, özelleştirmeden sorumlu Maliye Bakanı Kemal Unakıtan, yaptığı bir konuşmada özelleştirme politikalarını anlattı. Unakıtan’ın “babalar gibi satarım” sözü son yılların siyaset sahnesine damgasını vurdu. O günün Hürriyet gazetesi Unakıtan’ın konuşmasını şöyle duyuruyordu:  “Yerli ve yabancı pek çok kuruluşun Tekel'e ilgisini olduğunu vurgulayan Unakıtan, ’Kim bizimle konuşmak isterse herkesi memnuniyetle kabul ediyoruz. İlk gözlemlerimiz de bizi oldukça sevindiriyor’ dedi. Özellikle sigarada yabancı kuruluşların ilgisinin daha fazla olduğunu söyleyen Unakıtan, bunların hangi kuruluşlar olduğu sorusuna ise ’İngilizi var, Japon’u var, İspanyolu var’ demekle yetindi. “Tekel'in özelleştirilmesinden beklenen gelir konusunda pazarlama stratejisi gereği bir rakam söylemekten kaçınan Unakıtan, rekabet konusunda ise bir problem çıkmayacağını, Rekabet Kurulu ile bir sorun yaşamadıklarını söylerken ’babalar gibi satarız’ dedi... Unakıtan, Özelleştirme İdaresi olarak yakın gelecekte kapsamlı bir pazarlamanın içerisine gireceklerini de kaydetti.”  3) Maliye Bakanı Kemal Unakıtan, 22 Eylül 2005 tarihinde, TÜPRAŞ’ın borsa hisseleriyle ilgili işadamı Ofer ile görüşmesinin sorulması üzerine ise şu yanıtı verdi:  “Bana ‘falancayla nasıl konuşursun’ diyorlar. Konuşurum tabi. Ben bir sürü ülkeye gittim, özelleştirmeyi anlattım. Burada aktif pazarlama yapıyoruz. Potansiyel alıcılara malı pazarlamak zorundayız. Sami Ofer’le de görüştüm. Hong Kong’a gittim, orada görüştüm. Bayram günü gittim diye gizli yapıyor havasına sokuyorlar işi. Davos’a gittim orada görüştüm. Otel odasında görüştü diye haber çıkıyor. Dışarısı kar, buz tabii ki otel odasında görüşeceğim. Ben kayak yapmaya gitmedim ki kardeşim. Yatırımcılarla konuşmaya gittim. Yanımda Mehmet Kutman da vardı. Adamın Türkiye temsilcisi tabii ki olacak. Öküz altında buzağı aramanın manası yok. “Kimse fabrikaları sırtlanmış götürmüyor. Böyle birisini gördünüz mü? Ahmaklık yapmayın. Türkiye artık geri dönülemez bir yola girdi. Hem işsizlikten bahsedeceksin hem sermaye gelmesin diyeceksin, bu akılla bağdaşır birşey değil. Yabancı sermaye Yeni Cami önündeki kuşlara benzer. Kuşlar neden toplanıyor. Çünkü orası güvenli Bütün yatırımcıların başımızın üzerinde yeri var. Türkiye’ye gelen herkese hoş geldiniz, sefa getirdiniz diyorum. AKP hükümetinin en temel politikalarının başında özelleştirme geliyor.  “Devam edeceğiz, kârlı, zararlı ne varsa hepsini satacağız. Siyasilerin çiftliği olan yerleri satıyoruz, milletin yükünü azaltıyoruz. Bunlar kamburdur. Bazı özelleştirmeler için ‘milli menfaatimize aykırıdır’ diyorlar. Asıl bunları satmazsak milli menfaate aykırı olur. Biz popülizm yapmıyoruz, kimse palavra atmasın.”  4) Başbakan R. Tayyip Erdoğan, Sami Ofer ile özel görüşmelerin kendi iktidarını sarsmaya başlaması üzerine bu konularda çelişkili açıklamalar yapmaya başladı. Erdoğan, 22 Eylül 2005 tarihinde, gündüz saat 13.30’da kendisine sorulan Galataport ihalesini kazanan Sami Ofer ile görüşme sorusuna, Vergi rekortmenleri ödül töreninden ayrılırken şu yanıtı verdi:  “Benim kimseyle, mesela ifade edildiği gibi Sayın Ofer ile Başbakanlık’ta veya bir başka yerde görüşmem olmadı. Kaldı ki her müteşebbisle görüşürüm.”  Saat 13.30’da bu açıklamayı yapan Erdoğan, gece saat 23.30’da katıldığı ATV televizyon kanalındaki “Teke Tek” programında, ilgili soruya “Ofer ile Davos’ta bir kez görüştüm” yanıtını verdi. Başbakan Erdoğan, Ankara Bilkent Otel’de yaptığı görüşme sorusunu ise “hatırlamıyorum” şeklinde yanıtladı.  Özelleştirme İdaresi Başkanlığı, Türkiye Petrol Rafinerileri AŞ’nin (TÜPRAŞ) hisselerinin yüzde 14.76’sının İMKB’de satışına ilişkin iddialar gündemi kasıp kavuruyor. Söz konusu TPRAŞ hisselerinin (toplam 36 milyon 969 bin 698 YTL nominal değerli) satış süreci 28 Şubat 2005 tarihinde başladı. Satış işlemi, 4 Mart 2005 tarihinde gerçekleşti. Takas işlemi de, 8 Mart 2005 tarihinde borsadaki Takasbank A.Ş. bünyesinde tamamlandı. ÖİB, bu satıştan toplam tutar olan 569 milyon 333 bin 349 YTL yani 569 trilyon lira elde etti. TÜPRAŞ’ın bu yüzde 14.76 oranındaki borsa hisseleri 6 ayda büyük değer kazandı. Borsadaki bu büyük çaptaki alımın arkasından İsrail kökenli Ofer Grubu çıktı. Borsadaki aracı kurum ise Mehmet Kutman’ın sahibi olduğu Global Menkul Değerler idi. Başbakan Erdoğan ve Maliye Bakanı Kemal Unakıtan’ın Ofer-Kutman ikilisi ile 2002 yılından beri sık sık görüştüğü ortaya çıktı. Bu bilgiler bugüne kadar yalanlanmadı.  Bu borsa operasyonu, 1 Mart 2005’te gece sabaha karşı saat 02.00’de, Unakıtan’ın Ofer ailesinin büyük oğlu Eyal Ofer ile yaptığı gizli görüşmede planlandı. Eyal Ofer ile Global’in sahibi Mehmet Kutman, 28 Şubat’ı 1 Mart’a bağlayan gece yarısı İstanbul’dan özel bir uçakla Ankara Esenboğa Havalimanı’na indi. Ofer ve Kutman ikilisi, kendilerini karşılayan araçla saat 02.00’de Unakıtan’ın yanına gitti. Unakıtan, görüşmeden sonra ÖİB’ye talimat verdi. Aynı gün, İş Yatırım, Global Menkul Değerler ve ÖİB, hisselerin satış duyurusunu yaptılar. 3 Mart Perşembe günü, İMKB Başkanlığı, satış işlemine izin verdi. 4 Mart Cuma günü, TÜPRAŞ hisselerinin satış işlemi tamamlandı. Hisseler, Global aracılığıyla 6 fona satıldı. Söz konusu fonlardan birinin Templaton adlı bir şirkete ait bulunduğu, 5’inin de Ofer’in Global’e kurdurttuğu fonlar olduğu kaydediliyor.  