folder Tahribat.com Forumları
linefolder Genel
linefolder İşte Zengin Dediğin Böyle Olur ... Ki Adı 2000 Yıl Sonra Bile Anılıyor : Opramoas



İşte Zengin Dediğin Böyle Olur ... Ki Adı 2000 Yıl Sonra Bile Anılıyor : Opramoas

  1. KısayolKısayol reportŞikayet pmÖzel Mesaj
    Baturay_Turkmen
    Baturay_Turkmen's avatar
    Kayıt Tarihi: 30/Mart/2011
    Erkek

    OPRAMOAS KİMDİR ?


    Rhodiapolis Antik Kenti (Antalya / Kumluca) - M.S. 138/161

     

    Antik Dönemde M.S. 138-161  yıllarında Bu günkü Kumluca, Yani antik dönemin Rhodiapolisinde yaşamıştır. Kısacık ömründe Adı 33 Kentin Meydanına yazılmış, servetiyle bu gün bile Bill Gates'e taş çıkartacak bir hayırsever o... Tahmini Yardım tutarı 4 milyon seesters... (yak. 700 ton Altın). Servetinin Ne kadar olduğunu da varın siz tahmin edin artık. Bu gün olduğu gibi Kumluca ovası ve Eşen Çayının bereketi o günlerde de hayli fazlaydı ve buraların tek sahibi de Opramoasdı... O gününü gün edip yaşayabilir kazancını zevk uğruna bitirebilirdi, babası, dedesi gibi adı tarihde hiç anılmadan yok olup gidebilirdi... Ama o öyle yapmadı ve biz kazdığımız bütün Likya Antik kentlerinde ona atfedilmiş yapılar bulmakdayız. (Opramoas hamamı, Opramoas Gymnasion'u vs.)

    Opramoas yaptığı hayır işlerinden dolayı, kendi kenti olan Rhodiapolis dışında da pek çok kentte vatandaşlık hakkı edinmiştir. Yazıtlardan tespit edildiği kadarıyla, Tlos, Myra, Patara, Ksanthos, Telmessos, Limyra, Phaselis ve Korydalla kentlerinde vatandaşlığı bulunmaktadır. Lykia’daki pek çok kent, 141-142 yıllarında meydana gelen şiddetli bir depremle büyük hasarlar görmüş ve Opramoas’ın yardımlarıyla toparlanmıştır. Opramoas’ın asıl ünü bu deprem sonrasında kentlere yapmış olduğu yardımlarla kendini gösterir. Bu afet dışında da çocukların eğitimi, genç kızların çeyizi, hububat yardımı, hamam, stoa v.b. bina yapımı gibi sayısız yardımda bulunmuştur.  Opramoas’ın mezarı Rhodiapolis’tedir ve mezarın tüm duvarları bu bilgileri edindiğimiz yazıtlarla kaplanmıştır. Bu yazıt Anadolu’nun en uzun yazıtıdır. Bu yazıt, imparator mektupları, eyalet yöneticilerinin mektupları ve onurlandırmalardan meydana gelmektedir..
    Opramoas pek çok görevde bulunmuştur. Augustus baş rahipliği(Bu ünvan ile Dini önderlik) , Lykiarkhlık, arkhiphylakslık, hypophylakslık, Lykia Birliği yazmanlığı bu görevler arasındadır.

    Likya Kentleri bir federasyondur ve onun yönetiminde bulunan bir meclis vardır, Opramoas da bunun doğal üyelerindedir ve Bir Dönem birliğin Yöneticiliğini de üstlenmiştir...

    Anıt Mezarı hakkında : Duvarları tamamen kitabelerle dolu olan ve Opramoas’ın bütün resmi ilişkilerinin sıralandığı 64 belgeden oluşma anıt-mezar, tiyatronun güneybatısında sahne binasının arkasındadır. 12 imparator mektubu, 19 Procurator(eyalet valisi) mektubu ve 33’ü birlik toplantısına ait belgenin sıralandığı bu yazıtlı anıta ait bloklar etrafa dağılmıştır. Bu kayıtlarda Opramoas’a sunulan onurlandırmalar ile kendi şehrine ve diğer şehirlere yaptığı hayır işleri anlatılmaktadır.Gidip gezmekte fayda var...

