Evrim Ve Bir Örnek

  1. KısayolKısayol reportŞikayet pmÖzel Mesaj
    Esconda
    Esconda's avatar
    Banlanmış Üye
    Kayıt Tarihi: 28/Eylül/2007
    Erkek

    PanxeR

    Madem bu dünyanın hem başı hem sonu hiç,Bu iki hiç arasında varlık olur mu hiç.Yoktan geldigine inaniyorsan hic varolmamissin demektir.

    Olmayan bi insanida artik kale almam gerekmiyor.


    https://t.me/pump_upp
  2. KısayolKısayol reportŞikayet pmÖzel Mesaj
    patates
    patates's avatar
    Kayıt Tarihi: 18/Haziran/2007
    Erkek

    Alın Yiğit Bulut'un bu ampulü yeniden icat ettiği, 150 yıllık kilise kökenli dandik argümanlarla yazdığı yazıya tokat gibi bir analiz;

    http://hayvanyasar.blogspot.com/2009/05/kosesi-olan-konusuyor.html

     

    Köşesi Olan Konuşuyor !

    Daha önce "Ağzı Olan Konuşuyor" başlıklı yazımda Yaşar Nuri Öztürk ve Süleyman Ateş'in Evrim Teorisi üzerine nasıl bilip bilmeden konuştuklarından bahsetmiştim. Bu yazımda da Vatan Gazetesi yazarı Yiğit Bulut'un son derece klişe ve darkafalılara yaraşır argümanlarla evrim teorisini nasıl çürütmeye çalıştığından bahsedeceğim. Ha bu arada belirteyim ki Yiğit Bulut, Bankacılık ve Finans mezunu, CNN Türk'te ekonomi yorumcusu ve söylemiş olduğum gibi Vatan Gazetesi'nde köşeyazarı...

    Yazar aklınca evrimi çürütme çabasını 28 Mayıs 2009 tarihli "Evrime İnananlara İnanamıyorum" başlıklı yazısında göstermiş ancak ondan önce 26 Mayıs 2009 tarihli "Kızım Neden Evlenmiyor" başlıklı yazısından kısaca bahsedeyim;

    Yazar bu yazısında kurmaca bir öykü sunuyor okuyucuya. Yolda yürürken karşısına yaşlı bir teyze ile torunu çıkıyor. Teyzenin torunu Yiğit Bulut'u tanıyor, biraz konuştuktan sonra da şakasına "Teyze bak bu beye istediğini sor, cevap verir." diyor. Teyze de "Madem her şeyi biliyorsun söyle bakalım benim 30'unu geçmiş kız torunum neden evlenemiyor?" diye soruyor. Yiğit Bulut da teyzeye kız torununun evleneceği adamda aradıklarını soruyor. Teyze sıralarken Yiğit Bulut da bu özelliklerin Türkiye'deki yüzdelerini hesaplıyor;

    1) Aylık 4.000 YTL'den fazla gelir. (Türkiye'de %20)

    2) 30-42 yaş arası. (Türkiye'de %20)

    3) Üniversite mezunu ve master yapmış. (Türkiye'de %10)

    4) Sigara içmeyen. (Türkiye'de %50)

    5) Boyu uzun. (Türkiye'de %20)

    6) Düzgün fizikli, kilosuz. (Türkiye'de %30)

    Teyzenin listesi böyle devam ediyor...

    Birbirinden bağımsız olayların olma ihtimali, olasılık değerlerinin çarpımına eşit olduğundan Yiğit Bey tüm bu özelliklerin olasılıklarını çarpıyor ve ortaya 8 binde-10 binde 1 gibi bir sonuç çıkıyor. Ki buna fiziksel, kültürel, bölgesel değerleri de eklersek kafadan 50 binde 1 diyor yazarımız. Yani teyzemizin torununun istediği özelliklerde bir erkek Türkiye'de 50 binde 1 bulunuyor. Türkiye'de 40 milyon erkek olduğuna göre, "40 milyon/50 bin" işleminden, Türkiye genelinde kız torunumuzun kriterlerine uygun sadece 800 erkek olduğu sonucuna varıyor yazarımız. Buraya kadar tamam güzeldir, doğrudur yazdıkları da sonrasında cozutuyor... Yazının sonunu şöyle bağlamış yazarımız;

    "Matematik olmaz der ama mucize gibi bir anda oluverir! Bilim buna kuantum, kaos, belirsizliğin çökmesi der, din ise kader! Olmaz denen bir anda oluverir! Sayıların bittiği yerde, bizim aklımızın ermeyeceği başka dinamikler başlar! Orası ayrı bir "tartışma" konusu, isterseniz o konuya da gireriz..."

    Oldu mu şimdi. Bağlaya bağlaya buraya mı bağladın bu hikayeyi ey Yiğit Bulut? Aynı şu "bilimsel düşünüyorum" havalarında olan ama tek yaptığı ümitsizce dini olaylara bilimsel destek aramak olan dincilerin yazıları gibi olmuş. İlk okuduğumda Harun Yahya'nın "sözde bilimsel" sitelerinden bir makale okumuş gibi, dinci bir kanalın belgeselini izlemiş gibi hissettim kendimi hatta.

    Herneyse... Asıl şok, yazarın bu yazıdan 2 gün sonra yazdığı, 28 Mayıs 2009 tarihli "Evrime İnananlara İnanamıyorum" başlıklı yazısıyla geliyor...

    O yazının tamamını koyuyorum şimdi;

    Evrime inananlara inanamıyorum!