Erdoğan’ın sadece bir tanesini kabul ettiği ve Sami-Eyal Ofer ile Erdoğan-Unakıtan ikilisinin görüşmeleri şu şekilde oldu:  -Erdoğan ile Eyal Ofer arasındaki birinci görüşme, 2002 yılı başındaki Davos’ta düzenlenen zirvede oldu. Eyal Ofer, o sırada Zodiac Maritime Agencies Ltd. Yönetim Kurulu Başkanı sıfatını taşıyordu. Erdoğan ise henüz milletvekili seçilemediği için sadece AKP Genel Başkanı idi. -2003 yılındaki ikinci görüşme de, Eyal Ofer ile Erdoğan arasında ve yine Davos toplantılarında oldu. Ofer bu defa İngiltere menşeli ve lojistik/taşıma sektöründe faaliyet gösteren Associated Bulk Carriers şirketinin Yönetim Kurulu Başkanı idi. Erdoğan ise AKP iktidara gelmesine rağmen henüz Başbakan değildi. -Erdoğan, Davos’tan 6 ay sonra Ofer alesi ile üçüncü görüşmesini yaptı. Baba Sami ve oğul Eyal Ofer, özel bir uçakla 14 Ağustos 2003 tarihinde Ankara’ya geldiler. Unakıtan ile görüşen Oferler, öğleden sonra da AKP’nin 2. kuruluş yıldönümü toplantılarının yapıldığı Bilkent Otel’e gittiler. Otele arka kapıdan girdiler ve Erdoğan’ın görüşme için hazırlattığı özel suite çıktılar. Oferler, görüşme sonrasında yine gizlice otelden ayrıldılar. İki hafta sonra, Sami Ofer, Erdoğan’a bir teşekkür mektubu gönderdi. Ofer’in teşekkür mektubunu 23 Eylül 2005 tarihli Milliyet gazetesi ele geçirerek yayımladı. Yine yalanlanmayan mektubun bazı bölümleri şöyle: “Bana ayırdığınız zaman, verdiğiniz cesaret ve konukseverliğiniz için teşekkür ederim... Biz inanıyoruz ki, hükümetiniz tarafından gerçekleştirilen bugünkü yasal düzenlemelerin gelecekteki olumlu etkisi ile, yabancı gemi şirketlerinin Türkiye'de kendi ofislerini kuracak olması sayesinde, buralarda Türk çalışanların istihdam oranı artırılacaktır... Bizim Türkiye ile sadece gemi taşımacılığı alanında ilişkimiz yok. Biz Türkiye’de diğer gelişmekte olan fırsatlarla da ilgiliyiz... Biz sizin liderliğinizde, Türk sanayisi ve ticaretinin gelişmesine yönelik olarak, yatırım yapmaya hazırız. -  Sammy Ofer”.-Eyal Ofer’in, Unakıtan ve Erdoğan ile dördüncü buluşması  Ocak 2004’te yine Davos’ta oldu. Bu görüşmede, Vakıf Han ve Galataport Projesi’nin ele alındığı belirtiliyor. Ofer Şirketler Grubu Başkanı Eyal Ofer’in yanındaki heyette, Royal Carribbean Cruises Ltd. CEO’su Richard Fain ve Hyatt Şirketler Grubu Başkanı Thomas J. Pritzker’in de hazır bulunduğu aktarılıyor. -Bu yoğun temas ve görüşme trafiğinin ardından Ofer ailesi İstanbul Galataport ihalesini, 49 yıllığına yayılan bir ödeme planıyla 3.5 milyar Avroya aldı. Tartışmaların ana konusunu ise ihale tutarı ödemesinin 49 yıla yayılması oluşturuyor. Galataport, 100 bin metrekare alanı kapsayan bir proje. Projede 4-5 yıldızlı otellerin yanı sıra free shop, fast-food yerleri ile 600 metre uzunluğunda bir kruvaziyer limanı, gümrük ve yolcu salonları bulunuyor. Proje, İstanbul Karaköy İskelesi’nden başlayarak yaklaşık 1200 metrelik sahil şeridinde gerçekleştirilecek. Projenin süresi, 3 yılı yatırım, 46 yılı da işletme süresi olmak üzere toplam 49 yıl... Ofer’in başını çektiği Galataport konsorsiyumunda, Royal Caribbean Cruises yüzde 21, Global Yatırım Holding yüzde 21, Çeçen Holding (IC Antbel Antalya Belek Turizm Yatırımları A.Ş.) yüzde 20, Limak İnşaat yüzde 3 ve geriye kalan küçük paylar ise Sasso Holding ve Triparty Miscellaneous LLC firmasına ait bulunuyor. Galataport ihalesi öncesinde Kıyı Kanunu AKP Hükümeti tarafından değiştirilerek, limanlarda yapılanmaya izin verildi. Bu kanun değişikliği TBMM tatile girmeden hemen önce, 3 Temmuz 2005 tarihinde yapıldı. 21 Temmuz 2005 tarihli Resmi Gazete’de de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Yasa ile Ofer Grubu’nun aldığı Galata Limanı’ndaki yapılaşmanın önü açılmış oldu.  5) R. Tayyip Erdoğan’ın S. Berlusconi ile ilişkisi ve Avea, Astaldı, Fintecna firmaları ile temaslar şöyle: 12 Mayıs 2003: İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi Ankara’ya geldi. Berlusconi, Başbakan R. Tayyip Erdoğan’ın daveti ile Türkiye’ye resmi bir ziyaret için gelmişti. Erdoğan tarafından törenle karşılanan Berlusconi, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ve Meclis Başkanı Bülent Arınç tarafından da kabul edildi.  Kendisi işadamı ve medya patronu olan Berlusconi, devletlerarası ilişkiden çok, Türkiye’ye özellikle İtalyan şirketlerinin çıkarlarını korumak ve işlerini takip etmeye geldiği, medyada çıkan haberlerden dolayı kamuoyunun da bilgisi dahilindeydi. Bu çerçevede, Aria, Astaldi ve Fintecna şirketleri Berlusconi’nin temaslarında öncelikle gündeme geldi.  -İtalyan devlet kuruluşu olan Fintecna firması, Türkiye’de Karakaya ve Berke barajlarının inşaatını üstlenmişti. Karakaya Barajı’nı tamamlayan şirket, Berke Barajı inşası sırasında, bu barajnı yaptıran Uzan Grubu’yla yaptırdığı mahkemelik olmuştu. Fintecna şirketinin Çukurova Elektrik Şirketi aleyhine açtığı tazminat davasında, bilirkişi konusunda bazı yolsuzluklar yapması şirketi zor duruma sokmuştu. Konuyla ilgili dava, Adana Mahkemelerinde görülmekteydi.  -Astaldi firması ise Ankara-İstanbul arasındaki mesafeyi kısaltacak Bolu Tüneli’ni inşa ediyordu. Ancak tünelin deprem sırasında çökmesi, Bayındırlık Bakanlığı, Astaldi firması ve sigorta şirketi arasında uyuşmazlık çıkmasına neden olmuştu. Türkiye, bu sorunlardan dolayı ihaleyi iptal etme noktasına gelmişti. Ama bu sorunlar kapalı kapılar arkasında birer birer halledildi ve Başbakan R. Tayyip Erdoğan, tünelin son kazmasını 4 Eylül 2005 tarihinde törenle vurdu.  -Türk-İtalyan iş ilişkilerinde en güncel konuyu ise Aria’nın Türkiye’yi uluslararası tahkime şikayet etmesi ve Türkiye’den çıkma kararını alması oluşturuyordu. İtalyan-İş Bankası ortaklığıyla kurulan Aria cep telefonu şirketi, daha sonra Türk Telekom’a ait olan Aycell ile birleşmeleri halinde Türkiye’den çekilmekten vazgeçebilecekleri sinyalini vermişti. İki Başbakan, öğle yemeğinden sonra da ortak basın toplantı düzenlediler. Aria şirketi konusundaki soruya, Erdoğan, akşam İstanbul’da yapılacak olan Türk-İtalyan İş Konseyi toplantısına kadar görüşmeleri bitirip açıklamayı yapacakları yanıtını verdi. Erdoğan, “akşama işi bitirmeye kararlıyız” diye konuştu. Akşam saatlerindeki Türk-İtalyan İş Konseyi toplantısında ise Başbakan R. Tayyip Erdoğan şunları söylüyordu: “Böyle güzel, anlamlı bir toplantıda, bugün noktalanmış olan bir müjdeyi özellikle vermek istiyorum. Bildiğiniz gibi, Türkiye’de Aria’nın ciddi bir yatırımı vardı ve Aycell, Aria ile İş Bankası üçlü olarak birleşmek suretiyle yeni bir dönemi başlatmış olacaklar. Her iki ülke için de bu adımın hayırlı olmasını diliyorum.” İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi de, bu konuşmanın ardından “Arkadaşım” diye seslendiği Erdoğan’a teşekkür ederek, “Ben Türkiye’yi Avrupa Birliği’nin bir üyesi olarak düşündüğümde hiç zorlanmıyorum” diye karşılık verdi. Nitekim öyle de oldu; tüm rekabet mevzuatı aşılarak, iki cep telefonu şirketi büyük bir maharetle birleştirildi. Cep telefonu sektöründeki tek kamu kuruluşu olan ve Türk Telekom’un değerini kat-kat artıran Aycell, Aria’nın lehine İtalyan TIM firması ile birleştirildi. Bu yeni ortaklık; Aria ve Aycell’in yüzde 40’ar, İş Bankası’nın yüzde 20 oranında hisseyle oluşturuldu. Aycell, bu ortaklığa kadar, alt yapı yatırımlarını süratlendirmiş, Turkcell ve Telsim’le rekabet edebilmek için 2002-2003 arasında tüm Türkiye’yi kapsama alanı içine almış ve abone sayısını “kamu personel tarifesiyle” arttırmaya başlamıştı. İtalyan TIM’in Aria firması ise Erdoğan ve Berlusconi’nin özel görüşmeleri sayesinde yeni bir yatırım dahi yapmadan bu alt yapının üzerine oturdu.  -İtalyan TIM ve İş Bankası’nın ortaklığı olan Aria, GSM 1800 cep telefonu şirketi kurma ihalesini kazanınca, yine ihale şartları gereği tekel oluşmaması için devlet de Aycell şirketini kurmuştu. İki şirketin birleşmesinin ardından, AKP Hükümeti eliyle bir GSM 1800 tekeli oluşturuldu. Diğer GSM şirketleri olan Turkcell ve Telsim ile yapılan lisans sözleşmelerindeki bir maddesinde, “Türkiye’de GSM operatörlüğü yapan şirketlerin ortaklık yapamayacağı” şeklinde çok net ifadeler yer alıyor. Ama bu kural, Aria ve Aycell birleşmesine uygulanmadı.  -Aycell’in lisans bedeli olan 3 milyar dolar Türk Telekom tarafından Hazine’ye ödenmişti. Hazine’nin bu parayı Türk Telekom’a iade edip etmediği ya da oluşan kamu zararının ne olduğu bilinmiyor. O sırada özelleştirme aşamasında olan Türk Telekom’un değeri de, değeri 4 milyar dolar olarak tahmin edilen Aycell ile birlikte azaldı.  -AKP Hükümeti, Türk Telekom aracılığıyla Aycell’i Aria ile birleştirmek için sadece niyetin yetmediğini görünce bir de “şirkete özel” kanun çıkardı. Turkcell ve Telsim’in birleşmesinin kanunen yasak olduğu bir ortamda, 1 Ağustos 2003 tarihinde, tatile girmeyi bir ay geciktiren TBMM’de sabaha karşı geçirilen bir yasayla, Aria-Aycell birleşmesine yasal koruma kazandırıldı. 4971 Sayılı Kanun ile Aria-Aycell birleşmesi sağlama alınmaya çalışıldı. Kanun’un 17. maddesi 406 Sayılı Posta Telgraf ve Telefon Kanunu’na şu geçici maddeyi ekledi: “Türk Telekom tarafından, GSM 1800 mobil telefon hizmeti sunmak üzere kurulmuş bulunan Aycell Haberleşme ve Pazarlama Hizmetleri Anonim Şirketi; GSM 1800 mhz. imtiyaz sözleşmesi imzalayarak faaliyet yürüten başka bir işletmeci şirket ile Türk Ticaret Kanunu hükümleri çerçevesinde kurulacak yeni bir şirket aracılığı ile birleşebilir. Bu birleşme sonucu gerekli tüm lisans düzenlemelerini ve işlemlerini yapmaya Kurum yetkilidir”. Kanun metninde, “Türk Telekom” ve “Aycell” isimleri geçiyor, nedense kanunun çıkarılma nedeni olan bir tek “Aria”nın adı zikredilmiyor.  -Ayrıca mali portresi de pek bilinmeyen Aria-Aycell birleşmesi, hep şeffaflıktan uzak gerçekleştirildi. Maliyet ya da ortak şirketin sermayesi kuruluş aşamasında hiç açıklanmadı. Şirketin kuruluşu için hazırlanan iş planına göre de; ortada sermaye olarak sadece Türk Telekom’un, yani kamunun Aycell’e aktaracağı 300 milyon dolar görünüyordu. Aria’nın sermayeye  katkısına ise hiçbir belgede rastlanmıyordu. Ayrıca, kamu hisseli bir şirketin denetimi de kamudan kaçırılarak, yeni kurulacak Avea şirketinin denetiminin, uluslararası mali denetleme kuruluşlarına devredilmesi ana sözleşmede hüküm altına alındı.  