    Bu tanıtımı neden yaptım : Konu Genel bir konu ve çıkarılacak dersler olduğu için genel bölümü tercih ettim. Bundan öte, Bu adam paranın önemsiz olduğunu, paranın kullanılıp dağıtıldıkça adın yaşayacağını gösteren en güzel örnektir... Ayrıca bu günün siyasetine de örnektir: çünkü eğer birisi Likyada yönetici olmak istiyorsa servetini dökmelidir (gücü ölçüsünde) , bizde ise tam tersi, servet daha fazlasını almak için dökülmelidir anlayışı hakimdir...

    Uzun lafın kısası Aşık Veyselin (ruhu şad olsun) de dediği gibi "Ben giderim adım kalır, dostlar beni hatırlasın."

    Not: Yunanca özel isimlerde " Y " harfi Türkçede " Ü " olarak telaffuz edilir... Lykia = Lükya... Aslında olduğu gibi yazdığım yerleri böyle okuyabilirsiniz...


    Ne Mutlu Türk Doğana..
  2. KısayolKısayol reportŞikayet pmÖzel Mesaj
    Amd-x
    Amd-x's avatar
    Kayıt Tarihi: 29/Eylül/2009
    Erkek

     









    Aborjinler ve İnançları 
    Aborjinler ifadesi genel olarak tüm bir Avustralya, Tazmanya ve çevre adalarda yaşayan yerlileri tanımlamakta kullanılmakla birlikte bu isimlendirmenin dil ve yaşayış biçimi olarak ortak noktalarıyla birlikte farklılıklar da taşıyan geleneksel toplulukları işaret ettiği de unutulmamalıdır. 

    Yerli kabilelerden bazıları; New South Wales ve Viktorya'da Koori, Queensland'da Murri, Güney Avustralya'da Noongar, Merkezi Batı Avustralya'da Yamatji; Güneybatı Avustralya'da Nunga, Kuzey Avusturya'da ve Kuzey bölgelerine komşu bölgelerde Anangu; orta Kuzey bölgede Yapa, Doğu Arnhem topraklarında Yolngu ve Tazmanya'da Palawah kabileleri gibi. 

    En büyük gruplardan Anangu (Çölden gelen kişi anlamına gelmektedir) kabilesinin Yankunytjatjara, Pitjantjatjara, Ngaanyatjara, Luritja ve Antikirinya şeklinde alt toplulukları bulunmaktadır. 

        


    Tarih 

    Avustralya yerlileri kendilerinin hep Avustralya kıtasında bulunduklarına inanırlar. Yerlilerin kökeni ile ilgili elde hiçbir bilimsel kanıt bulunmamaktadır. Güneybatı Asya'dan bu kıtaya gelmiş olmalarına rağmen hiçbir Asya halkıyla herhangi bir bağlantıları olduğuna dair kanıt bulunmamaktadır. 

    İlk Avrupalı yerleşimcilerin kıtaya gelişinden önce Avustralya'da 250 bin ve 1 milyon arası bir nüfusun olduğu tahmin edilmektedir. Nüfus düzeyi muhtemelen binlerce yıldır aynı kalmaya devam etmiştir. Avustralya yerlilerinin çoğunlukla çöl sakinleri olduğu şeklindeki genel kanı aslında yanlıştır çünkü en yoğun yerli popülasyonunun olduğu bölgeler sahil bölgeleridir. En büyük nüfus yoğunluğu kıtanın güney ve doğu bölgelerinde özellikle de Murray Gölü vadisinde yer almaktadır. Bununla birlikte Avustralya yerlileri, Tazmanya'nın soğuk ve nemli platolarından kıtanın kurak iç bölgelerine kadar tüm Avustralya'da doğa ile başarılı bir uyum sağlamışlardır. Yerlilerin kullandıkları teknikler, yiyecek türleri ve avlanma biçimleri yerel koşullara uyum sağlamıştır. 