    Sevgili dostlar, iki gün önce “kızım neden evlenmiyor” başlıklı yazıda “hayatta tesadüf olamayacağını” daha doğrusu “tesadüflerin” matematiksel olarak “nasıl imkansız” olduğunu “bir genç kızın” 40 milyon kişide “aradığını” bulma ihtimali üzerinden tartışmış ve “matematik olarak” imkansız görünenlerin, nasıl olabildiği noktasında konuyu bırakmıştım. Kaldığımız noktadan itibaren sizden birçok mesaj geldi. Çok önemli katkılarda bulundunuz...

    Bugün “aynı olasılık” hesaplarını “evrensel yasalara, doğaya, maddenin ve hücrenin yapısı” gibi konulara uygulamak istiyorum. Daha doğrusu iki kişinin, “minimum ortak aranan şartlarda” akıl-bilinç-istek-duygularını kullanarak dahi “birlikte olmalarının” matematiksel olarak ne kadar “zor” olduğundan yola çıkarak; “milyarlarca hücrenin mükemmel bir şekilde biraraya gelişini” tartışmak istiyorum. Kimilerine göre bu “bir zekanın bilinçli biraraya getirmesi”, kimilerine göre “random-raslantısal” bir “gelişme” yani “evrim”!

    Dostlarım, canlı hücre yapısını bırakın bir kenara “sadece bir atom” alalım, yanlış anlamayın “atomu da” örneklemede kullanmayacağım. Sadece içine bakalım ve “raslantı sonucu milyon yıllar sonucu oluştu” denilen “elektron” yapısını inceleyelim... Bir atom içinde en çok dikkat çeken nokta, çekirdeği elektrik yükünden oluşan bir zırh gibi kuşatan elektronların atomun içinde en ufak bir kazaya yol açmamaları! Olsa ne olur? Felaket olur! Madde olmaz! Biz olmayız!

    AMA... Felaket sınırında “dolaşan” matematiksel olarak “olması ihtimali” yüksek olan böyle bir kaza asla gerçekleşmez ! Matematiksel olarak “mümkündür” ama olmaz! Tüm işleyiş mükemmel bir düzen ve kusursuz bir sistem içinde devam eder. Çekirdeğin çevresinde saniyede 1.000 km. gibi akıl almaz bir hızla hiç durmadan dönen elektronlar, birbirleriyle bir kez bile çarpışmazlar! Birbirlerinden herhangi bir farkları bulunmayan bu elektronların farklı farklı yörüngelerde bulunmaları, son derece şaşırtıcıdır! Şimdi düşünün; atomdan, hücreden, atomların, hücrelerin “birleşmesinden” vazgeçtim, elektronlar “dahi” mükemmel bir “uyum içindedir” ve bu uyum “varoluştan” bugüne devam eder! Bu noktada başka bir örnek verelim. Yine hücreden, evrimden vazgeçtim. Yerde duran bir tahta parçası var. Üstünde bir tezgah var, usta matkapla “çalışıyor”! Şimdi soralım; matkabın çalışır halde yere düşüp “tahtayı” delme ihtimali ne? İstatistikler her ay o atölyede 3 kaza olduğunu ve yaklaşık her 10 çalışma gününde 1 “rastgele” delik açıldığını gösteriyor. Şimdi bir soru daha soralım; aynı deliğin yanına bir “menteşe” çakılması ihtimali ne? Yine istatistikler o atölyede son 3 yıl içinde sadece bir yani 1.000 günde 1 kez aynı yerde duran artık bir parçaya düşen bir “menteşenin” üstünden geçilmesi sonrası “son derece bozuk” bir şekilde takıldığını gösteriyor. Bu iki verinin anlamı; bir delik ve yanına bir menteşe takılması ihtimali 10 binde 1! Lütfen dikkat daha “pencere” falan yapmadık! Tahtayı kesmedik, deliklerini delmedik, menteşe takmadık!

    Sevgili dostlar, bu “gerçekler” ve bu “veriler” eşliğinde bir daha soralım; bir tahtanın bir “pencere” olma ihtimalinin “olmadığı” bir gerçek düzeyinde, tek hücrenin “bir zekanın müdahalesi” olmadan bugün gördüğümüz “mükemmel bizi” ortaya çıkarma ihtimali sizce kaç? Yorulmayın ben söyleyeyim; matematiksel olarak böyle bir “ihtimal” yok! Bu gerçeğe “dünyanın oluşumu”, “yer çekimi” gibi kanunların da oluşumunu ekleyin! Tekrar ediyorum; böyle bir “ihtimal” matematiksel olarak “ifade edilemez”! Biraz “matematik” bilen, evrim gibi bir “saçmalığa” asla inanamaz! Bana kendi başına “oluşan tek bir pencere” gösterin, ben de inanacağım!

    Sonuç: Yukarıda anlattığım çok “basit” veriler ışığında soruyorum; “sizce evrim” sonucu “bu hale gelmemiz” mümkün mü!