6) R. Tayyip Erdoğan’ın Çargill Firması ile ilişkisine gelince; 16 Eylül 2005 tarihinde, Halka ve Olaylara Tercüman gazetesi köşe yazarı Şamil Tayyar, “Telsim’e Cargill Modeli” başlıklı bir yazı kaleme aldı. Yazının bir bölümünde, Başbakan R. Tayyip Erdoğan ile ABD’nin yeni Büyükelçilik Maslahatgüzarı Nancy McEldowney arasında 8 Ağustos 2005 tarihinde gerçekleştirilen görüşmesinin “gizli” damgalı notları yayımlandı. Yazı bugüne kadar yalanlanmadı. Şamil Tayyar yazısında, tutanaklardaki diyalogların terör konusunun ardından yatırımlara kaydığını kaydediyor ve Erdoğan’ın McEldowney’e yönelik şu sözünü aktarıyor: “Biliyorsunuz, Cargill sorununu çok risk alarak çözdük...” Başbakan R. Tayyip Erdoğan, Cargill sorununun çözümü için büyük risk aldığını belirterek, bir anlamda ABD’nin kendisine güven duymasını istiyor. Cargill’in problem oluşturan fabrikası ise Bursa Orhangazi’de bulunuyor. Problem “1. derece tarım arazisi” üzerine kurulmuş olması... Amerikan menşeli bir firma olan Cargill, aslında 1960 yılından bu yana Türkiye’de faaliyet gösteriyor. 50 milyar doların üzerindeki yıllık cirosuyla dünya gıda sektörünün en büyük 10 firmasından biri konumunda bulunuyor. Orhangazi’deki tesisler, Cargill’in Türkiye’deki üç yatırımından biri. ABD merkezli Cargill şirketinin İstanbul Pendik’te nişasta, Orhangazi’de mısır şurubu, Hendek’te de fındık işleme fabrikası bulunuyor.  Cargill’in Bursa Orhangazi’deki tesislerinin yapımına 1998 yılında başlandı. Tesis için inşaat ve imar ruhsatlarını Bursa Valiliği İl İdare Kurulu verdi. Yüksek Planlama Kurulu (YPK) da 195 bin metrekarelik tesis arazisini tarım dışı alan ilan etti.  Ancak Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği’nin de aralarında bulunduğu 19 kitle örgütünün yaptığı başvuruyu kabul eden Bursa 2. İdare Mahkemesi, yürütmeyi durdurdu. Bu arada, Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu da Cargill’e verilen deşarj ve emisyon izinlerinin iptalini kararlaştırdı.  Danıştay’ın bu kararına karşın, 57. Koalisyon Hükümeti, Cargill’in faaliyetlerini sürdürmesine göz yumdu. AKP’nin kurduğu 58. ve 59. Hükümetler de benzer kakarlar alarak bu hukuk dışı uygulamaları sürdürdüler.  AKP Hükümeti, bir yasa hazırlayarak, tarım arazileri üzerine kurulu tesislere, metrekaresine 5 YTL ödemek kaydıyla para karşılığı af getirdi. Toprak Koruma ve Arazi Kullanım Yasası, 3 Temmuz 2005’te TBMM’de kabul edildi ve Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi.  5 Temmuz 2005 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan bir Bakanlar Kurulu Kararı ile de Cargill’in Orhangazi’deki tesisleri “Özel Endüstri Bölgesi” ilan edildi. AKP Hükümeti, bu kararı, Cargill için çıkarttığı yasadan ayrı olarak aynı dönemde aldı. Bu Bakanlar Kurulu Kararı ile Cargill aleyhine açılan 4 davayı boşa çıkartmak amaçlandı. Böylece Cargill’in Orhangazi’de üzerine fabrika kurduğu “1. derece tarım arazisi“nin statüsü değiştirilerek, firma bir anda tüm davalardan kurtuldu.  Cargill ile AKP Hükümeti arasında “sorunun çözümlenebilmesi” için ilk görüşme Başbakanlık’ta gerçekleştirildi. Cargill’in dünya başkanı Warren Stanley, Eylül 2003’te Türkiye’ye gelerek Başbakan Erdoğan’la görüştü. Cargill ilk girişimini işte bu şekilde başlattı. Daha sonraki özel görüşme ise Amerika’da yapıldı. 2003 yılının Aralık ayında Erdoğan’ın ABD gezisi sırasında Cargill yetkilileri, firmanın Türkiye’de yaşadığı sıkıntıların çözülmesini yolundaki somut önerilerini özel bir toplantıda dile getirdiler.  Ayrıca ABD Başkanı George W. Bush’un da, Cargill konusunda devreye girdiği ve Erdoğan ile başbaşa görüşmelerde bu konunun gündeme geldiği, sektörde yoğun olarak konuşuluyor.  7) 15 Mart 2005’te satışa çıkarılan Seydişehir Alüminyum Tesisleri’nin ihalesi, 10 Haziran 2005’te sona erdi. İhaleyi 305 milyon dolar karşılığında Cengiz İnşaat aldı. Seydişehir ETİ Alüminyum Tesisleri’nin özelleştirilmesi kararı, Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’nın 20 Mayıs 2003 tarinli ve 4247 sayılı yazısına istinaden, Başbakan R. Tayyip Erdoğan ve AKP Hükümeti’nin ekonomi ile ilgili bakanlarından oluşan Özelleştirme Yüksek Kurulu’nca 18 Ağustos 2003 tarihinde alındı.  Ancak, Başbakan Erdoğan’ın başkanlığındaki Özelleştirme Yüksek Kurulu, 8 Eylül 2003’te aldığı bir kararla, tesislere enerji sağlayan Oymapınar Barajı’nın da ETİ Alüminyum A.Ş.’ye bağlanarak özelleştirilmesine karar verdi. Karar, 12 Eylül 2003 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Temmuz 2003’te, yabancı bir ekibin Türkiye’deki barajlar üzerine yaptığı incelemenin ardından yayınlanan rapor büyük önem taşıyor. Raporda, ETİ Alüminyum A.Ş.’nin Oymapınar Hidroelektrik Santralini ve Yeniköy Termik Santralini satın alması durumunda, enerji üretim maliyetlerinin 5.9 c/kWs’den, 1.7 c/kWs’ye düşeceği belirtiliyordu. İşte bu raporun yayınlanmasından sonra R. Tayyip Erdoğan’ın başkanlığındaki Özelleştirme Yüksek Kurulu, Oymapınar Barajı’nın ETİ Alüminyum A.Ş. ile birleştirilerek özelleştirilmesine karar verdi. AKP Hükümeti, bu satışı gerçekleştirmek için Seydişehir halkı üzerinde de baskı uyguladı. Özelleştirme İdaresi Başkanlığı, 25 Mayıs 2005 tarihinde fabrikayı göstermek istediği alıcıları bile 2 bin polis ve jandarma eşliğinde Seydişehir’e götürmüştü. Bu kadar polis ve jandarmaya rağmen fabrikadaki işçilerin direnişi daha da artmıştı.  Sanayicilerin, madencilerin, uzmanların, çalışanların ve Seydişehir halkının büyük tepkisine rağmen 305 milyon dolara satılan ETİ Alüminyum Tesisleri, Başbakan R. Tayyip Erdoğan’ın Rize’den hemşehrisi olan Mehmet Cengiz’in şirketine 10 Haziran 2005 tarihinde devredildi. Cengiz İnşaat, Rize kökenli bir firma olarak tanındığı gibi aynı zamanda, hem eski Başbakanlardan olan ve halen Yüce Divan’da yargılanmakta bulunan Mesut Yılmaz’a, hem de Tayyip Erdoğan’a yakınlığıyla tanınıyor. Seydişehir Alüminyum Tesislerini alan CE-KA Cengiz İnşaat, Türkiye’nin üçüncü büyük bakır madeni olan Küre Etibakır A.