    Kıtanın Avrupalı yerleşimciler tarafından sömürgeleştirilmesi sonrasında sahil bölgelerindeki yerli nüfus hızla topraklarından edildiler ve geleneksel Aborijin yaşam biçimini terketmeye zorlandılar. Avrupalıların yerleşmekten kaçındıkları kurak bölgelerdeki yerli topluluklar ise yaşam biçimlerini daha fazla korudular.Fakat Avrupalı istilacılardan kaçarak iç bölgelere sığınan Aborjinler daha fazladır.çünkü yeni gelenler onları çöle sürdüler. Oysa yeni gelen Avrupalılar tanrılarının geri döndüğüne inanan Aborjinler için bir soykırım diyebileceğimiz bazı durumlara maruz kaldılar. Kıyı şeridini terk edip çöle gitmek zorunda kaldılar. Sonun başlangıcı başlamıştı artık! 

    Avrupalı Yerleşimcilerin Kıtaya Etkisi 

    1770 yılında Kaptan James Cook, Avustralya'nın doğu sahillerini Büyük Britanya adına ele geçirdi ve burayı Yeni Güney Galler (New South Wales) olarak isimlendirdi. Avustralya'daki İngiliz sömürgeciliği 1788'de Sydney'de başladı ve kıtaya ilk gelen Batılı yerleşimciler çiçek, suçiçeği, grip, kızamık gibi rahatsızlıkları da beraberlerinde getirdiler. Bünyeleri bu hastalıkları hiç tanımayan Avustralya yerlileri bu hastalıklara yakalanarak büyük ölçüde kayıplar verdiler ve nüfusları önemli ölçüde düşüş gösterdi. 

    İngiliz yerleşimcilerin ikinci etkisi arazi ve su kaynaklarını kendilerine ayırmaları olmuştur. Beyaz yerleşimciler avcı-toplayıcı olan yerli halkın kendi topraklarına sahip olma gibi bir kavrama sahip olmayan ve sürülecekleri herhangi bir yerde de mutlu yaşayabilecek göçmenler olarak görmüşlerdi. Oysa geleneksel arazilerini, yiyecek ve su kaynaklarının kaybı yerliler üzerinde ölümcül etki yapmış ve hastalıklarla güçsüz düşmüşlerdi. Aynı zamanda beyaz adamlar Avustralya yerlilerinin arazileriyle derin ruhsal ve kültürel bağlara sahip oldukları gerçeğini görmemiş veya görmemezlikten gelmeyi tercih etmişlerdi. Geleneksel dini pratiklerinden uzaklaştırılan bu halklarda doğum oranları hızla düşmüş alkol gibi yerlilere yabancı içkilerin kullanımı artmıştı. 1788 yılı ile 1900 yılları arasında yerliler, maruz kaldıkları hastalıklar, topraklarının kaybı ve kendisini kıtanın efendisi ilan eden beyaz adamdan gördükleri şiddet sonucu nüfuslarının yaklaşık %90'ını kaybettiler. 

        


    Aborjin Soykırımları 

    Avusturyanın Avrupalı sömürge güçleri Avustralya yerlilerini farklı zamanlarda soykırım uygulamalarına tabi tutmuşlardır. Ancak soykırımlarla ilgili bilgi çoğunlukla hükümetin tuttuğu kayıtlardan edinildiği için sayılarının belirtilenden çok daha fazla olabileceği düşünülebilir. 

    Northern Territory Legislative Assembly'nin üyesi olan John Ah Kit 9 Ekim 2003 tarihli bir tartışmada şunları söylemektedir: 

    1920'lerin sonlarının büyük bir kuraklık zamanı olduğu ve bu yüzden de bu ortamda Avustralya'da siyah/beyaz ilişkilerinin öncülerinin aralarından pek çok şey geçtiği unutulmamalıdır. Doğal kaynaklar üzerinde yoğun bir mücadele yaşanmaktaydı. Bir arazi ve onun halkı arası arasında; sığırlar ve beraberlerinde silahlar ve hastalıklar getirenler arasındaki bir çatışmaydı bu. Genellikle yanlış anlaşılan şey şu ki Coniston Katliamının tek bir olay değil polis gruplarının ayırım gözetmeden haftalarca öldürdüğü bir seri cezalandırıcı baskınlardan biri olduğudur." 

    Aşağıda bunlardan birkaçı yer almaktadır: 

    • Fremantle, Batı Avustralya (1830): Batı Avustralya'daki Avustralya yerli halkına yönelik ilk resmi 'cezalandırma baskını' (punishment raid) bu girişim Yüzbaşı Irwin tarafından 1830 Mayısında gerçekleştirilmiştir. Fremantle'ın kuzeyindeki Aborjin kampına Irwin'in yönlendirdiği askerler tarafından pek çok Aborjin öldürülmüş ve yaralanmıştı. 