    ---------------Yazının Sonu---------------------Ahhh be Yiğit’im, ahh be… Sen neden bilmediğin sulara giriyorsun? Yazsana ekonomi üzerine bir yazı. Neyi kanıtlamaya çalışıyorsun? Tamam gazetede köşen var, istediğin gibi at koşturuyorsun köşende ama biraz dizginle o atını be Yiğit’im. Hadi tamam karar verdin oturduğun yerden evrim teorisini çürütmeye de neden bunu böyle klişe, böyle sığ argümanlarla yapmaya çalışıyorsun ki?Offf neyse başlayayım şimdi bu yazıyı analize;
    1) 2. paragrafta ne diyor yazarımız; “Bugün “aynı olasılık” hesaplarını “evrensel yasalara, doğaya, maddenin ve hücrenin yapısı” gibi konulara uygulamak istiyorum. Daha doğrusu iki kişinin, “minimum ortak aranan şartlarda” akıl-bilinç-istek-duygularını kullanarak dahi “birlikte olmalarının” matematiksel olarak ne kadar “zor” olduğundan yola çıkarak; “milyarlarca hücrenin mükemmel bir şekilde biraraya gelişini” tartışmak istiyorum. Kimilerine göre bu “bir zekanın bilinçli biraraya getirmesi”, kimilerine göre “random-raslantısal” bir “gelişme” yani “evrim”!
    O ünlemi gördünüz mü? “Evrim” dedikten sonraki ünlemi. Yazarın tüm paragraf artı o ünlemle yaratmak istediği etki şu; “Ben 2 bilinçli insanın bile birbirlerini bulmalarının, evlenmelerinin ne kadar zor olduğunu gösterdim size. Ama birileri çıkmış milyarlarca hücrenin mükemmel bir şekilde bir araya gelişini evrime bağlıyorlar. Saçmalığa bakın.

    Evet bu paragrafta anlatmak istediği bu… Peki ben ne anlıyorum?; Sayın Yiğit Bulut'un, sırf bu çok düşük olasılıkları aklı almıyor diye, tonlarca kanıtla desteklenen evrim teorisini kavramakta zorlandığını anlıyorum.

    2) 3. paragrafa bakalım; “Dostlarım, canlı hücre yapısını bırakın bir kenara “sadece bir atom” alalım, yanlış anlamayın “atomu da” örneklemede kullanmayacağım. Sadece içine bakalım ve “raslantı sonucu milyon yıllar sonucu oluştu” denilen “elektron” yapısını inceleyelim...

    Soruyorum arkadaşlar size; Elektronun, rastlantı sonucu milyonlarca yılda oluştuğuna dair bir düşünce duydunuz mu daha önce evrim üzerine okuduğunuz kaynaklarda? Ben hiç görmedim. Sayın Yiğit Bulut canlı evrimiyle kimyasal evrimi karıştırmış olacak. Bunun üzerine de 2 soru sormak lazım;

    1) Bu 2 cümleyi yazan bir yazar evrimi ne kadar biliyor olabilir?

    Cevabı: Oradan-buradan duyduğu, sadece okumuş olmak adına okuduğu 1-2 kitaptan öğrendiği kadarıyla…

    2) Madem evrim bilgisi "bu kadar", ne diye kendini zorlayıp da evrimi, daha ne olduğunu anlayamadığı bir şeyi çürütmeye çalışıyor?

    Cevabı: E işte yazımın başlığında diyorum ya; Köşesi olan konuşuyor!

    3) Yine 3. paragrafa baktığımızda şu cümleleri görüyoruz; “Bir atom içinde en çok dikkat çeken nokta, çekirdeği elektrik yükünden oluşan bir zırh gibi kuşatan elektronların atomun içinde en ufak bir kazaya yol açmamaları! Olsa ne olur? Felaket olur! Madde olmaz! Biz olmayız!
    Hmm… Bundan illa ki bir yaratıcı ve düzenleyici tanrı olduğu anlamı mı çıkmalı yani? Belki sadece şanslıyız. Öyle bir kaza olmadı, felaket olmadı, maddeler varoldu, biz olduk… Neden bu açıdan düşünmeyi değil de diğer açıdan düşünmeyi seçiyor yazarımız? İşine öyle geldiğinden mi acaba?
    4) 4. paragraf daha ne olup ne olmadığını anlamadan evrimi çürütmeye soyunanların tipik “Kusursuz düzen, 0’a yakın olasılıklar, kendi kendine olamayacak kadar düzenli” vb laklaklarıyla dolu. Tamam köşen var, istediğini yazıyorsun, masa başında evrimi çürütmeye soyunmuşsun da bari yeni bir şeylerden bahset, cami imamının söyleyeceği şeyleri söyleme…
    5) Geldik 5. paragrafa; “Sevgili dostlar, bu “gerçekler” ve bu “veriler” eşliğinde bir daha soralım; bir tahtanın bir “pencere” olma ihtimalinin “olmadığı” bir gerçek düzeyinde, tek hücrenin “bir zekanın müdahalesi” olmadan bugün gördüğümüz “mükemmel bizi” ortaya çıkarma ihtimali sizce kaç? Yorulmayın ben söyleyeyim; matematiksel olarak böyle bir “ihtimal” yok!
    Hadi oradan! Daha ağırını söylemek geliyor içimden ama “hadi oradan” ile yetinmem gerekiyor. Ne demek öyle bir ihtimal yok ya, ne demek yok? Fiziküstü olaylardan bahsetmediğimiz sürece evrende hiçbir olasılık 0 değildir. “Sayılarla aram iyi” diyen Yiğit Bulut bunu bilmiyor mu yoksa işine mi gelmiyor? Shakespeare eseri yazan maymun metaforunu bilir misiniz? Şöyledir; Eğer bir maymunu bir daktilonun başına oturtup yeterince zaman verirseniz, maymunun rastgele bastığı tuşlarla Shakespeare’in bir eserini yazması ihtimal dahilindedir. Tabii ki çok çok düşük bir ihtimaldir, aklımızın alamayacağı kadar düşük bir ihtimaldir hatta ama asla 0 değildir. Asla imkansız değildir. Bir ihtimale sadece çok küçük diye, sadece kendi aklınız, beyniniz almıyor diye 0 diyemezsiniz.
    6) Son maddede de şunu deşelim; “Tekrar ediyorum; böyle bir “ihtimal” matematiksel olarak “ifade edilemez”! Biraz “matematik” bilen, evrim gibi bir “saçmalığa” asla inanamaz! Bana kendi başına “oluşan tek bir pencere” gösterin, ben de inanacağım!
    Sonuç: Yukarıda anlattığım çok “basit” veriler ışığında soruyorum; “sizce evrim” sonucu “bu hale gelmemiz” mümkün mü!