Ş.’yi de 2004’ün Şubat ayında özelleştirme sonucu almıştı. Cengiz İnşaat, bir süre sonra kapalı ve açık madenleri taşeron şirket STFA’ya devretmişti. Ardından da Küre’de 19 madencinin ölümüyle sonuçlanan büyük maden faciası Türkiye kamuoyunu derinden yaralamıştı. Cengiz İnşaat’ın adı, Meclis Yolsuzlukları Araştırma Komisyonu Raporlarında da geçmektedir.. Şirket, 55 trilyon liraya aldığı Hopa-Kemalpaşa-Sarp yolu ihalesini 406 trilyona mal etmişti. Projedeki bu artış, AKP Hükümeti’nin “duble yol” ihalelerinin veriliş biçiminden kaynaklanıyordu.  Seydişehir Eti Alüminyum Tesisleri’nin özelleştirilmesi, 25 Mayıs 2005 tarihindeki TBMM’nin KİT Komisyonu’nda da tartışıldı. Eti Alüminyum’un 2003 yılı hesaplarının denetlendiği Meclis KİT Komisyonu’ndaki toplantı tutanaklarının özel olarak incelenmesi gerekiyor. Toplantıda, Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’nın Seydişehir alıcıları için koyduğu, “110 milyon dolarlık yatırım, maden ihracat yasağı, 49 yıl üretimin devamı, Oymapınar Hidroelektrik Santralı’nın kullanımının sınırlanması” şartları da gündeme geldi. KİT Komisyonu’nun hem AKP’li hem de CHP’li üyeleri, bu şartların uygulanamayacağını belirttiler. AKP Amasya Milletvekili Hamza Albayrak, üretim şartı getirilen birçok fabrikanın şimdi çalışmadığını hatırlatarak eleştirilerine başladı. Albayrak, “Daha önceki özelleştirmelerde konulan şartların ne kadarı uygulanıyor onu araştırmak lazım” diye konuştu.  CHP Konya Milletvekili Atilla Kart da, Eti Alüminyum’un özelleştirme kapsamına alınmasında Başbakan, Maliye Bakanı, Enerji Bakanı’ndan başlayan hukuk dışı ilişkiler bulunduğu yolunda iddiaların olduğunu kaydetti. Kart, 20 yıldır yüksek maliyetle enerji kullandığı için zarar ettirilen tesise, özelleştirme kapsamına alındıktan bir ay sonra Oymapınar Santralı’nın bağlandığını söyledi. Kart, tesisin Oymapınar’dan sonra ilk kez 26 milyon dolar kar ettiğini, 60 milyon dolarlık bir yatırımla da 136 milyon dolar kar etmesinin mümkün olduğunu vurguladı. KİT Komisyonu’nda soruları yanıtlayan Eti Alüminyum Genel Müdürü Ahmet Arkan, dünyanın sayılı entegre alüminyum tesislerinden biri olan, 30 yıl önce Rusya tarafından kurulan Eti Alüminyum’da çok ciddi bir modernizasyon yatırımı yapılması gerektiğini belirtti. Arkan, önceliğin kapasite artırımından önce modernizasyona verilmesi gerektiğini, fabrikanın tam anlamıyla modernizasyonu için 110 milyon dolarlık yatırımın yeterli olacağını söyledi. Arkan, bununla tonu bin 710 dolar olan külçe alüminyum yerine, tonu 12 bin dolar olan uçak alüminyumları üretebileceklerini ve 1 milyar dolarlık ciroya ulaşabileceklerini kaydetti. Arkan, uçak alüminyumları konusunda TAI, Boeing, Airbus’tan talep geldiğini ve Eti Alimünyum’un Türkiye’deki uçak sanayiinin tüm ihtiyaçlarını karşılayabilecek tek tesis olduğunu belirtti.  8) Türk Telekom A.Ş.’nin ihalesinin öncesinde ve sonrasında, kamuoyundan gizlenen birçok gelişme yaşandı. İhaleye girenlerle özel görüşmeler ve sağlanan özel kolaylıklara, Türk Telekom’un özelleştirme sürecinde de bol bol rastlandı.  - Başbakan R. Tayyip Erdoğan’ın 15-16 Haziran 2005 tarihinde yaptığı Lübnan ziyaretinin hemen ardından, 17 Haziran 2005 tarihinde, Lübnanlı Saudi Oger firması ile Telecom İtalia (TIM), konsorsiyum kurduklarını Özelleştirme İdaresi’ne bildirdiler. Sonradan bu konsorsiyum içinde British Telekom’un da olduğu ortaya çıktı. 13 gün sonra da 1 Temmuz 2005 tarihinde, ihaleyi bu konsorsiyum kazandı. Üstelik Başbakan’ın bu ziyareti öncesinde ortak bildirme süresi de Özelleştirme İdaresi Başkanlığı (ÖİB) tarafından uzatılmıştı. Bu rastlantıların aslında tesadüf olmadığı, AKP Hükümeti’nin birkaç üst düzey yetkilisinin Hariri ailesiyle birkaç kez görüştüğü biliniyor. Bu bilgilerin ayrıntıları ise şöyle:  Başbakan R. Tayyip Erdoğan ile Lübnan Başbakanı ve Oger şirketlerinin sahibi Refik Hariri, ilk kez 17-19 Ocak 2004 tarihleri arasında yapılan 5. Cidde Ekonomik Forumu’nda bir araya geldiler. Erdoğan, Cidde Ekonomik Forumu’na Türkiye’den 270 işadamının yer aldığı bir heyetle katılmıştı. Erdoğan’ın heyetinde yer alan bakanlar arasında, özelleştirmeden sorumlu Maliye Bakanı Kemal Unakıtan da bulunuyordu. Cidde Ekonomik Forumu’nda başlayan bu sıcak ilişki, 2004 Mayıs’ında Erdoğan’ın Hariri’yi Türkiye’de ağırlamasıyla daha da gelişti. Ancak, AKP Hükümeti’nin Lübnan’la ilişkileri sadece Erdoğan üzerinden yürümedi. Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül de, Hariri’nin Türkiye ziyareti üzerinden iki ay bile geçmeden Lübnan’a gitti. 2-4 Temmuz 2004 tarihleri arasında Lübnan’da bulunan Gül’ün girişimiyle, 3 Temmuz’da iki ülke heyetleri ekonomik ilişkileri ele aldılar. Başkanlık Sarayı’ndaki toplantıya Başbakan Refik Hariri de katıldı. Bakan Gül, bu toplantıda Lübnanlı işadamlarını Türkiye’ye davet etti ve Lübnanlı yatırımcılara her türlü kolaylığı sağlama sözü verdi.  Beş dönem Lübnan’da Başbakanlık yapan Hariri, siyasi rakibi olan Cumhurbaşkanı Emil Lahud’un görev süresini Lübnan Parlamentosunun uzatması üzerine, 2004 yılının sonlarına doğru görevinden istifa ederek şirketlerinin başına geçmişti. Hariri, 14 Şubat 2005 tarihinde Beyrut’ta düzenlenen bombalı bir saldırı sonucu hayatını kaybedince, tüm serveti ve şirketlerini de çocukları yönetmeye başladı. Aralarında Oger Telekom’un bağlı bulunduğu Saudi Oger’in yanı sıra 4 banka, medya kuruluşları ve birçok şirketi şimdi ailenin geriye kalan üyeleri yönetiyor.  