    • Convincing Ground katliamı (1833-34) : Portland yakınlarındaki Victoria'da Victoria'daki kayıtlı en büyük katliamlardan biri yapılmıştı. Balina avcıları ve yerel Kilcarer Gunditjmara halkı balina teknelerini sahile çekme hakları için mücadele etmekteydiler. 

    • Waterloo Creek katliamı (1838) : Waterloo Creek denilen yerdeki yerli kampına düzenlenen baskında aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu 100-300 arasında Avustralya yerlisinin öldürüldüğü iddia edilmektedir. 

    • Coniston katliamı (1928) : Avrupalıların Aborjinlere uyguladığı bilinen son katliamdır. Coniston'da bazı Aborjin aileleri Avrupalılar tarafından vurulmuştur. Katliam dingo avcısı Frederick Brooks'un 1928 Ağustosunda Yukurru denilen yerde bazı Aborjinliler tarafından vurulmasının intikamı adına işlenmiştir. Resmi kayıtlar 32 Aborjinin öldürüldüğünü ifade ederken tarihçiler en az altmış Aborjin erkek, kadın ve çocuğunun katliamda öldürüldüğünü iddia etmektedirler. Brooks'un öldürülmesi üzerine yerel polis memuru William Murray intikam amacıyla birkaç hafta süreyle Aborjin kamplarına baskın düzenlemişti. Soruşturma kurulu Constable Murray'in eylemenin haklı olduğu hükmünü vererek beraat ettirmiştir. 

        


    Aborjinlerin Dini ve İnançları 

    Avustralya yerlilerinin toprağa saygı ve Düşzamanı inancı üzerine kurulu şifahi gelenekleri ve manevi erdemleri bulunmaktaydı. Rüyalar, düşler hem yaradılışın antik zamanı hem de günümüz gerçeğini ifade etmektedir. Düşzamanı Avustralya Aborjin mitolojisini birleştiren ana temadır. Rüyazamanının dört yönü bulunmaktadır: Herşeyin başlangıcı; ataların hayatı ve etkisi; yaşam ve ölüm tarzı; yaşamdaki gücün kaynağı. Rüyazamanı hem zamanın hem de herşeyin mevcut olduğu mekanın ötesindeki bir durumdur. 

    Avustralya yerlileri düş görmeyi "herşeyin bir anda" olduğu zaman olarak adlandırırlar çünkü rüyada geçmiş, an ve gelecek aynı anda mevcuttur. Düşzamanı kişinin hayatı süresinde uyanık bilinç haliyle tecrübe ettiği lineer bir zaman olmadığı Batılıların kavrayışında olduğu gibi öznel bir durum da değildir. Düşzamanı kabile üyeleri kabile kuralları ve geleneklerine uygun yaşadıklarında yüzyüze gelecekleri bir durumdur ve ritüellerle ve kabile mitolojilerini dinleyerek kişinin rüya zamanına girişinin sağlandığı nesnel bir durumdur. 

    Ölümün insan yaşamında bir son olmadığına inanan Aborjinler için rüyalarda ölmüş akrabalarla iletişim kurmak ve hatta rüya gören kişinin rüyadaki akrabaları tarafından iyileştirilmesi bile mümkündür. Ölüm kişinin uykuda geçici olarak gittiği Düşzamanından doğum yoluyla çıktığı ve daha sonra tekrar Düşzamanına geri gittiği hayat döngüsünün bir parçasıdır. 

    Düş zamanı hikayelerinden bir versiyon 

    Tüm dünya uykudaydı. Her şey sessiz, hareketsizdi ve hiçbir şey büyümüyordu. Hayvanlar yeraltında uyumaktaydı. Bir gün gökkuşağı yılanı uyandı ve dünyanın yüzeyinde süründü. Her şeyi bir kenara itti ve bu onun tarzıydı. Tüm bir diyarı gezdi ve yorulduğunda kıvrılıp uyumaya başladı. Böylece heryere izini bıraktı. Sonra geri döndü ve kurbağalara seslendi. Onlar da su dolu kocaman mideleriyle ortaya çıktılar. Gökkuşağı yılanı onları gıdıklayıp güldürdü. Sular ağızlarından çıktı ve gökkuşağı yılanının izlerini doldurdu. Göl ve nehirler böyle yaratıldı. Daha sonra çimenler ve ağaçlar büyümeye ve yeryüzünü yaşam doldurmaya başladı. 