    Cevap veriyorum; Evet mümkün.

    Bir de neymiş, biraz matematik bilen biri evrim gibi bir saçmalığa inanmazmış... Asıl ben bunu söyleyene inanamam. Yiğit Bulut'a evrim üzerine birkaç kitap okumasını tavsiye ediyorum... Neyse arkadaşlar; “Köşem var, yazarım kafama göre, kim tutar beni!” diyen Sayın Yiğit Bulut’un yazısını deşmenin verdiği rahatlıkla yazımı yavaş yavaş sonlandırmadan önce kendisine seslenmek istiyorum…
    Sayın Yiğit Bulut; Sizin bir ihtimali matematiksel olarak ifade edememeniz, aklınızın bu ihtimali almaması, ne bu ihtimali, ne de evrime dair tonlarca bilimsel kanıtı yok eder. Lütfen siz normal siyaset ve ekonomi yazılarınıza devam edin, evrim konusunu işin uzmanlarına bırakın…

    SON

  3. KısayolKısayol reportŞikayet pmÖzel Mesaj
    nakrenpasa
    nakrenpasa's avatar
    Kayıt Tarihi: 26/Mayıs/2008
    Erkek
    YA arkadaşlar boşuna kafanızı yormayın zaten evrim teori den öteye geçememiş bi tez.Mantıklı insanlar teorik şeylere inanmazlar.
  4. KısayolKısayol reportŞikayet pmÖzel Mesaj
    patates
    patates's avatar
    Kayıt Tarihi: 18/Haziran/2007
    Erkek

    nakrenpasa bunu yazdı:
    -----------------------------
    YA arkadaşlar boşuna kafanızı yormayın zaten evrim teori den öteye geçememiş bi tez.Mantıklı insanlar teorik şeylere inanmazlar.
    -----------------------------
    "Teori, gerçekliği kanıtlanmamış demek, kanun kanıtlanmış demek" kadar basit değil arkadaşım bu konular. Lisede öğrenilenlerle konuşmamak gerek...

    http://www.youtube.com/watch?v=eP292gdnEyA&feature=channel_page

    Atoma da inanmayalım bari :D

  5. KısayolKısayol reportŞikayet pmÖzel Mesaj
    NetBABA
    NetBABA's avatar
    Kayıt Tarihi: 18/Kasım/2005
    Erkek
    Herzaman gerçekleri kabul etmeyen insanlar olacaktır,olmak zorunda da zaten yoksa; gerçeklerin değeri anlaşılmaz onun için inanmayan arkadaşlarımı tebrik ediyorum!!!!

    Umudumu bu güne bağlamadım ki yarınım dan umutsuz olayım.
  6. KısayolKısayol reportŞikayet pmÖzel Mesaj
    illision
    illision's avatar
    Kayıt Tarihi: 09/Ekim/2005
    Erkek
    Ya madem evrim teorisi gerçek ozaman hayvanlarda neden kan gurubu yok. Bu Kan gurupları nasıl meydana gelmiş? Yada bu zeka bu yıldızlar bu kainat dünyayla sınırlı kalmayalım. Bu kainat içinde her şey kendi başına nasıl düzenli şekilde hareket ediiyor.Mesela orta parmağımızı okşuyoruz bişe çıkmıyorda afedersin şeyimi okşayınca nasıl çıkıyorr :) bu düzeni biri yaptı mutlaka.

    birgün olmasada birgün mutlaka
  7. KısayolKısayol reportŞikayet pmÖzel Mesaj
    HolySeclorum
    HolySeclorum's avatar
    Kayıt Tarihi: 08/Mart/2007
    Erkek
    Yazar: Nesrin Dabağlar

    Kayıp Tanrılar Nerede?

    İnsanoğlu geçmişte Dünya dışından etki ve müdahale görmüştür, bu müdahaleler hala devam etmektedir. 

    Yaradılışımıza dair geleneksel öyküyü hepimiz biliriz. Adem ile Havva, yılan-iblis, yasak elma, Nuh tufanı, melekler, şeytan, günahlar, cennet- cehennem gibi olgularla dolu dine dayalı eski var oluş hikayelerinin karşısına Evrim teorisi denen ve bilimsel platformda ciddi kabul gören bir sav çıktığından beri, yaratılış öyküsü ile Darwinizm savaşır durur. Çünkü dinler, bir yaradan tarafından ideal olarak birden yaratıldığımızı, Evrim ise tek hücreden bugüne dönüşerek ve evrimleşerek uzun zamanda kendiliğinden oluştuğumuzu söyler. 