Dışişleri Bakanı Gül, suikastten üç gün sonra, yine Lübnan’a gitti ve Refik Hariri’nin eşi Nazek, oğlu Bahaeddin ve kız kardeşi Bahia’ya Türkiye’nin taziyelerini bildirdi. Erdoğan da, 16-17 Haziran 2005 tarihleri arasına Lübnan’a gitti ve Hariri’nin anısına toplanan ve daha önce hiç duyulmayan Arap Ekonomik Forumu’na “onur konuşmacısı” olarak katıldı. Erdoğan’ın Beyrut temasları, 50 yıl aradan sonra Başbakan düzeyinde Lübnan’a gerçekleştirilen hem de gayrı resmi ilk ziyaret oldu. Bu gezide, Tayyip Erdoğan eşi Emine Erdoğan ile birlikte Hariri ailesinin evine de giderek bir taziye ziyareti gerçekleştirdi. Bu ziyarette, özelleştirmeden sorumu Maliye Bakanı Kemal Unakıtan ve eşi Ahsen hanım da Erdoğan’ın yanında yer aldılar. Hariri’nin evindeki bu taziye ziyaretinde bir başka dikkat çekici isim daha hazır bulundu: eski Lübnanlı Bakan Fouad Siniora...Hariri’nin kurduğu hükümetlerde yıllarca Maliye Bakanlığı görevini yürüten ve Hariri öldürüldükten sonra yapılan seçimlerden sonra da Başbakanlık görevine getirilen Fouad Siniora, Lübnan’ı 35 milyar dolarlık borç batağına sürükleyen ekonomi politikalarının mimarı sayılılıyor. Hakkında yolsuzluk suçlamaları yapılan ancak 2003 yılında aklanan Siniora, Refik Hariri’nin kadim dostu ve özel kasası olarak da nitelendiriliyor. Bu görüşmeden iki hafta sonra, 1 Temmuz 2005 tarihinde Türk Telekom’un özelleştirme ihalesi yapıldı ve ihaleyi Hariri ailesinin sahibi olduğu Oger Grubu kazandı.  Hürriyet gazetesi yazarı Yalçın Bayer, 7 Temmuz 2005 tarihli köşe yazısında, Oger’in ihalesiz iş almayı sevdiğini yazdı. Suudi Arabistan’da 10 yıl çalışan Makine Yüksek Mühendisi Aslan Özmen’in anlatımlarına yer veren Bayer’in yazısının bazı bölümleri şöyleydi:  “Arap ve Suudi karakteri icabı büyük adamlar! İhaleye girmezler. Kral ve cumhurbaşkanlarıyla doğrudan temas edip işi bitirirler. ‘İhale’ onların uygulamalarında yoktur... Bizim pro-Suudi işadamlarımız hep bu özlemle tutuşur ve komisyoncu olarak bu işlerden komisyon almayı beklerlerdi. Bugüne kadar Türkiye Cumhuriyeti’nde hiçbir hükümet buna yanaşmamıştı. Eskiden de tevessül edilmiş, onlara, kibarca ihaleye katılın denilmişti... Lübnan, dış yardımlara muhtaç iken ve Arap ülkelerinin sermayesi ve yardımlarıyla yaşarken, Türkiye’ye nasıl sermaye aktaracaktı? Belki Saudi Telecom veya Dubai’nin Etisalat’ı Türk Telekom’u satın alabilirlerdi. Çünkü bunlar devlet şirketi olup çok zengindirler. Petrol gelirini harcayacak yer aramaktadırlar. Nitekim Etisalat-Çalık grubunun 6.5 milyar dolarlık peşin teklifi buna örnek sayılmalıdır”.  Telekomünikasyon sektörün önemli yayınlarından biri olan “Telekom Dünyası” dergisi Genel Yayın Yönetmeni Erdoğan Tanrıöven, Mayıs 2005 sayısında, daha Telekom ihalesi sonuçlanmadan şu yazıyı kaleme aldı:  “Türk Telekom’un özelleştirme çalışmaları sürüyor. 24 Haziran 2005’te teklif verenler açıklandı. 1 Temmuz 2005’te fiyatlar belli olacak. Medyada estirilen rüzgarı doğru bulmuyoruz. Türk Telekom’un yüzde 100’üne 8 milyar dolar biçenler, Pakistan’da yüzde 26’lık paya yaklaşık 2.6 milyar dolar verildiğini görmezden geliyor olmalılar. Doğru düzgün alt yapısı, şebekesi, aktif abonesi olmayan, sınırlı bir teknolojiye sahip olan Pakistan Telekom’un yüzde 26’sı 2.6 milyar dolar değerden satılıyorsa, Türk Telekom gibi dev bir operatöre kim, nasıl 8 milyar dolar değer biçebilir? Üstelik dünyanın sayılı operatörlerinden biri. Güçlü bir alt yapı teknolojisi yeniliğe açık, 20 milyon abonesi, lütfen dostlar, kendi malımızı ’elde kalmış, atılacaktı’ anlayışıyla değerlendirmeyelim”.  - Türk Telekom ihalesini 6 milyar 550 milyon dolar teklif vererek alan Oger ortak girişim grubunun kurduğu uluslararası ortaklığın da incelenmesi gerekiyor. Başbakan Erdoğan’ın, 15-16 Haziran’daki Lübnan gezisinde Hariri’nin evine yaptığı ziyaret sırasında, Oger’in diğer ortağı Telecom İtalia Mobile’nin (TIM) yetkililerinin de hazır bulunduğu belirtiliyor. Lübnanlı Oger firması ile İtalyan TIM’in daha önce hiçbir işte birllikte çalışmadıkları da biliniyor. Erdoğan’ın Lübnan ziyaretinden Türkiye’ye döndüğü 17 Haziran 2005 tarihinde Oger ve TIM’in ortak olarak ihaleye gireceklerini açıklamaları, “bu ortaklığı Başbakan Erdoğan mı sağladı” sorusunu gündeme getiriyor.  Erdoğan’ın Lübnan ziyareti öncesinde konsorsiyum bildirme tarihinin uzatılması, tüm bunlara rağmen İtalyan TIM’in ÖİB’nin resmi konsorsiyum listelerinde yer almaması, Erdoğan’ın oğlunun düğününde İtalya Başbakanı Berlusconi’nin şahitlik yapması, Berlusconi’nin ricası Erdoğan’ın talimatıyla Aycell ve Aria’nın Avea adı altında birleştirilmesi gibi net bilgiler alt alta konulduğunda “ilginç bir tesadüfler zinciri” ortaya çıkıyor. Bu konsorsiyuma sonradan, British Telecom’un BT Consult şirketiyle katıldığı da sektörde yoğun olarak konuşuluyor. Yani, AKP Hükümeti’nin resmi olarak Lübnanlı Oger’e sattığı Türk Telekom’u aslında kimin aldığı meçhuldür. Milli güvenlikle de yakından ilgili olan bu konunun iyi araştırılması gerekir.  Türk Telekom A.Ş.’nin özelleştirme ihalesi sürecinde AKP Hükümeti’nin imzası bulunan bazı kolaylaştırmalar ve özel imtiyazlar da şöyle sıralanıyor:  -Türk Telekom’un yabancılara satılabilmesinin önü, AKP Hükümeti tarafından çoğunluk hissesinin özelleştirilmesine olanak tanıyan 5189 sayılı yasa ile açıldı. 