    Aborjin Duası 

    her şey yeterli olsun! seni ayakta tutmaya yetecek kadar güzelliklerle dolu bir yaşam sürmeni diliyorum. aydınlık bir bakıs açısına sahip olmana yetecek kadar günes diliyorum. güneşi daha çok sevmene yetecek kadar yağmur diliyorum. ruhunu canlı tutmaya yetecek kadar mutluluk diliyorum. yaşamdaki en küçük zevklerin daha büyükmüş gibi algılanmasına yetecek kadar acı diliyorum. isteklerini tatmin etmeye yetecek kadar kazanç diliyorum. sahip olduğun her şeyi takdir etmene yetecek kadar kayıp diliyorum. son "elveda"yi atlatmana yetecek kadar "merhaba" diliyorum. 

    Günümüzde Aborjinler ve İnançları 

    2001 yılında Avustralya İstatistik Bürosu toplam yerli nüfusunu 458,521 olarak vermiştir (bu rakam Avustralya'nın toplam nüfusunun %2.4'üdür). Bu nüfusun %90'ı Aborjin olarak, %4'ü Torres Strait Islander, geri kalan %4'ü hem Aborjin hem Torres Strait Islander olarak tanımlanmaktadır. 1996 nüfus sayımında Aborjinlerinin %72 oranında Hristiyanlığın çeşitli formlarını uyguladıkları %16'sının ise herhangi bir dini işaretlemediği bildirilmiştir. 2001 yılı nüfus sayımında Aborjin nüfusunun yüzde 0.03 kadarının Aborjin dini pratiklerini uyguladıkları tespit edilmiştir. 

    1999'da Avustralya Anayasasının değiştirilmesi kabul edildi. Bu anayasaının giriş bölümünde Avustralya'da İngiliz Yerleşiminden önce Yerli Avustralyalıların kıtada yaşadığı kabul edilmekteydi. 



    2004 yılında Avustralya Hükümeti Avustralya'nın en büyük yerli organizasyonu olan ATSIC'i (The Aboriginal and Torres Strait Islander Commission) kamufonlarının ATSIC'in başkanı tarafından kötüye kullanıldığı gerekçesiyle feshetti ve yerlilerle ilgili spesifik programlar başka hükümet departmanlarına aktarıldı ve hükümetle koordineli çalışan "Department of Immigration and Multicultural and Indigenous Affairs" altındaki "The Office of Indigenous Policy Coordination" kuruldu. 

    Avustralya Aborjin nüfusunun büyük bir kesimi şehirleşmiş ancak küçük bir kesimi eskiden kilise misyonu olan bölgelerdeki iskanlarda yaşamaktadır. Aborjin gençleri genel nüfusa oranla 11 kat daha fazla hapse giriyor ve polis gözetimi altında işlenen intihar oranları oldukça yüksek. İşsizlik, sağlık ve yoksulluk problemleri aynı şekilde genel popülasyona oranla oldukça yüksek, okul bırakma ve üniversiteye giriş oranları ise düşük seyretmektedir. 

    Eski ve mevcut hükümetler beyazların Aborjin topluluklarına yaptıklarından dolayı kendilerinden özür dilemeyi sürekli reddetmektedirler. Ayrıcak ATSIZ gibi Aborjinlerin en büyük organizasyonlarından birini yolsuzluk gerekçesiyle kapatmışlardır. 

    sonra böyle işte.

    hep aborjinler.