    İnsanlığın kökeni ve gelişimiyle ilgili bu alışılmış düşünceler, 21.yüzyıl adına artık yeterli görünmüyor ve Evrim’cilik ve Yaratışcılığın yazdığı geriye dönük olası senaryoların verdiği cevaplar, tarafsız beyinlerde soruların tam karşısına oturamıyor. Çünkü iki taraf tüm kanıtlarını sunsa da parçalar arasındaki boşluk, bugünkü insanın dünya üzerindeki geçmişini mantıklı bir düzleme koymamıza engel oluyor. Şüphesiz ki eldeki somut verilerle gerçeğin tamamına erişmemiz henüz söz konusu değil ama bu durum, bizim bazı olasılıkları yok saymamızı gerektirmiyor. Sıra dışı senaryoların gerçek olabilme ihtimalini düşünmeden edemiyoruz. Geçmişimiz üzerinde tartışmaya, düşünmeye, araştırmaya elbette devam edeceğiz, ta ki somut ve tam gerçeğe ulaştığımızı bütün insanlık olarak kabul edene kadar. Tabii ki mevcut sistemik rantlara tehdit oluşturan sıra dışı fikirleri dile getirenlerin tarihte başına gelenleri bilmemize rağmen… 

    Metafizik olguların; insanın yaratılışına dair geleneksel bilgilerin içinde, tek tanrı tarafından yaratılmışlık ya da Evrimcilik kalıbından taşan bambaşka bir savunusu var ki, o da insanın yaratılışında bir takım dış etkilerin bilinçli müdahalesi olduğudur. Güncel söylemiyle UFO’lar ya da uzaylılar tarafından ademoğluna etkilerde bulunulduğu düşüncesi son yıllarda çok fazla taraftar buldu ve işte bu noktada son elli yıldır yaratışçılık ve evrimcilik söyleminden çıkıp metafizik bir bakış açısına yönelme yolu açıldı: 

    İnsanoğlu geçmişte Dünya dışından etki ve müdahale görmüştür, bu müdahaleler hala devam etmektedir. 

    Biraz sıra dışı gelse de bu iddia çok ciddi kanıtlarla her geçen gün daha fazla gerçekliğiyle karşımıza çıkıyor. Öncelikle arkeolojik keşifler reddedilemez durumda artık. Özellikle son otuz yılda, öncelikle çok da ciddiye alınmayan Daniken’den sonra Sitchin ayakları daha yere basan iddialarda bulundu. 12.Gezegen’le başlayan kitaplar dizisi bize Nibiru ve Anunnakiler kelimelerini tanıştırdı. Sitchin’in Dünya kronolojisi olarak hazırladığı liste, şimdiye kadar bildiğimiz her şeyin üstüne çizik atıyor ve bambaşka bir senaryo yazıyor: 

    Evrimimiz kendi doğal yolunda değil. 

    Gökyüzünden yere inen tanrılar, maymun kadının yumurtası ile kendi spermlerinden bir Adamu yarattılar ve üreyen yeni ırkla yeryüzünde medeniyetler kurdular, şehirler yönettiler. Geçmiş uygarlıkların kalıntıları ve genlerimiz onların izlerini taşıyor. Dünyalı ırk, Göksel tanrıların medeniyetleri için kölelik yaparken, uzaylı tanrılar birbirlerine düştüler, kavgalar ve savaşlar sonucunda yeryüzünden çekildiler ve insanoğlunu kendi kaderinle baş başa bıraktılar.(ya da biz öyle sanıyoruz!) Ve hala bizi yine “gözlemeleri”  ve kurtarmaları için dönmelerini bekliyoruz, Mesih, Mehdi, İsa ya da herhangi başka bir isimle… 

    Çözümlenen binlerce Sümer tableti sanki bir bilim kurgu filminin senaryosu gibi Sitchin tarafından önümüze atıldı, ister filmin kahramanlarından birini oynayın, ister sinema locasından patlamış mısır yiyerek seyredin! Seçim sizin… 

    Üstelik Sitchin bu konuda yalnız ve desteksiz de değil, Graham Hancock, Peter Thomson, D.S Allan gibi isimlerin arkeolojik ve kayıtsal araştırmaları mit olarak kabul edilen bazı gerçeklerin kabulünü sağlamaya yardımcı oldu. Çünkü sadece Sümer’ler değil, mevcut dinlerden önceki diğer eski mitlerin ve uygarlıkların gizemleri de, “dış müdahale” savunusunun altını hızla dolduran hikayeler içerir.  

    Uçan Tanrılar, insanla konuşan kanatlı melekler, gökyüzünde giden ateş arabaları, tanrının ateş saçan okları, denizin üstünde dolaşabilen, gökyüzünden insana korkunç seslerle seslenebilen tanrılar gibi mitsel olgular eskisi kadar hayal ürünü sayılmıyor artık. Hint - Maya - İnka –Sümer- Göktürk  vb. bir sürü yaratılış efsanesindeki göksel etkiler, birbirinden epey uzak coğrafyalarda bile ortak noktalar taşır. Birçok efsane ve mit; köklerimiz ve medeniyetlerimizin başlangıç noktasında göklerden gelen bir takım sıra dışı tanrısal olgulardan bahseder. Bu hikayelerde dünyayı ziyaret eden göksel tanrıların, birbiriyle gökte savaştığı, insanlara teknik ve yaşamsal bilgiler verdiği, insanlarla cinsel ilişkiye girdiği, dünyada medeniyetler ve hanedanlıklar kurduğu anlatılır. 