16 Haziran 2004 tarihinde kabul edilen bu yasayla, TMSF’nin elinde bulunan TELSİM isimli GSM operatörünün de yabancılara satışına olanak sağlandı.  -İhalenin yapılacağı 1 Temmuz 2005’ten bir önceki gün 30 Haziran’da, geceyarısı operasyonu ile üçüncü nesil mobil telefon sistemine (CDMA) ait frekans bandının bir kısım imtiyazı, bedelsiz olarak Türk Telekom’a tahsis edildi. Oysa, bu frekans bandının, 2006 yılında yapılacak bir başka ihale ile satılması planlanıyordu. Böylece bu imtiyaz, o sırada özelleştirilecek olan Türk Telekom’un yeni alıcısına, yani Hariri ailesinin sahibi olduğu Saudi Oger’e, bedelsiz olarak verilmiş oldu. Söz konusu CDMA lisansının, Almanya ve İngiltere’de 10 milyarlarca dolara ihale edildiği biliniyor. Yaklaşık 3 ay geçtikten sonra Türk Telekom ihalesinin iptali istemli başvuru Danıştay’da görüşülürken bunun iptale yol açabileceği görülerek, hatadan geri adım atıldı ve Telekomünikasyon Kurumu (TK), CDMA lisansının tahsisi işlemini iptal etti. Oysa, 1 Temmuz 2005 tarihinde yapılan Türk Telekom ihalesinden birkaç gün sonra, ÖİB Başkanı Metin Kilci, bu konudaki eleştirileri reddederek; “Söz konusu olan işlem, Türk Telekom’a üçüncü nesil telekomünikasyon imtiyazının verilmesi değil, kırsal ve uzak yerleşim yerlerine telekomünikasyon hizmetinin götürülmesi için frekans değişikliği ile bir görev verilmesinden başka bir şey değildir” demişti. TK Başkanı Tayfun Acarer de yaptığı açıklamada CDMA lisansının tahsisi ile ilgili bu eleştirileri reddetmişti. -Türk Telekom A.Ş., görev sözleşmesi gereğince, asgari hizmet (evrensel hizmet) yükümlüsü olarak, telekom hizmeti alamayan en küçük köylere kadar bu hizmeti götürmekle yükümlüydü. Türk Telekom’un bu sosyal yanı ya da özel şirketlerin diliyle “bu külfeti”, AKP Hükümeti tarafından kaldırıldı. 1 Temmuz 2005’teki özelleştirme ihalesinden 6 gün önce 25 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren “Evrensel Hizmetin Sağlanması” ile ilgili kanunla Türk Telekom’un bu yükümlülüğü sona erdirildi.. -21 yıllığına imzalanan İmtiyaz Sözleşmesi’nin ilk haline göre, 21 yıl sonunda Türk Telekomu’un telekomünikasyon alt yapısı Telekomünikasyon Kurumu’na bedelsiz olarak bırakılacak iken Telekomünikasyon Kurumu’nun sorumluluğunda bulunan bu iradeye AKP Hükümeti müdahale etti. Bu şart,  imtiyaz sözleşmesi taslağından çıkarıldı. Oysa, kamunun imtiyaz sözleşmesi imzaladığı diğer şirketler olan Turkcell ve Telsim bile kendi öz kaynaklarıyla kurdukları cep telefonu alt yapısını 25 yılın sonunda bedelsiz olarak kamuya devredecekler. Ama kamu kaynaklarıyla kurulan TT’nin alt yapısının, 21 yılın sonunda kamuya geri dönmek yerine yine satılan firmada kalması sağlanmaya çalışılıyordu. Bu durum, ancak aylar sonra yargının müdahalesiyle önlenebildi. -Kamu haklarını korumakla görevli Hazine Müsteşarlığı’nın altın hisse uyarınca Türk Telekom’da bir Yönetim Kurulu üyesi bulundumasını sağlayan uygulama da, AKP Hükümeti tarafından sulandırıldı. Bu konudaki yasa değiştirilerek altın hissenin hakları, kamu haklarını korumak ve milli güvenliği ilgilendiren konularla ilgilenmek yerine, sadece “ana sözleşmeyi takip etmekle” sınırlandırıldı.  9) 1 Temmuz 2005 tarihindeki Türk Telekom A.Ş.’nin özelleştirme ihalesi sonrasında telekomünikasyon sektörü, en çok Etisalat Ortak Girişim Grubu’nun ihaleyi alamamasını merak ettti. Hatta bu grubun ihaleyi alacağına kesin gözüyle bakılıyordu. Bu iddiaların oluşmasında, hem petrol zengini Ortadoğulu bir grup olmalarının hem de korsorsiyum içinde yer alan Çalık Enerji Telekomünikasyon A.Ş.’nin sahibi işadamı Ahmet Çalık’ın Başbakan R. Tayyip Erdoğan’a çok yakın olmasının etkisi büyüktü. Ahmet Çalık ile Erdoğan arasındaki ilişki araştırılacak olursa, geçmişinin eskiye dayandığı ve birçok kökünün olduğu ortaya çıkıyor. Örneğin, 30 Mayıs 2004 tarihinde, Erdoğan’ın dünürü Sadık Albayrak’ın oğlu Serhat Albayrak’ın düğününde Başbakan Erdoğan, Ahmet Çalık ile birlikte nikah şahitliği yaptı. Sadık Albayrak’ın diğer oğlu ve Erdoğan’ın da damadı olan Berat Albayrak ise Çalık Holding’in ABD’deki ofisinde “ekonomi danışmanı” olarak çalışıyor. Malatyalı olan Ahmet Çalık, cemaat olarak da Nakşibendi tarikatına bağlılığıyla tanınıyor. Erdoğan’ın Malatya’ya her gidişinde Çalık ailesinin büyüklerinin ellerini öptüğü dile getiriliyor. Erdoğan, son olarak 13 Mart 2004 tarihinde Malatya’ya gitti. Gidiş nedeni de, Çalık Holding tarafından yaptırılan tekstil fabrikasının açılışıydı. Tüm sektör bu kadar yakın bir işadamının bu ihalede nasıl devre dışı kaldığını işte bu bilgilerden dolayı merak ediyor! Üstelik de, Türk Telekom ihalesinde Etisalat-Çalık grubu, Oger grubunun sadece 50 milyon dolar altında kalarak ikinci oldu. Ancak Türk Telekom ihalesinden birkaç hafta sonra ilginç gelişmeler yaşandı. Çalık grubu, Başbakan Erdoğan ile olan sıcak dostluklarından dolayı bir başka ihale aldı. Türk Telekom ihalesine giren Etisalat ortak girişim grubu içinde de yer alan “Dubai İslam Bankası ve Çalık Holding”e, Atatürk’ün 1937’de Hazine’ye bağışladığı Yalova Çiftliği diye bilinen TİGEM arazisi verildi.  