  3. KısayolKısayol reportŞikayet pmÖzel Mesaj
    Robinson_Crusoe
    Robinson_Crusoe's avatar
    Kayıt Tarihi: 06/Nisan/2007
    Erkek

    700 ton altın, bi tanıdığımda 8 ton altın var 3 tonu yurt dışında 4 tonu istanbul kapalı çarşıda 1 tonuda burada kullanıyor. Ve bu adam memleketimde ilk 100 girer, farka bak,


    Dünya üzerindeki canlıların, DNA zincirinde sadece dört Nükleotit bulunur, Her canlı varlık, bu dört temel yapı taşlarının değişik kombinasyonlarıyla yaratılmıştır, Bizim gen zincirimizde ise; Boşluklar vardır, Bunlar beşinci ve altıncı DNA Nükleotidir, Şu an gen aktarımını tamamladık, yeni bir tür yaratmayı başardık, Bu tür insan ile uzaylı melezidir,
  4. KısayolKısayol reportŞikayet pmÖzel Mesaj
    Baturay_Turkmen
    Baturay_Turkmen's avatar
    Kayıt Tarihi: 30/Mart/2011
    Erkek
    Robinson_Crusoe bunu yazdı

    700 ton altın, bi tanıdığımda 8 ton altın var 3 tonu yurt dışında 4 tonu istanbul kapalı çarşıda 1 tonuda burada kullanıyor. Ve bu adam memleketimde ilk 100 girer, farka bak,

    700 ton altın sadece yaptığı yardımların tutarı... o da sadece depremde yaptığı kayda geçen yardımlar :)


    Ne Mutlu Türk Doğana..
  5. KısayolKısayol reportŞikayet pmÖzel Mesaj
    CAgAtAy
    CAgAtAy's avatar
    Kayıt Tarihi: 15/Haziran/2008
    Erkek

    ne iş yapıyormuş bu dayımız :D


    Lider doğru işleri yapar; Yönetici işleri doğru yapar;
  6. KısayolKısayol reportŞikayet pmÖzel Mesaj
    Baturay_Turkmen
    Baturay_Turkmen's avatar
    Kayıt Tarihi: 30/Mart/2011
    Erkek
    CAgAtAy bunu yazdı

    ne iş yapıyormuş bu dayımız :D

     Kumluca ovası ve Eşen Çayının bereketi o günlerde de hayli fazlaydı ve buraların tek sahibi de Opramoasdı...  O dönem bütün ovanın geliri bu adama ait :) Bu gün bile orada binlerce sera var ... ve baya bi insana ekmek kapısı oluyor... antik dönemde ki yiyecek kıtlığına bakacak olursak oldukça iyi bir geliri olduğu ortaya çıkar ...


    Ne Mutlu Türk Doğana..
  7. KısayolKısayol reportŞikayet pmÖzel Mesaj
    WALLACEs
    WALLACEs's avatar
    Kayıt Tarihi: 17/Eylül/2005
    Erkek

    değerli abimiz bu devirde yaşasaydı kafasını kaşısa altın düşer çıkardı.


    TBT'ye Mescit istiyoruz.
  8. KısayolKısayol reportŞikayet pmÖzel Mesaj
    hsyN
    hsyN's avatar
    Kayıt Tarihi: 15/Şubat/2011
    Erkek

    bizim de var söylüyomuyuz, ayıp :/


    düşler düşünmekle tükenmez
  9. KısayolKısayol reportŞikayet pmÖzel Mesaj
    Gizem
    sLeymN
    sLeymN's avatar
    Kayıt Tarihi: 31/Mart/2008
    Erkek

    zenginin malı züğürdün çenesini 2000 yıl sonra bile yoruyor vay arkadaş :F 


    Cehennemin dibine kadar yolum var daha.. || Nasılsa her yalnız kendine sürgündür Asmera unutma.
  10. KısayolKısayol reportŞikayet pmÖzel Mesaj
    interfector
    interfector's avatar
    Kayıt Tarihi: 14/Haziran/2011
    Homo
    sLeymN bunu yazdı

    zenginin malı züğürdün çenesini 2000 yıl sonra bile yoruyor vay arkadaş :F 

     


    Aldanma insanların samimiyetine, menfaatleri için gelirler vecde, vaad etmeseydi allah cenneti, ona bile etmezlerdi secde..
  11. KısayolKısayol reportŞikayet pmÖzel Mesaj
    Baturay_Turkmen
    Baturay_Turkmen's avatar
    Kayıt Tarihi: 30/Mart/2011
    Erkek
    sLeymN bunu yazdı

    zenginin malı züğürdün çenesini 2000 yıl sonra bile yoruyor vay arkadaş :F 

    :) tabi böyle de yorumlanabilir ...


    Ne Mutlu Türk Doğana..
Toplam Hit: 4652 Toplam Mesaj: 49