    Dünyanın pek çok yerinde hala ayakta kalan olağanüstü mimari taşıyan eserlerin nasıl yapıldığı gerçek anlamda bir sır. Mısır’daki piramitler, Lübnan’daki Baalbek, Bolivya’da Titicaca gölü yakınındaki Tiahuanaco, Peru’daki Machu Picchu, Kamboçya’daki, Angkor Wat tapınağı, Meksika ve merkez Amerika’daki büyük tapınaklar, Çin’deki piramitler örnekleri teşkil etmektedir. Türkiye’deki 8000 yıllık Çatalhöyük’te son derece iyi parlatılmış obsidiyen ayna, modern teknoloji ile yapılabilecek küçük delikleri olan taş boncuklar ve madenlerin eritilip kullanılması ile ilgili mevcut bilimin kabul ettiği hiçbir mantıklı açıklama yoktur. Somut arkeolojik eserler kadar bilim, matematik, astronomi, takvimler ve ezoterik bilgiler ile ilgili ilk kaynakların yolu hep gökyüzünden gelen tanrılara çıkar.

    Anunnakiler kimdi?

    Birçok uzman ve araştırmacıya göre Sümer tarihindeki anlatılar Tevrat’a oradan da İncil’e aksetmiştir. Ve Sümer yazıtları “dış müdahale”nin en ayrıntılı kanıtlarıdır. Sümer’lere göre; Güneş sisteminin bizim tanımadığımız bir gezegeni olan Nibiru ‘dan gelen Anunnaki’ler dünyadaki altını çıkarmak üzere işçi yaratmak istemiş. Dünyadaki ilkel dişinin yumurtası ve Anunnaki spermlerinin birleştirilmesi ile laboratuar koşullarında oluşan zigot, (bugünkü tüp bebek) taşıyıcı Nibiru kadının rahmine yerleştirilmiş ve güçlü maden işçisi yaratılmış (homo sapiens sapiens olduğu düşünülüyor). İlk yaratılan erkeklerden sonra taşıyıcı annelerin zorlanması sebebiyle kendi kendilerine üresinler diye ilk Adamu’nun hücrelerinden dişisi yaratılmış. Bu ilk yaratılan Anunnaki - insan melezi çiftinin kutsal kitaplardaki Adem ile Havva olduğu iddia ediliyor.

    Kendileri kadar uzun ömürlü ve zeki olmasını istemedikleri Adamunun yüzünden, Niburu’nun devrik komutanı Anu’un oğulları (Anu dünyayı iki oğlu arasında paylaştırmış)  Enlil ve Enki birbirlerine düşmüşler. Yeni oluşan insan ırkına yardım eden tanrı Enki olmuş. (zira Adem onun genlerini taşıyormuş) Adem ve Havva dünya yüzünde çoğalmış ve Anunnakilerden öğrendiği bilgilerle medeniyetler yaratmış. Sitchin’in kronolojisinde 300.000 yıl öncesinde başlayan bu yeni ırk M.Ö 11.000 de oluşan Tufana kadar, ilkel işçi Adamu’dan, düşünebilen, konuşabilen, üreyebilen, olağanüstü kentler kuran, astronomi öğrenen, matematik bilen, tanrıları adına savaşabilen, tanrılara benzemek için gökyüzüne çıkmanın ve ölümsüzlüğün sırlarını bulmaya çalışan, dünyasal hırsları olan insana dönüşmüş. 

    11.000. yılda olan (kaçıncı olduğunu tam bilmediğimiz) Tufanın sebebi; Sümer yazıtlarına göre geçiş gezegeni olan Nibiru’dur. (Yörüngesi 3600 yıldır) Onun geçişinden oluşan çekim alanından dünyada meydana gelecek etkiler Anunnakiler tarafından bilindiği için dünyalı Zuisudra, (muhtemelen Enki’nin dünyalı bir dişiden olan oğlu) Enki tarafından gizlice uyarılmış. (Enlil yaratılan Adamu ırkının yok olmasını istiyormuş) Zuisudra kendisi ve diğer canlılar için Enki’nin tarif ettiği gibi bir gemi yapmış. Tufan sonrası ise nehirlerin taşan sularına bentler yapıp, tarım ve yerleşim için Zuisudra’ya ve beraberindekilere yardım etmiş. Medeniyet yeniden oluşturulmuş ve tarım yeniden başlatılmış. Yeni medeniyet döneminde de kardeş komutanlar arasında devam eden güç ve paylaşım sorunları bitmek bilmeden uzun sürelerce devam etmiş hatta dünya üzerinde bilinen ilk Nükleer savaşa (Sodom ve Gomora) neden olmuş. Bugün kutsal kentler olarak bilinen pek çok şehir o zamanın uzay üstleri ve kritik komuta merkezleriymiş.( özellikle Kudüs) Altının üretim, kontrol ve ulaştırma merkezleri olmak üzere kurulan şehirlerde savaşlar olmuş. Sina çölünde bugün bile izleri olan ve uzaydan görülebilen etkiler bırakan savaş medeniyetin de sonunu getirmiş ve Anunnakilerin (M.Ö2023) dünya yönetiminden çekilmesine neden olmuş. Tevrat’ta Anunnakilerin adı Nefilimler olarak geçer ve İngilizceye “devler” olarak çevrilmesine rağmen gerçek kelime anlamı “gökten inenler” ve “gözcüler”dir.  

    Anunnakiler, yeryüzünden çekilirler fakat bıraktıkları ezoterik bilgiler binlerce yıl pek çok kültürün ve topluluğun içinde şifrelenerek saklanır. Bu grupların içinde Simyacılar, Mecusiler, Kabalistler, Gnostikler, Şövalyeler ve masonlar vardır. Masonluğun kurucusu kabul edilen Hiram Abif, 3000 yıl önce Küdüs’te Solomon tapınağını yaparken gerçek Anunnaki ile İsrailoğullarının YHVH adını verdiği tanrı arasındaki bağlantıyı biliyordu. Bu bilgisi yüzünden İsrailoğullarıyla ters düştüğü için öldürüldü. Ve bu bilgilerin hala sır olarak Masonlarda olduğu söylenir.  