Erdoğan’la yakın dost olan Ahmet Çalık, Dubai’li sermaye grubuyla girdiği Türk Telekom ihalesini alamadı ama yine aynı sermaye grubuyla Yalova Çiftliği’ni aldı. Atatürk’ün arazisinde turistik tesis kuracak olan Dubai İslam Bankası ve Çalık Holding’le Hazine’den sorumlu Devlet Bakanı Ali Babacan, ön protokol da imzaladılar. Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü -TİGEM’e ait olan Yalova Çiftliği’nin 2 bin 980 dekarlık arazisiyle ilgili süreç şöyle gelişti:  -Uzun yıllardır pek çok kuruluş ve kişi tarafından istenmesine rağmen Atatürk’ün vasiyetiyle korunan çiftliğin, gayri resmi görüşmelerle önce belediyeye devredilmesinin önü açıldı. AKP’li Yalova Belediye Başkanı Barbaros Binicioğlu, birçok kurumdan ret yanıtı alınca, bizzat Başbakan Tayyip Erdoğan’a başvurarak bu işi çözdü. -Erdoğan’ın başkanlığındaki Yüksek Planlama Kurulu, 14 Mart 2005’te, “Atatürk Tarım İşletmesi’nin tasfiye edilmesine” ve Maliye Bakanlığı Milli Emlak Genel Müdürlüğü’ne devredilmesine karar verdi. Erdoğan imzalı kararın ardından da, arazinin AKP’li Yalova Belediyesi’ne devredilmesi çalışmaları başlatıldı. -Devir işleminin yaplmasından sonra  AKP’li Yalova Belediyesi, Dubai İslam Bankası ve Çalık Holding’e Atatürk’ün arazisine deniz ve termal turizmine yönelik tesisler yaptıracak.  10) TMSF’nin en yüksek muhammen bedelle satışa çıkardığı Telsim için 16 Eylül itibariyle 10 yerli ve yabancı şirket ihale şartnamesi satın almıştı.  Aynı gün, Halka ve Olaylara Tercüman gazetesi köşe yazarı Şamil Tayyar, “Telsim’e Cargill modeli” başlıklı bir yazı kaleme aldı. Yazının bir bölümünde, Başbakan R. Tayyip Erdoğan ile ABD’nin Büyükelçilik Maslahatgüzarı Nancy McEldowney arasındaki 8 Ağustos 2005 tarihindeki görüşmesinin “gizli” damgalı notlarını yayımladı. Yazı bugüne kadar yalanlanmadı. Şamil Tayyar’ın yazısının bazı bölümleri şöyle: “Görüşmenin sonuna doğru konu, yatırımlara kayıyor. McEldowney, ABD'li yatırımcıların Türkiye'ye gelmesi için önemli adımlar attıklarını uzun uzun anlattıktan sonra lâfı Motorola sorununa getiriyor: ’Ancak bu alanda bizi engelleyen tek şey Motorola-Telsim anlaşmazlığı gibi ihtilâflardır’.  “Başbakan, şu yanıtı veriyor: ’Motorola yetkilileri bizim bu konuda verdiğimiz mücadeleyi iyi bilirler. Bizimle yaptıkları görüşmeler sonrasında aynı doğrultuda hareket etselerdi sorun belki de şimdiye kadar çözülmüş olacaktı. Ancak olay yargıya intikal edince TMSF dışarıda kaldı. Şimdi yargının kararı bekleniyor. Biliyorsunuz, Cargill sorununu çok risk alarak çözdük’. “’Motorola tahkime gitmek yolunda ilerliyor’ şeklinde devreye giren maslahatgüzara bu kez Erdoğan şöyle diyor: ’Telsim’in satışıyla birlikte sorun çözülebilir. Esasen müşterisi de hazır“.  “McEldowney ise Telsim-Motorola sorununun çözümünü ABD yatırımları için ’ön şart’ olarak gördüklerini ifade ediyor: ’Sorunun bir an önce çözülmesi, Türkiye’deki ABD yatırımlarının artmasına yönelik amaçlarımızı gerçekleştirmemiz açısından yararlı olacaktır’.  “Erdoğan söz veriyor: ’Temennimiz sorunun tamamen ortadan kalkmasıdır..’ ”.  Başbakan R. Tayyip Erdoğan’ın Telsim’in müşterisinin hazır olduğunu söylemesinin anlamı şu: ’Ben yaptığım özel görüşmelerle Telsim’in satış ihalesinin kime kalacağını belirledim...’  Bu konuyu doğrulayacak bazı bilgilere yer vermek gerekirse, Türk Telekom ihalesini alan Hariri grubu hakkındaki bir not büyük önem taşıyor:  Oger grubu Türk Telekom ihalesini 1 Temmuz 2005 tarihinde aldıktan sonra Temmuz ayı boyunca Türkiye’de lobi faaliyetlerinde bulundu. Grup, İstanbul’da basının ekonomi servis şefleriyle bir de toplantı yaptı. Bu toplantıya, Oger Telecom Genel Müdürü Paul Doany, Telecom İtalia Mobile Başkan Yardımcısı Giampaolo Zambeletti ve girişimin diğer üyesi British Telecom’a bağlı BT Consult yetkilileri katıldılar. Oger ve ortakları, bu toplantıda ilginç bazı bilgiler aktardılar. Bu bilgilerden bazıları, Türk Telekom’un ihale süreci ve Oger’in AKP Hükümeti ile ilişkileri hakkında da ipuçları içeriyordu. Oger Telecom Genel Müdürü Doany, Türk Telekom’a nasıl talip olduklarını gazetecilere şöyle anlattı: “Aslında Türkiye’ye Telsim’i incelemek için geldik. Ancak Telekom’un satış süreci daha önce başladı. Detayları görünce cazip geldi ve talip olduk”.  Uluslararası şirketlerdeki büyüme ya da satın alma stratejilerine hiç benzemeyen bu sözler ve yaklaşım, Türk Telekom’un satış sürecinde bazı soruları da gündeme getiriyor. Örneğin, Türk Telekom gibi bir devi satın almaya bir anda mı karar verildi? Bu bir anlık kararın alınmasına AKP Hükümeti mi neden oldu? Yoksa Telsim bir başka uluslararası şirkete mi söz verildi? Telsim’i başkasına söz verdik, İtalyan TIM’le birlikte Türk Telekom’u alın mı denildi? Birileri telkinde mi bulundu? Oger grubu ihaleye hazırlıksız mı katıldı? Bu tür uluslararası ihalelere hazırlığın bile yıllarca sürdüğü dikkate alındığında, bu sözler büyük bir şirkete talip olan bir başka şirketin yetkilisine amatör bir ruh katıyor.

    ""değişmeyen tek şey değişimdir"" KANT
  10. KısayolKısayol reportŞikayet pmÖzel Mesaj
    CyberJihad
    CyberJihad's avatar
    Kayıt Tarihi: 16/Ağustos/2006
    Erkek

    NEcRoNoMiCoN aslında düşüncelerim gayet açık...ama yazıyı şu anda okuyamam... bi ara print ettiririm inş. monitörden uzun yazıları okuyamıyorum..Kusura bakma..

    Edit:(Bu arada ben hala oy kullanacak yaşa gelmedim :))


    Bana kefendir yatak,sana tabuttur havuz//Sen kıvrıl ben gideyim son Peygamber kılavuz...
Toplam Hit: 7082 Toplam Mesaj: 45