    Eski mitlerden sonra var olagelen dinlerde ise dış dünya müdahalesi peygamberler aracılığıyla devam eder. Örneğin Ezekiel peygamber “ alevli bir arabayla” yukarıya kaçırılmıştır. (İncil 8. bölüm) Nuh ve Enoch’un da uzaya götürüldüğünden bahsedilir. Kutsal kitaplarda ve dinlerde yer alan Tanrı, melek, şeytan, günah, cennet, cehennem gibi olguların ilk çıkış noktaları dünya dışı varlıkların dünyalı ile oluşan ilişkisi sonucu meydana gelen olaylardadır. 

    Uzaylı tanrılar kendi aralarında paylaşım ve iktidar kavgaları yaparken insanoğlu da bu kavgalardan nasibini farklı şekillerde almış. Kendi bilinci yükseldikçe bağımsızlığı için verdiği tepkiler ortaya çıktıkça dost olan Anunnaki’lerden de yardım almaya devam etmiş. İyi tanrılar insana yardım ettiği için kötü tanrılar tarafından sürgüne gönderilmiş ve tarih her seferinde kazanan tarafından yeniden yazılmış.  

    Tanrıların çekildiği M.Ö 2023 den itibaren dünya çok hızlı değişimler gördü ve terk eden tanrıların adını kullanıp korku yaratarak, Adem ırkını kandıran güç merkezleri, kendi aralarındaki ittifaklarla 4000 yıl içinde inanılmaz ilerleme kaydettiler. Güç sahibi olanlar kiliselerle işbirliği yaparak yeni icatları kendi lehlerinde kullandılar. Zenginleştikçe halkı etkisiz hale getirdiler, aç kalmaktan korkan işçi sınıfı oluştu. Batı dünyası yüzyıllarca kilise engizisyonu altında inledi, binlerce kadın yakıldı, milyonlarca insan eğitimden, bilgiden uzak kaldı, bilgilenmeyi günah saydı. Bilimin, politikanın para tuzaklarına düşmesiyle oluşan dar görüşler, metafizik deneyimleri anormal, bilincin en önemli unsurlarını ise paranormal olarak karaladılar, bireysel bilinç uyuşturuldu ve toplu bilinç geriledi. Resmi ve maddeci bilim endüstriyel gücün elinde uşak oldu. Şehirsel yanlış büyüme, otobanlar, kutu gibi binalar, fabrika ve maden atıkları, çöpler, gürültü ve kirlilikle uçan araçlar doğal eko sistemimizi yok etti. 21. yy girdiğimizden beri kuantum düşünce ile fizik; bilinci yeniden keşfetmiştir, psikoloji insana bütünsel açıdan odaklanmıştır, tıp kendi kendini iyileştirme gerçeğiyle karşı karşıya kalmıştır. Doğal bilim, spiritüalizm, felsefe hak ettiği yere çıkmaya başlamıştır.  

    Metafizik ve tarihsel kayıtlara göre insanoğlu var olduğundan beri fiziksel olmayan varlıklardan bilgi almış, görüntüler görmüş, sesler duymuş eterik ya da etten kemikten varlıklarla karşı karşıya gelmiştir. Bu bilgilerin doğruluğunu kabul etmeden önce gerçekliğini kontrol etmeliyiz ve bunun yolu tüm bilgi felsefesi yöntemlerini verimli şekilde kullanmaktan geçer.(epistomoloji) Epistomoloji ise bizi eski mitlerden, kutsal kitaplardan, gen bilimden, coğrafyadan, arkeolojiden, tarihten, dilbilimden, astronomiden metafiziğe kadar geniş bir yelpazede gezdirir.  

    Bu gezintilerden birisi de DNA çalışmalarının takibidir. Science dergisince “kafa karıştırıcı buluş” olarak adlandırılan bir açıklama yapıldı. İnsan genetik yapısında bulunan 223 genin, genetik evrim ağacında bulunması gereken evrimsel öncelleri yoktu! İnsan, bu genleri nereden almıştı acaba? Bakteriden omurgasızlara ve nihayet modern insana doğru uzanan evrimsel gelişmede, bu 223 gen omurgasız aşamada hiçbir biçimde yoktu. Bu nedenle, bilim adamları bu genlerin varlığını açıklamakta zorlanıyorlar ve tahminlerde bulunmaktan başka bir şey yapamıyorlar. Daha önce yapılan çalışmalarda Mitokondriyal DNA ile yapılan tespitlerde tek bir kadından ürediğimiz kesinleşmişti ve 223 farklı gen açıklaması ile Evrim teorisi bir yara daha aldı.  

    Bilimsel çalışmalar birbirinden ilginç sonuçlarla her geçen gün dünya dışı varlıklar mitine bizi biraz daha yaklaştırırken son yıllarda raporlanan UFO olayları resmi olarak ülkelerce kabul edilmeye başladı. Geçtiğimiz yıl ülkemizde (Kumburgaz) Yalçın Yalman tarafından çekilen UFO görüntüleri araştırmalara göre bilinmeyen varlıklara ait. Kabul edilen bilinç henüz dünya dışı yaşamı kabul etmese de evrendeki yerine ait parçaları bir araya getiren yenilikçi ve bağımsız düşünürler çok boyutlu, bilinçli, çok varlıklı bir evrende yeni bir kozmolojiyi gözümüzün önüne seriyor.  

    Matematiksel gerçeklere göre de evrende yalnız olmamız mümkün değil. Bütün kanıtların gerçekliğine rağmen insan tarihinde gelişmiş dünya dışı varlıkların etkisini yok sayıp başımızı kuma gömmeye devam edebilir miyiz? Yoksa çok boyutlu ve bizden başka varlıkların da yaşadığı evren gerçeğini kabul etmeye başlayacak mıyız? Türümüzün bölünmüş kişiliğini doğal bütünümüze tamamlamaya çalışacak mıyız?  

    Kayıp Tanrılar şimdi neredeler, bizi ziyaret etmeye devam ediyorlar mı?  

    Bekleyip göreceğiz…

    Kaynak: http://www.indigodergisi.com/45/nesrin.htm


    Her Hakkım Saklıdır
  8. KısayolKısayol reportŞikayet pmÖzel Mesaj
    ShockMan
    ShockMan's avatar
    Kayıt Tarihi: 29/Eylül/2004
    Erkek

    Vaybe Sonuna Kadar Zevkle Okudum. Hatta Yazıcıdan Bastım, Arşivimde Saklıyorum. HolySeclorum Teşekkür ederim, Mitolojik Konulara Hastayım, Değerli Bilgiler Bunlar. Bu Arada Her kes Anlıyacağını Anlamıştır.

    Kısacası Kim Neye İnanıyorsa İnanmakta Hürdür. Kimsenin Kimsenin İnancına Hakaret Etme Gibi Bir Hakkı Yoktur. İster İslam Dinini Seçer, İster Budist, İsterde Hıristiyan Yada Ateist Yada Teist Olur. Sadece Şu Çok Önemli, Kişi Doğduğu Evin, Anne Babanın İnanışı Dahi olsa Sorgulamalıdır. Sorgulamak Günah Değildir. Bağnazlık Tam Aksine Günahtır....


    Net ortamı, tek tük de olsa iyi dostluklar sağlamışsa bile, vefasızlığı ile ünlüdür..!
  9. KısayolKısayol reportŞikayet pmÖzel Mesaj
    patates
    patates's avatar
    Kayıt Tarihi: 18/Haziran/2007
    Erkek

    illision bunu yazdı:
    -----------------------------
    Ya madem evrim teorisi gerçek ozaman hayvanlarda neden kan gurubu yok. Bu Kan gurupları nasıl meydana gelmiş? Yada bu zeka bu yıldızlar bu kainat dünyayla sınırlı kalmayalım. Bu kainat içinde her şey kendi başına nasıl düzenli şekilde hareket ediiyor.Mesela orta parmağımızı okşuyoruz bişe çıkmıyorda afedersin şeyimi okşayınca nasıl çıkıyorr :) bu düzeni biri yaptı mutlaka.
    -----------------------------
    1) Hayvanlarda kan grubu olmadığını nereden çıkardın? Onlarda da vardır çeşit çeşit kan grubu.

    2) "Bu düzen bu güzellikler kendi kendine olamaz" demek bilimsel bir argüman değildir. Kendi başlarına olma ihtimallerini aklının, beyninin almaması evrim teorisine dair tonlarca kanıtı yok etmez.

    3) İnsan sürekli merak eder. Ve bazen merak ettiği şeylere tam bir cevap bulamaz. O zamanlarda da bu merakın verdiği huzursuzluktan kurtulmak için, sadece o şeyi açıklamış olmak için (Yanlış bir şekilde olsa bile) bir şeylere inanır.

    İlk tanrılar da böyle çıktı zaten.

    Mesela mısır piramitlerine bakıp "bunu beyin gücüyle bilge insanlar yapmış zamanında" diyen newageciler de var, "uzaylılar yardım etmiş" diyen ufo manyaklar da var, kanıtlarına bakıp da "yoo piramitler insan gücüyle yapılamayacak şeyler değil ki, bu şehir efsanesi gibi bir şey" diyen bilimadamları da var...

  10. KısayolKısayol reportŞikayet pmÖzel Mesaj
    Yeah
    Yeah's avatar
    Kayıt Tarihi: 02/Ekim/2007
    Erkek

    illision bunu yazdı:
    -----------------------------
    Ya madem evrim teorisi gerçek ozaman hayvanlarda neden kan gurubu yok. Bu Kan gurupları nasıl meydana gelmiş? Yada bu zeka bu yıldızlar bu kainat dünyayla sınırlı kalmayalım. Bu kainat içinde her şey kendi başına nasıl düzenli şekilde hareket ediiyor.Mesela orta parmağımızı okşuyoruz bişe çıkmıyorda afedersin şeyimi okşayınca nasıl çıkıyorr :) bu düzeni biri yaptı mutlaka.
    -----------------------------

    yaa tamam savunun evrim teorisinin yanlışlığını falan ama, bilip bilmeden yapmayın bu işi gözünüzü seveyim...

    1. cümlenden sonra ki soruları ise 8 sayfa boyunca herkes sormuş ve aksi fikirliler cevaplamış, daha sen niye dalıyorsun ortaya diğer postları okumadan...

    yemin ediyorum kalite düşüyor böyle yaa...


    herşeyin kısası makbuldur; ulaşmak isteyen yesterfox_55@hotmail.com a mail atabilir...
Toplam Hit: 20143 Toplam Mesaj: 106